
Kurbanlarından Kek Yapan Kadın Seri Katil - Leonarda Cianculli
30 Ocak 2023 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Leonardo Cianciulli 1893 yılında o zaman İtalya krallığına bağlı olan Montella'da dünyaya geldi.
Daha ilk annesinin rahmine düştüğünden beri ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaktı.
Anne Emilia di Nolfi, Mariana Cianciulli adında birisi tarafından tecavüze uğramıştı.
Ailesinin baskısıyla kendisine bunu yapan bir adamla da evlenmek zorunda kaldı.
Kadın böyle berbat bir hayat yaşadığı için çok öfkeliydi.
Kızı Leonardo doğunca da öfkesini ondan çıkarmaya başladı.
Resmen kızından nefret ediyordu.
Bu yüzden ona çocukluğundan başlayarak çok kötü davranıyordu.
Daha sonra Emilia'nın kötü eşi Mariano hayatını kaybetti.
Emilia yeniden evlense de kızından nefret etmeye her zaman devam etti.
Bu da Leonardo daha genç yaşlardayken iki kez intihara teşebbüs etmesine neden oldu.
Leonardo böyle kötü bir annenin elinde büyümeye çalışıyordu.
Aile gittikçe yoksullaşmıştı.
Yaşadıkları hayat çok kötüydü.
Genç Leonardo da bundan kurtulmak istiyordu.
İlerleyen yıllarda 1917'de 24 yaşındayken annesine karşı gelerek bir sicil memuru olan Raffaele Pansardi ile evlenmeye karar verdi.
Normalde annesi onu görücü usulü kuzenlerinden biriyle evlendirmek istiyordu.
Ama kız buna karşı çıkmıştı.
Tabi bu baskın anne kızına yine hakaretler ederek nikahına bile katılmayı reddetti.
Belki bu evlilik onu hem annesinden hem de yoksulluktan kurtarabilirdi.
1921 yılında Loria Pantenza'ya taşındılar.
Burada 1927 yılında Leonardo hırsızlıktan hapishanenin yolunu tuttu.
Daha sonra tekrar serbest kaldı.
Hapisten çıktıktan sonra...
Avelino, Lacedonia'ya taşındılar.
Şanssızlık peşlerini bırakmıyordu.
1930 yılında İrpinya depremi olarak bilinen büyük bir depremde birçok kişi gibi evsiz kaldılar.
Kötü şans peşlerini bırakmıyordu.
İkilinin çocuk hayalleri de hep böyle sonla bitiyordu.
Leonardo 17 kez hamile kalmasına rağmen sadece 4'ü büyüyebildi.
3'ünü düşük yaptı, diğer 10 tane bebekte hayatını bebekken kaybetti.
Leonardo bu yüzden hayatta kalan 4 çocuğuna çok bağlıydı.
Yaşadığı çocuk kayıplarını da annesine bağlıyordu.
Annesinin izni olmadan evlendiği için kendisine beddua ettiğini düşünüyordu.
Bu yüzden çocuklarını annesine asla göstermek istemiyordu.
Evsiz kaldıktan sonra bu kez de Koregyo'ya taşındılar.
Asıl her şey burada başlayacaktı.
Küçük bir dükkan sahibi oldular.
Bölgedeki halk tarafından seviliyorlardı.
Dükkanı işleten Leonardo'ya insanlar saygı duyuyorlardı.
Hem dükkanda yaptığı sabunları satıyordu hem de yarı zamanlı falcılık yapıyordu.
Tabii çocukların hep kaybetmiş bir anne olarak ciddi psikolojik sorunları da oluşmuştu.
Her zaman bir korkuyla yaşıyordu.
Kaygı bozukluğu oluşmuştu.
Leonardo kendisi gibi bir falcı ile görüşüp geleceğini merak ediyordu.
Çocukları sağ salim yaşayacaklar mı öğrenmek istiyordu.
Falcı kendisine çocuklarının geleceğinin olmadığını söyleyince kadın iyice korkmaya başlamıştı.
Falcı Leonardo'nun sağ elinde hapishane sol elinde ise tımarhane gördüğünü söylemişti.
Bir de üzerine 2. Dünya Savaşı patlak vermiş 1939 yılında en büyük oğlu Giuseppe orduya katılmaya karar verince ipler iyice gerilmişti.
Leonardo oğlunun orduya katılmasını hiç istemiyordu.
Çünkü bu bir savaştı ve ölme ihtimali yüksekti.
Oğlunu uzaktan tek bir şekilde koruyabileceğini düşünüyordu.
Bu da Tanrı'ya kurban vermekti.
Ama kurbanlar insanlar olacaktı.
Sıradan bir sabun üreticisi kadının aklı öyle bir noktadaydı ki bunu bile gönül rahatlığıyla düşünüyordu.
Şimdi ilk kurbanını aramaya başlama zamanıydı.
Yoksa oğlunu koruyamazdı.
Leonardo'nun ilk kurban olarak seçtiği kişi evli olmayan ve evlenmek için eş arayan yaşlı bir kadın olan Faustina Setti'ydi.
Kadının yanına giderek kendisine iyi, zengin bir eş bulduğunu söyledi.
Faustina bu duruma heyecanlanmıştı.
Kadının kendi dükkanına gelmesini ve bunu da kimseye söylememesini sağladı.
Setti de aynen öyle yaptı.
