
Jack The Stripper - Hammersmith Çıplak Cinayetleri
2 Eylül 2021 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
1800'lerin Londra'sında ortalığı birbirine katan Karın Deşen Jack diye birisi vardı.
Kendisine böyle hitap ediyordu.
Dönemin Londra'sında onun yüzünden birçok kadın sokağa çıkarken korkar olmuştu.
Jack'in yaşattığı korku dolu günler Londra insanının hala hafızasındayken şehirde onun gibi birisi daha çıktı.
Karın Deşen Jack'ten neredeyse 70 yıl sonra bu kez de striptizci Jack ortaya çıktı.
Londralıların başında bela olarak ikinci Jack vardı.
Olayların geçtiği İngiltere'nin batısında bulunan Hammersmith, Bradford ve Cheswick birbirlerine yakın yerlerdi.
1960'larda buralarda Thames Nehri boyunca fabrikalar vardı.
Bu nedenle bölgede genelde işçiler yaşıyordu.
İşçiler dışında bir de maddi duruma pek iyi olmayan kadınlar bölgeye gelmişti.
Çoğu İrlanda'dan ve İngiltere'nin başka bir yerinden buraya göç etmişlerdi.
Ve seks işçiliği yapıyorlardı.
Onlar için geçim zorluğu dışında bir de hayatta kalma zorluğu vardı.
Elizabeth Fink de tam olarak böyle bir kadındı.
21 yaşında ve geçinebilmek için seks işçiliği yapıyordu.
17 Haziran 1959 sabahı cansız bedenin nehir kenarında bir park olan Duke Meadows'da devreye gezen bir polis memuru tarafından bulundu.
Polis memuru onu bulduğunda bir söğüt ağacına yaslanmış haldeydi.
İlk incelemeye göre boğazında çizikler vardı ve elbiseleri yırtılmıştı.
Ölüm nedeni boğulmaydı.
Kadının çantası, ayakkabıları ve iç çamaşırı kayıptı.
Bölgede yapılan araştırmalarda bir türlü bulunamadılar.
Görgü tanıklarına göre bir gün önce aynı yerde bir arabanın yanında görülmüştü.
Araba bir süre park halinde durmuş daha sonra Elizabeth arabaya binmişti.
Bu canlı olarak son görülmesiydi.
Fixin erkek arkadaşı Phantom Ward cinayetle ilgili şüpheli sıfatındaydı.
Bilinene göre ara sıra Elizabeth'i dövüyordu.
Aynı zamanda kız arkadaşını da pazarlayan oydu.
Polisler şüpheli sıfatıyla onu araştırsa da olayla ilgili bir bağlantısını bulamadı.
Arabanın içindeki her kim değilse olayın arkasında da o vardı.
1959 yılında yaşanan bu olaydan sonra başka bir benzerinin gerçekleşmesi 4 yıl sürdü.
4 yıl sonra olacak cinayetle aralarındaki tek bağlantı Benzer şekilde bulunmalar olacaktı.
8 Kasım 1963'te Gwyneth Rees adlı 22 yaşındaki Galli kadının cansız bedeni bulundu.
Genç kadın da 4 yıl önce bulunan Felix gibi hayat kadınıydı.
Ek gelir elde edebilmek için bu yola başvurmuştu.
Gayrimeşru bir hamilelikten sonra ailesiyle arası açılmış ve kız kardeşiyle birlikte Essex'den buraya göç etmiş yaşamaya çalışıyordu.
Reese'in bedeni Elizabeth Figgs'in bulunduğu Dukes Meadows Parkı'nın tam karşısında Mort Lake nehri kıyısında boğulmuş olarak bulunmuştu.
Onun da üzeri çıplaktı.
Etrafında yine bir delil yoktu.
Maktullerin hayat kadını olması nedeniyle bölgede ilgilenen insan da yoktu.
Yapılan soruşturma sonuçsuz kalınca dava çabucak unutuldu.
Polisin bilmediği şey bunlar sadece başlangıçtı.
Üç ay sonra bu kez de Thames Nehri kıyısında sandalcılar Hannah Telford'un bedenini suda yüzerken fark etti.
Nehri cansız bir şekilde yüzen Hannah da çıplaktı.
Ayrıca ağzına kendi iç çamaşırı tıkılmıştı.
Adli tıp raporuna göre o da boğularak hayatını kaybetmişti.
Diğer iki cinayetle aynı özellikleri taşıyordu.
Üçü de kısa minyon tiplerdi.
