
Evlatlık Bir Katilin Anatomisi: Jeremy Bamber
25 Şubat 2026 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölüm akıl almaz bir cinayeti, Jeremy Bamber'ın onu evlatlık edinen ailesine yaşattığı dehşeti konuşuyoruz.
Transkript
Merhabalar, Olay Yeri: Suç Hikayeleri podcastine hoşgeldiniz.
Yeni bölümleri kaçırmamak için bildirimleri açmayı unutmayın.
Gece yarısı 6 Ağustos 1985, Essex kırsalında White House Farm çiftliği karanlığa gömülü, her şey sessiz.
Birden peş peşe silah sesleri gecenin karanlığını yararak yükseliyor.
Çiftlik evinde bir vahşet yaşanmakta.
Sabah 7 Ağustos 1985'te polis içeri girdiğinde karşılaştıkları manzara tüyler ürperticiydi.
Çiftlik evinde 5 cansız beden vardı.
Peki bu evde ne olmuştu?
Neden sıradan bir aile bu şekilde dünyadan koparılmıştı?
White House Farm'da yaşanan bu katliam dışarıdan bakıldığında mutlu ve saygın görünen bir aileyi paramparça etmişti.
Neville Bamber 2. Dünya Savaşı'nda pilotluk yapmış, sonrasında bölgenin ileri gelen çiftçilerinden ve saygın bir barış hakimi olarak tanınan biriydi.
Eşi June Bamber ise dindar kişiliğiyle bilinir, kilise etkinliklerinde gönüllü olur, hayır işleri yapardı.
Çocuk sahibi olamayan bu çift evliliklerinin ilk yıllarında iki bebeği evlatlık edinerek ailelerini kurdular.
Sheila ve ondan birkaç yıl sonra Jeremy aileye katıldı.
Bamber çifti maddi olarak oldukça rahattı.
300 dönümlük verimli araziye sahip çiftlikleri, Londra'da bir daireleri ve bir karavan tatil sitesi işletmeleri vardı.
Çocuklarını özel okullarda okutup iyi imkanlar sunsalar da Bamber ailesinin içinde görünenden derin çatlaklar vardı.
June Bamber derin bir dindarlık ve muhafazakarlıkla aileyi yönetmeye çalışıyordu.
Evlatlı kızı Sheila Keffel gençlik yıllarında başarılı bir model olarak bambi lakabıyla tanınmış olsa da annesiyle ilişkisi hep sorumluydu.
Jun, Sheila'nın davranışlarını sürekli eleştiriyor, onu şeytani dürtülere sahip olmakla suçlayacak kadar ileri gidiyordu.
Hatta Sheila daha ergenlik çağındayken annesi ona şeytanın çocuğu demiş, kızının çıplak güneşlenmesinden bile şeytani anlamlar çıkaracak bir paranoya geliştirmişti.
Bu soğuk anne kız ilişkisi Sheila'nın ileriki hayatında Derin yaralar bıraktı.
Sheila 17 yaşına geldiğinde evi terk edip Londra'ya yerleşti.
Orada evlenip ikiz çocuklarını doğurdu.
Ancak evliliği uzun sürmedi.
Boşanma sonrası çocuklarıyla tek başına kalan Sheila, annesi June'un torunlarına da aynı katı tutumu sürdürdüğünü görüyordu.
Nitekim 1985 yazında ikizler dedeleri ve anneannelerini ziyaret için White House Farm'a gelirken yol boyu tedirgindi.
June onları sürekli dua etmeyi zorladığı için çocuklar bu ziyaretten korkuyordu.
Ailenin evlatlık oğlu Jeremy Bamber da annesi June ile çatışmalı bir ilişki içindeydi.
Jeremy evin tek erkek çocuğuydu ve ebeveynleri tarafından el bebek, gül bebek büyütülmüştü.
Ancak yetişkinliğe adım attığında ailesinin değerlerinden hızla uzaklaşan asi ruhlu bir genç haline geldi.
Kırsal çiftlik yaşamını ve annesinin koyu dini kurallarını reddediyordu.
Hatta anne oğul bir dönem öyle küslük yaşamışlardı ki Jeremy'nin annesiyle konuşmayı kestiği aile yakınlarınca bile biliniyordu.
Babası Neville daha ılımlı olsa da Jeremy onunla da zaman zaman anlaşmazlıklar yaşıyordu.
