
Transkript
Lee Chun Jae bilinen ilk cinayetini işlediğinde sadece 23 yaşındaydı.
15 Eylül 1986'da Hube Seong şehrinin Mısır ve pirinç tarlalarına yakın en kırsal bölgelerinden birinde işlenmişti.
İlk kurbansa 71 yaşındaki yaşlı kadın Lee Wan Im'di.
Kızını ziyaret ettikten sonra evine döndüğü bilinen yaşlı kadın dönüş yolunda acımasızca öldürülmüştü.
Yaşlı kadının kendi iş çamaşırıyla boğularak hayatını kaybettiği bilinirken polisin Cansız beden üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda kadının hem öldürülmeden önce hem de öldürüldükten
sonra cinsel saldırıya uğradığı tespit edildi.
Polis ülkeyi derinden üzen ve şaşırtan cinayetin soruşturmasından bir sonuç almayı bekliyordu ki ikinci beden bulundu.
20 Ekim 1986'da yine kendi çamaşırıyla hayatını kaybeden 25 yaşındaki Park Hyun-soo, erkek arkadaşının yanından ayrılıp otobüse binen genç kızı takip eden katil otobüsten indikten sonra
genç kızın Canına kastetmişti.
Birbirine yakın yerlerde aynı yöntemlerle işlenen cinayetler sonucunda vaka seri cinayet vakası olarak ele alınmaya başlanmıştı.
Bölge polis çemberine alındı ve güvenlik önlemleri arttırıldı.
Özellikle kırsal yerler ablukaya alınırken şehri korku çoktan sarmıştı.
Artık kadınlar hangi yaşta oldukları fark etmeksizin tek başlarına sokağa çıkmaktan korkuyorlardı.
Polis 5 gün arayla işlenen 2 cinayet ve kurbanlar arasındaki bağlantıyı araştırdı.
Ancak bu kurbanların hiçbir ortak geçmişi bulunamadı.
Bu durumdan yola çıkarak seri katilin kurban kriterlerinin şunlar olduğu sunucuna varıldı.
Kurbanın kadın olması, vaktin gece olması ve mekanın kırsal olması.
Şehrin halkı korkuyla geçen gecelerle mücadele ederken polisin katili bulma çaması henüz yanıt vermemişti.
Ve katil belki de yakalanmamışlığının verdiği özgüvenle üçüncü kez dehşet saçtı.
12 Aralık 1986'da 25 yaşındaki genç kadın Kwon Jung Bon kocasıyla birlikte yaşadığı evinin önünde önce saldırıya uğramış ve çorabıyla boğularak hayatını kaybetmişti.
Kwon'un evinin önünde hayatını kaybetmesinin ardından bölgeye giriş çıkışlar tamamen kapatıldı.
Ancak alınan önlemler katili durdurmaya yetmemişti ki son cinayetten 2 gün sonra 14 Aralık 1986'da 4.
cansız beden bulundu. Katil yine erkek arkadaşıyla buluşmadan dönen genç bir kadın hedef almıştı.
24 yaşındaki Lee Kyo Sok elleri kendi iş çamaşırıyla bağlanmış ancak bu sefer katilin elleriyle boğulmuş vaziyette bulunmuştu.
Endişe ve paniğin ele geçirdiği bölgeyi tamamen ablukaya almalarına rağmen olayı çözüme kavuşturamayan Güney Koreli yetkililer Japonya ve ABD'den destek isteme karar verdiler.
Alanında uzman özel yetkili kişiler bölgeye gelerek araştırma faaliyetlerine katıldılar.
Ancak onlar da elle tutulur bir sonuç elde edemedi.
Soruşturma bu şekilde ilerlerken herkes, özellikle kadınlar, bir sonraki cinayet ne zaman ortaya çıkacak, kurban ben mi olacağım korkusuyla yaşamaya devam ediyordu.
Katil ise bu sefer önceki cinayetleri gibi acele etmemişti.
Hıvasayonk şehri 10 Ocak 1987'ye kadar sessizliğe gömüldü.
Bu tarihte bu ürkütücü sessizliği bozansa...
Katilin 5. kurbanının bulunması oldu.
Okul çıkışında hayatını kaybeden 19 yaşındaki Jeon Jin Yang.
Genç kız önceki kurbanlara benzer şekilde otobüsten indikten sonra bir pirinç tarlasının kenarında hayatını kaybetmişti.
