
Bu bölümde Plainfield İnsan Kasabı olarak anılan Ed Gein’in hikayesini dinleyeceğiz. Ed Gein yaptıklarıyla tüm dünyayı etkiledi. Ondan sonraki korku filmleri bir daha eskisi gibi olmadı.
Transkript
Olay Yeri: Suç Hikayeleri Podcast kanalına hoş geldiniz.
1957 yılının soğuk bir Kasım akşamı, Wisconsin'da küçük bir kasaba olan Plainfield'da bir polis ekibi ıssız bir çiftlik evine giriyor.
El fenerlerinin titrek ışığı duvarlarda gezinirken karşılaştıkları manzara bir kabusu andırıyor.
Başsız bir kadın cesedi tavandan baş aşağı asılı duruyor ve etrafta insan bedenlerinden yapılmış eşyalar bulunuyor.
Odadaki ağır hava, çürümüş et, Ve ölüm kokusuyla dolu polisler kayıp bir kadının izini sürerken adım attıkları bu evde dehşet evine dönüşmüş gerçek bir suç mahalliyle karşı
karşıya kalıyor. Bu sahne bir korku filmi setinden değil yaşanmış bir olayın ta kendisi ve tüm bu dehşetin odağındaki kişi yıllarca kasaba halkının tuhaf ama zararsız biri olarak
tanıdığı Ed Gein'den başkası değil.
Edward Theodore Ed Gein 27 Ağustos 1906'da Wisconsin La Crosse şehrinde dünyaya geldi.
Ailesi 4 kişiden oluşuyordu.
Alkolik ve zayıf mizaçlı bir baba olan George Gein ve aşırı dindar ve baskıcı bir anne olan Augusta Gein'in oğluydu.
Augusta fanatik düzeyde dindar bir lüteryen olup oğullarına dünyanın kötülüklerle dolu olduğunu, içki içmenin büyük bir günah sayıldığını ve kendi dışında tüm kadınların şeytanın araçları
günahkar varlıklar olduğunu vaaz ediyordu.
Her öğleden sonra Ed ve kardeşi Henry'e İncil'den özellikle eski ahit ve vahiy kitabından bölümler okur, ölüm, ceza ve ilahi gazap temalı ayetlerle büyümelerini
şekillendirmeye çalışırdı.
Ed ve Henry daha çocukken Agusta ikisine de ömürleri boyunca iffetli kalacaklarına yani asla cinsel ilişkiye girmeyeceklerine dair yemin ettirdiği bile söylenir.
Anne Agusta'nın gölgesi Ed Gein'in tüm çocukluğunu ve dünya görüşünü kapladı.
Augusta kocasından nefret ediyor.
Ancak boşanmayı günah saydığı için evliliğini sürdürüyor.
Bu sırada çocuklarını dünyanın günahlarından korumaya takıntılı bir şekilde odaklanıyor.
George bir marangozluk ve tabakçılık işi yapmış fakat gelirini büyük ölçüde alkole yatıran beceriksiz bir babaydı.
Bunun üzerine Augusta kasabada işlettiği bakkal dükkanı satarak şehir hayatından uzak kırsal bir izolasyonu tercih etti.
1914'te aile Wisconsin'da Plainfield yakınlarında ıssız bir çiftlik arazisine taşındı.
Bu 155 dönümlük çiftlik Augusta'nın dış dünyadan soyutlanma arzusuna hizmet ediyordu.
Komşuları ve yabancıları evden sürekli uzak tuttu, oğullarının şehir hayatının ahlaksızlıklarından etkilenmesine asla müsaade etmek istemedi.
Ed Gein okul çağına geldiğinde çiftlikten sadece okula gitmek için ayrılabiliyordu.
Okulda sessiz ve içine kapanık bir çocuktu.
Sınıf arkadaşları ve öğretmenleri Ed'in sanki kendi kendine konuşup güldüğü, aniden yükselen anlamsız kahkahaları olduğunu hatırlıyorlardı.
Ayrıca Ed'in sol göz kapağındaki bir düşüklük ve hafif bir konuşma bozukluğu vardı.
Bu fiziksel özellikleri nedeniyle akran zorbalığına maruz kalıyordu.
Annesi Augusta, Ed'in herhangi bir arkadaş edinme girişimini hemen cezalandırıyor.