Hannah iki ila yedi günlük bir zamandır sudaydı.
Ayrıca üçüncü çocuğuna hamileydi.
Kadın için 10 gün önce de kayıp ihbarı verilmişti.
Bulunmasına bulunmuştu ama artık yaşamıyordu.
Adli tıp uzmanları ilginç bir şekilde bu olayı bir intihar olarak değerlendirip raporada öyle yazdılar.
Kadının ağzında kendi iş çamaşırı bulunmuştu.
Kendi canına böyle saçma bir şekilde kıymış olamazdı herhalde.
Ama polisler yine olayın üzerine fazla gitmediler.
Neticede o bir hayat kadınıydı.
1964'de Hannah Taffer'dan sonra 8 Nisan'da Hannah'ın bulunduğu yerin birkaç yüz metre ilerisinde 26 yaşındaki Irene Lockwood'un cansız bedeni bulundu.
Irene de diğerleri gibi hamileydi.
Otopsiye göre o da boğularak hayatını kaybetmişti ve tabii ki bulunduğunda çıplaktı.
Etrafta yine delil yoktu.
Olaydan 3 hafta sonra Kenneth Archibald adında 57 yaşındaki bir adam polislere gidip Irene'nin canına kendisinin kıydığını söyledi.
Kenneth bir tenis kulübünde bekçi olarak çalışıyordu.
İddiasına göre bir önceki gece kadınla beraber olmuşlar ve aralarındaki bir anlaşmazlık yüzünden Irene'i boğarak yaşamına son vermişti.
Ama bu sırada polisler artık diğer cinayetlerle bunu ilişkilendirmeye başlamıştı.
Çünkü öncekilerle birebir aynı özellikler vardı.
Kenneth itiraf etmesini etti de polisler önceki olaylarda adamın başka yerlerle olduğunu kanıtlamasıyla kısa süreliğine tutuklu kaldı.
Zaten adam da bir süre sonra depresyonda olduğu için böyle bir yalan söylediğini itiraf etti.
Gerçek adam hala dışarıda bir yerlerdeydi.
Arka arkaya yaşanan bu olaylar akıllara hemen karın deşen Jack ismini getirdi.
Karın deşen efsanesi yeniden mi canlanmıştı?
Medya bu yüzden olaylara daha fazla ilgi duymaya başladı.
Hatta olayların arkasındaki isme de striptizci Jack demek olan Jack the Stripper ismi takıldı.
İsim efsaneleşen Jack the Reaper'a çok benziyordu.
Bazılarına göre Karın Deşen'in ruhu bu adamın içindeydi.
Karın Deşen de hayat kadınlarının canına kıyıyordu.
Olaylara bakıldığında ikisinin de ortak bir çok yanı vardı.
8 Nisan'daki olaydan sadece 3 hafta sonra 22 yaşında olan Helen Bartholome adlı kadının bedeni bulundu.
Bu kez nehirde veya nehir kenarında değil bir sokak arasındaydı.
Ama o da çıplaktı ve o da boğulmuştu.
Kadının ön dişleri yoktu.
Her şey öncekilerle yine aynıydı.
Cansız olarak bulunan kadınların hepsi kısaydı.
Bu önemli bir ortak özellikti.
Tek farklılık nehirde değil ara sokakta olmasıydı.
Ama bu olayın arkasında olan kişinin diğerleriyle aynı kişi olması su götürmez bir gerçekti.
Polisler ara sokakta bulunmasını nehir etrafında artan polis trafiğine bağlıyordu.
Cinayetlerden sonra polisler nehrin kenarında adeta pusu kurmuştu.
Katil de bunu fark edince bu kez bir ara sokağa bırakmıştı.
Kadının üzerinde bazı endüstriyel boya lekeleri bulundu.
Polisler kadının buraya bırakılmadan önce bir depoda tutulduğunu düşündüler.
Eğer o depo bulunursa katil de bulunabilirdi.
Polisler olayın arkasındaki kişiyi yakalamak için gece saatlerinde bölgeden geçen arabaların plakalarını kayıtlarını tutmaya başladılar.
Gece oradan geçen arabalara da daha sonra sorgu uyacaklardı.
Bunun dışında katili üzerlerine çekmek için hayat kadını kılığında kadın polisler de sokaklarda gezmeye başladı.
Polislerin tüm çabaları Jack the Stripper'ı durdurmaya yetmiyordu.