Elleri iş çamaşırıyla bağlanmış.
Ağzına çorapları sokularak boğulmuştu.
Ve yine saldırı vardı.
Bu olaydan sonra görünen o ki önlemlerle katili yakalayamayacakları kesindi.
Emniyet güçleri erkek polislerin kılık değiştirerek otobüs şoförlerinin yerine geçmelerine karar verdi.
Kadın polisler de katil özellikle kırmızı elbiseli kadınları seçtiği için kırmızı elbiseler giyerek katil üzerlerine çekmeye çalıştılar.
Katil avının yeni dönemi başlarken halk kız çocuklarını bu dönemde okula göndermemeye karar verdi.
Çok ciddi tedbirler almaya devam eden emniyet güçleri her 100 metreye bir polis devriyesi yerleştirmişlerdi.
Artık herkes bu seri cinayetlerin sonunun gelmesini istiyordu ve bunun için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Aradan geçen sessiz aylarda halk kendini daha güvende hissetmeye başladı.
Emniyet güçleri ise katili yakalayamasalar bile yeni bir cinayet ya da cinayet girişimi yaşanmadığından zamanla denetimleri gevşettiler ve katili de direkt bulmaya odaklandılar.
Herkes normal hayatlarına dönme fikrine alışmışken 2 Mayıs 1987'ye korku...
Kıva Seong halkını bir kez daha esir aldı.
29 yaşındaki Park Eun Jo yağmurlu bir akşamda elleri iple bağlanmış bir şekilde hayatını kaybetmişti.
Genç kadının cansız bedeni üzerinde yapılan incelemeler sonucunda bu kez cinsel saldırı izine rastlanmadı.
Bu cinayetten sonra ise bu bölgede kadınların tek başlarına sokağa çıkmaları tamamen yasaklandı.
Araştırmaya ve şüpheli gördükleri kişileri sorgulamaya devam eden polis teşkilatı bu sorgulamalardan da elde tutulur bir sonuç elde edemedi.
Sorguladıkları... Onlarca kişinin dördü hariç hepsi masumiyetle nispatlamıştı.
Kalan dört şüphelinin sorgu esnasında itiraf alabilmek adına yoğun şiddet gördüğü kayıtlar arasındaydı.
Ancak hiçbiri suçları kabul etmediği gibi polis raporlarından dördünün de intihar ederek öldüğünü görüyoruz.
Bu zorlu süreçteki Güney Kore ve yetkilileri ise şüphelilerin ölümleriyle ilgilenmemişlerdi.
Son cinayetin ardından önlemlerin had safhada olduğu dört ay geçmişti ve bölgede tek bir kadına bile zarar gelmemişti.
Bu sessiz dönemde halk kendilerince ipuçları bulmuş teoriler üretmişlerdi.
Cinayetlerin tümünün yağmurlu akşamlarda işlenmesi kurbanların genelde kırmızılı elbiselerle bulunması bunlardan bazılarıydı.
Hatta bir teoriye göre cinayetlerin işlendiği akşamlarda radyoda hep aynı şarkı çalıyordu.
Katilin cinayeti işlemeden önce radyodan şarkı isteğinde bulunduğuna inanılıyordu.
Bu konuşmaları duyan polis Olayın üzerine gitti ve radyolardan o şarkıyı isteyen kişilerin kayıtlarını istedi.
Ancak kayıtlara göre şarkı her seferinde başka birisinde istenmişti.
Polisin eline yine sağlam bir kanıt geçememişti.
Yine de polisler yılmamış ve sessiz geçen bu 4 ayda sivil polisleri yem olarak kullanmaya devam etmişti.
Yağmur yağını ve malum şarkının çalındığı her akşam sivil polisler etraftaydı.
Katil ise bu yemlerin hiçbirine kanmamıştı.
Burada katilin cinayetleri rastgele değildi.
Belli bir ilişkiye göre işlediğini ancak polisin bu bağlantıyı henüz kuramadığını da kendimiz anlıyoruz.
7 Eylül 1987'de katil sessizliğini tekrar bozdu.
O yağmurlu akşamda otobüsten inen 54 yaşındaki Angi cinayete kurban gitti.
Çoraplarıyla değil cebindeki mendille boğulmuştu.
Kadının cinsel bölgesinde ise dilimlenmiş şeftali parçaları bırakılmıştı.
Bu şeftali parçaları araştırılsa da gizemi hala çözülemedi.
