
Gizemi Çözülemeyen Kayıp: Hatice Çorbacıoğlu
10 Aralık 2025 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Amerika, Kanada ve Türkiye üçgeninde bir sır olarak kalan “Hatice Çorbacıoğlu”nun kaybını konuştuk.
Transkript
Olay yeri suç hikayelere podcast'ine hoş geldiniz.
Yeni bölümleri kaçırmamak için bildirimleri açmayı unutmayın.
Hayal edin, sevdiğiniz adamla yeni bir hayata başlamak için uzun bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
Ailenize ufak bir veda öpücüğü ve valizinizi arabaya atıyorsunuz.
Kanada'dan yola çıkıp aşkınızın sizi beklediği New York'a doğru heyecanla ilerliyorsunuz.
Fakat bu yolculuk bir daha asla geri dönemeyeceğiniz bir yol ayrımına dönüşüyor.
Aylar sonra... Türkiye'de bulunan şüpheli bir intihar notunda adınız geçiyor.
New York'ta arka arkaya kaybolan iki kadından biri olduğunuz anlaşılıyor.
Hatice Çorbacıoğlu'nun 2009'da başlayan bu esrarengiz kayboluş hikayesi 3 ülkeye yayılan uluslararası bir bilmeceye dönüşüyor.
Hatice Çorbacıoğlu 1977 doğumlu bir Türk vatandaşıydı.
Ailesi Yusuf ve Güllü Çorbacıoğlu ile birlikte 1993 yılında Hatice henüz genç bir yaştayken Kanada'ya göç etti.
Dört kardeşin biri olarak Kanada'da yeni bir hayat kurmaya çalıştı.
Toronto'ya yerleşen Hatice, geçimini bir lastik fabrikasında forklift operatörü olarak çalışarak sağlıyordu.
Hayatı boyunca iki evlilik yaptı ancak her ikisi de uzun ömürlü olmadı.
İlk evliliği görücü usulüyle memleketi Denizli'de gerçekleşmiş ve iki buçuk yıl sürmüştü.
İkinci evliliğinde ise eşinden şiddet gördüğü için ayrılmıştı.
Zorlu tecrübelerine rağmen Hatice güçlü ama duygusal bir karakter olarak tanınıyordu.
Ailesi ve akrabaları onu kendi ayakları üzerinde durabilen, gerektiğinde risk almaktan çekinmeyen bir kadın olarak tarif ediyordu.
2008 yılı Hatice'nin hayatında yeni bir dönüm noktası oldu.
O yılın Noel zamanı bir arkadaş ortamında 28 yaşındaki Rıza Coşa adlı bir gençle tanıştı.
Rıza da Hatice gibi Türkiye'den gelmiş bir göçmendi.
Ancak Kanada yerine ABD'nin New York eyaletinde yaşıyor ve Long Island'da bir metal atölyesinde kaynakçı olarak çalışıyordu.
İkili kısa sürede uzun mesafeli bir ilişkiye başladı.
Hatice 2009'un ilk aylarında birkaç kez New York'a gidip Rıza'yı ziyaret etti.
Rıza, Hatice'ye Amerikalı bir kadınla evli olduğunu ancak boşanmak üzere olduklarını söylemişti.
Bu durum Hatice'yi rahatsız etse de aşkına güvenerek ilişkisini sürdürdü.
Ailesine göre Hatice sonunda şeytanın bacağını kırıp gerçek mutluluğu Rıza'da bulduğuna inanıyordu.
Haziran 2009 Hatice ailesinin New York'taki erkek arkadaşı Rıza'yı ziyaret edeceğini ve oradan da birlikte İstanbul'a geçip Rıza'nın ailesiyle tanışacaklarını söyledi.
Bu belki de evlilik kararı öncesi önemli bir adımdır.
Hatice ilişkisini resmiyete dökmek niyetindeydi.
