
İstanbul’un İlk Seri Katili - Hrisantos Anastadiyadis
17 Eylül 2021 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
1914 yılında başlayan Osmanlı'nın da katıldığı dünyadaki ilk topyekun savaş İtilaf devletlerinin zaferiyle sonuçlanmıştı.
Osmanlı savaşın kaybeden taraflarından biriydi ama Çanakkale gibi bazı kritik bölgelerde de düşman devletlere boyun eğmemişti.
Savaşın bitişinin ardından 30 Ekim 1918 yılında İtilaf devletleriyle Mondros müteharekçesi imzalandı.
Mütarekenin imzalanmasıyla Anadolu'nun stratejik bölgeleri ve İstanbul işgal edildi.
Yönetim artık itilaf devletlerindeydi.
Osmanlı Devleti parçalara ayrılmıştı.
Mondros'un birinci maddesine göre düşman devletler sadece boğazları kontrol altına alacaktı.
Ama yedinci madde ortada gerek olmaksızın devreye sokuldu ve tüm İstanbul yönetimi İngilizlerin eline geçti.
Bu sırada devletin önemli kademeleri de ülkeyi terk etmişlerdi.
İstanbul'un tüm idaresi özellikle İngilizlerle olmasıyla şehirde kanunsuzluk en üst noktaya çıkmıştı.
İngilizler mütareke döneminde Ermeni ve Rum çetelerle iş birliği yapıyordu.
Sokaklarda düşman devletlerin kanunsuz gücü olmuşlardı.
Bunların arasında en dikkat çeken çete de acımasız Hrisantos'un çetesiydi.
Hrisantos'un çetesi ülkede yaşamakta olan diğer gayrimüslimlerin de adına lekeliyordu.
Bu çete İstanbul'un başına büyük bela olmuştu.
İstanbul'da yaşanan kanunsuz olaylar 1922 yılına kadar devam etti.
Mustafa Kemal Atatürk Paşa önderliğinde başlatılan milli mücadele başarıya ulaşınca İstanbul yeniden Türklerin kontrolüne geçti.
Ama bu süreç yaşanana kadar İstanbul'da birçok acılar yaşandı.
Tam adı Hristo Anastadiadis Veledi Ahilya olan Hrisantos, 1898 yılında Osmanlı'nın bir vatandaşı olarak Beyoğlu'nda dünyaya geldi.
Babası Ahilya 1910 yılında Atina'ya gidip geri dönmemişti.
Annesi Ander Nobin de Beyoğlu'nda peremeci sokakta bir genel ev işletmekteydi.
Üç kardeş olan Hrisantos terzi çırağı olarak çalışıyordu.
Ama asıl mesleği bu değildi.
Onun gerçek mesleği daha küçük yaşlarda yapmaya başladığı hırsızlıktı.
Kendisinden 5 yaş büyük olan abisi Koço ile birlikte tramvaylarda yan kesicilik ve hırsızlık yapıyordu.
Sadece bununla yetinmeyip annesinin işletmesine gelen erkeklerin de parasını çalıyordu.
Hrisantos suç dünyasına o kadar erken girdi ki sonraki eylemleri çok daha kötü olacaktı.
Büyüdükçe etrafına kendisi gibi olanları da toplamaya başladı.
Mütareke döneminin ünlü haydutlarından Zafiri, Fantoma Mehmet, Harito, Makarnacı Niko ve Demirci Ando'nu yanına alarak organize suç örgütü kurdu.
Çete genellikle şimdiki adı Kurtuluş olan Tatavla'da, Dolapdere'de, Sinanköy'de ve Beyoğlu'nda arka sokaklarda faaliyet göstermekteydi.
Çetenin her üyesi birbirinden daha tehlikeliydi.
Suç işlemek onlar için sıradan bir şeydi.
Hrisantos çetesi ilk cinayetlerinde boğaz kesende muhallebicilik yapan Recep Usta'yı öldürerek işlediler.
Bir bahaneyle içeriye girdikten sonra 65 yaşındaki adamın canına acımasızca kıydılar.
Daha sonra kasadan paraları alıp da kaçtılar.
Bu olaydan kısa süre sonra yakalandılar.
Hrisantos ve çetesi Osmanlı Mahkemesi tarafından 15 yıl kürek cezasına çarptırdıktan sonra hapishaneye gönderildi.
Kısa süreliğine de olsa İstanbul halkı rahat bir nefes almıştı.
Bu durum çok uzun sürmedi.
Hrisantos ve çetesi kaldıkları hapishaneden tünel kazarak kaçmayı başardılar.
Gazetede haber yayınlanınca tekrar insanları korkusardı.
Ki bu kadar korkmakta da haklıydılar.
Hrisantos bu suçları işlerken henüz İstanbul işgal edilmemişti.
O hapisteyken itilaf devletleri İstanbul'u işgal etmişti.
