
Olay Yeri Suç Hikayelerinde bu bölüm ölümünden 17 yıl sonra aralanan bir sır perdesini, Lyle Stevik vakasını ele aldık.
Transkript
Olay Yeri: Suç Hikayeleri Podcast'ine hoş geldiniz.
Tarih 14 Eylül 2001.
Dünya modern tarihinin en büyük travmalarından birinin şok dalgalarıyla sarsılıyor.
New York'taki ikiz kulelerin enkazından hala dumanlar yükseliyor.
Pentagon'un yarası taze ve küresel bir korku atmosferi tüm gezegeni esir almış durumda.
Milyarlarca insanın gözü haber bültenlerinde.
Herkes büyük resmi, jeopolitik kırılmaları ve yaklaşan savaşı konuşuyor.
Ancak tam o günlerde o büyük gürültünün gölgesinde kimsenin fark etmediği sessiz bir trajedi Amerika'nın kuzey-batı ucunda.
Washington eyaletinin ıssız...
yağmurlu ormanlarında sahneye konuluyordu.
Bu, kameraların olmadığı, manşetlerin atılmadığı, sadece bir motel odasının dört duvar arasında kalan bir hikayeydi.
Genç bir adam, uzun boylu, siyah saçlı, belirgin yeşil ela gözlü, Sırtında geçmişine dair hiçbir yük taşımıyor gibi görünen bir hafiflikle Amanda Park kasabasına giden bir otobüsten indi.
Burası devasa ağaçların gökyüzünü kapattığı, yağmurun neredeyse hiç dinmediği, dünyanın geri kalanından soyutlanmış bir yol kenarı durağıydı.
Lay Queen Alt Inn adındaki yol kenarına tünemiş o küçük gösterişsiz motele doğru yürüdü.
Resepsiyondaki görevliye yaklaştığında belki sesi biraz titriyor, belki de buz gibi bir soğuk kalınlıkla konuşuyordu.
Kayıt defterine bir isim yazdı.
Lyle Stavik.
Adres kısmına Idaho Meridian'dan bir adres karaladı.
O an, o kalemi, o kağıda değdirdiği sahneye modern zamanların en büyük internet gizemlerinden birini başlattığını, kendi yaşamını sonlandırırken dijital dünyada ölümsüz bir hayalet
yaratacağını bilmiyordu.
Çünkü Lyle Stavik diye biri aslında yoktu.
Verdiği adres Idaho'daki başka bir otele aitti.
O, oraya sadece ölmeye gelmemişti.
O, oraya yok olmaya gelmişti.
Kimliğini, geçmişini, ailesini, arkadaşlarını, çocukluk anılarını ve hikayesini o motelin kapısında bırakmıştı.
Yaklaşık 17 yıl boyunca isimsiz kalacak, binlerce amatör dedektifin uykularını kaçıracak, internet forumlarında on binlerce sayfa teori üretilmesine neden olacak bir muammaydı.
Olayın geçtiği mekan, hikayenin ruhunu anlamak için kritik bir öneme sahiptir.
Amanda Park, Washington, Olimpik Ulusal Parkı'nın kenarında yoğun yağmur ormanlarının çevrelediği küçük bir yerleşim yeridir.
Eylül ayı, bölgede sonbaharın hüznünün ve yağmurların başladığı dönemdir.
Genç adamı seçtiği yer, yol kenarında, anonim, geçip gidenlerin uğradığı, kimsenin kimseyi hatırlamak zorunda olmadığı bir moteldi.
Bu seçim bile başlı başına bir profilleme detayıdır.
Gösterişten uzak, işlevsel ve gizlenmeye müsait.
Cuma günü 14 Eylül 2001.
Genç adam motele giriş yaptığında resepsiyon görevlisiyle kısa ama akılda kalıcı bir diyalog kurdu.
Görevli daha sonra polise verdiği ifadede adamın kibar ama mesafeli olduğunu, belki de hafif bir Kanada aksanıyla konuştuğunu söyleyecekti.