13 Haziran 2009 tarihinde 32 yaşındaki Hatice Toronto'daki aile evinden kahverengi Toyota Corolla marka arabasıyla En son Toronto şehir merkezinde arabasıyla görüldü.
O andan sonra Hatice'den bir daha hiç haber alınamadı.
Hatice planladığı gibi ABD sınırını geçmiş New York'a doğru yol almıştı.
Ancak Rıza ile buluşup buluşamadığı belirsizdi.
Aile Hatice'ye telefonla ulaşamaz ve genç kadın o günden sonra cep telefonunu hiç kullanmaz.
Banka hesaplarında... Tek bir hareket olmaz.
Kendi halinde sorumluluk sahibi bir insan olan Hatice'nin aniden iletişimi kesmesi ailesini derin bir endişeye sürükledi.
Günler geçtikçe korkunç ihtimaller zihinde belirmeye başladı.
Kaza mı geçirdi, kaçırıldı mı yoksa başına başka bir felaket mi geldi?
Hatice'nin ailesi kızlarının ortadan kaybolması üzerine hemen alarma geçti.
Toronto polisi ve yerel makamlar bilgilendirildi.
Hatice'nin profilinin Interpol veri tabanına eklendiği ve tüm dünyada aranmaya başlandığı açıklandı.
Aile kendi imkanlarıyla da harekete geçti.
Toronto ve New York sokaklarına Hatice'nin fotoğrafının bulunduğu kayıp ilanları ve afişler asıldı.
Genç kadını gören veya duyan olursa haber vermeleri istendi.
Baba Yusuf Çorbacıoğlu Kanada'daki resmi girişimlerden sonuç alamayınca bizzat ABD'ye giderek kızının izini sürmeye çalıştı.
Hatta bu süreçte dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'la görüşerek yardım talep etti.
Türk makamları da MIT ve emniyet üzerinden araştırmalara dahil oldu.
Aramalar aylarca sonuç vermedi ta ki yaklaşık 2,5 ay sonra önemli bir ipucu elde edilene kadar.
Hatice'nin kullandığı 2007 model Toyota marka otomobil New York'taki John F.
Kennedy Uluslararası Havalimanı yakınlarında terk edilmiş halde bulundu.
Aracın Haziran sonunda yani Hatice'nin planlanan Türkiye uçuşu zamanlarında havaalanı otoparkına bırakıldığı anlaşıldı.
Bu akıllara... İki olasılık getirdi.
Ya Hatice gerçekten uçağa binerek Türkiye'ye gitmiş ve kendi isteğiyle ortadan kaybolmuştu ya da birileri onun adına bilet alıp arabasını orada bırakarak sahte bir iz oluşturmuştu.
Nitekim soruşturma Hatice adına 21 Haziran 2009 tarihine İstanbul'a tek yön bir bilet satın alındığını ortaya çıkardı.
Ancak Hatice o uçağa hiçbir zaman binmemişti.
Pasaport kayıtlarına göre Türkiye'ye giriş yapmamıştı.
Bu gelişme genç kadının kendi iradesiyle ortadan kaybolmadığı, aksine başına kötü bir şey gelmiş olabileceği şüphesini güçlendirdi.
Otomobilde yapılan incelemeler kamuoyuna çok detaylı yansımadı.
Ancak araç içinde bazı kişisel eşyaları ve ipuçları olduğu söylendi.
Kanada ve ABD polisi bunun üzerine soruşturmayı derinleştirdi.
Hatice'nin New York'ta temas kurmuş olabileceği herkes mercek altına alındı.
Baba Yusuf Çorbacıoğlu defalarca ABD'ye gidip gelirken bir yandan da Türkiye'ye dönüp kızını memleketinde aramayı düşündü.
Aile çaresizce gelecek bir haberi beklerken haftalar hızla geçiyordu.
Hatice'nin akıbeti belirsizliğini korurken asıl bomba gelişmeler bundan sonra gelecekti.