Çıktığında ise artık yönetim Osmanlı devletinde değildi.
Hemen İngilizlerle sıkı bir işbirliğine girişti.
İstanbul'da İngiliz İstihbarat Servisi adına casus olarak çalışmaya başladı.
Bu sayede kısa sürede para ve silah yardımına ulaşabilmişti.
Artık Hrisantos ve çetesi önü alınamaz şekilde güçlenmişti.
Arkasında hem İngilizler vardı, Hem de Beyoğlu Rumları.
Hrisantos arkasını sağlama aldıktan sonra işleyeceği seri cinayetlerin boyutunu da rahatça arttırabilirdi.
Beyoğlu'nda sokak arasında bir kadını çetesiyle tecavüz girişiminde bulunurken Taksim Polis Merkezi görevlilerinden Mehmet Efendi onları iş üstünde yakaladı.
Ama aslında yakalanan da kendisi oldu.
Hrisantos ve arkadaşları Mehmet Efendi'yi görünce yanlarındaki tabancaları üzerine ateşlediler.
Bu olayla birlikte ilk kez bir polis memurunu öldürdüler.
Ve bu bir başlangıçtı.
Mehmet Efendi cinayetini araştırmakla görevli komiser Fahri Efendi bu çeteyi ararken bir sokak arasında karşısına Hrisantos dikildi.
Fahri Efendi de oracıkta hayatını kaybetti.
Hrisantos çetesi yapılmaması gerekeni yapıyordu.
Seri cinayetlerini polisler üzerinde devam ettiriyordu.
Bu yüzden polisler her yerde onları arıyordu.
Ama işgal altında bir şehirde bunu yapmak da bir o kadar zordu.
Osmanlı polisi çoğu imkanını kaybetmişti.
Artık şehir onlardan sorulmuyordu.
Bu da Hrisantos ve çetesinin işleyeceği cinayetleri kolaylaştırıyordu.
Yine böyle anlardan birisinde peşlerindeki polis memuru İbrahim Bey'i de sokak arasında öldürdüler.
Çetenin tüm üyeleri Osmanlı polisi tarafından biliniyordu.
Polisler ellerindeki kısıtlı imkanlarla bu adamları ararken bir de hayatlarını kaybediyorlardı.
Bir gün Hrisantos ve çete üyelerinden birisi olan Zafiri kahvehaneden çıktıktan sonra ayakkabılarını boyatmakta olan polis Abdurrahman Efendi'yi gördüler.
O polisin peşlerinde olduğunu biliyorlardı.
Hemen adamın üzerine saldırıp üzerinden silahını almak istediler.
Ama Abdurrahman Efendi onları fark etti.
Bu fark ediş onun da sonu oldu.
Hrisantos yanındaki silahını ateşleyerek bir polisin daha yaşamına son verdi.
Resmen durdurulamıyordu.
Karşısındaki silahlı kişileri bile rahatça ortadan kaldırabiliyordu.
Arka arkaya yaşanan bu olaylar İstanbul polisi için bir namus meselesine dönüştü.
Bu adamlar meslektaşlarının yaşamına son veriyorlardı.
Polisler ölü ya da diri olarak ele geçirilmesi kararını verdi.
Özellikle 4 polis memuru gecesini gündüzüne katarak onları arıyordu.
Dolapdere'de sonunda karşılaşma gerçekleşti.
Bu karşılaşmanın sonunda hiçbir çete üyesine bir şey olmamasının yanında Polislerden birisi daha hayatını kaybetti.
İstanbul polisi intikam yemini ettikten sonra daha kalabalık görevlilerle sokağa indiler.
Çete üyelerini tek tek yakalayıp ortadan kaldırmak en mantıklısı olacaktı.
Müdür yardımcısı Faik Bey uzun zamandır Hrisantos'un sağ kolu Zafiri'nin peşindeydi.
Onun bir muhallebicide olduğunu öğrenince tek başına bir operasyon düzenlemeye gitti.
İçeride Zafiri'yi otururken görünce kimlik sordu.
Tabii ki Zafiri ona kimlik vermek yerine silahına sarıldı.
Faik Bey bir el ateşle vurulmasına rağmen ayakta kalarak tüm mermilerini Zafiri'nin üzerine boşalttı.
Çetenin önemli üyelerinden birisi sonunda hayatını kaybetmişti.
Bu hadisenin ardından polisler bu çizde çete üyelerinden Harito'yu bir sokakta sıkıştırdılar.
O da Zafiri gibi silahına sarılsa da polisler daha erken davranarak Harito'yu da Zafiri'nin yanına gönderdiler.
Çete üyelerinin bir bir gitmesi Hrisantos'u da paniğe sokmuştu.
Bir süredir ortalıkta hiç gözükmüyordu.
Kimliğini ve dış görünüşünü baştan aşağıya değiştirmişti.
