
Kusursuz Cinayet Olur Mu? I Buck Ruxton Davası
19 Şubat 2023 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
1930'lu yıllarda bir İngiliz doktor işlediği cinayetten sonra tüm delilleri ortadan kaldırmaya çalıştı.
Bunun için bedenlerden de kurtulması lazımdı.
O biraz daha ileriye giderek bedenlerin kime ait olduğunu belirtecek yerlerini de kaldırmaya çalıştı.
Bu şekilde bedenler bulunsa bile onun başına bir şey gelmeyecekti.
Yani kusursuz cinayeti hedefliyordu.
Illumination yani aydınlatmalarını görmeye hem de kız kardeşlerini ziyaret etmek için evinden ayrılmıştı.
Blackpool aydınlatmaları 1879 yılından beri sergilenen bir ışık festivalidir.
İnsanlar tarafından da ilgiyle ziyaret edilir.
Isabella da burayı görmek istemişti.
Işıklı festivali ziyaret ettikten sonra kız kardeşlerinin yanına gitti.
Saatler gece 23.30'u gösterdiğinde de Lancaster'daki evine dönmek için oradan ayrıldı.
Geç saatte eve geri dönmüş olması eşi Buck Raxton'ı deliye çevirmişti.
Buck onu bir erkekle aldattığını düşünüyordu.
Bu kıskançlık ve paranoya krizleri Isabella'nın da sürekli şiddet görmesine sebep oluyordu.
Son yaşanan bu olay artık Buck Raxton'ın iyice işleri çığırından çıkarmasına sebep olacaktı.
Buck Raxton 1899 yılında İngiliz sömürgesindeki Hindistan'ın Bombay şehrinde dünyaya geldi.
Ailesi orta sınıfa mensup.
Ekonomik durumu gayet iyi bir aileydi.
İlk doğduğunda adı Bugtya Rastomji Ratanji hakimdi.
Buck Raxton ismini İngiltere'ye taşındıktan sonra alacaktı.
Buck ailesinin ekonomik durumundan dolayı iyi eğitim alarak yetiştirildi.
Kendisi de zeki bir insandı.
O dönemin Hindistan'ında kaliteli eğitim alarak kendi yaşıtlarından farklı olarak büyüyordu.
Bu eğitimlerin sonucunda tıp okumaya karar verdi.
Aile de oğullarının kariyer planını destekliyordu.
Bu sayede Buck Rockston Bombay Üniversitesi'ne kayıt olmayı başardı.
Başarılı üniversite hayatından sonra 1922 yılında da mezun olup tıp diplomasını aldı.
Hemen ertesi yıl cerrahi lisans derecesini de üzerine ekledi.
Buck Rockston eğitim alanındaki çalışmalarını tamamlayınca Bombay Hastanesi'nde ebelik ve jinekoloji üzerine çalışmaya başladı.
İyi bir doktordu. Olduğu yerde durmayıp önce Basra daha sonra da Bağdat'ta çalışma hayatına devam etti.
1925 yılında da zengin Parsi bir ailenin kızı Motiba ile evlendi.
Bu evlilik görücü usulü bir evlilikte.
Aslında Raxton'ın istemediği bir şeydi.
Haliyle evlilik çok uzun sürmedi.
1926 yılında Raxton evli olduğu eşini arkasında bırakarak bir anda İngiltere'ye taşındı.
Henüz boşanmamışlardı.
Sadece adam kaçmıştı.
Yeni geldiği yerleşim yerinde de kendisini insanlara bekar olarak tanıtıyordu.
1927 yılında Edinburgh'a taşınarak burada yüksek lisansını yaptı.
Daha sonra da Londra'ya geçerek adını Buck Raxton olarak değiştirdi.
Buck yeniden başladığı hayatında bir doktor asistanı olarak çalışan Isabella Kerr ile tanıştı.
Isabella da aslında Buck gibi daha önce evlenmişti.
Ama o da henüz boşanmamıştı.
Onun da evliliği kısa sürmüş kendine yeni bir hayat çizmişti.
Yeni hayatında Buck Raxton ile tanışmıştı.
İkili birbirlerine ilk görüşte aşık oldular.
1930 yılında iyi giden ilişkilerinin ardından da evlenmeye karar verdiler.
Hemen adını Elizabeth verdikleri bir de kızları oldu.