Hatice'nin cizemli kayboluşu sürerken 2009'un yaz aylarında bu vakayı bambaşka bir boyuta taşıyan bilgiler gün yüzüne çıktı.
Ailenin ve polisin şüpheleri Hatice'nin erkek arkadaşı Rıza Coşa üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştı.
Yusuf Çorbacıoğlu kızının ortadan kaybolmasından sonra Rıza'ya telefonda ulaştığında ondan tatmin edici bir cevap alamamıştı.
Rıza, Hatice'nin kendisiyle birlikte olmadığını iddia ediyordu.
Daha da garibi, Hatice'nin planladığı İstanbul seyahatine dair Rıza'dan öğrenilenlerdi.
Rıza, Hatice'nin Türkiye'ye uçtuğunu ve kendisini terk ettiğini öne sürüyordu.
Bu anlatı bulunan uçak biletiyle ilk bakışta örtüşüyor gibiydi ancak hiçbir resmi kaydın Hatice'nin Türkiye'ye ulaştığını göstermemesi Rıza'nın sözlerini şüpheli hale getiriyordu.
Derken Temmuz 2009'da New York tarafında bir kayıp ihbarı daha gündeme geldi.
46 yaşındaki Winsome Angela Perez adında bir kadın aniden ortadan kaybolmuştu.
Perez Long Island'daki Hicksville semtinde yaşayan bir bankacıydı ve ilginç biçimde Rıza Coşan'ın yasal olarak evli olduğu eşiydi.
Evet Hatice'nin büyük umutlarla peşinden gittiği Rıza aslında ABD'de başka bir kadınla evliydi.
Hem de Hatice'den gizlediği bu evlilik boşanma aşamasına falan değildi.
Vincent Perez 28 Temmuz 2009 akşamı mesai bitiminde bankadan ayrıldıktan sonra bir daha görülmedi.
İş arkadaşları onun kaybolduğunu polise bildirirken kocası Rıza Coşa da o günlerde ortalarda yoktu.
Meğer Rıza 30 Temmuz 2009'da New York'tan tek yönlü bir biletle Türkiye'ye uçmuş ve memleketi Sivas'a dönmüştü.
Aynı dönemde karısı Vincent'ın da kaybolması dikkatleri bu adama çevirdi.
Artık iki kadının akıbetiyle ilgili soruşturmalar kesişiyordu.
Kanadalı Hatice ve Amerikalı Winsome ortada yoktu.
Ortak noktaysa Rıza'ydı.
New York polisi Vincent Perez'i bulmak için araştırma yaparken Kasım 2009'da önemli bir ipucu elde etti.
Perez'in otomobili JF Kennedy Havalimanı'nın park alanında terk edilmiş halde bulundu.
Bu detay Hatice olayına ürkütücü bir paralellik gösteriyordu.
Rıza Coşan'ın iki kadının kayboluşunda da benzer bir iz bırakmış olabileceği düşünüldü.
Hatice'nin arabasını da Perez'in arabasını da havaalanında bırakıp her ikisi içinde sanki uçakla uzaklaşmışlar algısı yaratmaya çalışmış olabilirdi.
Bu noktada Kanadalı ve Amerikalı yetkililer Rıza Coşa'yı hem Hatice'nin kayboluşu hem de Winsome'ın kayboluşuyla ilgili olarak aramaya başladılar.
Artık uluslararası bir kovalamaca söz konusuydu.
Rıza Türkiye'deydi, ABD onu Amerikalı eşinin kayboluşunda şüpheli olarak arıyordu.
Ancak Türkiye ve ABD arasındaki hukuki süreçler ve iade anlaşmaları karmaşık olabileceğinden Rıza kısa sürede yakalanamadı.
Hatice'nin ailesi ve Winsome'ın yakınları çaresizce beklerken Mayıs 2010'da Türkiye'den gelen bir haber herkesi sarstı.