Onu yalnızca kendisine bağımlı kılmak istiyordu.
Sosyal olarak izole büyüyen Ed, okulda yine de derslerinde özellikle okumada başarılıydı.
8. sınıfı bitirdikten sonra okulu terk etti.
Fakat hevesli bir okuyucu olmaya devam etti.
Genç Ed tüm hayatını neredeyse sadece annesi ve ailesiyle geçiriyor, dünyayı annesinin katı filtresinden tanıyordu.
Ed annesini adeta ilahlaştırıyor, onun sözlerine mutlak itaat gösteriyordu.
Baba George ise Ed üzerinde silik bir gölgeydi.
1940 yılında alkolizmin yol açtığı kalp yetmezliği sebebiyle öldüğünde Ed 34 yaşındaydı ve bu kayıp onu derinden etkilemedi.
Ed Yeh'nin zihinsel dünyası çocukluğundan itibaren annesinin aşıladığı aşırı ahlaki öğretiler ve yalnızlıkla yoğruldu.
Psikologlara göre Ed, annesi Augusta'ya anormal derecede güçlü bir bağımlılık geliştirmişti.
Adeta ona ölçüsüz bir aşkla bağlıydı.
Babasının ve daha sonra abisinin yokluğunda bu bağımlılık iyice pekişti.
1944'te abisi Henry çiftlikte çıkan bir yangın sırasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybettiğinde Eddie'nin dünyasında tek otorite figürü annesi kalmıştı.
Henry'nin cesedi yangın sonrası yüzüstü bulunmuş, vücudunda yanık olmamasına rağmen ölüm sebebi duman boğulması ve kalp yetmezliği olarak rapor edilmişti.
Ne var ki Henry'nin başına morluklar ve Eddie'nin arama ekibini doğrudan cesede götürmesi kardeşinin ölümüne edgen sebep olmuş olabileceği şüphesini...
Yıllar sonra akıllara getirdi.
Bir yazar bu olayı İncil'deki Habil ile Kabil hikayesine benzeterek Ed'in ilk kurbanının aslında öz kardeşi olabileceğini öne sürdü.
Ancak o dönemde polis hiçbir soruşturma açmadı.
Henry'nin ölümü resmi kayıtlarda talihsiz bir kaza olarak kaldı.
Henry'nin ölümünden sadece bir yıl sonra 1945'te Augusta Jane felç geçirerek hayatını kaybetti.
39 yaşındaki Ed için bu kayıp yıkıcı oldu.
tek dostunu ve gerçek sevgisini yitirmişti.
Artık dünyada yapayalnızdı.
Evet, annesinin ölümünden sonra kendi ifadesiyle ne yapacağını bilmez halde yoğun bir yalnızlığa gömüldü.
Onun yokluğunda akıl sağlığını iyice yitirmeye başladı.
Çiftlik evinde Agustan'ın yaşadığı odaları kilitleyip muhafaza altına aldı.
Bu odalar yıllarca olduğu gibi tertemiz kaldı.
Kendisi ise mutfağın yanında küçük bir odaya yerleşti ve evi adeta bir mabet haline getirip annesinin hatırasını yaşattı.
Bu dönemde Ed'in ilgi alanları karanlık bir yöne kaydı.
Toplumdan uzak kendi dünyasında yaşayan Ed Gein zamanını savaş ve ölüm hikayeleri okumakla geçirmeye başladı.
Özellikle nazi toplama kamplarında yapılan insan deneyleri, kafa kesme ritüelleri, yamyamlık öyküleri ve insan anatomisine dair kitapları dikkatini çekiyordu.
Pulp denilen, Pulp denilen ucuz korku dergilerini ve vahşi macera romanlarını yutarcasına okuyordu.
Kadın vücudu ve ölüm üzerine hastalıklı fantezileri günden güne büyüyordu.
Jane'in cinsel anlamda normal bir ilişkisi hiç olmamış.
Kadınlarla gerçek dünyada yakınlık kuramamıştı.
Ancak kafasında seks ve ölüm imgelerini birleştirdiği saplantılı düşünceleri tatmin kaynağı haline gelmişti.
Annesinin kaybıyla tetiklenen psikozu onu gerçeklikten kopuk bir iç dünyaya sürüklüyordu.
Ed Gein belki de annesini geri getirebilme arzusu ve kadın bedenine karşı sapkın merakıyla giderek daha tehlikeli fikirler geliştirmeye başladı.