14 Temmuz'da garaj girişinde oturtulmuş 30 yaşındaki Mary Fleming'in cansız bedeni bulundu.
Helen'da bulunan boya lekeleri onun da üzerinde vardı.
Mary 10 yıldan fazla zamandır hayat kadını olarak çalışıyordu.
Başından bir sürü olay geçmişti.
Yani sokaklar için deneyimliydi.
Tuzağa kolay kolay düşmezdi.
Arkadaşlarımız söylediğine göre yanında kendini korumak için bıçak bile taşıyordu.
Anlaşılan bu katili durdurmaya yetmemişti.
Görgü tanıkları o gece bir aracın geri geri gittiğini gördüklerini aktardılar.
Ama bundan da bir sonuç çıkmadı.
İngiliz polisler karşılarındaki şahsın hata yapmasını bekliyordu.
Çünkü elleri kolları bağlıydı.
Her gazete striptizci Jack'ten bahsediyordu.
Tüm oklar üzerine çevrilmesine rağmen adam yeni durmuyordu.
24 Kasım 1964'te 21 yaşındaki Frances Brown Takma adlı Margaret McGowan'da cansız bedeni çıplak bir şekilde bulundu.
Bu olarak hayatını kaybetmişti.
Onun da vücudunda boya lekeleri vardı.
16 Şubat 1965'te listeye bir yenisi daha eklendi.
Heron Trading sanayi sitesinin arkasında bir depoda Bridget O'Hara bulundu.
28 yaşındaydı, çıplaktı ve boya lekeleri vardı.
Bridget'ın da ön dişleri eksikti.
Bu da Jack Strieper'ın bir imzasıydı.
Londra polisleri ne yaparsa yapsın adama yaklaşamıyorlardı.
Durum daha da kötüye gidince Scotland Yard'dan deneyimli dedektif John Dew Rose soruşturmayı liderlik yapması için çağrıldı.
Dew Rose göreve gelir gelmez yanında çalışan insanların sayısını neredeyse iki katına çıkardı.
Bridget'in bulunduğu Heron Trading sanayi sitesindeki 7000 işçiyi tek tek sorgulamaya aldırdı.
Ayrıca gece devriye gezen polislere bir arabayı iki kez görürlerse bunun not etmeleri gerektiğini söyledi.
Durozbaş'a geçer geçmez boyanın kökenini de araştırmaya başladı.
Bu boyanın nereden geldiğini bulması gerekiyordu.
Boyanın bir benzerini bulmak için inanılmaz derecede emek harcadı.
Sonunda Bridget O'Hara'nın bulunduğu yerin biraz yakınında eşleşme ortaya çıktı.
Bulunan yerin karşısında boya püskürtme atölyesi vardı.
Striptizci Jack burayı kullanıyor olabilirdi.
Duros onu yakalamak için tüm imkanları seferber ediyordu.
Hammersmith çıplak cinayetleri olayını çözerse popülerliği daha da artacaktı.
John Duros yaptığı bir basın açıklamasında katili yakalamaya çok yakın olduğunu iddia etti.
Şüphelileri neredeyse 3 kişiye indirmişlerdi.
Yoğun soruşturma devam ederken bir anda cinayetlerle kesilmişti.
Jack the Stripper sanki bölgeyi terk etmişti.
Aynı karın deşen Jack olayında olduğu gibi her şey bir anda...
Hiç yaşanmamış gibi olmaya başladı.
Dava içerisinde bazı isimler şüpheli sıfatıyla ortaya çıkıyordu.
Bunlardan birisi Mango Ireland'dı.
Mango Heron sanayi sitesinde güvenlik görevlisi olarak çalışıyordu.
Her yere erişimi vardı.
Görevin başına Duros geldikten sonra çemberin daraldığını fark etmiş olabilirdi.
En azından Duros böyle düşünüyordu.
Tam yakalanacakken bir anda ailesine bir not yazarak kendi canını kıymıştı.
Katil gerçekten bu adam mıydı?
Duros bu şekilde düşünüyordu.
Yazdığı kitabında Ireland'ın yakalanacağını anlayıp intihar ettiğini söylüyordu.
Ama Duros'u yalanlayanlar da oldu.
1972'de bir gazeteci Ireland'ın Bridget O'Hara'nın öldürüldüğü vakitte İskoçya'da olduğunu ortaya çıkardı.
Yazar David Seabrook da Ireland'ın Heron Sanayi sitesinde sadece 3 haftadır çalıştığına ulaştı.
David'e göre Duros bitmiş kariyerini yeniden canlandırmak için Ölmüş bir adamın üzerine suç atıyordu.
