
Korkunç İkili - Charles Ng ve Leonarld Lake
15 Ağustos 2022 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
2 Haziran günü öğle saatlerinde bölgede devriye gezen David Wright isimli polise bir hırsızlık ihbar geldi.
Memur Wright olay yerine intikal etmeye karar vermişti.
Hırdavaçı dükkanının önüne geldiğinde Honda marka bir arabada dükkanın önünde duruyordu.
Satıcının söylediğine göre Asya kökenli bir adam dükkandan bir menjene çalmış ve bu Honda aracın bagajına atıp kaçmıştı.
Polis memuru bu durum karşısında zaten kilitli olmayan aracın bagajını açıp içine bakmaya karar verdi.
Mencene satıcının söylediği gibi gerçekten buradaydı.
Ama başka bir şey daha vardı.
Bir valiz vardı ve valizin içinde ucuna susturucu takılmış tabanca ile kadın fotoğrafları vardı.
Bu durumu hırsızlık dışında daha şüpheli bir hale getiriyordu.
Neden tabancasının ucunda susturucu vardı?
Artık bu durum memur Wright için hırsızlıktan başka bir yere doğru gidiyordu.
Tam o sırada aracın yanına sakallı bir adam yaklaştı.
Arkadaşının yanlış anlaşıldığını, aslında mengeninin ücretini kendisinin tarafından ödendiğini söyledi.
Gerçekten de ödeme yapmış, elinde fişi vardı.
Satıcı için artık bir sorun kalmamıştı.
Ortada hırsızlık yoktu.
Ancak daha önemli şeyler olabilirdi.
Polis memuru da bunun üzerine gitmeye karar verdi.
Aracın sahibini sorduğunda Lonnie Bond isimli birinin adına kayıtlı olduğunu söyledi.
Hemen merkezle iletişime geçerek bu bilginin doğruluğunun soruşturulmasını istiyordu.
Evet gerçekten de plaka bu isme kayıtlıydı.
Fakat araba Honda değil de başka bir marka araba olarak kayıtlarda gözüküyordu.
Şüpheli bir durum daha ortaya çıkmıştı.
Karşısındaki sakallı adamdan kimlik göstermesini istedi.
Sakallı adam da cebinden çıkardığı ehliyeti polis memuruna uzattı.
Ehliyette Robin Scott Stapley ismi yazıyordu.
Sakallı adam da zaten isminin bu olduğunu söylemişti.
Ehliyetteki ismin doğum tarihine göre 26 yaşında olması gerekiyordu.
Ancak bu sakallı adam en az 40 civarında duruyordu.
Ehliyet de çalıntı olabilirdi.
Memur David Wright adamdan o kadar şüphelendi ki birkaç soru sormaya karar verdi.
Tabancanın araçta ne işi var diye sorduğunda tabancanın arabanın sahibi olan Lonnie Bond'a ait olduğu cevabını aldı.
Bunun üzerine üzerindeki seri numarasını merkeze göndererek gerçekten sahibinin kim olduğunu aramaya çalışmıştı.
Merkezden gelen cevaba göre tabanca Robin Scott Stapley ismine kayıtlıydı.
Yani bu sakallı adama.
Sakallı adamın bir yalanı daha ortaya çıkmış oldu.
Bunun üzerine memur adımı kelepçeleyerek merkeze doğru yola koyuldu.
Bu işin altından başka şeylerin çıkacağına adı kadar emindi.
Tabi aynı zamanda arabada incelenmek üzere merkeze götürüldü.
Merkeze geldiklerinde sorgulanmak için odaya götürülen Robin'in üzerinde Charles Gunner isimli adama ait bir de fiş çıktı.
Bu adam sorulduğunda cevap alınamadı.
Şüpheli adam sorgu odasında bekletilirken aracın şasi numarasından gelecek yanıt bekleniyordu.
O da çok gecikmeden geldiğinde aracın Paul Costner adına kayıtlı olduğu anlaşıldı.
İşin daha da ilginci Paul Costner, 9 aydır kayıptı ve San Francisco polisi bu adamı arıyordu.
Sorgu odasında bu bilgiler kendisine söylendiğinde sakallı adam şok olmuştu.
Bir kağıt ve bir bardak su istedi.
Yetkililer adamın itiraflarını yazacaklarını zannediyordu.
Ama o sadece eşi Bridget'e mektup yazacağını söyledi.
Ardından da bir mengenenin başına açtığı belaları anlatmaya başladı.
Kaçan Asyalı arkadaşının adının Charles Chita Ink olduğunu söyledi.
