
İzmit'te Korkunç Yamyam Vakası - Kalaycılar Kabilesi
13 Ocak 2023 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Tareler 20 Haziran 1950'yi gösterdiğinde gazetelerin manşetinde İzmit'te korkunç yamyanlık vakası haberi yazılıyordu.
Ülke vatandaşı bu haberi gördüğünde şok olmuştu.
O zamanlar İzmit'e bağlı Karasu ilçesinde 16 yaşındaki Rıfat ismindeki bir çocuk 4 siyahi kişi tarafından yendiği yazıyordu.
Habere göre Rıfat'ı önce yakalamışlar daha sonra kazanda pişirip yemişlerdi.
Peki bunu yapanlar kimlerdi?
Fransızlar Hatay'ı işgalinden sonra Bölgeyi sömürdükleri ülkelerden askerlerle doldurmuşlardı.
Daha sonra Hatay yeniden Türkiye topraklarına geçince bazı Fransız askerleri bölgeyi terk etmeyerek burada yaşamaya başlamışlardı.
İşte Senegalli olan 4 kişinin Türkiye macerası böyle başlamıştı.
Bu insanlar bir süre sonra kalabalıklaşmış 40 kişilik bir kabileye dönüşmüşlerdi.
Kabile kalaycılık işiyle meşgullü ve göçebe bir yaşam tarzı benimsemişlerdi.
16 çadırla Türkiye'yi gezerek kazanları kalaylayarak geçimlerini sağlıyorlardı.
Korkunç olay yaşanana kadar hiçbir yerde bir olaya karışmamışlardı.
O olaydan hemen sonra bir de sahtekarlık suçu işlenmişti.
Kabilenin liderliğini yapan 4 üyesi sahte altın sattıkları gerekçesiyle tutuklanmışlardı.
Aslında bundan önce çok daha korkunç ve büyük bir suç işlemişlerdi.
Her şey kabilenin içinden 11 yaşındaki Bahri adlı çocuğun itirafıyla ortaya çıktı.
Kabilenin üyeleri tarafında çok küçükken Adana'dan kaçırılmıştı.
Kabilenin ayak işlerini yaparak onlarla birlikte yaşıyordu.
Gidecek bir yeri yoktu.
Kabile ne kadar Bahri'nin ailesi gibi olsa da yaşanan bu korkunç olayı anlatmadan duramamıştı.
İlk önce köydeki çocuklara bu durumu anlatınca vaka jandarmanın kulağına kadar gitmişti.
Jandarma da bu itirafları dikkate alarak Bahri ile konuşmaya karar verdi.
Bahri olayın geçtiği tarihi ve bölgeyi söylediğinde bir süre önce ortadan kaybolan Rıfat'la aynı zamana denk geldiği fark edildi.
16 yaşındaki Rıfat kuyumculu köyünde yaşıyor ve ortadan kaybolduğu gün evden çıkmış Arifiye Köy Enstitüsü'ne doğru gidiyordu.
En son o zaman görülmüştü.
Bir daha ortalıkta görülmeyince ailesi kayıp ihbarında bulunmuştu.
Bahri anlattıkça her şey Rıfat'la uyuşuyordu.
Kayıp ihbarı verilen çocuğun dış görünüşü de Bahri'nin anlattığına göre tıp atıp aynıydı.
Tabi Bahri bu olay yaşanırken çocuğun adını bilmiyordu.
Kayıp ihbarından dolayı bu isim jandarmalar tarafından anlaşılmıştı.
Jandarmalar o kazanda pişirilen kişinin aylardır kayıp olan Rıfat olduğunu düşünmeye başlamıştı.
Bahri'nin anlattıkları insanın kanını donduruyordu.
Kabiledeki dört üye Rıfat'ın aslında parasını çalmak istiyordu.
Ama çocuğun üzerinde az para çıkınca...
işin rengi değişmişti.
Katil zanlıları bu duruma çok sinirlenip Rıfat'ı öldürmüşlerdi.
Cinayet işlendikten sonra da kazana konularak kaynatılmıştı.