1945-50'li yıllar boyunca Ed Gein kasaba halkının gözünde eksantrik ama zararsız bir bekar adam olarak tanınıyordu.
Yine de sonradan bakıldığında tüyler ürpertici olan bazı tuhaf davranışları vardı.
Örneğin Ed sıklıkla civardaki komşuların çocuklarına bakıcılık yapıyordu.
Çünkü yetişkinlerdense çocuklarla iletişim kurmayı daha kolay buluyordu.
Hatta bir keresinde küçük bir erkek çocuğuna evinde sakladığı insan kafa taslarını gösterdiği anlatılır.
Ed, çocuğa bu kafa taslarının Pasifik Okyanusu'nda kafa avcılığı yapan asker kuzenlerinden kendisine gönderildiğini söylemişti.
Çocuk durumu aile büyüklerine anlattıysa da kimse bunu ciddiye almadı.
Bir çocuğun hayal gücü sandılar.
Bir süre sonra Ed'in evine giden iki genç de benzer şekilde duvarlarda asılı kafa tasları gördüklerini dile getirdi.
Onlar da bunun cadılar bayramı için hazırlanmış sahte dekorlar olduğunu düşünüp üzerinde durmadılar.
Yıllar boyunca evinde insan kalıntıları olduğuna dair söylentiler ufak bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayıldı fakat Bernice Warden ortadan kaybolana dek hiç kimse bu söylentileri gerçek sanmadı.
Herkes onun biraz kafadan çatlak ama tamamen zararsız bir adam olduğuna hala inanıyordu.
Bunun yanı sıra Edir ailesinden kalan çiftliği bakımsızdı.
kendisi de dış görünüşüne pek özen göstermiyordu.
Zaman zaman garip davranışlar sergilese de kimse ondan ciddi anlamda şüphelenmedi.
1954 yılında Plainfield'daki bir meyhane işleten Mary Hogan adında orta yaşlı bir kadın esrarengiz biçimde ortadan kaybolduğunda bile Ed Gein ile bu olay arasında kimse bağlantı kurmadı.
Oysa Mary Hogan'ın kayboluşu Ed Gein'in karanlık sırlarının ilk ortaya çıktığı andı.
Ancak bunu o an kimse bilemezdi.
Ed... Hogan'ın işlettiği meyhanenin müdavimlerindendi ve kadına fiziksel olarak annesini anımsatan bir hayranlık duyduğu sonradan anlaşılacaktı.
Ne var ki Mary'nin kaybı sırasında kasabadakiler sadece acaba Mary nereye gitti diye merak etmekle yetindi.
Kimse Ed'in meyhanede bulunan kan izleri ve boş kovanlarla dolu suç mahallinin sorumlusu olabileceğini aklına getirmedi.
Mary Hogan vakası bir soğuk dosya olarak kalırken Ed Gein aramızda elini kolunu sallayarak gezmeye, devam etti.
Augusta'nın ölümünden yaklaşık 10 yıl sonra Ed Gein tarihe geçecek korkunç eylemlerini gerçekleştirdi.
Ed aslında annesinin yokluğunda bile onu yanında hissetmek istiyordu.
Bu amaçla ölü kadın bedenlerinden annesine benzer bir kadın kostümü yapmaya giriştiği daha sonra ortaya çıkacaktı.
Gein'in itirafına göre annesinin mezarını sık sık ziyaret ediyor ve ölüleri mezardan çıkarma dürtüsüyle savaşıyordu.
Nihayet bu dürtüsüne yenik düşüp 1947'den itibaren mezarlıklara gizli gece ziyaretleri yapmaya başladı.
Hedefi annesine benzeyen orta yaşlı kadınların taze cesetleriydi.
Ed Gein yaklaşık 40 mezar soygunu girişiminde bulunduğunu, bunların 30'unda mezarı açtıktan sonra kendine gelip hiçbir şey almadan mezarı kapatıp evine döndüğünü söyledi.
Fakat en az 9 mezardan ceset çıkardığını ve bu cesetlerden parçalar aldığını da itiraf etti.
Orta yaşlı kadın cesetlerinin derilerini yüzüp tabaklayarak sakladı.
Kemiklerinden çeşitli eşyalar yapmaya başladı.