Kendi gerçek isminin de FBI tarafından aranan Leonard Lake olduğunu itiraf etti.
Bu itiraflarının hemen ardından gömleğinin yakasına yapıştırmış olduğu iki adet siyanülü çıkardı ve suyla yuttu.
Kısa süre içerisinde Leonard Lake orada hayatını kaybetti.
Polisler neye uğradığını bile anlamadı.
Karşılarındaki şüpheli adam bir anda kendi canına kıymıştı.
Neler oluyordu? Bu adam neler biliyordu da bunu yapmıştı?
O an araştırmaların ne kadar derinleşeceği şimdi anlaşılmıştı.
Dedektiflerin önünde uzun ve engebeli bir yol vardı.
Her şey daha yeni başlıyordu.
Hemen Leonard Lake'in yazıp bıraktığı kağıda bakıldığında sadece karısını sevdiğini söyleyen karalamalar vardı.
Önemli bir detay yoktu.
Bunun yerine eldeki en önemli delil olan araba araştırılmalıydı.
İlk etapta aracın gerçek sahibi Paul Costner araştırılmaya başlandı.
Costner en son 2 Temmuz 1984'te arabasını almak isteyen birisiyle buluşmaya giderken görülmüştü.
O günden beri bir daha görülmemiş ve kız arkadaşı tarafından kayıp ihbarı verilmişti.
Araba daha detaylı incelendiğinde kırmızı lekeler, mermi kovanları bulunmuştu.
Tabancanın sahibi Robin Scott Stapley araştırıldığında ise onun da bir süredir kayıp olduğu anlaşıldı.
En son karavanıyla bir yere giderken görülmüştü.
Ayrıca arabanın torpido gözünde Randy Jacobsen'e ait bir kredi kartı ve Clarine Balas isminde bir kadına ait elektrik faturası çıkmıştı.
Elektrik faturasının adresi Viseyville adlı küçük bir yerleşim yeriydi ve bu yerde San Francisco'ya çok uzak mesafede değildi.
Tabi araştırılması önemli bir detaydı.
Bu araştırma için önemli iki direktif Tom Ainsman ve Irene Brown görevlendirildi.
İki deneyimli dedektif bölgede yaptıkları derin araştırmalar sonucunda faturadaki ismin Leonard Lake'in eski eşi olduğunu ortaya çıkardı.
Dedektifler kadının yaşadığı adresi bulup ona bazı sorular sormak istiyorlardı.
Kadının yanına gittiklerinde Lake hakkında çok fazla bilgi alamadılar.
Ama işin en önemli kısmı olan faturanın hangi eve ait olduğuna dair o bilgiyi alabildiler.
Ertesi sabah iki dedektif ve bölge şerifi kadını da yanlarına alarak yola koyuldu.
Geldikleri kulübe büyük bir arazinin ortasında tek başına duruyordu.
İçeriye ilk adım attıklarında gözlerine bazı şeyler çarpmaya başlamıştı bile.
Mesela tavanda kurulmuş olan kan lekeleri vardı.
Sağda solda birkaç mermi deliği gözüküyordu.
Ayrıca yatak odasında yatağın üzerinde yukarıya demirle bağlanmış halkalar vardı.
Yani buraya birisi hem ayaklarından hem de ellerinden bağlanabilirdi.
Evin içi araştırıldıkça burada bir şeylerin yaşanmış olduğu anlaşılıyordu.
Ayrıca evde bulunan bazı elektronik cihazların seri numaraları da karalanmıştı.
Polisler anında çalıntı olduklarını düşündüler.
Araştırdıklarında gerçekten de 24 Temmuz 1984'te aniden ortadan kaybolan Dubs ailesine ait olduğu anlaşıldı.
Harvey Dubs bazı ürünleri satmak için gazeteye ilan vermişti.
Bu ilana istinaden...
En son eve iki erkek gelmiş ve sonrasında bir daha görülmemişlerdi.
Aynı zamanda kulübenin etrafında bulunan bir çöp yakma fırını da vardı.
Burası görünen o ki sadece çöp yakmak için kullanılmıyordu.
Çünkü etrafı sağlam bir şekilde sarılmıştı.
İki deneyimli dedektif artık burada yaşananlardan son derece emin olarak bölge savcısının yolunu tuttu.
Onu da ikna edip detaylı bir arama izni çıkarılmasını istiyorlardı.
Bir süre sonra Leonard Lake'in annesine ulaşıldı.
Ancak kadından tek bir bilgi bile alamadılar.
Bilgi alabilecekleri tek insan karşılarındaki eski karısıydı.