Zaten Mango Ireland'ın eşi de son zamanlarda adamın bazı problemleri olduğunu, zor bir dönemden geçtiğini söyledi.
Şüphelilerin bir başkası da 1940'larla popüler bir İngiliz boksörü olan Freddie Mills'ti.
Freddie bazı yası dışı olaylara karışmıştı.
Dönemin gangsterlerine borçlu olduğu konuşuluyordu.
Yanlış kişilere borçlanınca elindeki gece kulübüne de el konulacağı konuşuluyordu.
1965 yılında arabasında bir mermiyle cansız olarak bulunmuştu.
İlk başta borçlarından dolayı kendi yaşamına son vermiş olduğu düşünüldü.
Daha sonra ise bulaştığı eli silahlı kişiler tarafından arabasında vurulmuştu.
Adının Jack the Stripper'la yan yana geçmesinin sebebi de Freddy hayatını kaybettikten sonra olaylar da durmuştu.
Ama Düros'un çıkardığı profile göre katil daha kısa birisiydi.
Freddy uzun ve cüsseli bir adamdı.
Yani göze çabuk batardı.
Bir ara bazı dedektifler katilin aslında içlerinden birisi olabileceğini bile düşündü.
Gizemli bir polis tüm soruşturmadan haberdar olduğu için herkesi atlatabiliyordu.
Bu sayede nehir kenarında devriye gezen polislerden de kurtuluyordu.
Tabi buna dair gerçek bir kanıt hiçbir zaman ortaya çıkmadı.
Şüphelilerin arasında en dikkat çeken Harold Jones'tu.
Harold Galler'da doğup büyümüştü.
1921'de 15 yaşındayken Daha 8 yaşında olan birisinin yaşamına son vermişti.
Harold Jones kızın bedeninin bulunmasıyla suçlanarak mahkemeye çıkarıldı.
Ama garip bir şekilde 15 yaşındaki birisinin bunu yapmayacağını düşünerek serbest bırakıldı.
Bölge halkı da zaten buna inanmamıştı.
Jones resmen işlediği suçtan yırtmıştı.
Çok büyük bir hata yapılmıştı.
Çünkü Harold aynı suçu bir kez daha işledi.
İlkinden haftalar sonra bu kez de 11 yaşındaki birisinin yaşamına son verdi.
Bu kez bu suçtan yırtamadı.
Yakalanıp mahkemeye çıkarıldı.
Yaşı küçük olduğu için idam cezası almayacaktı.
20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Serbest kaldıktan 6 yıl sonra da Londra'ya taşınıp kendisini tanıyan herkesten uzak bir hayat kurdu.
Evlendi, bir de kız çocuğu oldu.
Hammer Smith çıplak cinayetleri hakkında kitap yazan Neil Milkins, Harold Jones'u sorumlu tutuyordu.
Milkins'in araştırmasına göre farklı zamanlarda kurbanların üçüne yakın yerlerde yaşadığını fark etti.
Ayrıca Jones metal levha işçisi olarak çalışıyordu.
Bazı kurbanlarda bulunan endüstriyel boyalara Jones'un ulaşabileceğini düşünüyordu.
O zamanlar kayıt tutma işi ilerlemiş olsaydı Harold Jones şüpheli olarak polis tarafından kesinlikle sorgulanırdı.
Hammersmith cinayetlerinin araştırmacıları hemen o bölgede yaşayan hüküm yemiş birisinden habersizlerdi.
Bu bağlantı ancak 2000 yılında Neil Milkins tarafından ortaya çıkmıştı.
Milkins olayların başındaki ismin Harold Jones olduğuna emin.
1965 yılında her şeyin bir anda durmasının sebebi olarak Harold Jones'un kemik kanserine yakalanmış olmasını öne sürüyordu.
1971 yılında da hastalığından dolayı hayatını kaybetmişti.
Hammersmith çıplak cinayetleri 1800'lü yıllardan sonra Londra'da en büyük insan avının yapılmasına sebep oldu.
Karın Deşen Jack'den sonra striplizci Jack Londra polislerini peşinden koşturmuştu.
1975 yılında ortaya çıkan Yorkshire Karın Deşen'i lakapla Peter Sutcliffe ise ikisini de gölgede bıraktı.
Peter Sutcliffe'e kadar en büyük soruşturma Jack the Stripper için yapılmıştı.
O ortaya çıkınca her şey bambaşka bir boyuta gelmişti.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