Tabi bu sırada anlatılana göre kazanın etrafında danslar edilmiş sanki bir ziyafet havası yaratılmıştı.
Daha sonra grubun üyelerinden Mehmet Kuyumcu Bahri'yi yanına çağırarak etten biraz yemesini istemişti.
Bahri'nin olayı aylar sonra anlatması da korkusundan dolayıydı.
Adamlar sahte altın satmaktan içeriye girince Etrafta böyle bir olay olduğunu anlatmaya başlamıştı.
Çünkü 11 yaşında çocuğun söylediğine göre eğer öncesinde itiraf etmeye kalkarsa kendisinin de yenilmesinden korkuyordu.
Adamların hapse girmiş olması onu da cesaretlendirmişti.
Tabi her şey bu kadarıyla kalmıyordu.
Bahri'nin anlattıklarına göre öncesi de vardı.
Bu kabile insan yeme konusunda geçmişe sahipti.
Bundan bir yıl önce Eskişehir'de hazine adında 25 yaşında bir kızın da öldürüldüğünü itiraf etti.
Genç kızın çok güzel olduğunu ve ona tüm kabilenin aşık olduğunu söyledi.
Üstelik hazinenin canına kast eden de kabilenin üyelerinden abid çevirendi.
Eskişehir'de konakladıkları sırada kaza kurşunuyla kızı vurmuştu.
Daha sonra da vücudunun bir parçasını yine pişirip yemişler, kalan kısmını da ormana gömmüşlerdi.
Karasu ilçesinde yaşanan Rıfat vakasında da bedenin kalan kısımlarının Sakarya nehrine atıldığını söylüyordu.
Haliyle bölge halkı ve jandarma kalabalık bir ekiple nehir etrafında araştırmalar yapmaya başladı.
Eğer Rıfat'tan herhangi bir şey bulurlarsa sahtekarlıktan içeride olan adamlar hakkında bir de cinayet soruşturması rahatça başlatılabilecekti.
Bu arada Bahri'nin Eskişehir'de gömüldüğünü söylediği kişinin de bulunması çok önemliydi.
O da söylediği yerde çıkarsa işler çok daha kolaylaşacaktı.
Bu sırada içeride tutuklu bulunan dört zanlı yeniden sorguya alındı.
Bu kez cinayetler üzerine sorular soruluyordu.
Zannılar ilk başlarda altın işini reddetselerdi cinayet sorgusundan sonra altın sahteciliğini kabul ettiler.
Bu kez de cinayetleri kabul etmiyorlardı.
Sorgu sırasında tabi ki sadece cinayetler sorulmuyor, yamyamlık da soruluyordu.
Bununla birlikte bazı gazeteciler de gündemi bomba gibi oturan bu haberi araştırmak adına sürekli adamlarla iletişim kurmaya çalışıyorlardı.
Muhabirlerden bir tanesi adamların gerçekten yamyam olduğuna inandığını bile yazmıştı.
Yine başka bir muhabir de adamların dış görünüşüne bakarak böyle bir eylem yapmak için çok uygun olduklarını yazıyordu.
İşler iyice karışık bir hal alıyordu.
Gazetelerde zanlılar hakkında ciddi ciddi hedef gösteren yazılar yazılıyordu.
Zanlılar ayrıca kazanın etrafında ayin yaptıklarını da kabul etmiyorlardı.
Müslüman olduklarını ve oruç tuttuklarını söylüyorlardı.
Bu nedenle bazı ayinleri bilmediklerini iddia ediyorlardı.
Sorgular ve gazetecilerin iddiaları devam ederken Eskişehir'de de olayın duyulması infiale sebep oldu.
Bahri'nin söylediği yerler araştırılırken olayın başındaki savcı kayda değer bir şeylerin bulunduğunu ama bunların neler olduğunu kamuoyuyla paylaşmayacağını söyledi.
Bahri'nin gösterdiği yerde gerçekten de daha önce bir konaklama yapıldığına dair deliller vardı.