Hatta bu amaçla zaman zaman yaşlı bir arkadaşı olan Gus'la birlikte çalıştığı, mezar kazma işini tek başına yapamayacağı için yardım aldığı da iddialar arasındadır.
Ed Gein tüm bu sapkın faaliyetlerini yıllarca kimselere sezdirmeden sürdürdü.
Ancak mezarlardan çıkarılan beden parçaları bir süre sonra yetmedi.
Diri insanlara yöneldi.
İlk cinayetini muhtemelen 8 Aralık 1954'te işledi.
Plainfield'da meyhane işleten 51 yaşındaki Mary Hogan o gün ortadan kayboldu.
Hogan'ın meyhanesinde kan gölü ve 32 kalibrelik tabancaya ait boş kovanlar bulunmuştu.
Cesedi ise yıllarca bulunamadı.
Mary Hogan davranışları ve sert konuşmasıyla Augusta'nın tam zıttı bir karakterdeydi.
Ancak fiziksel olarak Augusta'ya benzer, orta yaşlı ve yapılı bir kadındı.
Ed Gein daha sonra Mary Hogan'ı silahla vurarak öldürdüğünü itiraf etti.
Ancak polis sorgularında olayı hatırlamadığını söyleyerek detay vermekten kaçındı.
Zihni bu travmatik anıları bastırmış gibi yapmıştı.
Mary Hogan'ın yüzü ve kafatası 1957'de Gein'in evinde yapılan aramada bulunduğunda 3 yıl önceki kayıp vakası nihayet aydınlanacaktı.
Mary Hogan cinayeti Gein'in zihnindeki anne figürünü geri getirme takıntısının ilk kanlı tezahürüydü.
Ed Gein'in ikinci ve son kurbanı 16 Kasım 1957'de kaybolan 58 yaşındaki Bernice Warden oldu.
Warden, Plainfield'da kendi işlettiği küçük hırdavat dükkanında çalışan dul bir kadındı.
O sabah dükkanına gelen son müşteri Ed Gein'di.
Kendisiyle bir galon antifriz alacağını söyleyerek sohbet etmişti.
Bernice'in şerif yardımcısı oğlu olan Frank Warden, annesinin dükkanına akşamüstü uğradığında içeride kimseyi bulamadı.
Yalnızca açık bırakılmış kasa ve yerde kan izleri vardı.
Kayıp ihbarı yapılınca Frank, Ed Gein'den şüphelendi.
Çünkü Gein, annesinin ortadan kaybolmasından önceki gece dükkanda görülen son kişiydi ve sabah tekrar geleceğini söylemişti.
Frank Ward'ın defterdeki son satış fişinin bir galon antifrize ait olduğunu görünce Ed'i işaret ederek ekiplere haber verdi.
Bernice Ward'ın 16 Kasım 1957'de kaybolması Plainfield tarihinin en büyük polis soruşturmasına yol açtı.
Oğlu Frank Warden'ın ihbarı üzerine harekete geçen polis aynı akşam Ed Gein'i kasabada bir balık dükkanında sessizce gözaltına aldı.
Ed tutuklandığında şaşırtıcı biçimde sakin görünüyordu.
Yıllardır korkunç sırlar taşıyan bu tuhaf adam sanki rutin bir sorguya götürülüyormuş gibiydi.
Gein karakola alınırken şerif departmana ekipleri el fenerleri ve gaz lambalarıyla Gein çiftliğine doğru yola çıktı.
Polisler Ed Gein'in evine girdiklerinde karşılaştıkları sahne tarif edilemeyecek kadar korkunçtu.
İlk olarak aranan kişi Burnis Warden'ın cesedi evin yanındaki bir kulübede bulundu.
Burnis'in başsız ve çıplak bedeni tıpkı bir av hayvanı gibi tavana asılmış durumdaydı.
Ayak bileklerinden geçirilen bir demir çubukla baş aşağı sarkıtılmış, elleri halatlarla bağlanmıştı.
Vücudunun iç organları çıkarılmıştı ve bu işlem ölümünden sonra yapılmış gibi görünüyordu.
Bu manzara bile tek başına yeterince korkunçtu.
Evin içine keşfedilenler bunun sadece başlangıcıydı.
Olay yeri incelemesi ilerledikçe Ed Gein'in evinin her köşesinden insan kalıntıları ve akıl almaz eşya koleksiyonları ortaya çıktı.
