
Kimliği asla tespit edilemeyen kadın. I Çözülememiş Cinayetler
17 Mart 2021 · 9 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Norveç'in başkenti Oslo'ya gizemi yıllarca çözülmeyecek bir kadın gelmişti.
Kalacak yer olarak kendisine şehrin en lüks oteli olan Plaza Oslo Oteli'ni seçti.
31 Mayıs 1995 günü bu lüks otelde yanında birisiyle kendisine güzel bir oda tuttu.
Resepsiyonda verilen ilk bilgilere göre odalar Jennifer Valley Lewis Fairgate adına tutuldu.
2805 numaralı oda otelin en iyi odalarındandı.
Otelde prestijli bir otel olduğu için müşterilerini seçerek misafir ediyordu.
Ama o gün bir hata yapıldı.
Jennifer Fairgate otele kayıt yaptırırken kredi kartını vermemişti.
Resepsiyonda ilk kayıt yapılırken kredi kartı bilgileri ne olur ne olmaz diye alınırdı.
Jennifer otelde kaldığı iki günün ardından üçüncü gün çalışanlardan birisi 2805 numaralı odada konaklayan insanların kart bilgilerinin alınmadığını fark etti.
Bunun üzerine odaya birinin gönderilerek hatanın düzeltilmesi isteniyordu.
Resepsiyona gelen bilgileri göre 2805 numaralı odanın kapısında 3 gündür rahatsız etmeyin tabelası asılıydı.
Hem kart bilgilerinin alınması hem de odaya bakılması için bir güvenlik görevlisi yönlendirildi.
Görevli odanın önüne gelip kapıyı çaldığında içeriden kapıyı açmak için kimse hareket etmedi.
İkinci kez kapıyı tıklattığında içeriden kulakları çınlatan bir tabanca sesi geldi.
Görevli bir anda neye uğradığını şaşırdı ve kapının önünden kaçarak kendisini koruyacağı bir yere saklandı.
Bir süre burada bekledikten sonra aşağı inip durumu güvenlik amirine bildirdi.
Amirle beraber odaya yeniden geldiler.
Kapı içeriden kilitlenmişti ama güvenlik gerekçesiyle görevlilerde kapıyı dışarıdan açacak bir anahtar vardı.
Güvenlik kapıyı açıp içeriye girdiğinde gözlerinin önünde kötü bir resim vardı.
Kadın yatağın üzerinde Elinde bir tabanca ve cansız bir şekilde itiyordu.
Güvenlik amiri hemen polisi arayarak durumdan haberdar etti.
Otellerinde önemli bir olay yaşanmıştı.
Polisler olay yerine geldiğinde ilk incelemelere göre kadının kendi canına kıydığı gözüküyordu.
Etrafta bunun aksinde bir şey yoktu.
Odada başka birisine dair hiçbir iz yoktu zaten.
Ayrıca bir boğuşma belirtisi de gözükmüyordu.
Polis kadının kendi canına kıydığına emindi.
Bu yüzden raporda %99.9 bir intihar olduğu yazıyordu.
Odadaki incelemelerde polislerin garip karşıladığı şey kadının tabancayı tutma biçimiydi.
Çünkü ilginç bir şekilde elinde ters tutuyordu.
Bu normalde alışıldık bir tutuş değildi.
Ama bunun üzerinde uzun süre düşünülmedi.
Artık hayatını kaybetme sebebi belli olduğu için kadınla ilgili araştırmalar yapılıyordu.
Dedektifler kadının çantasına bakıp kim olduğunu öğrenmek istiyordu.
Ama karşılarında tuhaf bir manzara vardı.
Kadının çantasında ne kimlik kartı, ne kredi kartı, ne ev anahtarları, ne araba anahtarları vardı.
Çantası bomboştu.
Cüzdanı bile yoktu.
Kadın yanına hiçbir şey almamıştı.
Oysaki otele kayıt yaptırırken geldiği adres olarak Belçika'da bir kasabayı göstermişti.
Yani pasaporta sahip olması gerekiyordu.
Ama o bile yoktu. Böyle bir kadın yok gibiydi.
İşler bir dakikadan sonra daha da tuhaflaşıyordu.
Kadınla ilgili hiçbir bilgi edinilemeyince kıyafetlerine bakmayı düşündüler.
Kadının kıyafetlerinin hiçbirinde etiket yoktu.
Hepsi teker teker daha önceden kesilmişti.
Aynı Somerton adamı davasında gördüğümüz gibi.
Ayrıca valizinde 25 adet daha mermi vardı.
Kendi canına kıymak için otele gelen birisinin yanında neden fazladan 25 mermi daha vardı?
Kadının yanında kendisiyle alakalı herhangi bir şeyin olmaması otele nasıl kayıt yaptırdığına dair soruları da ortaya çıkarıyordu.
Kimlik kartı vermeden böyle lüks kalitedeki bir oteli nasıl kayıt yaptırabilmişti?
Bu çok akıllıları kurcalayan bir soruydu.
Oslo'nun merkezinde bulunan bu 5 yıldızlı otelde önemli bir güvenlik sorunu vardı.
Bunun gibi bir şey daha önce otelde yaşanmamıştı.
Kadınla ilgili tek bilgi oteye ilk giriş yaptırdığında verdiği bilgiler vardı.
Adı Jennifer Fairgate'ti.