Aile dışından bakanlar Jeremy'yi yakışıklı, çekici ve modern bir genç olarak görürdü.
Modaya uygun giyinir, arkadaş çevresi şehirli ve bu hem tiplerden oluşurdu.
Köy hayatının geleneklerine pek uymayan tavırları nedeniyle akrabaları onu biraz tuhaf bulurdu.
Örneğin kuzenlerinden biri Jeremy'nin bazen makyaj yaptığını, çiftlik işlerinden kaçınıp gece hayatına düşkün olduğunu anlatıyordu.
Bu yaşam tarzı Bamber çiftliğinin muhafazakar dünyasında yadırganıyordu.
Jeremy dışa dönük ve özgüvenli görünse de içten içe ailesine karşı bir öfke ve kıskançlık büyüttüğü sonradan ortaya çıkacaktı.
Özellikle babasının mal varlığı ve miras konusu Jeremy için hassastı.
Anne babasının serveti bir gün kendisine ve kız kardeşine kalacaktı.
Ancak Jeremy bunu paylaşmak istemiyor gibiydi.
Sevgilisi Julia defalarca ailesinden nefret ettiğini söylemiş, onların kısıtlamalarından bunaldığını dile getirmişti.
Genç adamın zihninde ailesinden kurtulup servetin tek sahibi olma fikri yavaş yavaş filizleniyordu.
Tek istediği paraydı diye anlatacaktı ileride kız arkadaşı.
Jeremy ailesini ortadan kaldırarak kusursuz bir cinayet işlemeyi hayal ediyordu.
Tarihler 7 Ağustos 1985'i gösteriyordu.
Beyaz ev çiftliğinden polislere bir katliam ihbarı gelmişti.
O sabah polis eve girdiğinde aile reisi Neville Bamber mutfakta pijamalarıyla devrilmiş bir sandalyenin üzerinde yatıyordu.
Etrafındaki kırık eşyalar ve kan izleri içeride korkunç bir boğuşma yaşandığını gösteriyordu.
Neville tam 8 kuruşunla vurulmuştu.
Yüzüne ve başına yakın mesafeden defalarca ateş edilmiş vücudunda da birkaç kuruşun yarası vardı.
Evin üst katında Neville'ın eşi June Bamber yatak odasının kapısı önünde yerde kanlar içinde bulunmuştu.
Çıplak ayaklarında ve geceliğinde kan lekeleri vücudunda 7 kuruşun yarası vardı.
İkiz torunlar Nicholas ve Daniel Keffel çocuk odalarındaki yataklarında vurulmuş halde yatıyordu.
Küçük bedenlerine sıkılan toplam 8 kuruşun uykudayken onları...
Hayattan koparmıştı. Anneleri Sheila Keflas'a ana yatak odasında annesi June'un yanında yerde kanlar içinde yatıyordu.
Sheila'nın pijaması kan içindeydi.
Boğazının hemen altında ve çenesinin altından giren iki kuruşun yarası vardı.
Korkunç gecede toplam 25 el silah atılmış ve 3 nesilden 5 aile ferdi katledilmişti.
Olay yerinde 22 kalibrelik yarı otomatik tüfek Sheila'nın bedeninin üzerinde.
Namlusu boynuna doğru gelecek şekilde duruyordu.
Tüfeğin yanındaysa June'a ait bir incil yerde açık halde bulunmuştu.
Ailenin bu dehşet gecesinden sağ kurtulan tek bir üyesi vardı.
Sheila'nın evlatlık erkek kardeşi Jeremy Bamber.
Jeremy cinayetler sırasında evde olmadığını birkaç kilometre uzakta kendi evinde olduğunu söylüyordu.
Polis olay yerine Jeremy'nin ihbarıyla ulaşmıştı.
Genç adam gece yarısı polisi arayarak Babam aradı, Sheila elinde silahla çıldırmış diye telaşla haber vermişti.
Ancak tuhaf biçimde Jeremy acil durum hattı 999'u aramak yerine telefon rehberinden yerel karakolun numarasını bulup onu aramıştı.
İhbar üzerine sabaha karşı çiftliğe gelen ekipler içeride silahlı biri olabileceğini düşünerek önce etrafı kuşattılar.
