
Transkript
İkinci Dünya Savaşı hem sıcak savaş içinde hem de savaşın yanında ülkelerin yaptıklarıyla tarihe geçmiştir.
Cephelerde sıcak savaş yaşanırken bazı ülkeler esirleri üzerinde bambaşka şeyler deniyordu.
Bu artık savaş dışında bir şey haline gelmişti.
Avrupa'da başlayan topyekun savaş krizi Asya'da Japon yanında fırsat bilmesiyle her kıtaya yayılmıştı.
Tabi Naziler ve Japonlar savaş ortamını fırsat bilerek esirler üzerine hayal ettikleri garip deneyleri yapma şansı da bulmuştu.
Bir yandan Nazilerin en korkunç doktoru Josef Mengele, diğer yanda ise Japonların acımasız doktoru General Shiro Ishii vardı.
Bu doktorların yaptıklarının savaşla bir ilgisi yoktu.
Onlar kafalarında kurdukları bazı hayalleri insanlar üzerinde deniyorlardı.
Örneğin Mengele çocukların göz renklerini, gözlerini enjekte ettiği bazı sıvılarla değiştirmeye çalışıyordu.
Bunu yapabilirse Ari ırk oluşturabileceğini düşünüyordu.
General Shiroishi ise Asya bölgesinde sık sık görülen salgın hastalıkları esirlere bulaştırıp bu hastalığın çözümünü bulmaya çalışıyordu.
Ve biyolojik silah yapmaya çalışıyordu.
Haliyle her iki tarafın denekleri de hayatını kaybediyordu.
General Shiroishi Japon ordusunu sağlık bakanının talimatıyla 1932 yılında ordu salgın hastalıkları önleme araştırma komutanlığına getirilmişti.
İşi Kyoto İmparatorluk Üniversitesi'nde okumuş başarılı bir mikrobiologtu.
1922 yılında da Tokyo Üniversitesi'ne atanmıştı.
Ön plana çıktığı asıl çalışmalarını da burada yapmıştı.
Birinci Dünya Savaşı'ndan itibaren biyolojik silah ve kimyasal gelişmelerinin üzerine ciddi bir araştırma yapmıştı.
Batı'ya yaptığı seyahat sırasında Batılı devletlerin kimyasal silah üzerine araştırmalarda bulunduğunu görünce kendi ülkesi adına bir rapor hazırladı.
Bu da Sağlık Bakanlığı'nın dikkatini çekmiş yeni açılan birime komutan olarak atanmasını sağlamıştı.
General Ishi, 1932 yılında geldiği araştırma grubunu ilerletmişti.
Bu çalışmaları sonucunda 1940 yılında Ordu Salgın Hastalıkları Önleme ve Su Arıtma Departmanı'nın veya diğer adıyla bilinen 731.
birimin kurulmasına ön ayak oldu.
Departmanın araştırmalarını yapacağı yerse Japonya'nın işgal ettiği Çin'in Mançurya bölgesi olacaktı.
Çünkü denekler Çinlilerden seçilecekti.
731. birim burada 6 kilometre karelik bir arazi üzerine 150'den fazla bina ve fabrika yerleştirilerek kuruldu.
Tabi ki başında da General Shiro Ishi vardı.
General Shiro Ishi'ye göre savaş sırasında esir alınan insanlar zaten ölümle cezalandırılacaktı.
O halde ölümleri boş yere olacağına üzerlerinde deney yapılabilmesinin bir hak olduğuna inanıyordu.
Bu birimdeki esirlerinin %95'i Çinli ve Koreli'den oluşurken az sayıda da Ruslar vardı.
Esirleri Japonya'da kütük anlamına gelen maruta deniyordu.
Hiç kimseye insan yerine koymuyorlardı.
Esirler onlar için sobaya atılacak birer kütükten ibaretti.
Çoğu esir maksimum bir ay kadar sağ kalabiliyordu.
Üzerlerinde yapılan deneylerden ötürü hayatlarını kısa sürede kaybediyorlardı.
Acımasız doktorlar sadece yetişkin insanlar üzerinde deney yapmıyorlardı.
Aralarında hamile kadınlar ve bebekler de oluyordu.
Esir kamplarında özellikle deney yaptıkları konulardan bir tanesi viviseksiyon yani diri kesimdi.
Binlerce esire hastalık bulaştırıp daha sonra canlı canlı kesilerek inceleme yapıyorlardı.
Kurbanlara mikrop bulaştırdıktan sonra içlerinden çıkardıkları organları daha henüz canlı iken inceliyorlardı.
Bu işlemler sırasında anestezi de kullanmıyorlardı.
İncelemeyi yapmak için kurbanın son nefesini vermesini de beklemiyorlardı.
Çünkü cansız kalan dokularla doğru bir inceleme yapamayacaklarını düşünüyorlardı.
Bu yüzden her şey canlı canlı iken yapılıyordu.
Sadece bununla da bitmiyordu.
Kan kaybını incelemek için kurbanların kolları ve bacaklarını vücutlarından ayırıyorlardı.
Daha da kötüsü bazılarında çapraz bağlama yapıyorlardı.
Yani kestikleri sağ kolu soldakine dikmeye çalışıyorlardı.
Vahşetin boyutu tahmin edilemeyecek seviyedeydi.
Sürekli yeni deneyler üretiyorlardı.