Hemen takviye ekipler toplanarak arama çalışmaları daha da hızlandırıldı.
Çalışmalar devam ederken çok garip de bir olay yaşandı.
Ormanın içinde elinde kazma kürek ve çuvalla dolaşmakta olan iki siyahi kişi göze çarptı.
Tam cinayet mahallinde bu şekilde görülmeleri yakalanmalarına sebep oldu.
Arama çalışmaları sırasında geri göstermesi için itirafları yapan Bahri de orada bulunuyordu.
Yakalanan adamlar Bahri'ye gösterildiğinde cezaevindeki zanlıların akrabaları olduğu söylendi.
Olaylar resmen bir filme dönüşüyordu.
Düşünülene göre... Bu iki şahıs arama ekibinden önce gelip bedeni gömüldüğü yerden çıkarıp götürecekti.
İki şüpheli şahısa bu sorular yöneltilince asla kabul etmediler.
Hazine isminin birisini tanımadıklarını iddia etseler de pek inandırıcı karşılanmadılar.
Çünkü tam cinayet araştırması yapılan bölgede ellerinde kazma kürekli yakalanmışlardı.
Bu iki şahıs da tutuklanarak Kandıra cezaevine gönderildi.
Aramaların yapıldığı üçüncü gün sonunda bir sonuca ulaşıldı.
Kazalan yerlerden birinde kadın kemikleri bulundu.
Bu kemiklerin hemen hayatını kaybettiği düşünülen hazineye ait olduğu söylendi.
Çemeklere göre kadının sağ bacağı yoktu.
Bahri böyle bir ifade vermemişti.
Ama belki de kendisinin görmediği bir zamanda yapıldığını söyledi.
Herkes 11 yaşındaki Bahri'nin ağzından çıkanları pür dikkat dinliyordu.
İtiraflardan sonra ilk kez somut bir şeylerde bulununca hemen gazetelerin manşetleri yeniden hareketlendi.
Hazinenin sağ bacağının yamyamlar tarafından yendiğini Tüm gazeteler yazmaya başladı.
Artık cinayet şüphesi daha da kuvvetlenmişti.
Savcılık kabiledeki 16 kişiye daha tutuklanmasının kararını verdi.
Çadırlarda hemen detaylı aramalar yapıldı.
Bir çadırın içinde ekmeğin içine saklanmış silah bulununca cinayet silahının da bulunduğu duyuruldu.
Hazinenin öldürülmesiyle ilgili deliller somutlaşınca yeniden hapisteki zanlılar sorguya çekildiler.
Yoğun süren sorguların ardından aralarından birisi Kasım Kuyuncu, Hazinenin canına kıydığını itiraf etti.
Ancak yamyamlık iddiasını asla kabul etmiyordu.
Aslında Bahri hazineyi Abid adlı şahsın öldürdüğünü söylemişti.
İşin tuhaf yanı suçu kabul eden Kasım oldu.
Savcılık için ismi bir önemi yoktu.
Cinayet sarmalı çözülüyordu.
Gazetelerde çıkan haberler tüm ülkeyi sarsınca bu kabilenin konakladığı her yer araştırılmaya ve orada kayıp çocuk vakası yaşanmış mı diye bakılmaya başlandı.
Pendek, Akçakoca, Gebze, Ankara...
ve Üsküdar gibi kayıp ihbarı yapılan yerlerde bu kabilenin daha önce konaklamış olması başka cinayetlerinde olabileceğini akılara getiriyordu.
Hemen bölge savcılıkları emniyet güçlerini görevlendirerek kayıp çocukların bu kabileyle bir bağlantısı var mı yok mu araştırılmasını başlatmıştı.
Yani tutuklu bulunan kabilenin altı üyesi için durum hiç de iyi gitmiyordu.
Tüm cinayetler üzerlerine kalırsa idamla yargılanacaklardı.
Bu durumun farkında vardıklarında 24 Temmuz 1950'de cezaevinden kaçmayı başardılar.
Çok fazla kaçamadan da birkaç gün sonra yeniden güvenlik güçleri tarafından yakalandılar.