İkili evlendikten sonra Londra'dan taşınarak Lancaster'a geldiler.
Burada Dalton Meydanı'nda hem tıbbi muayenehane hem de bir ev kurdular.
Buckraxton iyi bir doktor olduğu için yaşadığı bölgede kısa sürede saygınlığını arttırmaya başladı.
Herkes tarafından sevilen bir doktordu.
Bazen tedavi için parası olmayan insanlar geldiğinde Onlardan para bile almıyordu.
Bu yüzden bölgede yardımsever bir doktor olarak biliniyordu.
1931 yılında ikinci kızları Diani dünyaya geldi.
Bundan hemen iki yıl sonra da Isabella William adında bir de kızları doğdu.
Dışarıdan bakıldığında çok mutlu güzel bir aile görüntüsü vardı.
Ancak içeride bambaşka bir durum vardı.
Dışarıdan saygın, yardımsever ve aile babası bir doktordu.
Üç çocuklu aile örnek aile olarak gösterilebilir türdendi.
Bir de yanlarında hem ev işlerini yapan hem de çocuklarına bakan Mary Jane Rogers'ın adında genç bir çalışanları vardı.
Buck Raxton dışarıdan iyi görünürken içeride sürekli yaşadığı tedirginlikler ve endişeler yüzünden Isabella'ya dünyayı dar ediyordu.
Kadın birkaç kez çocuklarını da alarak yeniden Edinburgh'a gitme girişimlerinde bulunsa da Buck sürekli ağlayarak ve yalvararak eşinin dönmesini engelliyordu.
Isabella için burada yaşam hiç de iyi değildi.
Kocasının sürekli kendisini aldattığını düşünmesi ilişkinin akıbetini de kötüye götürüyordu.
Hatta bir keresinde Isabella dayanamayarak 1932 yılında intihar girişiminde bile bulunmuştu.
Bu girişimden sonra hamileyken de bir çocuğunu düşürmüştü.
Ruxton ailesi birkaç kez de polislik olmuştu.
Isabella onu şikayet ediyordu.
Buck Ruxton da her karakola gittiğinde karısının kendisini aldattığını söylüyordu.
Aslında böyle bir şey yoktu.
Tabi bu yaşanan karakolluk durumlar halkın kulağına da pek fazla gitmiyordu.
İyi görünen ailenin bazı sorunlar yaşadığını duymuşlardı sadece.
1935'te o olay yaşanmadan önce Buckrax'ın şüphelerini iyice arttırıyordu.
Isabella'yı Edinburgh'a kız kardeşini ziyarete yalnız göndermişti.
Edinburgh'da belediyede çalışan Robert Edmondson'la bir ilişkisinden şüphe duyuyordu.
Hatta ara sıra mektuplaştıklarını da düşünüyordu.
Isabella'nın kardeşlerinin her ziyaretini Robert'la görüşme girişimi olarak değerlendiriyordu.
Isabella'nın Eylül ayındaki bu ziyareti ipleri tamamıyla koparmıştı.
Eve geri döndüğünde onu kıskançlıktan canavarlaşmış Buck Raxton bekliyordu.
14 Eylül gecesi eve dönen Isabella büyük bir kavgayla karşılaştı.
Kavga o kadar büyüdü ki Buck eşinin yaşamına da son vermişti.
Buck Raxton'ın kıskançlıkları Isabella'nın sonu olmuştu.
Şimdi... Bu olaydan sel olması lazımdı.
Hizmetçisine 16 Eylül'e kadar eve gelmemesini söyledi.
Çocuklarını da güvendiği bir ailenin yanına kısa süreliğine teslim etti.
Ancak yanlarında çalışan Mary Jane eve gelme denmesine rağmen evine gelmişti.
Geldiğinde o kötü tabloyu görmüştü.
Buckraxton ortada bir görgü tanığı olduğu için onun da yaşamına son vermeye karar verdi.
Şimdi elinde iki cansız beden vardı.
İkisini de titizlikle bir küvette parçalara ayırdı.
Evindeki her halıyı kaldırdı.
Eğer birisi gelirse burada herhangi bir şey yaşanmış gibi görünmeyecekti.
Ruxton daha sonra parçaları bazı eşyalara sararak hep farklı yerlere bıraktı.
Böylece parçalar bulunsa da kime ait olduğu anlaşılmayacaktı.