Sabah saat 7.54'te kapıyı koçbaşıyla kırıp içeri giren polisler içeride katilin olmadığını, aile üyelerinin çoktan öldüğünü tespit etti.
Jeremy de o sırada çiftlik evinin dışında bekliyordu.
Görcü tanığı polisler Jeremy'nin tavırlarını ilk andan itibaren garip buldular.
Örneğin ekiplere katliam haberini vermeye giderken arabasını olağan dışı bir yavaşlıkla sürdüğü, çiftlik evi önünde beklerken de şaşırtıcı derecede sakin durduğu raporlara geçti.
Hatta polisler onu ifadesi alındıktan sonra kendi evine bıraktıklarında Jeremy'nin ilk işi mutfağa girip kendine soğuk kanlılıkla kahve ve domuz pastırmalı sandviç hazırlamak olmuştu.
Genç adamın böylesine bir trajedinin ortasında sergilediği bu tuhaf sükunet ileride çok konuşulacaktı.
Polis White House Farm'a ilk ulaştığında karşılaştığı sahneyi başlangıçta oldukça yanıltıcı buldu.
Evin içinde 5 ceset ve yerdeki tüfeği gören dedektifler Sheila Keffel'ın elinde silahla intihar ettiği sonucuna meyletti.
Gerçekten de ilk bakışta her şey bu senaryoya uyuyordu.
Sheila'nın cesedi yanında tüfekle yerdeydi ve geçmişi akıl hastalığıyla doluydu.
Şizofreni teşhisiyle yıllarca tedavi görmüş olan Sheila'nın psikoz nöbetleri geçirdiği, hatta çocuklarına zarar verme korkusuyla yaşadığı biliniyordu.
Aile üyelerinin ifadesine göre Sheila zaman zaman sesler duyduğunu söylüyor, etrafındakilerin şeytan tarafından kontrol edildiğine inanıyordu.
Cinayetlerden birkaç ay önce hastanedeki doktor ona antipsikotik iğneler vermişti fakat Sheila ilaçlarını düzenli kullanmamış ve durumu yine kötüleşmişti.
Böyle bir geçmişe sahip bir genç kadın için polis gözünde ailesini öldürüp sonra intihar etmesi olası bir senaryoydu.
Zaten olay yeri bulguları da ilk anda bunu destekliyordu.
Sheila'nın vücudunda iki kuruşun yarası vardı.
Biri boğazında, diğeri çenesinin altında ölümcül bir atıştı.
Adli tabip boğazındaki ilk kurşunun hemen öldürücü olmadığını, ikinci kurşununsa intihara uygun şekilde çenesinin altından sıkıldığını belirtince polislerin şüphesi azaldı.
tüm ailenin zihinsel dengesi bozuk bir anne tarafından katledildiği düşüncesi basına da yansıdı.
Ertesi gün gazeteler olayı manşetlere çiftlik evinde aile katliamı ve Sheila'nın eski model oluşuna atfen şizofren manken dehşeti diye sansasyonel başlıklarla taşıdı.
Polis memurları sabah saatlerinde evde yaptıkları toplantıda katilin Sheila olduğu ve olayın bir cinayet intihar vakası olduğu konusunda hemfikir oldular.
Hatta soruşturmanın başındaki direktif Sheila'nın ailesini vurup intihar ettiği tezine o kadar ikna olmuştu ki başka bir ihtimali dillendiren Bamber akrabalarına sert çıkarak onları odasından bile kovdu.
Bu erken kanaat soruşturmada ciddi bir hata yapılmasına yol açtı.
Polis dosyayı kapatmaya hazırlanırken olay yerinde delil olabilecek eşyaları toparlayıp çiftlik çalışanlarına yaktırmaya başladı.
Yatak odalarındaki kanlı yataklar, halılar pencereden dışarı atılıyor.
Mermiler, kovanlar alelacele toplanıyordu.
Cesetler otopsinin hemen ardından aileye teslim edilip apar topar yakılmak üzere krematoryuma gönderildi.
Sanki her şey açıkmış gibi davranılmış.
White House Farm'da olan biten tek bir akıl hastasının trajedisi olarak kayıtlara geçmek üzereydi.
Lakin gerçek... Çok daha karmaşıktı ve kısa süre içinde bu aceleci yaklaşım çatırdamaya başlayacaktı.