Yetkililerin raporlarına göre evde bulunan dehşet verici eşyalar arasında şunlar vardı.
İnsan kemikleri.
Tamamen bütün halde veya parçalara halinde pek çok insan kemiği ve kafatası bulundu.
Bazı insan kafatasları Ed'in yatak direklerine monte edilmiş şekilde dekorasyon amaçlı kullanılmıştı.
İnsan derisinden yapılmış ev eşyaları.
Bir çöp sepeti ve birkaç sandalye tamamen insan derisinden kaplanmıştı.
Ayrıca bir abajur insan yüzünün derisinden yapılmış gölgelikle evin içinde duruyordu.
Mutfak eşyaları, kafa taslarından yapılmış kaseler ve çanaklar bulundu.
Mutfakta yemek kapları yerine bu grotesk kapların kullanıldığı anlaşıldı.
Kadın kostümü parçaları, bir kadın gövdesinin derisinden yapılmış korse ve insan bacak derilerinden yapılmış tayt bulundu.
Ed Gein'in annesinin derisine bürünmek için diktiği bu elbise parçaları saplantısının fiziksel bir yansımasıydı.
Çeşitli kadın yüzlerinin derileri dikkatlice kesilip maskeler haline getirilmişti.
Bunlar arasında Mary Hogan'ın yüzü de vardı.
Kağıt bir torbanın içinde saklanmış halde bulundu.
Mary'nin kafatası da bir kutuda evin bir köşesinde ele geçti.
İnsan organları Bir ayakkabı kutusunda 9 adet kadın cinsel organı bulundu.
Hatta bunlardan ikisinin yaklaşık 15 yaşındaki kızlara ait olduğu belirlendi.
Ayrıca evin çeşitli yerlerinde cam kavanozlarda insan organları tespit edildiği söylentiler arasındaydı.
Resmi kayıtlara göre kalp hariç organlar hakkında az bilgi vardır.
Bir penceredeki stor perdesinin ipine insan dudaklarından oluşan bir parça süslenmişti.
Bir kadın meme uçlarından yapılmış kemer bulundu.
Evde toplam 4 adet burun, bir kavanoz dolusu insan parmağı tırnakları ve daha sayısız küçük insan kalıntısı ele geçirildiği rapor edildi.
Bu liste bile tam olarak evdeki vahşetin boyutunu anlatmakta yetersiz kalabilir.
Polis fotoğrafları ve tutanaklarına göre olay yeri inceleme laboratuvarında bu eşyaların teker teker belgelenip ve ardından insan onuruna yakışır şekilde imha edildiği belirtildi.
Bu bulgular ABD suç tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir tablo çiziyordu.
Ed Gein, Bernice Warden'ın kaybolduğu akşam yakalandığında kayıtsız bir teslimiyet içindeydi.
Polisler onu sorguya aldıklarında Gein başlangıçta çekingen davrandı ancak suç bu kadar barizken inkara da yeltenmedi.
İlk ifadesine Bernice Warden'ı yanlışlıkla vurduğunu öne sürdü.
Dükkanda eline aldığı tüfeği birden ateş aldığını ve kadının vurulduğunu sonrasını anımsamadığını iddia etti.
Bu elbette gerçeği yansıtmıyordu fakat Gein zihninde kendi eylemlerini rasyonalize etmeye çalışıyordu.
Mary Hogan hakkında ise önce hiçbir şey bilmediğini söyledi.
Fakat evinde Mary'nin kalıntıları bulununca cinayeti kabul etmek zorunda kaldı.
Jane iki kadını da öldürdüğünü itiraf etti.
Ancak bunu kendinde değilken yaptığını, suç anlarını hatırlamadığını savunuyordu.
Sorgulamalar sırasında beklenmedik bir olay yaşandı.
Ruchara County Şerifi Arthur Shelley odada gördüklerinden ve Jane'in soğukkanlı tavrından öyle sarsıldı ki kontrolü kaybederek Ed Jane'in kafasını duvara vurup onu tartakladı.
Bu şiddet olayı nedeniyle Jane'in poliste verdiği ilk sözlü ifadenin mahkemede geçersiz sayılmasına karar verildi.
Sheriff Shield'i dava başlamadan 1968'de 43 yaşında kalp krizinden öldü.