Tam iki hafta hiçbir şey bulunmadan hayat bu şekilde devam etti.
Bu arada Buck Ruxton da herkese karısının ve hizmetçisinin kendisini terk ettiği yalanını söylüyordu.
Son zamanlarda aile içindeki yaşananları insanlar da duymuş olunca bu yalana çabucak inandılar.
29 Eylül 1935 sabahı da ilk parça meydana çıktı.
Susan Johnson adında bir kadın Gardenholm Lynn derisinin üzerinden geçen eski bir taş köprüde yürürken aşağıda bir şey sarılmış, bohça gibi bir şey gördü.
Merakla gidip içine baktığındaysa çürümekte olan bir insan kolu karşısına çıktı.
Yürüyüş yaptığı bu bölge Dan Fry's şaire bağlıydı.
Hemen polis karakoluna giderek bu gördüklerini anlattı.
Polisler kalıntının bulunduğu yere geldiğinde diğer parçalarını da bulabilmek adına kapsamlı bir çalışma başlattılar.
Çevrede yapılan araştırmalar sonunda farklı farklı yerlerde bir şeylere sarılmış başka parçalarda bulunuyordu.
Bir yerde bacak, bir yerde kafa, bir yerde leğen kemiği.
Polislerin elinde toplamda 70 parça kalıntı vardı.
Resmen bir puzzle gibi birleştirilmesi gerekiyordu.
Kaç insana ait olduğu ancak bu şekilde anlaşılabilirdi.
Bazı parçalar 15 Eylül tarihli bir gazeteye sarılmıştı.
Böylelikle en azından cinayetin zamanını tahmin edebilmişlerdi.
Ayrıca bazı kıyafet parçaları da vardı.
Tüm kalıntılar toplanarak adli morga gönderildi.
Asıl zor iş şimdi başlıyordu.
Bu arada ilk başlarda kalıntıların bir kadın ve bir erkeğe ait olduğu düşünülüyordu.
Gazetede böyle bir haber çıkınca, bak Ruxton da rahatlamıştı, planının işe yaradığını düşünüyordu.
Ancak adli tıp uzmanları incelemeleri ilerlettiğinde bunu yapanın kesinlikle bir tıp uzmanı olduğunu anlamışlardı.
1 Ekim'de kalıntılar adli bilimciler John Gleister ve Gilbert Miller tarafından incelenmeye başlandı.
İki bilim insanının önünde 70 parça vardı.
Dünyanın en zor puzzle'ı önlerinde duruyordu.
İlk yapılan incelemelere göre iki bilim insanının ortak vardığı sonuca göre kalıntılar farklı boy ve yaştaki iki kadına aitti.
Kalıntılarda bariz bir şekilde gözlemlenen yaralanmalar vardı.
Öyle görünüyor ki katil tanınmamalarını sağlamaya çalışmıştı.
Bunun içinde dişler, gözler, kulaklar, dudaklar bedenden çıkarılmıştı.
Ayrıca doğum lekeleri, ameliyat izleri, aşı izleri gibi ayırt edici özellikler de çıkarılmıştı.
Bulunan kalıntıların parmaklarında hiçbir parmak izi de belli olmuyordu.
Onlar da soyulmuştu.
Yalnızca birisinden çok kısmi bir parmak izi alınabildi.
bırakın kim olduklarını tespit etmeyi neredeyse bir insan bile olduklarını kanıtlamak zordu.
Bu şekilde kalıntıların kime ait olduğunu tespit etmek çok zordu.
Katilde eğer cesetlerin kimliği tespit edilmezse cinayetin de olmayacağı üzerine düşünüyordu.
Doğru düzgün tek delil kalıntıların düzgün bir şekilde neşter aracılığıyla kesilmiş olmasıydı.
15 Eylül tarihli bir gazeteye sarılmış olan bir kalıntı olsa da tam olarak ne zaman olduğunu da belirlemek lazımdı.
O dönemlerde Yeni yeni gelişmekte olan ve ileride cinayet dosyalarında sıkça kullanılacak bir yöntem geliştiriliyordu.
Böceklerin türemeye başladığı ve büyümeye başladığı zamanlar takip ediliyordu.
Adli entomologlar bir beden üzerinde kurtçukların ne zaman çıkmaya başlayacağını öğrenmeye başlamışlardı.