O da inatla direniyordu.
O direndikçe dedektifler daha da şüpheleniyordu.
Bu yüzden kadına başının belaya gireceğini söylediklerinde yavaş yavaş dökülmeye başladı.
Leonard'ın kendisine Cricket diye seslendiğini söyledi.
Böylece sorgu sırasında yazdığı mektuptaki Cricket'in kim olduğu da anlaşılmış oldu.
Bundan sonra bildiklerini en ince ayrıntısına kadar anlatmaya başladı.
1980 yılında evlenmişlerdi.
Düğün masraflarını Leonard'ı çok seven arkadaşı Charles Gunner karşılamıştı.
Charles Gunner ismi dedektiflerin karşısına ikinci kez çıkıyordu.
1982'de Leonard Charles Inc.
ismindeki Asyalı bir adamla tanışmıştı.
İkili kısa sürede çok yakın arkadaş oldular.
Bu arkadaşlıkları bir süre sonra yasa dışı işler yapmaya da evrildi.
İkiyle birlikte askeriyenin silahlarını çalmaktan yargı karşısına çıkıp tutuklanmışlardı.
O sırada Charles Inc.
askeriyede görevli bir personeldi.
İki yıl hapis cezası aldı.
Leonard Lake'i yine kurtarıcı meleği Charles Gunner kefaletini ödeyerek kurtarmıştı.
Daha sonra tekrar hapis korkusu yaşamasından dolayı işte bu kulübeye gelip dağ başına yerleşmişti.
Eski eşi daha fazlasını anlatmayı reddetti.
Hatta oradaki sığınağın anahtarını bile vermemişti.
Dedektifler o arama emrine acil ihtiyaçları vardı.
Tekrardan savcının yolunu tutarak ilk bilgilerle arama emrini sonunda çıkarmayı başardılar.
Kulübe ve etrafında yapılacak daha detaylı bir araştırma için iyi bir ekip kuruldu.
Her şey titizlikle incelenecekti.
Araştırmalar devam ettikçe bir sürü ilginç bilgiler ortaya çıkıyordu.
Bir yandan kulübe araştırılırken diğer yandan da kulübenin etrafındaki başka kulübelere Leonard Lake hakkında sorular sorulmak isteniyordu.
Böyle kulübelerden birisinde kimse yoktu.
Kapısında kiralık tabelası vardı.
Polis memurları bu numarayı aradığında ev sahibi kendisinin oturmadığını, en son kiracılarının Lonnie Bond ve eşi olduğunu söyledi.
Eğer bir şeyler biliyorsa onlar biliyordur diyordu.
Lonnie Bond ismi hiç yabancı değildi.
Leonard Lake yakalandığında arabasının plakası Lonnie Bond adına kayıtlıydı.
Lonnie Bond son ay kirasını ödemeden ortalıktan kaybolmuştu.
Mal sahibi bir elemanla gönderip orayı kontrol ettirdiğinde kulübenin yakınlarında Charles Gunner diye bir adamla tanışmıştı.
Adam Bond'un burayı terk ettiğini söylemişti.
Ayrıca eleman etraftan Lonnie Bond ve sevgilisiyle son zamanlarda yaşamaya başlayan Robin Stapley Scott ismindeki bir adamın da bilgisini almıştı.
Daha da garibi kulübenin oralara kazılmakta olan büyük bir çukuru görmüştü.
Bu bilgileri gecikmeden mal sahibi olan Bo Carter'a aktardı.
Mal sahibi de durumdan işkillenip oraya gitti.
Gittiğinde karşısına yine Charles Gunner denen sakallı adam çıkmıştı.
Bu sakallı adam Leonard Lake'in kaldığı kulübeyi işaret ederek orada yaşadığını söylemişti.
Daha sonra ilginç bir detay ortaya çıkacaktı.
Mal sahibi Carter TV'de polis sorgusunda kendi canına kıyan adamın fotoğrafını gördüğünde o sakallı adamın Charles Gunner olduğunu fark etmişti.
Yani aslında Charles Gunner da Leonard Lake'in ta kendisiydi.
Sığınak açılıp içeriye girilince buranın bir atölye olduğu anlaşıldı.
Ama bu atölyede farklı şeyler kesiliyordu.
Duvarda asılı elektrikli testlerinin üzerinde kahvelenceleşmeye başlamış lekeler vardı.
Bunların ne oldu son derece açıktı.
Marangoz masasının üzerinde de kırık bir menjene vardı.
İşte her şeyin başlamasına sebep olan şey o menjenenin kırılmış olmasıydı.