Sivas'ta 10 katlı bir binanın tepesinden atlayarak intihar eden bir genç adamın cansız bedeni bulundu.
Bu kişi yaklaşık bir yıldır aranan 29 yaşındaki Rıza Coşay'dı.
Rıza'nın ölüm haberi beraberinde çok önemli bir kanıt getirdi.
Yanında bulunan intihar notu.
Notta Rıza, ölümümden kimse sorumlu değildir.
Yaşadığım maddi sıkıntılar beni bunalıma soktu.
Karada'daki sevdiğim kız da beni terk edince yaşamamın bir anlamı kalmadı diye yazmıştı.
Bu ifadeler ilk bakışta Hatice'nin hayatta olabileceğine dair bir umut ışığı yakmış gibiydi.
Sonuçta Rıza, Hatice'nin kendisini terk ettiğini iddia ediyordu.
Fakat internotunu satır aralara polise göre bir itiraf barındırıyordu.
Rıza'nın yaptığım hatalar diye bahsettiği şeyin büyük olasılıkla karısı Winsome'a ve Hatice'ye yaptıkları olduğu düşünüldü.
Nitekim Rıza Coşan'ın ölümünden sadece birkaç gün sonra New York'ta korkunç bir keşif yapıldı.
Long Island Hicksville'de Rıza'nın eskiden çalıştığı Express Steel adlı metal atölyesinin arka kısmında bir varilin içinde Winsome Angela Perez'in cesedi bulundu.
Zavallı kadının kafasına aldığı darbelerle öldürüldüğü, bir cesedin poşete sarılarak saklandığı belirlendi.
Bu bulgu Rıza Coşan'ın kendi eşini öldürdüğünü kanıtlar nitelikteydi.
Peki ya Hatice? Rıza'nın intiharı ve perez cinayetinin açığa çıkmasıyla Hatice Çorbacıoğlu'nun da bir cinayete kurban gitmiş olabileceği olasılığı iyice güçlendi.
Toronto polisi artık Hatice'nin sağ bulunma ihtimalinin çok düşük olduğunu ve büyük olasılıkla New York'ta ortadan kaybolduğu gün şüpheli bir durumda kurban olduğunu açıkladı.
Resmi makamlara göre Hatice'nin New York'tan asla ayrılmadığı düşünülüyordu.
Başka bir de işte Rıza Coşan'ın Hatice'yi de tıpkı eşi Vincent gibi öldürmüş olmasından korkuluyordu.
Hatice Çorbacıoğlu'nun ailesi kızlarının başına gelenlerin aydınlatılması için yıllarca mücadele verdi.
Kayboluşun ilk gününden itibaren pes etmeyen baba Yusuf Çorbacıoğlu, Hatice İnterpol tarafından da tüm dünyada aranıyor ama bugüne kadar hiçbir haber alamadık diyerek endişesini dile getiriyordu.
Kızının hayatta olup olmadığını öğrenebilmek için çalmadı kapı bırakmayan aile, Türkiye'de İçişleri, Dışişleri ve Adalet Bakanlıklarına bile dilekçeler yazarak yardım istedi.
Anne Güllü Çorbacıoğlu ve baba Yusuf, Kanada ve ABD'de kendi imkanlarıyla bastırdıkları el ilanlarını dağıtmaya devam ettiler.
Gitmedikleri şehir, sormadıkları yetkili kalmadı.
Ailenin memleketi Denizli'de yaşayan Hüseyin Çorbacıoğlu ise yıllar geçtikçe umudunu yitiriyordu.
Hüseyin Bey basına verdiği demeçte yeğeni Hatice'nin çok duygusal ama kendine güvenen bir insan olduğunu belirterek Rıza Coşan'ın eşi gibi Hatice'yi de öldürdüğünü düşünüyoruz.
Yoksa bugüne kadar en azından bir satır yazardı.