Sheila'nın suçlu olduğuna dair polis açıklamaları herkesi ikna etmedi.
Aile yakınlarından özellikle biri, kuzen Anne Eaton, sabah çiftlik evine gelir gelmez Jeremy'de bir gariplik sezmişti.
Anne, Jeremy'nin polis ifadesini verirken yanında oturmuş, onun olay gecesini anlatışını dikkatle dinlemişti.
Jeremy'nin yüzünde acıdan eser olmaması ve söyledikleri Anne'in içine kurt düşürdü.
Genç adamın anlattıkları onu tatmin etmiyordu.
Cenaze töreninde de Jeremy'nin tavırları tuhaftı.
Televizyon kameraları önünde gözyaşlarıyla güçlükle ayakta duruyormuş gibi görünen Jeremy kameralar kapanınca bir anda neşelenip küfürlü şakalar yapmaya başlamıştı.
Bu durumu gören aile yakınları çok şaşırmıştı.
Haliyle aile içinde alarm zilleri çalmaya başlamıştı.
Katil gerçekten anlatıldığı gibi şeyle miydi yoksa göründüğünden başka bir şey mi vardı?
Bu şüpheleri ciddiye alan Bamber ailesi fertleri polisle temasa geçip soruşturmanın derinleştirilmesini talep etti.
Anne Eaton ve babası Robert redaktiflere Jeremy'i işaret edip tuhaf detayları anlattılar ancak başta pek ciddiye alan olmadı.
Yine de aile kendi kısıtlı imkanlarıyla çiftlik evini incelemeye koyuldu.
Olaydan 3 gün sonra 10 Ağustos 1985'te kuzenlerden biri evin ofis odasındaki silah dolabında kritik bir eşya buldu.
Tüfeğe ait susturucu aparatı dolabın içinde duruyordu.
Üstelik susturucunun üzerinde küçük kan damlacıkları ve kırmızı boya parçacıkları vardı.
Akrabalar hemen susturucuyu alıp evden çıkardılar ve kendi aralarında incelediler.
Susturucunun üzerindeki kırmızı boya evin mutfağındaki şöminenin ahşap kenarındaki taze bir çizikle birebir örtüşüyordu.
Bu çizik muhtemelen mutfaktaki boğuşma sırasında susturucunun şömineye çarpmasıyla oluşmuştu.
Orada kopan kırmızı boya parçası da susturucunun üstüne yapışıp kalmıştı.
Ayrıca susturucunun içinde de minik kan lekeleri mevcuttu.
Bu kan örneğinin daha sonra yapılan analizinde Sheila Keffel'a ait olduğu belirlenecekti.
Yani Sheila'nın kanı olay esnasında takılı olmadığı iddia edilen susturucunun içindeydi.
Bu bulgular ilk başta gözden kaçtığı için ancak günler sonra polisin eline geçti.
Susturucuyu bulan aile üyeleri onu ısrarla polise teslim etmeye çalıştı.
Nihayet olaydan 5 gün sonra 15 Ağustos'ta susturucu polis laboratuvarına gönderilebildi.
Olan biteni başından beri dikkatle takip eden dedektif baş müfettiş Tavcans, başlangıçta Sheila intihar etti tezini savunuyordu.
Fakat ailenin bulduğu bu deliller ve ısrarlı talepleri üzerine Essex Polis Teşkilatı içinden başka bir birim dosyayı yeniden ele aldı.
Bu arada susturucudaki kritik kan lekelerinden biri polisin ihmali sonucu laboratuvara ulaşmadan yok olmuştu.
Yine de elde kalan kan izi ve boya örnekleri bile katil profilini ters yüz etmeye yetiyordu.
Susturucu üzerindeki boya parçasının mutfaktaki kırmızı şömineden kopmuş olması Neville Bamber'ın mutfakta silahın susturucusu takılıyken biriyle mücadele ettiğini gösteriyordu.
Bu kişi Sheila olamazdı.
Zira Sheila öldüğünde susturucu tüfeğe takılı değildi.
Eğer Sheila gerçekten katil olsaydı susturucu o gece tüfeğe takılı olmazdı.
Ve takılıysa bile intihar etmeden önce gidip dolaba saklaması için hiçbir mantıklı sebep yoktu.
Oysa susturucu dolapta saklanmış halde bulundu.