Bu durumda kurtçukların büyüklüklerine göre cinayetin ne zaman işlenmiş olduğu anlaşılabiliyordu.
Bu olaydaki zaman çizelgesini çıkarmak için kalıntılar Edinburgh Üniversitesi anatomi bölümüne nakledildi.
Zaman çizelgesinin de çıkarılması için Glasgow'dan getirilen Alexander Mears adlı bir adli entomolog görevlendirildi.
Dr. Mears'ın yaptığı gözlemlere göre oluşan kurçuklara göre kalıntıların hayatını kaybetmesi yaklaşık 12 ile 14 gün öncesinde olmuştu.
Demek oluyor ki 15-17 Eylül tarihlerinde bu iki kadın hayatını kaybetmişti.
Bu davadaki en önemli detaydı.
Geriye dönük kayıp ihbarlarına artık bakılabilenirdi.
Bunların yanında davanın başındaki adli bilimciler incelemelere göre bulunanlardan birisinin 35-55 yaşlarında olduğunu diğerinin ise 18-25 yaşlarında olduğunu bulabildiler.
Adli tıp tarafında incelemeler bu şekilde devam ederken dedektifler de bir yandan cinayet soruşturmasını başlatmışlardı.
Kalıntıların bulunduğu yer hesaba katılınca yol bir ana yol olarak görülüyordu.
Buna bağlı olarak bulunduğu bölgedeki birisini yapmış olmayacağını düşündüler.
Dedektiflere göre başka bir yerde bu olay yaşandı ve ana yoldan geçerken çuvallar buralara atıldı.
Bununla beraber kalıntıların sarılı olduğu gazetenin bulunması çok çok önemli bir detaydı.
Çünkü Sunday Graphic adlı gazetenin 15 Eylül 1935 tarihli sayısının bazı sayfaları yalnızca İngiltere'nin More Can Be ve Lancaster bölgesi için basılıp
dağıtılan sayfalardı. O sayfalar 15 Eylül'de hatıra amaçlı basılmıştı.
Bu da kurbanların ve katilin Kuzeybatı İngiltere'de yaşadığını göstermekteydi.
Soruşturmada ilk başladığı yer olan Dunfryshire Polis Departmanı Scotland Yard ile iletişime geçerek soruşturmanın bir yandan da orada devam etmesini sağladı.
Scotland Yard'dan müfettiş Jeremiah Lynch 15 Eylül tarihinde raporlanmış kayıp ihbarlarına bakılmasını emretti.
Yapılan incelemelere göre kurbanların kıyafetlerinde Çocuk taşıyabilecekleri türden bir de bez parçası vardı.
Yani iki kadında anne olabilirdi.
Kayıp raporlarında hem kadın hem anne aranacaktı.
Bu arada Buckraxton 20 Eylül'de polislere giderek karısının kendisini terk ettiğini bildirmişti.
Zaten polisler daha önce karısının terk etme girişiminde bulunduğunu bildiği için bu durumu tamamıyla göz ardı ettiler.
Zaten resmi bir kayıp ihbarı da oluşturulmadı.
Tabi bir yandan Mary Jane Rogers'ın da piyasada yoktu.
Raxton'ın bunun içinde çözümü vardı.
Morecambe'in kasabasına giderek Rogers'ın ailesiyle görüşme sağladı.
Aileye kızlarının birisinden hamile kaldığını ve eşi Isabella ile kızlarının kürtaj yaptırmaya gittiğini söyledi.
Polisle de irtibata geçmemeleri gerektiğini üstüne basarak ifade etmişti.
Çünkü o dönem İngiltere'de çocuk aldırmak yasaktı ve büyük bir suçtu.
Rogers'ın ailesi de masumca bunu kabul etmek zorunda kaldılar.
Aradan 10 gün geçmiş ve kızları...
Hala gelmeyince Rogers'ın ailesi 1 Ekim'de bu kez de Buck Rockston'ın muayenehanesini ziyaret ettiler.
Rockston endişelenecek bir şey olmadığı konusunda hala ısrarcıydı.
Söylediğine göre karısıyla Mary Jane onun parasını çalıp da gitmişti.
Haliyle para bitince mecburen ikisi de geri dönecekti.
Rogers'ın ailesi Bodrum'a çok fazla şüpheyle yaklaşınca dayanamayıp karakola gidip resmen kızları hakkında kayıp ihbarında bulundular.