Ancak bu cinayetin ardından polis elde tutulur bir delile ulaştı.
Gelen ihbar sonucunda otobüs şoförünün ve muavininin ifadesine başvuruldu.
İfadeleri göre olay gecesi otobüste telaşlı ve ayakları çamurlu bir erkek vardı.
Bahsedilen erkeğe robot resmi çizildi ve bu resim halkla paylaşıldı.
O günden sonra robot resmine ilgili bir ihbar gelmedi.
Ancak cinayetler de tekrardan durmuştu.
Ve Hvaseong şehri yeni bir sessizliğe gömülmüştü.
Bu seferki diğerlerinden çok daha uzun bir sessizlikti.
Tam bir yıl boyunca hiçbir cinayet işlenmedi.
Herkes katilin pes ettiğini veya ölmüş olabileceğini düşünüyordu.
Bölge artık huzura kavuştuğunu düşünüyordu ki.
16 Eylül 1988'de katil sessizliğini bir kez daha bozdu.
14 yaşındaki Park San-Hee okul yatağında ölü bulundu.
Genç kızın cansız bedeni incelendi ve Yeon Sung Yeo isimli bir adama ait kıl örneği bulundu.
Bunun üzerine polis şüpheliği hemen yakaladı ve sorgusuna başladı.
Ancak somut bir kanıt elde edemedi.
Polisin sorgudaki şiddetli ikna çabaları sonucunda Yong Sung Yeo tüm cinayetleri üstlendi ve dava çözülmüş oldu.
Bu sayede polisler üzerlerindeki baskı ve sorumluluktan da kurtulmuş, halksa rahatlamış oldu.
Yong Sung Yeo'nun davası müebbet hapis cezası ile sonuçlandı.
Bölgedeki bütün denetimler sona erdi.
Polisler bu kahramanlıklarından dolayı ödüllendirildi.
ve halk tamamen özgürlüklerine kavuştu.
Tabi bu özgürlüğün sahte bir özgürlük olduğundan ve huzurun sadece 2 yıl süreceğinden kimsenin haberi yoktu.
Asıl katil 15 Kasım 1990'da bu kez yağmurlu olmayan sisli bir gecede yine bir cinayet işledi.
Okuldan eve dönen 14 yaşındaki Kim Myung'un cansız bedeni elleri ve ayakları kendi iç çamaşırlarıyla bağlanmış ve cinsel saldırıya uğramış Çantasındaki okul gereçleriyle süt yerine
garip çizikler atılmış halde bulundu.
Bu cinayet herkesin aklına yine aynı şeyi getirdi.
Gerçek katil hala dışarıda bir yerlerdeydi.
Ve iki yıl boyunca tutuklanan Yeo Sung Yeo aslında masumdu.
Halkın polise olan güveni komple kaybolmuş, tekrar baskı uygulanmaya başlanmıştı.
Bölge tekrar korumaya alındı.
Kadınları korumak ve katili bulmak için herkes tekrar seferber oldu.
Son kadın cinayeti 3 Nisan 1991'de işlendi.
69 yaşındaki Kwan Soon Sang yine saldırıya uğramış ve boğularak hayatını kaybetmiş olarak bulundu.
Yine otobüsten indikten sonra hayatını kaybeden yaşlı kadının cinayetinde diğer cinayetten farklı şeyler de vardı.
Cinayet gece değil gündüz işlenmişti.
Olay yerindeyse katilin ayak izleri ve ilk kez kan örneği bulunmuştu.
Kan örneğinin incelenmesi sonucu BRH pozitif olduğu öğrenildi.
Bu şekilde bir cinayetin polislerin katilin korkak biri olduğunu bu yüzden de cinayetleri gece işlediğini ve sadece kadınlara hedef aldığını söyledikleri açıklamanın ardından işlenmesi katilin gövde gösterisi
olarak yorumlandı. Öyle bile olsa bu cinayetten sonra katil bir daha ortaya çıkmadı.
Suçsuzluğu ispat edilemeyen hapishanedeki Yong Sung Yeo son iki cinayet harici üstlendiği cinayetlerin esas suçlusu olarak cezasını çekmeye devam ederken Emniyet güçleri sessizliğin ardından
işlenen son iki cinayetin kopya cinayet olduğunu söyleyerek seri cinayetlere dahil etmediler.
Yong Sung Yeo'nun suçlu bulunup hüküm giymesi yetkililer hariç kimsenin içini rahatlatmamıştı.