Biraz daha araştırmalar yapılınca sığınağın içinde bir duvarın arkasında gizlenmiş başka bir oda daha ortaya çıktı.
Bu odanın içi askeri teçhizatlarla doluydu.
Duvarlarda kadınlara ait polaroid fotoğraflar asılıydı.
Bazıları bu odada çekilmiş bazıları ise dışarıda çekilmişti.
Oda dışarıya ses geçirmesin diye özel olarak dizayn edilmişti.
Bunun nedeni yavaş yavaş ortaya çıkacaktı.
Önemli bulgular ikinci gün ortaya çıktı.
Odanın içindeki yatağın altında kalın bir defter vardı.
Defterin sayfaları açılmaya başladığında bunun Leonard Lake'in günlüğü olduğu fark edildi.
Öyle şeyler yazıyordu ki bir sonraki sayfayı okumak için ciddi bir psikolojiye sahip olmak lazımdı.
Lake her şeyi bir bir yazmıştı.
Dünyada büyük bir nükleer saldırı olacağını düşünüyordu.
Bu saldırıdan kurtulmak için de...
Ülkenin her yerinde sığınaklara hayatta kalabilecek teçhizatlar konulması gerekiyordu.
Bu yüzden kendisine askeri teçhizatlarla dolu bir sığınak yapmıştı.
İnandığı şeye göre sığınak dışındaki herkes hayatını kaybedecek ve insanlık son bulacaktı.
Yani insanlığın devamı bu sığınağın içinde olacaktı.
Haliyle bu devamlılık için kadınlar da lazımdı.
İşte bu motivasyonla kendisine seks kölesi arıyordu sokaklarda.
Bu gizli odanın olduğu duvarda kocaman Miranda Operasyonu adlı bir tablo vardı.
Felaketten kurtulma projesinin adı Miranda Operasyonu'ydu.
İnsanlığın kurtuluşu için Charles Ink de kendisine yardımcı oluyordu.
Aslında ikisinin görevi son derece ulvi bir görevdi.
Böyle zannediyorlardı.
Buraya getirdikleri kadınlara yaptıklarını bir bir video kaydına alıyorlardı.
Eğer bu kayıtlar bulunursa polisler için önemli deliller olabilirdi.
Tabi bu kayıtların izlenebilmesi aynı zamanda yine kolay olmayacaktı.
Leonard Lake ve Charles Inc.
buraya getirdikleri insanlara önce istediklerini yapıyorlar daha sonra yaşamalarını son veriyorlardı.
Anlaşılan kurtuluş felsefelerinde ters giden bir şeyler vardı.
Çünkü gelecekte işlerine yarayacak insanları bir anda öldürmeye başlamışlardı.
Bölge şerefi FBI'ye haber vermek için merkeze geri döndü.
Tüm ülkede yaşanmış dehşet eylemleri olabilirdi.
Çünkü bu iki adam tam olarak bundan bahsediyordu.
Üçüncü günde bölgede köpeklerle araştırmalar ve kazı çalışmaları başladı.
O sırada Lake'in annesi gelerek küçük oğluyla ilgili burada bir detay var mı diye öğrenmek istedi.
Anlaşılan oğlunun sağlığından da şüpheleniyordu.
Polisler kendisine video kasetlerinden bahsedince Lake'in eski eşi Balas'ın aramalardan önceki gün gelerek kasetleri aldığını söyledi.
Yetkililer hemen kadının evine giderek kasetleri kendilerine vermelerini istediler.
Kadın bu konuda pek fazla direnmeden 12 adet video kaseti polislere teslim etti.
Video kasetlerinde cinayetlere dair hiçbir şey yoktu.
Ama tüm kasetler boyunca neler yaptıklarını çekmişlerdi.
Bu sırada FBI Charles Ng ile ilgili bazı bilgileri öğrenmeyi başardı.
Hong Kong asıllı bir Amerikandı.
En son Şikago'ya uçmuş oradan da nereye gittiği bilinmiyordu.
Uluslararası yazışmalarla yurt dışında olma ihtimaline karşı Interpol devreye sokuldu.
Kazılar devam ettikçe yerin altından çıkmadık şey kalmıyordu.
Eşyalar, kemikler, faturalar, çek defterleri, daha neler neler.
Robin, Stablin'in bir gömleği de buradaydı.
Lonnie Bond'a ve sevgilisine ait bazı eşyalar.
Ayrıca 3 video kaseti daha çıktı.
Bunlardan 2 tanesi 3.süne göre çok sıradan kalıyordu.