Bazı insanların kollarını donduruyorlar, daha sonra çözülmesini sağlıyorlardı.
Vücudun vereceği tepkiyi ölçüyorlardı.
Haliyle kollar kangren olup düşüyordu.
Günler geçtikçe kimse de bu adamlara bir şeyler demedikçe deney şekilleri değişiyordu sürekli.
Bir deneyde kurbanların mideleri alınıyor, yemek borusu doğrudan sinirim sistemine bağlanıyordu.
731. birimin bir diğer vahşi deney de biyolojik silah üretimiydi.
Esirlere aşı yoluyla kolera, şarbon ve veba hastalıkları enjekte edilip inceleme yapıyorlardı.
Bunu biraz daha ileriye taşıyıp bombaların içine koymaya başladılar.
Yeni düzenledikleri bombaları Çinlilerin yaşadıkları bölgelere atıyorlardı.
Bu eylemlerin sonucunda yaklaşık 400 bin insan yaşamına mal olmuştu.
Uçaklara yükledikleri veba mikrobunu havadan insanların üzerine yağdırıyorlardı.
Japonlar biyolojik silah konusunda istediklerini almaya başlamışlardı.
Ancak bunun nasıl acımasızca bir şey olduğu umurlarında dahi değildi.
Bilimde frenci hastalığı da merak edilen konulardan bir tanesiydi.
Bir mahcume frenci bulaştırdıktan sonra sağlıklı bir mahcumla cinsel ilişkiye zorlanıyordu.
İlişkiye girme konusuna ayak diletenlerse tabi ki kuruşuna diziliyordu.
Bu şekilde hastalığın bulaşma ve yayılma süreci araştırılıyordu.
Hastalığın bulaşma süreci gerçekleştikten sonra da tedavisi üzerine fikir yürütülüyordu.
Yine tabii ki burada diri kesim uygulaması vardı.
Organların verdiği tepkiler ancak bu şekilde hızlıca takip ediliyordu.
General Shiro işinin başında bulunduğu bu birim içinde filmlerde bile rastlanmayacak işkenceler dönüyordu.
Kurşunların vücutta verdiği tahribattan bombaların verdiği tahribata kadar incelemeler devam ediyordu.
Karşılarına birini alıp farklı bir yerine ateş ediyorlar.
Sonra mermi vücudun içindeyken esirle ilgili incelemeler yapıyorlardı.
731. birim içerisinde bu deneyler yaşanırken bir yandan da savaş tüm hızıyla devam ediyordu.
Tarihler 1945'e gelmiş, Kızıl Ordu 2.
Dünya Savaşı'nı bitiren Berlin işgalini gerçekleştirmişti.
Sovyetlerin savaşı kazanmasıyla her yerde eylemler durmaya başlamıştı.
731. birimin içindeki son kalan kurbanların hepsi kuruşuna dizilmiş, Evraklar imha edilmeye başlanmıştı.
Bunu eş zamanlı olarak Naziler de kendi toplama kamplarında yapıyorlardı.
Savaşın bitmesiyle Amerikan ordusunun biyolojik silah çalışmalarını yürüten birimden Yarbay Murray Sanders Japonya'ya gitmişti.
Sanders buraya geldiğinde henüz 731.
birimi bilmiyordu bile. Ama Japonların böyle araştırmalar yaptığına dair bir şeyler duymuştu.
Tabi General Shiro Işit etrafına öyle bir korku salmıştı ki Kimse bu konu hakkında konuşmuyordu.
Ancak Sanders akıllıca bir hamle yaparak savaşın mağlubu Japonları Sovyetlere teslim etmekle tehdit etti.
Bunun üzerine korkan Japonlar kısa bir süre içerisinde Sanders'ın eline 731.
birimde yapılan çalışmalarla ilgili rapor getirdiler.
Yarbay Sanders rapordan öyle etkilenmiş olacak ki 731.
birimde araştırma yapan doktorlardan ulaşabildiklerine dokunulmazlık vaat edip Amerika'ya götürmek istiyordu.
Götürdükleri doktorların araştırmalarını da Vietnam'da kendi savaşında kullanmaya devam etti.
Yani kötülük, vahşet yaşanmaya başka bir yerde devam ediyordu.
Japonların bu biriminde deneyleri yapan şeytanın doktorlarının başına hiçbir şey de gelmedi.
Naziler gibi yakalanıp yargının eline teslim edilmediler.
Bazıları Sovyetler Birliği'nde hapis yattıktan sonra orada yaşamaya devam ettiler.
Her şeyin başındaki General Shiro işi de 1959 yılında, Gırtlak kanserinden ölene kadar kendi kliniğini işleterek çok rahat bir hayat sürdü.
Medya bile nazilerin üzerine gittiği gibi Japonların üzerine gitmedi.
Bu doktorların yaptıkları yanlarına kar kalmış oldu.
Bu olayların dünyaca konuşulmasını engelleyenin de Amerika olduğu öne sürülüyor.
Amerika kendi bünyesinde biyolojik silah çalışmasıyla ilgili doktorları gizlice alınca bunun duyulmamasını sağlamış olabilir.
Her şeyin net bir şekilde ortaya çıktığı da 2017 ile 2018 yıllarında çıkan iki belgeselli oldu.
Bu belgesellerde 731.
birimde yapılanların itirafları vardı.
Böylece biz de nelerin dönmüş olabileceğini öğrenmiş olduk.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