Ancak bu aksan meselesi yıllar sürecek bir spekülasyonun sadece ilk kıvılcımıydı.
Kuzey Amerika'nın sınır bölgelerinde yaşayanların aksanlarıyla Kanada aksanı arasındaki ince çizgi Profesyonel dil bilimciler için bile bazen muğlaktır.
Adam ödemeyi nakit yaptı.
Kredi kartı kullanmaması, iz bırakmaması stratejisinin ilk adımıydı.
Bir gecelik ücreti ödedi, birkaç gün daha kalabileceğini belirtti.
Kayıtları göre 5 numaralı odaya yerleşti.
O hafta sonu boyunca odada neler yaşandığını tam olarak kimse bilmiyor.
Ancak temizlik görevlilerinin ve diğer konukların ifadeleri bize Lyle'ın son saatlerine dair adeta bir psikolojik gerilim filmini andıran detaylar veriyor.
Odaya girdikten sonra dış dünyayla tamamen bağını kopardı.
Perdeleri sıkıca kapattı.
Hatta iddialara göre dışarıdaki ışığın içeri sızmasını engellemek için pencereleri yatak örtüleriyle ekstra bir katmanla örttü.
Bu davranış klinik psikolojide içe kapanma veya uyaran azaltma olarak tanımlanır.
Kişi son eylemine odaklanmak için dünyayı fiziksel olarak dışarıda bırakmaktadır.
Otel personeli onun tuhaf davranışlarını fark etmişti.
Bir noktada ekstra havlu istemiş sonra odayı değiştirmek istediğini söylemişti.
Sebebi ise gürültüydü.
Oysa otoyol uzaktaydı ve motel neredeyse boştu.
11 Eylül sonrası seyahatlerin durması noktasına geldiği bir dönemde motelin dolu olması imkansızdı.
Duyduğu gürültü dışarıdan mı geliyordu yoksa?
Zihninin içindeki sesler anksiyetenin yarattığı bir uğultu muydu?
Pazar günü 16 Eylül.
Artık çıkış yapması gerekiyordu ancak kapı açılmadı.
Pazartesi sabahı 17 Eylül 2001.
Temizlik görevlisi odayı temizlemek için kapıyı açtı.
İlk bakışta odada kimse yok gibiydi.
Yatak bozulmamış gibi duruyordu ya da düzeltilmişti.
Ama sonra dolap bölümüne baktı.
Lyle Stewart kendini dolabın içindeki askı demirine asmıştı.
Boynunda kendi pantolonuna ait kahverenci bir deri çemer vardı.
Çemerin tokasında Made in USA yazıyordu.
Pozisyonu intihar vakalarında nadir görülen ancak kararlılığı gösteren bir türdeydi.
Dizleri bükülmüş, neredeyse dua eder gibi bir pozisyondaydı.
Ayakları yere değebilirdi.
Yani istediği an vazgeçip ayağa kalkabilirdi.
Ancak kalkmamıştı. Bu anlık bir dürtüden ziyade kesinleşmiş bir ölüm isteğini gösteriyordu.
Asıl şok edici olan odanın durumu ve bıraktığı mirastı.
O da bir cinayet mahalli gibi dağınık değildi.
Tam tersine tüyler ürpertici bir düzen hakimdi.
Sanki geride kalanlara onu bulacak olan temizlikçe zahmet vermek istememiş gibiydi.
Komodinin üzerinde bu vakayı diğer yüzlerce intihar vakasından ayıran, onu efsaneleştiren o detay duruyordu.
160 dolar nakit para.
Ayrıca iki adet not bırakılmıştı.
Bunların dışında bir de gazete bulundu.
Gazete detayı tarihi belirlemek için son derece önemli detaylarlandı.
Ancak asıl önemli olanlar arkada bıraktıkları notlardı.
İlk notta oda için anlamına gelen bir yazı vardı.
Bu notta sadece üç kelime yazıyordu.
For the room. Bu basit bir ödeme değildi.