Yakınları onun Jane'in evindeki manzaradan asla kurtulamadığını, adeta Jane'in dehşetinin kurbanı olduğunu söyleyeceklerdi.
Gerçekten de bu soruşturma en deneyimli polisleri bile travmatize edecek kadar ağırdı.
Ed Gein'in tutuklanmasının ardından Plainfield kasabası ve tüm ülke şoka girdi.
Gazete manşetleri ertesi gün Plainfield kasabının dehşet çiftliği gibi başlıklarla olayı duyuruyordu.
Küçük bir kasabanın içine yıllarca gizlenmiş böylesi bir dehşet tüm dünyada manşet oldu.
Meraklı kalabalıklar Gein'in çiftlik evinin önünde toplandı.
Bazıları bu dehşet evini kendi gözleriyle görmek istiyordu.
Hatta bir girişimci Ed Gein'in cinayetlerde kullandığı arabasını açık arttırmada satın alarak panayırlarda canavarın arabası diye ücret karşılığı sergiledi.
Bu esnada yetkililerse bambaşka bir işle meşguldü.
Ed Gein'in akıl sağlığının yerinde olup olmadığını değerlendirmek ve onu adalet önüne çıkarmak.
Ed Gein ilk olarak 21 Kasım 1957'de mahkemeye çıkarıldı ve birinci derece cinayet suçlamasıyla yargılanmaya hazırlanıyordu.
Ancak duruşmanın hemen başında avukatları müvekkillerinin akıl hastası olduğunu belirterek suçlamaları kabul etmedi.
cezai ehliyeti olmadığını savunarak suçsuz olduğunu iddia ettiler.
Mahkeme tarafından atanan psikiyatristler Jane'i muayene etti ve ona şizofreni teşhisi koydular.
1957 sonlarında görülen ön duruşmada Ed Jane'in paranoid şizofren olduğu ve gerçeklikle bağının kopuk olduğu rapor edildi.
Hakim Jane'in yargılanmaya uygun olmadığına hükmetti.
Bunun üzerine Ed Jane cezaevine değil Central State Hospital yani Wisconsin'daki akıl hastaları için cezaevi hastanesi gibi yüksek güvenlikli bir akıl sağlığı kurumuna gönderildi.
Böylece dava süreci belirsiz bir süreliğine askıya alındı.
Ed Gein demir parmaklıklar ardında değil kilitli bir psikiyatri koğuşunda tutulmaya başladı.
Tam 11 yıl boyunca Ed Gein akıl hastanesinde kaldı.
Bu süre zarfında doktorlar onu gözlemlemeye ve tedavi etmeye çalıştılar.
1968'e gelindiğinde Jane artık 60'lı yaşlarının başındaydı ve yıllar süren tedaviyle görece sakinleşmişti.
Hastane doktorları onun duruşmayı anlayacak ve avukatlarıyla işbirliği yapacak zihinsel yeterliliğe kavuştuğunu bildirince dava yeniden gündeme geldi.
Kasım 1968'de Ed Jane Wisconsin adli makamlarınca yargılanmak üzere tekrar mahkemeye çıkarıldı.
Ed Jane'in duruşması kamuoyunun yoğun ilgisi nedeniyle savunma avukatlarının talebi üzerine Şürihsiz gerçekleşti.
Davaya sadece Yargıç baktı.
Dava sırasında bir psikiyatrist Ed'in kendisine Bernice Warden'ı öldürmesinin kazara olabileceğini söylediğini aktardı.
Güya tüfeği incelerken yanlışlıkla tetiğe dokunmuş ve ateş almıştı.
Ancak tüm kanıtlar bunun planlı bir cinayet olduğunu gösteriyordu.
Bir hafta süren yargılama sonunda Yargıç, Ed Gein'i birinci derece cinayetten suçlu buldu.
Hemen ardından yapılan ikinci aşamada duruşmada Gay'nin cezai ehliyeti yeniden değerlendirildi.
Psikiyatristlerin çapraz sorgusu sonucunda yargıç Ed Gay'nin suçları işlediği esnada akıl sağlığının yerinde olmadığına hükmetti.
Dolayısıyla resmen akli dengesi bozuk olduğu için suçsuz bulundu ve cezaevine gönderilmek yerine bir kez daha akıl hastanesine yatırılmasına karar verildi.