Bu cinayeti işleyen bir başkasının delilleri gizlemeye çalıştığı anlamına geliyordu.
Soruşturma derinleştikçe Jeremy hakkındaki kuşkular da daha da güçleniyordu.
Polis ilk ifadesinde Jeremy'nin babam beni aradı şeyle çıldırdı iddiasını mercek altına aldı.
Telefon kayıtları kontrol edildiğinde o gece Neville'ın Jeremy'i aradığına dair hiçbir iz olmadı ortaya çıktı.
Jeremy'nin anlattığı gibi bir telefon konuşması yaşanmamıştı.
Dahası bu hikayeye mantıklı da değildi.
Normalde evine saldırıya uğrayan bir baba önce oğlunu değil doğrudan polisi arardı.
Ve gerçekten de Neville Bamber polise ulaşmaya çalıştı.
telesekreterde veya hat kayıtlarında bir iz bırakmış olacağı düşünülüyordu.
Jeremy'nin ise o gece polisi aramak için düz hat numarası bulmaya çalışması, yola çıkıp çiftliğe varışını ağırdan alması gibi davranışlar artık tek tek anlam kazanıyordu.
Bütün oklar Jeremy'i gösterirken elde eksik kalan tek şey doğrudan itiraf ya da tanık ifadesiydi.
İşte bu kırılma noktası beklenmedik bir kişinin konuşmaya karar vermesiyle gelecekti.
Cinayetlerden tam bir ay sonra 7 Eylül 1985'te Jeremy Bamber'ın kız arkadaşı Julie McFord polise giderek dudak uçuklatan bir itirafta bulundu.
Julie 21 yaşında bir üniversite öğrencisiydi ve yaklaşık 3 yıldır Jeremy ile inişli çıkışlı bir ilişkisi vardı.
Genç kadın ifadesinde Jeremy'nin ailesini öldürmeyi en az 1 yıldır planladığını söyledi.
Göz yaşları içinde polislere anlattığına göre Jeremy sık sık ailesinden ne kadar nefret ettiğinden bahsediyor, mükemmel cinayeti işlemek istediğini dile getiriyordu.
Planını Julia detaylarıyla açıklamıştı.
Buna göre Jeremy bir gece anne babasını, kız kardeşini ve yeğenlerini tüfekle öldürecek.
Sonra silahı kız kardeşi Sheila'nın eline verip olay yerini onun suçlu olduğu izlenimiyle bırakacaktı.
Cinayetten sonra çiftlik evinin mutfak penceresinden bisikletle kaçıp Kendi evine dönecek, oradan da hiçbir şey bilmiyormuş gibi polisi arayacaktı.
Julie bu şeytani planı ilk duyduğunda şoke olduğunu ve Jeremy'i bir daha böyle konuşmaması için yalvardığını söyledi.
Ne var ki Jeremy fırsatın bir gün geleceğini ima etmeye devam etmişti.
Julie McFord ifadesinde cinayet gecesine dair de çarpıcı ayrıntılar verdi.
6 Ağustos'u 7 Ağustos'a bağlayan gece Jeremy'nin kendisini arayarak bu gece olmazsa asla olmayacak dediğini aktardı.
Julie bu sözlerle ne demek istediğini tam kavrayamamış ve telefonu kapatmıştı.
Ancak saat 03'den hemen sonra Jeremy onu tekrar aradığında telefonda panik haliyle bir şeyler ters gitti dedi.
Julie uykulu ve sersem olduğundan bu sözlerin anlamını o an kavrayamamış telefonu kapatıp tekrar uyumuştu.
Sabah haberleri duyduğundaysa bir anda dank etmişti.
O an anladım diyecekti polislere.
Olaydan sonraki günlerde Jeremy'nin kendisine soğukkanlılıklı cinayetin detaylarını anlattığını itiraf etti.
Julian'in polise söylediğine göre Jeremy kendini cesaretlendirmek için önceden çıplak elleriyle fareler boğarak prova yaptığını bile dile getirmişti.
Fakat sonunda bunu beceremeyeceğini anlayıp farklı bir yol seçmişti.
Yerel bir tesisatçı tanıdığına para teklif ederek cinayetleri onun işlemesini planlamıştı.
Çiftlik evinden her şeyi bitirdiğinde telefon açması için bu adama 2000 sterlin vermişti.