Bu, size yarattığım rahatsızlığın farkındayım, temizlik masraflarını ve meşgul ettiğim günleri ödüyorum diyen, son anında bile nezaketini koruyan belki de iyi bir çocuk olarak yetiştirilmiş bir adamın
vedasıydı. Çöp kutusunda bulunan ve üzerinde sadece suicide yani intihar yazan kağıt parçasıysa daha karanlık bir psikolojiye işaret ediyordu.
Sanki kelimenin kağıt üzerinde nasıl durduğunu görmek istemiş, eylemini isimlendirmek için bir prova yapmıştı.
Ya da belki de ailesine uzun bir mektup yazmaya çalışmış ancak ne söylerse söylesin yetersiz kalacağını düşünerek vazgeçmişti.
Polis ve adli tıp uzmanları olay yerine geldiğinde bunun sıradan bir John Doe yani kimliği belirsiz erkek vakası olmadığını hemen anladılar.
Genellikle evsizler, kaçaklar veya suçlular kimliksiz ölürdü.
Ancak bu adamın fiziksel durumu bambaşka bir hikaye anlatıyordu.
Yapılan incelemeleri göre kurban tahmini 20-30 yaşları arasındaydı.
En muhtemel 25 yaşındaydı.
Boyu 1.88 santim, kilosu 63 kilogramdı.
Bu 1.88 boya sahip bir erkek için son derece düşük bir kiloydu.
Dedektifler incelemelere devam ederken Lyle'ın yakın zamanda ciddi kilo kaybı yaşadığını tespit ettiler.
Kemerinin üzerinde başka delik de açılmıştı.
Demek ki pantolonu artık kendisine bol geliyordu.
Bu da yakın zamanda ciddi kilo vermiş olduğu anlamına geliyordu.
Dişlerine bakıldığında çok iyi tel tedavisi gördüğü anlaşılıyordu.
Belli ki orta üst sınıf bir aileden geliyordu.
Bir de çocukluğunda geçirdiği apandist ameliyatının izi vardı.
Kanında uyuşturucu bir madde veya alkol izi yoktu.
Anlaşılan zihni açıktı.
Adli tabibin en çok dikkatini çeken detay adamın aşırı zayıflılığıydı.
1.88 boyundaki bir erkeğin 63 kilo olması vücut kitle endeksinin tehlikeli derecede düşük olduğunu gösterir.
Kot pantolon ona küçük geliyordu.
Kemerini o kadar sıkmıştı ki deri üzerinde yeni delikler açmak zorunda kalmış gibi görünüyordu.
Bu durum iki teoriyi gündeme getirdi.
Birincisi depresyon ve iştahsızlık.
Son aylarla yaşadığı ağır bir depresyon sonucu yemek yemeyi bırakmış olabilir.
İkincisi hastalık.
Teşhis edilmemiş bir hastalık şüphesi vardı.
Ancak otopside herhangi bir tümör veya kronik hastalık izine rastlanmadı.
Bu da ibreyi psikolojik nedenlere çevirdi.
Elleri nasırsızdı. Ağır işlerde çalışmadığını gösteriyordu.
Tırnakları temiz ve bakımlıydı.
Dişlerindeki dolgular ve tel tedavisi izleri pahalı dişçilik hizmetlerine erişim olan bir ailede büyüdüğünü kanıtlıyordu.
Bu profil sokakta yaşayan birini değil eğitimli muhtemelen banliyoda büyümüş ancak hayatının bir noktasında raydan çıkmış bir genci işaret ediyordu.
Polisin elindeki tek ipucu kayıt defterine yazdığı isimdi.
Lyle Stavik.
Dedektifler bu ismi veri tabanlarında arattıklarında hiçbir sonuç alamadılar.
Ancak bir kütüphaneci veya edebiyat meraklısı bir dedektif bu ismin rastgele seçilmediğini fark etti.
Ünlü yazar Joyce Carol Oates'un 1987'de yazdığı romanı You Must Remember This yani Bunu Hatırlamalısın kitabında Lyle Stavage adında bir karakter vardı.