Tüm ailemiz perişan diye konuşuyordu.
Bu sözler ailenin yüreğindeki acıyı ve çaresizliği çarpıcı biçimde ortaya koyuyordu.
Gerçekten de Hatice eğer hayatta olsaydı onca zaman sevdiği ailesine mutlaka bir şekilde ulaşmaya çalışırdı diye düşünüyorlardı.
Hatice'nin akıbetini öğrenmek için Türk ve Kanadalı toplumda seferber oldu.
Toronto'da Türk göçmenlerin kurduğu dernekler ve toplum üyeleri aileye destek verdi.
Gerek sosyal medya üzerinden gerek yerel basın aracılığıyla Hatice'nin hikayesini duyurmaya çalıştılar.
Toronto'da Türk göçmenlerin kurduğu dernekler ve toplum üyeleri aileye destek verdi.
Gerek sosyal medya üzerinden gerek yerel basın aracılığıyla Hatice'nin hikayesini duyurmaya çalıştılar.
2010 yılı Mayıs'ında Rıza'nın intiharı ve Winsome cinayeti haberi çıkınca Kanada'da ulusal gazeteler ve televizyonlar Hatice Çorbacoğlu makasını manşetlerine taşıdı.
Türkiye'de de büyük gazeteler Kanada kayıp Türk kızını arıyor başlıklarıyla olayı haberleştirdiler.
Dışişleri Bakanlığı'nın girişimleri sayesinde Türk ve Kanadalı polisler arasında iletişim kurularak soruşturmanın açık tutulduğu belirtildi.
Hatice Çorbacıoğlu'nun kayboluşu ve sonrasında ortaya çıkan aşk üçgeni skandalı medya tarafından yakından takip edildi.
Özellikle 2010 yılında ardı ardına gelen gelişmeler olayı uluslararası bir haber haline getirdi.
Televizyonlarda bu trajediye kayıtsız kalmadı.
ABD'de Investigation Discovery kanalında yayınlanan Disappeared yani Kayıplar adlı belgesel serisinin 6.
sezon 5. bölümünde Hatice Çorbacıoğlu'nun hikayesine yer verildi.
Böylesine esrarengiz ve trajik bir olay haliyle pek çok komplo teorisini ve cevapsız soruyu da beraberinde getirdi.
Hatice Çorbacıoğlu'nun ortadan kayboluşuna dair en güçlü teori onun Rıza Coşa tarafından öldürüldüğü yönünde.
Eldeki veriler de bu teoriyi destekler nitelikte.
Rıza'nın karısını öldürdüğü kesinleşmişken Hatice'nin de benzer bir kaderi paylaşmış olması ne yazık ki çok olası görünüyor.
Soruşturmayı yürüten dedektifler Hatice'nin New York'a vardığı gün veya onu takip eden kısa süre içinde hayatını kaybetmiş olabileceğini düşünüyor.
Rıza'nın Hatice'yi öldürüp cesedini ortadan kaldırdıktan sonra tıpkı eşi Winsome'a yaptığı gibi arabasını havaalanına bırakarak ve sahte bir uçak bileti ayarlayarak ülkeden ayrıldı süsü vermiş olması kuvvetli bir ihtimal
olarak değerlendiriliyordu.
Ancak herkes bu konuda hemfikir değil.
Ortada Hatice'nin bedeni bulunamadığı için bazıları onun belki de gerçekten hayatta olabileceğini, Rıza'dan kaçıp kimsenin bilmediği bir yere gitmiş olabileceğini öne sürüyor.
Bu teoriye inanan insanlar az olsa da Rıza'nın intihar notunda beni terk etti sözlerine dikkat çekerek Hatice'nin Rıza'nın karanlık sırlarını öğrenip korktuğunu ve izini kaybettirdiğini varsayıyorlar.