Bundan sonra 4 Ekim'de Buck Rockston'da karakola gidip karısı hakkında resmi ilk kayıp ihbarında bulundu.
Kayıp ihbarları geldikten sonra polisler 9 Ekim'de Rogers'ın ailesini ziyaret etmeye karar verdi.
Bulunan kalıntıların üzerinde bazı giysiler vardı.
Rogers'ın ailesine yanlarında getirdikleri bir giysi gösterdiler.
Aile giysinin koltuk altındaki yamayı görür görmez bunun kızlarına ait olduğunu direkt anladı.
Kızlarını en son 14 Eylül'de görmüşlerdi.
Polislerin elinde bir de çocuk tulumu vardı.
Bunu gösterdiklerinde kime ait olduğunu bilmediklerini söylediler.
Polisler bir yandan kızları hakkında bilgi de alıyorlardı.
Mary Jane'in Buck Raxton adındaki bir doktorla birlikte çalıştığını öğrendiler.
Buck Raxton'ın adı böylelikle ilk kez dava dosyasına geçmeye başlamıştı.
Rogers'ın ailesi tulumun kime ait olduğu sorulması için Isabella ve Mary Jane'in arkadaşı olan Edith Holm'e gidilmesini söyledi.
Edith Holm de tulumu görür görmez kendisinin Rockston ailesinin çocuklarını hediye için aldığı tulum olduğunu direkt anladı.
Polisler Buck Rockston hakkında artık araştırma yapmaya başladılar.
Ara sıra Rockston'ın yanında çalışan bir kadını bulup ona bazı sorular yönelttiler.
Kadına göre 15 Eylül'de Rockston'ların evine gelmiş ve her yer darmadağınıktı.
Etrafta lekeli halılar ve lekeli bir küvet görmüştü.
Buck Raxton, Agnes Oxley adlı diğer hizmetçisine etrafı temizlemesini emretmişti.
Hizmetçiye söylediğine göre kendisi de yapabilirdi ama elini kapıya sıkıştırdığı için eli sarılıydı ve bu temizliği yapamayacaktı.
Dedektifler, Buck Raxton'ın yaklaşık bir ay önce eşinin kayıp olduğunu polislere bildirdiğini keşfetti.
Ama bu ihbarın gayri resmi olduğunu tespit ettiler.
Araştırmalarına göre kayıp ihbarı verilen Isabella Raxton'ı son görende yine eşi Buck Raxton'dı.
Bu arada geysiler ile ilgili durum bölgede duyulunca Buckraxton yeniden karakola gitti.
Polislere bulunan cansız bedenlerin eşine ve hizmetçisine ait olma ihtimaline çok üzüldüğünü dile getirdi.
Bununla birlikte kendi tıbbi saygınlığını da sarstığını söyledi.
Çünkü çıkan söylentilere göre Hulk ağzında şüpheli sıfatındaydı.
Hemen polislerden önce hareket ederek evlerini kendi isteğiyle aramalarını rica etti.
Böylelikle cinayetten şüpheli olmaktan kurtulacak ve adını aklayacaktı.
Ruxton tüm bu söylenenleri de gözyaşları içinde polisler anlatıyordu.
Polisler ve Ruxton eve giderlerken Ruxton artık baş şüpheli sıfatındaydı.
Bunu yalnızca kendisi bilmiyordu.
Polisler evin olduğu yere geldikten sonra etrafta komşularıyla da konuşmaya gittiler.
Komşulardan bir aileyle Ruxton'ın 15 Eylül'de irtibat kurulu ortaya çıktı.
Ruxton komşularından evinin yeniden dekorasyonu için yardım istemişti.
Kendi eli sarılı olduğu için tek başına yapamıyordu.
Onlara da lekeli bir halı ve elbise vermişti.
Eğer temizlerlerse kendilerinin olabileceğini söylemişti.
Dedektiflerin sorguya götürmeleri için bu kadar delil şimdilik yeterliydi.
Zaten somut bir delil evde veya yakınlarda yoktu.
12 Ekim günü Buck Rockston Lancaster polisi tarafından cinayet suçlamasıyla gözaltına alındı.
Bu gözaltı sayesinde evde rahat bir şekilde inceleme yapılabilecekti.
Rockston evi ne kadar temizlerse temizlesin.