Bizim Bizim gencimiz ismini Stevik olarak yazmıştı.
Kitaptaki karakterin soyadıysa Stevik'ti.
Yani K'den önce bir C harfi vardı.
Bu küçük harf farkı bir yazım hatası mıydı yoksa bilinçli bir ayrıştırma mıydı?
Neden bu isim? Kitaptaki Lyle Stevik karakteri kimdi?
Edebi analizlere göre romandaki Lyle Stevik bir mobilya satıcısıdır.
Entelektüel... Çok okuyan ama hayatta etkisiz ve başarısız hisseden bir baba figürüdür.
Depresiftir ve nükleer savaş korkusuyla evinin bodrumuna sığınak inşa eder.
Romanın bir bölümünde intiharı düşünür ancak...
Bizim John Doe'muz muhtemelen bu kitaptan ve bu karakterden o kadar derinden etkilenmişti ki ölürken onun adını ödünç aldı.
Belki de kendi hayatındaki etkisizliği, başarısızlığı veya depresyonu bu karakterde görmüştü.
Kitaptaki Lyle intihar etmemişti ama bizim hikayemizdeki Lyle onun hikayesini tamamlamaya karar vermişti.
Bu detay vakayı basit bir intihardan entelektüel bir bulmacayı dönüştürdü.
Bu adam okuyan, Joyce Carol Oates gibi edebi derinliği olan yazarları bilen ince ruhlu biriydi.
Bu da onun kimliğine dair eğitimdi, orta sınıf teorisini güçlendiriyordu.
Polis elindeki tüm imkanları seferber etti.
Ancak teknoloji ve veri tabanları 2000'lerin başında bugünkü kadar entegre değildi.
Parmak izleri FBI'in IAFIS veri tabanına yüklendi.
Sonuç eşleşme yok.
Bu, onun daha önce hiç tutuklanmadığını, devlet memuru olmadığını veya parmak izi gerektiren bir işte çalışmadığını gösteriyordu.
DNA testi CODIS veri tabanına girildi.
Kayıp kişiler ve suçlu veri tabanlarında eşleşme bulunamadı.
Diş kayıtları için Amerika'daki diş hekimliği ağalarına bültenler gönderildi.
Diş yapısı çok karakteristik olmasına rağmen hiçbir diş hekimi onu tanımadı.
Kayıp ilanları için ABD ve Kanada'daki binlerce kayıp ilanı tarandı.
Alexander Craig ve Steven Needham gibi o dönem kayıp olan kişilerle karşılaştırıldı.
Ancak hepsi elendi. Lyle Stavik sisteme hiç girmemiş bir hayal etti.
Dosya çözülemeyen vakalar rafına soğuk vaka olarak kaldırıldı.
Yıllar geçti.
2002, 2005, 2010.
Lyle Stavik isimsizler mezarlığında üzerinde sadece dosya numarası yazan bir taşın altında yatmaya devam etti.
Ancak internetin yükselişiyle birlikte yeni bir güç ortaya çıktı.
İnternet dedektifleri.
Reddit'te ve Websolutions forumlarında bir topluluk oluşmaya başladı.
Kendilerine Stavik takipçileri diyen binlerce insan bu genç adamın kimliğini bulmayı bir saplantı haline getirdi.
Neden Lyle Stavik? İnternet kullanıcıları neden yüzlerce John Doe arasından onu seçmişti?
Görünüşü önemli sebeplerden biriydi.
Polis çizimleri ve daha sonra yayınlanan morg fotoğrafları onun huzurlu ve bizden biri gibi göründüğünü hissettiriyordu.
Gençti, temiz yüzlüydü.
Ayrıca gizemli bir tarafı vardı.
Kitap referansı, para bırakması, kibarlığı.
Tüm bunlar onu romantik bir gizem kahramanı yapmıştı.
Bir de empati sebebi vardı.
Birçok kullanıcı onun yalnızlığında ve depresyonunda kendinden parçalar buldu.