Norveç polisi ülkelerinde yaşanan bu acı durumu Interpol aracılığıyla Belçika'ya bildirip kadının ailesine haber verilmesini istiyordu.
Birkaç gün sonra Belçika'dan ülkelerinde böyle bir insan olmadığına dair bilgi geldi.
Kadın oteli sahte bir isimle kayıt yaptırmıştı.
Polis kadının kim olduğunu bulmaya çalışırken her şey daha da garipleşiyordu.
Örneğin Norveç polisi kadının parmak izlerini alıp dünyadaki tüm Interpol'lere gönderdi.
Fakat karşılık olarak hiç cevap alamadılar.
Bu parmak izi hiçbir ülkede yoktu.
Ayrıca kadının bir resmi de gazetelerde paylaşılıyordu.
Sonuçta bu kadın bir ailenin kızıydı.
Bir adamın belki eşiydi.
Bir çocuğun belki annesiydi.
Gazetede resmi gören birisinin çıkıp gelmesi gerekiyordu.
Hiç kimse gelmedi.
Otelden alınan bilgiye göre kadın iki ay önce arayıp rezervasyon yaptırmıştı.
Rezervasyon Jennifer ve Louis Fairgate adınaydı.
Otele ilk giriş yapılırken Louise'in kadının yanında olduğu biliniyordu.
Ama ondan sonra bir daha da gözükmüyordu.
Kalan 3 gün boyunca sadece kadın kalıyordu.
Ortada kadın kim olduğuna dair gizemler artınca bir ara cinayet olabileceğine dair soruşturma başlatıldı.
Ama yeni bilgiler ortaya çıkmayınca ilk sonuca geri döndüler.
1996 yılında farklı bilgilerle artık olmayınca kadının defnedilmesine karar verildi.
İlerleyen yıllarda kadının hikayesini merak edenler de oluyordu.
Belçika'da Verleyn diye bir kasabada adres yazmıştı.
Yapılan araştırmaya göre Belçika'da Verleyn adında bir kasaba vardı ama verdiği adreste öyle bir bina yoktu.
Kasabada zaten bu ismi veya bu suratı bilen birisi de yoktu.
Otele verilen adres de sahteydi.
Kadının kullandığı tabancanın Browning 9 mm olduğu biliniyordu.
Bazı teorisyenlere göre tabanca çok güçlüydü.
Yani tetiğe bastıktan sonra sekmiş olması gerekiyordu.
Bu da kadının elinde ters bir şekilde tutmasını imkansız hale getiriyordu.
Daha da ilginci kadının elinde hiçbir kan lekesi yoktu.
Kendi kafasını ateş eden birisinin genelde elinde lekeler olması gerekiyordu.
Ama kadının elleri tertemizdi.
Sanki birisi bunu yapmış sonra kadının eline tutuşturmuştu.
Sanki odadan da buharlaşmıştı.
2805 numaralı oda 28.
katta olduğu için camdan bir yere gitmiş olma ihtimali zaten yoktu.
Tabanca ayrıntılı incelendiğinde silin numarasının profesyonelce silindiği ortaya çıktı.
Genelde bu işlemi ajanlar yapardı.
Buna dair şüpheleri arttıracak bazı detaylar da belli olmaya başlıyordu.
Odaya girişler dijital kartla olduğu için bunlar sistemde gözükebiliyordu.
Bilinene göre kadın perşembe günü temizlik hizmeti almıştı.
Bu hizmetten sonra odaya ilk girişi cuma günü sabahın erken saatleriydi.
Yani tüm gece dışarıdaydı.
Belçika'dan belki de bilmediği bir yere gelmemişti.
Tüm geceyi dışarıda geçirdiğine göre burada bir tanıdığının olması gerekiyordu.
Eğer tanıdığı birisi varsa kadın hayatını kaybedince neden ortaya çıkıp cenazeyi sahiplenmedi?
Kadınla ilgili gizem her geçen gün daha da artıyordu.
Bir ajan olma ihtimali güçleniyordu.
Eski bir istihbarat ajanına göre bu profesyonelce yapılmış bir infazdı.
1990'larda Norveç'te polis tarafından DNA örneği nedense alınmamıştı.
Kan örneği alınmıştı ama 1996 yılında kadının defnedilmesiyle birlikte o da yok edilmişti.
Polis elde kalan son delilleri bilerek yok ediyor gibiydi.
2016 yılında bir DNA örneği için kadının mezarının açılmasına karar verirdi.
Doku örnekleri alınıp DNA profili çıkarılmak isteniyordu.
Sonuçlara göre kadın Avrupalıydı.
Resepsiyonda çalışan birisine göre aksanı Almanlara benziyordu zaten.
Bu yüzden ortada Doğu Almanyalı olduğu iddiası vardı.
Ama DNA sonuçlarından da bir şey çıkmadı.
Çünkü böyle birisi için hiçbir kayıp ihbarı verilmemişti.
2018 yılında kadının fotoğrafı Almanya'nın en büyük gazetelerinden birinde paylaşıldı.
Burada tanıdığı olma ihtimali vardı.
Ama şu ana kadar kadınla ilgili henüz bir bilgi gelmedi.
Dosya hala açık bir şekilde duruyor.
Kadınla ilgili bilgi sahibi olanların bazı internet sitelerinde verilen mail adresleriyle ve telefon numaralarıyla iletişime geçmesi bekleniyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