Artık başka birisi gibi sokaklarda gizliyordu.
Her şeyini değiştirmiş ama huyunu değiştirmemişti.
Bir gece sokakta çete üyelerinden Demirci Andon'la yürürken iki polis memuruna denk gelmiş ve onların da yaşamına son vermişlerdi.
İstanbul sokakları cinayetlerle çalkalanırken ekip bir yandan soyguna devam ediyordu.
Çete üyelerinden makarnacı Niko bir soygun sırasında polisler tarafından kız kıvrak ele geçirildi.
Niko sorgu sırasında Hrisantos ve diğer çete üyeleriyle ilgili her bilgiyi polislerle paylaştı.
Bu bilgiler doğrultusunda Fantoma Mehmet'te saklandığı evde polis tarafından yakalandı.
Mehmet'i Demirci Ando'nun yakalanması takip etti.
Dışarıda bir tek Hrisantos kalmıştı.
İstanbul polisi sonunda çeteyi çökertmeyi başarmıştı.
Helisantos ise ortalıkta yoktu.
İstanbul'da tek başına kalması artık imkansızdı ve bunun da farkındaydı.
Sevgilisi Eftimya ile birlikte 1920 yılının Mart ayında Yunanistan'a kaçtı.
Helisantos Yunanistan'a geldikten sonra suç eylemlerine ara vermişti.
Bir meyhane açarak daha düzenli bir hayat sürmeye çalıştı.
Pire'de meyhanesini işletirken orada görev yapan bir jandarma sevgilisi Eftimya'ya aşık olmuş ve onu rahatsız etmeye başlamıştı.
Bu durum tabii ki Hrisantos'un eski günlerine dönmesine sebep oldu.
Adımın yaşamına son verdikten sonra yeniden kaçak hayatına geçiş yaptı.
Pire'den Selanik'e sevgilisi Eftimya'yı bırakarak gitti.
Yalnız kalan Eftimya tek başına yaşayamayacağını anlayınca İstanbul'a geri döndü.
Bir süre sonra bu Hrisantos'un kulağına gidince kendisine ihanet edildiğini düşünerek Bu kez de Eftimya'nın peşine düştü.
Aşil Anastas Yadis adlı sahte bir pasaportla 1920'nin Eylül ayında yeniden İstanbul'a geldi.
Hrisantos İstanbul'dan ayrıldığında şehirde başka bir haydut nam salmaya başlamıştı.
Ermeni asıllı Nobar isimli haydutla şehre gelir gelmez bir araya geldiler.
Artık beraber hareket edeceklerdi.
Fakat Nobar uzun süredir polisin takibindeydi.
Nerede yaşadığına dair İstanbul polisi bilgi sahibi olmuştu.
Polisler Novar'ın evinin önünde pusu kurmuş gelmesini bekliyorlardı.
Polislerin karşısına Novar'la birlikte Hrisantos da çıktı.
Emniyet güçleri ve haydutların karşılaşması kısa sürede çatışmaya dönüştü.
İkili polislerin elinden kaçmayı yine başardılar.
Olaydan bir gün sonra Eftimya'nın babası hayatlarının tehlikede olduğunu söylemek üzere Dolapdere polis merkezine gitti.
Baba meyhaneci Brava, Hrisantos'un önceki gün çatışmada yaralanmış olduğunu, ve kurtuluşta bir evde saklandığını polislere bildirdi.
Polisler yaşanan çatışmada Nobar'ın yanındakinin Hrisantos olduğunu öğrenince bir anda heyecanlandılar.
Uzun zamandır peşinde oldukları adam ayaklarına gelmişti.
Balıkçı Agaton'un evinde kaldığı öğrenilince ev sahibiyle irtibat kurularak bir operasyon planlandı.
Operasyonda yer alanlardan birisi de ünlü tiyatrocu Selda Alkor'un babası Muharrem Alkor'du.
Polisler direkçi başı sokakta hem evin arkasına Hem de önüne yerleşerek içeriye girmek için balıkçı Agaton'dan şifreli mesajı beklediler.
O mesaj geldikten sonra arka pencereden operasyon başladı.
Ama Henry Santos polislerin sesini duyar duymaz silahına sarılıp ateş etti.
Bir polis memurluğu karnından yaralamasına rağmen daha fazla devam edemeden orada mermilerin hedefi oldu.
İstanbul'a kabus gibi çöken adam sonunda hayatını kaybetmişti.
Onu vuran silahlardan birisi Muharrem Alkurunkiydi.
Böyle bir adamın ortadan kaldırılması teşkilatta büyük bir sevince sebep oldu.
23 yaşındaki Hrisantos İstanbul'u korkuya boğmayı başarmıştı.
Onu vuran Muharrem Alkor'un silahı ise bugün hala polis teşkilatının müzesinde sergilenmektedir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