Hakim kararında Ed Gay'nin işlediği iki cinayetten söz edilse de Yüksek yargılama maliyeti nedeniyle sadece Bernice Ward'un cinayetinden resmi hüküm verildiğini belirtti.
Ed Gein de zaten Mary Hogan'ı öldürdüğünü açıkça kabul etmiş durumdaydı.
Bu noktadan sonra Ed Gein cezasını fiilen bir ömür boyu akıl hastanesinde çekmeye başladı.
Kamu vicdanındaysa elbette suçluydu ancak hukuken o bir mahkum değil tedavi altında tutulan bir akıl hastasıydı.
Davanın ardından Gein'in mülkü ve eşyaları kamu tarafından müsaade edildi.
1958'de Gein'in çiftlik evi ve arazisi açık arttırmaya çıkarılırken Mart 1958'de esrarengiz bir yangınla ev tamamen kül oldu.
Birileri kasıtlı olarak evi yakmış olabilir diye düşünüldü fakat resmi olarak yangının sebebi belirlenemedi.
Yangın haberi yeğene hapiste iletildiğinde kayıtsız bir tavırla iyi olmuş diyerek omuz silikliği anlatılır.
Halk arasında ise bu yangın kasabanın bu lanetli evi müze haline getirilip anma yeri yapmak isteyen meraklılara bir cevap gibiydi.
kendi utançlarının sessizce küle dönmesine seyirci kalmayı tercih etti.
Ed Gein vakası kriminoloji tarihinde akıl sağlığıyla suç arasındaki ilişki konusunda en çok tartışılan örneklerden biridir.
1957'de ilk tutuklandığında yapılan psikiyatrik değerlendirmede Gein'e şizofreni teşhisi kondu ve aynı zamanda cinsel sapkınlıklar sergilediği belirtildi.
Uzmanlar onun gerçek ve hayal dünyasını ayırt edemediğini ağır bir psikotik bozukluk içinde olduğunu sapladılar.
Jane özellikle annesiyle ilgili konularda tam bir takıntı geliştirerek gerçekliği çarpıtıyordu.
Dr. Schubert adlı bir psikiyatrist, Ed Gein'le yaptığı röportaj sonrası onu annesine anormal derecede büyük bir bağlılığı olan bir kişilik olarak tanımladı.
Bu bağlılık Gein'in tüm eylemlerinin merkezinde yer alıyordu.
Annesinin ölümünün yarattığı travma, Ed'in zihninde nekrofiliğe yani ölülere karşı cinsel ilgi duymaya yakın bir ilgi uyandırmıştı.
Ancak Ed Gein ele geçirilen cesetlerle cinsel ilişkiye girdiğini kesinlikle reddetti.
Çok kötü kokuyorlardı diyerek nekrofil iddialarını kabul etmedi.
Aslında onun güdüsü cinsel hazdan ziyade annesini geri getirme fantezisiydi.
Öldürdüğü ve mezardan çıkardığı kadınların parçalarından bir kadın elbisesi dikerek annesinin derisine girmek istediğini itiraf etmişti.
Mahkeme sürecinde Ed Gein'in diğer suçlarla bağlantısı da mercek altına alındı.
1947-57 arasında Wisconsin'da kaybolan bazı kişiler için Gein'den şüphelenildi.
Örneğin 8 yaşındaki Georgia Weckler, 15 yaşındaki Evelyn Hartley gibi vakalar.
Ancak Gein, annesiyle benzer özellik taşımayan hiç kimseye zarar vermediğini öne sürdü ve yapılan yalan makinesi testlerinde Bu iddiasını destekler sonuçlar alındı.
Psikiyatristler de Jane'in şiddetini sadece annesini temsil eden kadın figürlere yöneldiğini, bunun dışında tehlikeli olmadığını raporladılar.
Bir bakıma Ed Gein, seri katil tanımına pek uymuyordu.
Cinsel haz veya güç istenciyle ardı ardına cinayetler işlememiş, daha çok kendi hastalıklı amaçları uğruna mezar soyup fırsat el verdiğinde cinayet işlemişti.
Hastanedeki yıllarında Ed Gein, ağır ilaç tedavisi ve gözetim altındayken sakin bir tutum sergiledi.
Görevliler onu örnek bir hasta olarak tanımlıyor, itaatkar, kibar ve yardımsever davrandığını belirtiyordu.