Onu kurtaramadık ama en azından adını geri verebiliriz düşüncesi hakimdi.
Topluluk yıllarca inanılmaz teoriler üretti.
İşte en öne çıkan teoriler ve çürültülme nedenleri şunlar.
Lyle Stavik 11 Eylül'den 3 gün sonra otele girmişti.
Acaba terörist miydi? Ancak etnik kökeni ve DNA analizleri Orta Doğulu olmadığını gösterdi.
Ayrıca terörist profiline uymayan bir psikolojisi vardı.
Bir başka teori yüz hatlarının Balkanlara benzetilmesi.
Savaş mültecisi olabileceği konuşuluyordu.
Bu teoriyi de izotop analizlerinin Amerika'da büyüdüğünü göstermesi sayesinde elediler.
Bir ara sosyal kaydının olmaması dış dünyadan kopuk bir tarikata mensup olduğunu fikrini gündeme getirdi.
Yine bu teoride diş tedavisi gibi modern tıbba erişim sağladığı için elendi.
Çünkü o tarz tarikatlarda yaşayanlar genelde modern tıbbın çoğu yönünü reddederler.
İnternet topluluğu o kadar büyüdü ki kendi aralarında para toplayıp dosyanın tekrar açılmasını ve ileri adli tıp testlerinin yapılmasını sağladılar.
İnsan saçı, tırnakları ve kemikleri içtiğimiz sudaki oksijen izotoplarını kaydeder.
Bu izotoplar coğrafi bölgelere göre değişir.
Bilim insanları Lyle'ın saç ve diş minesini analiz ederek yaşam haritasını çıkardılar.
Buna göre çocukluk dönemi için çıkarımlar yapıldı.
Diş minesi analizi onun kuzeybatı yerlisi olmadığını gösteriyordu.
Muhtemelen büyük göller bölgesinde ya da batı eyaletlerinin bazı kısımlarında büyümüştü.
Saç analizi son aylarında Idaho, Utah, New Mexico gibi dağlık eyaletlerde seyahat ettiğini gösteriyordu.
Bu bulgular onun bir gezgin olduğunu, ailesinden koptuktan sonra eyalet eyalet dolaştığını, belki de huzur bulacağı o son yeri aradığını kanıtladı.
Verdiği Meridian Idaho adresi belki de gerçekten son kaldığı yerlerden biriydi.
Parabon NanoLabs gibi şirketlerin teknolojisiyle DNA'sından yola çıkılarak tahmini 100 oluşturuldu.
Bu analiz, Onun kökenlerini de ortaya döktü.
Beyaz kökenli. Ancak önemli miktarda İspanyol ve Kızılderili geni taşıyordu.
Bu bilgi Norveçli Kanadalı turist algısını yıktı ve araştırmayı Güneybatı Amerika'ya yani California New Mexico'ya kaydırdı.
Ancak hiçbir şey bulunamıyordu.
Yıl 2018. Lyle Stavik'in ölümü üzerinden 17 yıl geçmişti.
Teknoloji artık...
2001'deki gibi değildi.
Adli genetik soy bilim denilen devrim niteliğinde bir yöntem bulunmuştu.
Bu yöntem suç mahallinden alınan DNA'yı insanların hobi olarak yaptırdığı soy ağacı testleriyle karşılaştırıyordu.
DNA Doğu Projek.
Kısaca DDP, Lyle'ın davasını öncelikli vaka olarak üstlendi.
Ancak laboratuvar masrafları için fona ihtiyaçları vardı.
DDP, internet topluluğuna bu konuda çağrı yaptı.
Ve inanılmaz bir dayanışma örneği yaşandı.
Yıllardır Lyle'ın kim olduğunu merak eden o Reddit kullanıcıları o yabancılar sadece 24 saat içinde gereken binlerce doları topladılar.
Lyle'ın internet ailesi gerçek ailesini bulmak için ceplerinden ödeme yapmıştı.
Mart 2018'de DNA profili GetMech'e yüklendi.