Tüm yamyamlık suçlamalarını sürekli reddediyorlar.
Bahri'nin nankörlük yapıp onların hakkında yalan söylediğini tekrarlıyorlardı.
Hapishanede durumlar böyleyken dışarıda adli tıp uzmanları bulunan kemikleri incelemeye devam ediyordu.
İncelemeler sonunda bulunan kemiklerin hazineye ait olamayacağı belliydi.
Çünkü kemikler çok daha önce hayatını kaybeden birisine ait olduğu ortaya çıktı.
Ayrıca hayatını kaybeden kişi de hiçbir mermi izi yoktu.
Adli tıp uzmanlarına göre boynu kırılarak hayatını kaybetmişti.
Bu durumda ortada kabile üyelerinin işlediği bir hazine cinayetinin olduğunu söylemekte zorlaşıyordu.
Ağustos ayında araştırmalar devam ederken Rıfat'ın babasına ilginç bir mektup geldi.
Babasının söylediğine göre mektup yenildiği iddia edilen Rıfat tarafından yazılmıştı.
Baba mektubu Hemen emniyet yetkilileriyle paylaştı.
Ancak yetkililer bu mektuba inanmadılar.
Mektubu yazanın kabile üyelerini içeriden kurtarmaya çalışan birisinin olduğunu düşündüler.
Mektupta Rıfat olduğunu iddia eden kişi İstanbul'da Beyazıt'ta bir lokantada bulaşıkçılık yaptığını söylüyordu.
Yani Rıfat yaşıyor olabilirdi.
İlk başta emniyet yetkilileri buna inanmasa da İstanbul'a irtibat kurularak davanın seyrini etkileyecek bu detayı öğrenmeye karar verdiler.
İstanbul polisi yaptığı araştırmadan sonra inanılmaz bir gerçek ortaya çıktı.
Rıfat yaşıyor ve gerçekten burada çalışıyordu.
Şimdi her şey başa dönecekti.
Rıfat okumak istemediği için okula kaçmış ve İstanbul'a çalışmaya gitmişti.
Gazete okumadığı için ülkede nelerin döndüğünden de habersizdi.
İşini gücünü ayarladıktan sonra artık ailesine haber verebileceğini düşünüp bir mektup yazmıştı.
Rıfat aslında sağlığı saati yerinde kendisine yeni bir hayat kurup yaşamaya başlamışken İzmit hakkında inanılmaz şeyler dönüyor.
Tabii ki dava bir anda kapanmadı.
Yetkililer eğer Rıfat yaşıyorsa o zaman Bahri'nin kazanın içinde gördüğü kişi kimdi diye düşünmeye başlamışlardı.
Tekrar her şeyi başlatan Bahri ile konuşmaya karar verildi.
Tüm bu yaşananlardan sonra Türkiye halkı iki ay boyunca bu olayı düşündükten sonra Bahri bir anda kendisinin bu olayları görmediğini, başkasının ona anlattığını söylemeye başladı.
Anlatan kişiyi de hatırlamadığını söylüyordu.
Yani Bahri hepsini uydurmuştu.
Bahri şimdi yeni ifadesinde hazine diye birisini tanımadığını söylüyordu.
Böyle birisi gerçekten var mıydı yok muydu kafalar iyice karışmıştı.
Çünkü Kasım hapiste hazineyi yanlışlıkla öldürdüğünü ama yemediğini söylemişti.
Tekrardan sorular sormaya başlayınca Kasım'ın polislerin baskısından dolayı cinayeti üstlendiği anlaşıldı.
Yani içeride bulunan 6 kişi tamamıyla suçsuzdu.
Her şey Bahri'nin hayal ürünüydü.
Tüm ülke bu davanın sonuçlanmasını beklerken sonuç bambaşka çıkmıştı.
Heyecanlı heyecanlı manşet atan gazeteler olayların yalan çıkmasına üzülmüş gibilerdi.
İzmit yamyamları aslında yamyam değillerdi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