Yıllar geçtikçe Jane toplumun unuttuğu bir isim haline geldi ve kendi iç dünyasına çekildi.
26 Temmuz 1984'te 77 yaşındayken Ed Jane Mendota Akıl Sağlığı Enstitüsü'nde solunum yetmezliği ve akciğer kanserin nedeniyle hayatını kaybetti.
Ölümünden sonra cesedi vasiyeti gereği annesi Augusta'nın yanına Blanfield mezarlığına defnedildi.
Tabi mezar taşı uzun süre dayanamadı.
Ziyaretçiler ve hatıra avcıları mezar taşını parça parça çaldığı için Ed Gein'in mezarı bir süre sonra isimsiz kaldı.
2000 yılında tamamen çalınan mezar taşı 2001'de bulunup polis deposuna kaldırıldı ve bir daha yerine konmadı.
Bugün Ed Gein annesinin yanında kimliği belirsiz bir çukurda yatıyor.
Geriye bıraktığım bir iras ise tüyler ürperdici bir efsane.
Ed Gein'in hikayesi popüler kültürde derin izler bırakarak sayısız film, dizi, kitap ve şarkıya ilham verdi.
Onun sıradışı suçları özellikle korku ve gerilim türündeki eserlerde tekrar tekrar karşımıza çıktı.
Ed Gein adı belki birçok kişi tarafından bilinmez fakat onun canice eylemleriyle şekillenen kurgu karakterleri neredeyse herkes tanır.
İlk büyük etki Robert Bloch'un 1959 tarihli gerilim romanı Psycho yani Sapık'la geldi.
Bloch, Ed Gein'in yaşam öyküsünden esinlenerek annesine takıntılı bir katilin hikayesini yazdı.
Bu romandaki Norman Bates karakteri, kontrolcü anne figürü ve evinde sakladığı karanlık sırlarla doğrudan Ed Gein'i çağrıştırır.
Alfred Hitchcock'un 1960 yılında romandan uyarladığı Psycho filmi Norman Bates tiplemesini sinema tarihinin en ikonik katillerinden birine dönüştürdü.
perde arkasındaysa Ed Gein'in gerçek dehşeti yatıyordu.
1974'te vizyona giren Texas katliamı filminde yer alan Leatherface karakteri de Ed Gein'den ilham almıştır.
Filmde Leatherface öldürdüğü insanların derilerinden yüz maskeleri yapar, kurbanlarının beden parçalarını ev eşyası olarak kullanır.
Tüm bunlar doğrudan Ed Gein'in evinde bulunanlara bir göndermedir.
Yine Thomas Harris'in romanından uyarlanıp 1991'de gösterime giren The Silence of the Lambs Yani Kuzuların Sessizliği filmindeki Buffalo Bill karakteri de Ed Gein'in gölgesini taşır.
Buffalo Bill, kadınları öldürüp derilerinden bir kıyafet dikmeye çalışan bir seri katildir.
Bu saplantı Ed Gein'in kadın elbisesi takıntısının kurguya yansımasıdır.
Hatta 2025 yılında gösterime girecek olan Netflix dizisi Monster the Ed Gein Story doğrudan Ed Gein'in hayatını dramatize ederek onun hikayesini anlatmaktadır.
Ed Gein modern kültürde gerçek canavar arketipinin vücut bulmuş halidir.
Onun vakası masum görünen bir insan içinde nasıl akıl almaz karanlıkların saklanabileceğine dair en uç örneklerden biri oldu.
Onun ardından Amerikan toplumunda seri katil kavramı daha fazla incelenmeye, psikiyatri ve kriminoloji alanlarında canavarları ne yaratır sorusu daha derinlemesine sorulmaya başlandı.
Bir anlamda Ed Gein yalnızca iki cinayet işlemiş olmasına rağmen yarattığı dehşetin boyutlarıyla tarihin en ünlü suçlularından biri haline geldi.
Ve belki de en ürkütücüsü.
Onun mirası yaşamaya devam ediyor.
Her yeni nesil korku filmlerinde veya romanlarda onun hikayesinin izlerini görerek büyüyor.
Plainfield kasabı Ed Gein'in hayatı gerçek ve kabusun kesiştiği o ince çizgide insanlara hem gerçek dehşeti hem de bu dehşetten doğan efsaneleri miras bıraktı.
Başka bir podcastta görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