Yaklaşık 20 gönüllüden oluşan uzman bir ekip binlerce saatlik bir mesaiye başladı.
Önce uzak kuzenler bulundu.
New Mexico bölgesinde bir genetik kümelenme tespit edildi.
Soy ağaçları geriye doğru 19.
yüzyıla kadar takip edildi.
Sonra tekrar günümüze gelindi.
Ve sonunda tüm oklar California Alameda County'de yani San Francisco Körfez bölgesinde yaşayan bir aileyi işaret etti.
8 Mayıs 2018'de Grace Harbor Şerif Ofisi tarihi bir açıklama yaptı.
Lyle Stavik teşhis edildi.
17 yıllık gizem çözülmüştü.
İnternet bu haberle yıkıldı.
Reddit forumları kutlama mesajlarıyla, gözyaşı emojileriyle doldu.
Herkes ismini öğrenmek, fotoğrafını görmek, hikayesini duymak için nefesini tuttu.
Kimdi o? Adı neydi?
Neden yaptı? Ancak Şerif Rick Scott'ın açıklaması beklenen zafer çığlığı değil, soğuk ve ciddi bir gerçeklik barındırıyordu.
Polis aileye ulaştığında şok edici bir tabloyla karşılaştı.
Aile oğullarının öldüğünü bilmiyordu.
Onu hayatta sanıyorlardı.
Araları açılmıştı, genç adam aileden uzaklaşmış ve onlarla görüşmeyi kesmişti.
Ailesi onun bir yerlerde kendi hayatını yaşadığını, belki de mutlu olduğunu, sadece onlarla konuşmak istemediğini düşünüyordu.
Bu nedenle hiçbir zaman kayıp şahıs başvurusu yapmamışlardı.
Şerif ailenin ilkokulda çocuk tanımlama programı kapsamında alınmış parmak izlerini polise verdiğini ve bu izlerin morgdaki bedenle %100 eşleştiğini doğruladı.
Kimlik kesindi.
Fakat o an kritik cümle geldi.
Aile oğullarının kimliğinin gizli tutulmasını talep etti.
Mahremiyetlerine saygı duyulmasını istiyorlardı.
Bu karar internet topluluğunda büyük bir etik tartışma başlattı.
Parasını biz verdik, davayı biz canlı tuttuk, kim olduğunu bilmeye hakkımız var diye isyan ettiler.
Bazıları bu karara saygı duymuştu.
Lyle'ın istediği de buydu.
O isimsiz ölmek istedi.
Ailesi de bu son isteğe saygı duyuyor.
Gerçek şu ki Lyle Stavik kimliğini gizlemek için sahte isim kullanmış, iz bırakmamak için her şeyi yapmıştı.
O hatırlanmak istemiyordu, o Lyle Stavik olarak kalmak istiyordu.
Ailesi de belki utançtan, belki acıdan, belki de ona olan son görevleri olarak ismini dünyaya haykırmadılar.
Lyle Stavik vakası bize modern çağın en büyük çelişkisini sunuyor.
Bir yanda her şeyi bilmek, her veriye ulaşmak isteyen, bazen sınır tanımayan bir dijital dünya.
Diğer yanda sadece huzur bulmak ve unutulmak isteyen acı içindeki yalnız bir ruh.
Onun hakkında bildiklerimiz şunlar.
California Alameda County'deydi.
Öldüğünde 25 yaşındaydı.
İspanyol ve Kızılderili kökenleri vardı.
Ailesiyle bağlarını koparmıştı.
Ama kötü biri değildi.
Motel odasını temiz bırakacak kadar düşünceliydi.
Belki de doğrusu budur.
O, Joyce Carol Olson kitabındaki karakter gibi kendi kaderini kendi yazdı.
Geride bıraktığı o 160 dolar ve oda için notu onun kimliği hakkında herhangi bir isimden veya soyadından çok daha fazlasını anlatıyor.
O son nefesinde bile başkalarına yük olmaktan korkan ince ruhlu bir adamdı.
Bu podcastin sonuna geldik.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