Halk ve medya gerçek katilin yakalandığına inanmıyordu.
Bunun en büyük örneklerinden biri de geçtiğimiz yıllarda ünlü film Parazit ile Oscar kazanan Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho'nun 2003 yapımı Cinayet Günlüğü isimli filmidir.
Film hem ülke hem dünya çapında büyük bir ilgi topladı ve beğeni topladı.
Filmin sonunda katilin bulunamadığı gösterilmesi ise yetkililer üzerinde yeniden bir baskı oluşturdu.
Bunun üzerine dava tekrar incelenmeye başlandı.
Aradan geçen yıllar pek yardımcı olmasa da gelişen DNA teknolojisi cinayetlerin gerçek sorumlusuna yıllar sonra ulaşılmasını sağladı.
Kurbanlardan alınan DNA ve sperm örneklerinin hepsi teker teker incelendi.
Örneklerin cezaevindeki bir mahcumun örnekleriyle uyuştuğu tespit edildi ve polis 18 Eylül 2019'da o mahcumun cinsel saldırıdan ve cinayetten hüküm giymiş olan 56 yaşındaki
Lee Chun Jae olduğunu açıkladı.
Yani Hwa Sae Ong'daki sessizliğin sebebi katilin 1995'de yakalanıp cezaevine gönderilmesiydi.
Sorguya alınan Li, başlangıçta seri cinayetlerle hiçbir ilgisi olmadığını söyleyerek suçlamaları reddetti.
Ancak 2 Ekim 2019'da polis, Li Chuncai'nin 10 seri cinayetlerle ilgili olmak üzere 14 kişiyi öldürdüğünü itiraf ettiğini açıkladı.
Polisin o dönemde bu 4 cinayetten haberi bile olmamıştı.
Li'nin ifadesinde cinayetlere ek olarak 30'dan fazla kişiye saldırdığı ve saldırma girişiminde bulunduğunu itiraf ettiği biliniyor.
Polis olağanüstü bir katil arıyordu.
O dönem ben de sorgulandım ancak benden şüphelenilmedi.
Polis basit düşünmüş olsaydı çoktan yakalanırdım diyordu.
Saklanmaya çalıştığını ifade ediyordu.
O kendisi de yakalanmamasına şaşkındı.
Bahsettiği sorguya kurbanlarından birinin saatini takarak da gittiği öğrenildi.
Lee'nin asıl suçlu olduğunun doğrulanmasının ardından davanın yeniden açılmasına da katkı sağlayan Uri Partisi Güney Kore yasalarına göre 15 yıl olan dava zaman aşım süresini 30
yıla çıkarmak için uğraşmış ancak sonuç alınamamıştır.
Dolayısıyla ilk cinayet 2001'de, son cinayet ise 2006'da zaman aşımına uğramıştır.
Suçu 2019'da yani cinayetten tam 28 yıl sonra ispat edildiği ve davanın çoktan zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle katil Lee Chun Jae Hwa Se-yong cinayetlerinden hiçbir ceza
almadı. 1988 yılında Hua Siyong seri cinayetlerinin sorumlusu olarak tutuklanan Yun Sang Yeo'nun masumluğu ispatlandı ve sonunda özgürlüğüne kavuştu.
Yaptığı açıklamada polislerin adli raporlarda hile yaptığını, aslında o kıl örneğinin kendisine ait olmadığını söyleyen Yun, polisin sorgu sırasında kendisini işkence ederek kendisine
ait olmayan bir ifadeyi zorla imzalattığını bekledi.
Yun Sang Yeo'nun masum olmasına rağmen haksız yere hapis cezası çektiği için üzgün olduğunu söyledi ve özür diledi ona.
1995'de aldığı müebbet hapis cezasından 20 yıl sonra şartlı talih olabilecekken bu hakkı kullanmaya reddeden Lee halkın tepkisinden çekindiği ve şartlı talih talebinde bulunmayacağını açıkladı.
Hwa Sae Ong cinayetleri adlı ve filme de konu olmuş.
Bu arada filmi izlemenizi tavsiye ederim.
İyi bir filme de konu olmuş ve filmden sonra cinayette aydınlatılmış olan Bir olayı, bir vaka serisini izledik.
Kvaseong'da bir adam sokakta teröristtiriyordu ve insanlar korkudan dışarı çıkamıyordu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