Bazı yerlerde kan lekeleri keşfediliyordu.
Bulunan kalıntılardan kısmi alınan parmak izi de evde neredeyse tüm eşyaların üzerindekilerle eşleşti.
Bunun dışında lavabo giderinde insan yağı tespit edildi.
Sorgulamalar sırasında bu soruların hepsi Ruxton'a soruluyor ve 14-17 Eylül tarihleri arasında nerede olduğu soruluyordu.
Ruxton evinde bulunan bu delillerin de hiçbirini kabul etmiyordu.
Zaten eli kuvvetliydi.
Sonuçta ortada karısına ve hizmetçisine ait olan bir ceset de yoktu.
Sadece kalıntıların onlara ait olabileceğine dair iddialar vardı.
Evet belki parmak izi de bulunmuş olabilirdi.
Ama bu eve gelen herhangi birisi de olabilirdi.
Kalıntıların kimliklerinin tespit edilemiyor olması Buck Raxton'ın eline hep kuvvetli tutuyordu.
Ancak 5 Kasım'da adli bilimciler Dr.
Miller ve Prof. Glister kalıntılardan en azından bir tanesinin parçalarını birleştirmeyi başardı.
İki uzman adli bilimci çok önemli bir yapbozu çözmüşlerdi.
Birleştirilen parçalarla oluşturulan kafa röntgen aracılığıyla ortaya çıkarılmaya çalışıldı.
Ortaya çıkan sonuçla Buck Raxton'ın evinde bulunan eşinin fotoğrafı birebir aynı oturuyordu.
Bu kafatası bir ay önce kayıp ihbarı verilen Isabella Ruxton'a yani Buck Ruxton'ın eşine aitti.
Öte yandan başka bir profesör bulunan kalıntıların ışığında bir ayak modellemesi yapabilmişti.
Bu ayak da Mary Jane'in ailesinin evinde olan ayakkabıya tam giriyordu.
Yine bu çalışma Isabella Ruxton için de yapılmıştı.
Buck Ruxton için artık çember iyice daralmıştı.
Buck Ruxton hiçbir suçlamayı kabul etmese de 2 Mart 1936 tarihinde mahkemeye çıkarıldı.
Ruxton ilk duruşmasında suçu kabul etmeyince yargıç jüri atanmasına karar verdi.
Dava tam 11 gün sürdü.
Bu 11 gün içerisinde mahkemeye adli deliller sunuluyor.
Bir yandan da Ruxton'ın avukatı bütün suçlamaları reddediyordu.
Tartışmalarla geçen 11 günün ardından jüri Buck Ruxton'ın cinayetten suçlu olduğuna kanaat getirdi.
Yargıç Singleton'da Buck Ruxton'ın ölüm cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi.
Ruxton ve avukatı bu karara itiraz ettiler.
Avukat, müvekkilinin üzerine atılan suçlamaların birer dedikodu olduğunu öne sürüyordu.
Ortada net bir delil yokken bu kararın alınmasının yanlış olduğunu savunuyordu.
Ama 27 Nisan 1936 günü karar üst mahkemeden de onanarak resmiyet kazandı.
Bir yandan Buck Raxton'ı bölgede tanıyan, ona minnet duyan insanlar asla böyle bir şey inanmıyordu.
Raxton'ın idamını engellemek için 10 bin imza bile topladılar.
Tüm uğraşlara rağmen.
Buck Raxton'ın işlediği suçtan dolayı sona gelmişti.
12 Mayıs 1936 sabahı asılarak cezası infaz edildi.
Yapılan kapsamlı araştırmalara rağmen Mary Jane Rogers'ın bedeni tam olarak bulunamadı.
Bırakıldığı nehirde kaybolduğuna inanılıyor.
Buck Raxton'ın suçu işlediği dairesi de yıllarca boş kaldı.
1980'de tadilattan geçirilerek bir ofis olarak kullanılmaya başlandı.
Ayrıca evin banyosunda bulunan, Raxton'ın bedenleri ayırmak için kullandığı küvette Buradan çıkarılarak Lancaster Polis Müzesi'ne konuldu.
Ruxton'ların çocukları hakkında pek bir bilgiye de ulaşılamadı.
Aile darmadağın olduktan sonra yetimhaneye verildiler ve ondan sonraki akıbetleri hiçbir zaman bilinmedi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