Üçüncü kasetin üzerinde Katie ve Brenda yazıyordu.
Daha sonra anlaşıldığı üzere birisi kayıp ihbarı verilen Kathleen Allen, diğeri ise Brenda O'Conner'dı.
Bu kaset izlenmesi en zor olanıydı.
İzleyen yetkililer ekrana bakmakta zorlanıyorlardı.
Kasetin başında Leonard Lake bir koltukta oturmuş, birisini nasıl zapt edebileceğini anlatıyordu.
Devamındaysa zapt ettiği o insanlara neler yaptığını...
açık açık gösteriyordu.
Kazdıkları bölgeden o kadar fazla delil çıkıyordu ki binayı komple yıkıp her yeri kazmaya karar verdiler.
Kazıldıkça dehşet tablosu sürekli değişiyordu.
Toplamda kimliği belirlenebilen 13 kurban ulaşıldı.
Bu kurbanların dışında kimliğinin belli olmadığı daha çok fazla kalıntılar vardı.
Bu kalıntılar asla o 13 kişiye ait değildi.
Zaten Leonard Lake'in günlüğünde yazdığına göre sayının çok fazla olması gerekiyordu.
Kazılar sırasında bir de metal sandık bulundu.
Sandık açıldığında içinde yine video kasetler vardı.
Hem de üzerlerine şifreli isimler yazılmıştı.
Bunlar belli ki kasetin içindeki kişileri ifade ediyordu.
Zaten Lake günlüğünde öldürdüğünü söylediği isimleri de bu şifreli yazıyla not almıştı.
Yine bulunan video kasetler yetkililerin aklını başından alıyordu.
Nasıl bir dehşet sahnesiyle karşı karşıyaydılar.
Sürekli bunu düşünüyorlardı.
Kasetlerde sığınağa getirdikleri kadınlara karşı sürekli sözlü ve cinsel saldırı gözüküyordu.
Ayrıca hepsinin sonu da cinayetle bitiyordu.
Önce istediklerini yapıyorlar, daha sonra bir tabanca ile onları vuruyorlardı.
Sanki kurgulanmış bir film gibi görünüyordu.
Ama bunların hepsi sonuna kadar gerçekti.
Bu iğrenç kasetler kamuoyuyla asla paylaşılmadı.
Kulübenin etrafında bulunan kalıntılar incelenme devam ederken, FBI'de bu korkunç ikiliden Charles Engin peşindeydi.
Kulübenin etrafında yaşanan korkunç tablodan sonra en çok arananlar listesindeydi.
Bir istihbarata göre Kanada'ya kaçmıştı.
Tabi yine Charles'ı yakalanma noktasına getiren hırsızlığı oldu.
1985 yılında bir markette hırsızlık yaptıktan sonra polisler tarafından yakalandı.
Kim olduğu kısa sürede anlaşıldı.
Kanada yetkilileri Amerikan yetkililerle iade taleplerini konuşmaya başlamışlardı.
Kanada, Kaliforniya'daki idam cezasından dolayı iadeye sıcak bakmıyordu.
Kendi ülkelerinde de bir suç işlemiş olduğu için suçu ilk önce orada yargılanması gerektiğini düşünüyorlardı.
Amerika ise suçlunun acilen kendilerine teslim edilmesi gerektiğine inanıyordu.
Süren tartışmalar sırasında Kanada'daki ceza kesinleşince burada hapse mahkum edildi.
Aldığı ceza sadece 4,5 yıldı.
O sırada Charles Inc.
akıllıca bir şey yaparak Cezası boyunca Amerikan hukuk sistemini araştırıp açıklarını aramaya başladı.
Cezası Kanada'da tamamlandıktan sonra Amerika'da kendisini kurtarmaya çalışıyordu.
Buradaki cezası bitip Amerika'ya getirildiğinde öğrendiği taktiklerle davayı sürekli ertel etmeyi başarıyordu.
Tam 13 yıl boyunca yargılanmasına engel oldu.
Ancak sonunda 1998'de yargılanmasına başlanabildi.
Mahkemede yaptığı her şey açık açık anlatılınca Kamuoyu bir canavarın yargılanmasını izler olmuştu.
Tüm duruşmalar boyunca Leonard Lake'i suçluyordu.
Bu suçlamaları onu ipten kurtarmaya yetmedi.
1999 yılında jüri Charles Ink'in idam cezası almasına karar verdi.
Charles Ink 1999 yılından beri San Quentin hapishanesinde idam cezasının infazını bekliyor.
Kaliforniya'da en son ifaz 2006 yılında uygulanmıştı.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