Ayrıca dükkanda kadına, ailesine ve akrabalarına iyi olduğunu, Evlenmek için başka bir yere gittiğine dair mektuplar yazdırdı.
Her şeyi iyi planlamıştı.
Setti dükkandayken de kendisine şarap ikram etti.
Tabii ki şarabın içinde bayıltıcı bir ilaç vardı.
Bunun üzerine şarabı içen kadın orada baygın bir şekilde yere yığıldı.
Sonra da kadını baltayla dokuz parçaya ayırdı.
Bir tencereye koydu ve sabun yapmak için kaynatmaya başladı.
Sabun olmayacak parçaları da fırında kurutarak kek yapmaya karar verdi.
Bu ürünleri de gelen müşterilere gözünü kırpmadan satmaya başlamıştı.
Zaten kadın evlenmek için başka bir yere gittiğine dair mektup yazdığından onu arayan da kimse yoktu.
Ailesi Faustina Setti'ye evlenmiş hayatını yaşıyor zannediyordu.
İkinci kurbanını tam bir yıl sonra 1940 yılında seçti.
Bu kez seçtiği kurban yurt dışında öğretmenlik yapmak isteyen birisiydi.
Francesca Suavi isimli kadını yurt dışında eğitim fırsatıyla dükkanına çağırmıştı.
Ona da herkese yurt dışına çıktığını bildiren mektuplar yazdırdı.
Sonra da yine o şarabından bir kadeh doldurdu.
Francesca da aynı şekilde sabun ve kek olmak üzere fırınlara ve tencerelere atıldı.
Bu arada her iki kadından da bu imkanları sağlamak adına para alıyordu.
Yani hem kendisine kurban ediyor hem de paralarını alıyordu.
Üçüncü kurban olarak bilinen bir soprano sanatçısı olan Virginia Sassioppo'ydu.
O da Floransa'da çalışma vaadiyle kandırılmıştı.
Sanatçı olduğu için diğerlerine göre daha zengindi.
Ondan diğerlerine göre daha çok para aldı.
Artık sabun ve kek işinde de uzmanlaşmıştı.
Bu sefer farklı pişirme yöntemleriyle çalışarak kadının daha iyi olacağı bir tarifi yapmıştı.
Gerçekten de sattığı kekler ve çörekler çok tutmuştu.
tadının diğerlerine göre çok daha tatlı olduğunu düşünüyordu.
Ancak üçüncü kurbanda da yaptığı gibi mektuplara sonunda inanmayan birisi çıkmıştı.
Virginia'nın ablası kardeşinin bir mektupla şehir değiştirdiğine asla inanmamıştı.
Üstelik bu gidişten hemen önce şans esiri Leonardo Cianciulli'nin dükkanına girerken görmüştü.
Durumu hemen polislere bildirerek kardeşinin Floransa'ya gitmesinden şüphelendiğini dile getirdi.
Bu arada mektuplar gerçekten de söylendiği yerlerden geliyordu.
Leonardo'nun oğlu mektupları sözde yazıldığı yere gidip oradan gönderim yapıyordu.
Diğer aileler bu yüzden şüphelenmemişlerdi bile.
Polisler dükkan sahibiyle ilgili araştırma yapınca şehri terk edenlerin mallarını sattığını da öğrenmişti.
Artık sona gelmiş oldu.
İnandığı batıl inançlar yüzünden üçüncü kurbanı son olmuştu.
Polisler kadını sorguya çektiklerinde her şeyi reddediyordu.
tam savaş şartlarında yakalandığı için davası da bir türlü görülemiyordu.
Dükkanda yapılan incelemelerde hiçbir delil yoktu.
Kadının sadece itiraf etmesi gerekiyordu.
Canculli tutuklu olarak 1946 yılına kadar beklemek zorunda kaldı.
Savaş bitmiş, Nazi Almanyası kaybetmişti.
Savaş suçu gibi yargılamalardan sonra sıra anca ona gelebilmişti.
1946 yılında mahkeme suç ortağı olarak oğlunu işaret ettiğinde onu korumak için tüm suçun kendisinde olduğunu sonunda itiraf etti.
Üç cinayeti de detaylıca anlattı.
Nasıl yaptığını, neler yaptığını ve nasıl sattığını anlatıyordu.
Dinleyenler şok olmuştu.
Belki de dinleyenler arasında bu kadının keklerinden yemiş olanlar da olabilirdi.
Bu çok dehşet vericiydi.
Mahkeme çok uzun sürmeden kadına 30 yıl hapis cezası verirdi.
Bunun bir kısmı hapishanede, bir kısmı da akıl hastanesinde olacaktı.
Ona yıllar evvel fal bakan falcının falı, Gerçek olmuştu.
Bir elinde hapishane diğer elinde de tımarhane görmüştü.
Leonardo ikisini de yaşayacaktı.
15 Ekim 1970 yılında da akıl hastanesindeyken 79 yaşında beyin kanamasından dolayı hayatını kaybetti.
Cansız bedene gömülmek üzere ailesine teslim edildi.
İtalya'nın dehşet verici tarihi olayı da unutulmadı.
Kadının suç aletleri Roma'da kriminoloji müzesinde sergilenmeye başlandı.
Bugün isteyen herkes gidip bu aletleri görebilmektedir.
Öldükten sonra hayatı da birçok filme ve kitaba konu oldu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