Ne var ki bu senaryo Hatice'nin geride hiçbir iz bırakmaması ve yıllardır ortaya çıkmaması nedeniyle gerçekçi bulunmuyor.
Bir diğer spekülasyon Hatice'nin insan kaçakçıları veya başka bir suç şebekesinin kurbanı olabileceği yönünde.
Fakat mevcut deliller telefonunun, hesabının kullanılmaması, aracının Rıza ile bağlantılı şekilde bırakılması gibi şeyler dikkate alındığında olayın bir kriminal ilişki dramı olduğu daha ağır basıyor.
Halen cevap bekleyen birçok soru var.
Hatice New York'ta tam olarak nereye gitti, Rıza ile buluştu mu?
Buluştuysa aralarında ne yaşandı?
Rıza Hatice'yi öldürdüyse cesedini ne yaptı, nereye sakladı?
Winsome'ın cesedi bulunabildiğine göre Hatice'ninki de bulmak mümkün müydü?
Bu sorular ne yazık ki yanıtsız kalmaya devam ediyor.
Soruşturmayı zorlaştıran etkenlerden biri olayın uluslararası boyutu oldu.
Kanada'da başlayan bir kayıp vakasının izleri ABD'de sürdü.
Baş şüpheli ise Türkiye'ye kaçıp orada yaşamına son verdi.
Üç ülkenin kolluk kuvvetlerinin tam koordinasyon sağlayamaması, yasal prosedürlerin yavaş ilerlemesi ve delillerin zamanında toparlanamaması gibi faktörler Hatice'nin dosyasının tozlu raflara kalkmasına yol
açtı. Hatice'nin vakası aynı zamanda kadın göçmenlerin maruz kalabildiği risklere de dikkat çekiyor.
Yabancı bir ülkede sevgi arayışıyla güvenilen yanlış bir kişiyi bir göçmenin hayatını tamamen altüst edebiliyor.
Kanada Türk toplumunda bu olay sonrasında benzer durumlara karşı uyarıcı bir etki oluştu.
Aileler özellikle yurt dışında yaşayan genç kadınların güvenlikleri konusunda daha hassas davranmaları gerektiğini dile getirdiler.
Hatice Çorbacıoğlu aradan geçen onca yıla rağmen hala kayıp.
Kanada polisi aradan 10 yıl geçtikten sonra Nisan 2019'da dosyayı yeniden gündeme getirerek Hatice'nin 2009'daki fotoğrafını ve bilgilerini tekrar kamuoyuyla paylaştı.
Hatta Hatice'nin önceki evliliklerinden kullandığı Hatice Donak ve Hatice Çakır soyadlarını da duyurarak bu isimlerle ilgili bilgisi olanların öne çıkmasını istedi.
Yetkililer ufak da olsa yeni bir bilgi kırıntısının bile yıllardır cevap bekleyen bu gizemi çözmeye yardımcı olabileceğini vurguluyor.
Ne var ki bugüne dek Hatice'nin akıbetine dair kayda değer bir ipucu elde edilemedi.
Ailesi içinse zaman adeta donup kaldı.
Çorbacıoğlu ailesi kızlarının bir mezarının bile olmamasının tarifsiz bir acı verdiğini söylüyor.
Yıllardır ölüsü mü, dirisi mi sorusuyla yaşamak zorunda kalan aile üyeleri her telefonda, her haber duyumunda yürekleri ağzı gelerek bir haber beklediklerini dile getiriyorlar.
Aradan geçen bunca zamana rağmen umutu tamamen yitirmeseler de gerçekçi olarak Hatice'nin hayatta kalma ihtimalinin çok zayıf olduğunun farkındalar.
Yine de bir cenaze töreni yapabilecekleri, Hatice'ye veda edebilecekleri günün hayaliyle yaşıyorlar.
Bu podcastin sonuna geldik.
Yeni podcastleri kaçırmamak için bildirimleri açmayı unutmayın.
Başka bir podcastta görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