Görünüşe göre Jeremy'nin babam aradı diyerek uydurduğu telefon hikayesi aslında planın bir parçasıydı.
Arayan kişi babası değil tuttuğu kiralık katil olacaktı.
Ne var ki bu iddia daha sonra soruşturmada doğrulanmadı.
Julie'nin suçladığı tesisatçının olay gecesi için sağlam bir mazereti vardı ve kiralı katil iddiası kanıtlanamadı.
Yine de Julie'nin ifadesi Jeremy Bamber'a karşı çok önemli bir kozdu.
Genç kadın sevgilisinin kendi ağzıyla suçunu itiraf ettiğini söylüyordu.
Şok edici itiraf üzerine Essex polisi derhal harekete geçti.
Jeremy Bamber 8 Eylül 1985 sabahının erken saatlerinde Londra'daki kız kardeşi Sheila'nın evinde gözaltına alındı.
Cinayet sonrası Jeremy orada kalmaya başlamıştı.
Delektif Tuff Jones sabaha karşı kapısını çaldığı Jeremy'e soğuk bir ifadeyle anne ve babanı, kız kardeşini ve yeğenlerini öldürmek şüphesiyle seni tutukluyorum dedi.
Uykulu gözlerle kapıyı açan Jeremy Bu sözler karşısında donakaldı.
Genç adam şaşkın görünüyordu ama polis onu kelepçeleyip karakola götürdü.
Karakola sorguya alındığında tüm suçlamaları reddetti.
Julie McFord'un kendisinden intikam almak için yalan söylediğini iddia etti.
Ondan ayrılmak istediği için Julie'nin böyle bir iftiraya kalkıştığını öne sürdü.
Bu hali suçsuzluk iddiasıyla pek bağdaşmıyordu.
Anne ve babasını çok sevdiğini, aralarının son dönemde daha iyi gittiğini söyledi.
Kız kardeşi Sheila'yı da sevdiğini ama onun akıl hastalığını anlayamadığını dile getirdi.
Sorguyu yapan dedektifler Jeremy'nin tuhaf bir şekilde neşeli veya rahat göründüğünü fark etmişlerdi.
Oysa bunu manik depresyon haliyle açıklamaya kalktı.
Ancak polis Julie McFord'un ifadesindeki ayrıntıları Jeremy'e sordukça bazı kritik noktalar netleşmeye başladı.
Jeremy ilk başta inkar etse de İki önemli ayrıntıyı kabul etmek zorunda kaldı.
Birincisi, çocukluğundan beri White House Farm'ın pencerelerinin nasıl kolayca açılacağını bildiğini, kilitli bir evi pencereden girilebileceğini itiraf etti.
İkincisi, daha önce sevgilisi Julie ile birlikte bir karavan parkında sahte hırsızlık olayı düzenlediklerini de kabul etti.
Bu, Jeremy'nin sigortadan para almak için tezgahladığı küçük bir suçtu.
Bu itiraflar, Jeremy'nin plan yapma kapasitesi ve yalan söyleyebilen karakterini göstermesi açısından önemliydi.
Julie McFord'un ifadesi güçlü olsa da tek başına yeterli kanıt değildi.
Üstelik Julie'nin de ufak suçlara karıştığı ortaya çıkınca savcılık onun güvenilirliğini de sorguladı.
Jeremy sustukça ve somut fiziksel delil az oldukça polis de köşeye sıkıştı.
5 günlük gözaltı süresi doğduğunda Jeremy Bamber cinayetle ilgili henüz resmen suçlanamadı.
Eldeki deliller tutukluluğunu sürdürmeye yetmiyordu.
Bu yüzden Jeremy küçük bir hırsızlık suçlamasıyla kefaretle serbest bırakıldı.
Polis onu gözetim altında tutmaya ve delil toplamaya devam etmek niyetindeydi.
Jeremy hapisten çıkar çıkmaz arkadaşlarıyla lüks gece kulüplerinde boy göstermeye sanki hiçbir şey olmamış gibi eğlenmeye başladı.
The Sun gazetesi sadece 4 gün sonra manşetten şunu iddia etti.
Jeremy öldürülen kız kardeşi Sheila'nın eski modellik dönemine ait çıplak fotoğraflarını basına satmaya çalışmıştı.
Habere göre bu müstehcen fotoğraflar karşılığında yüklü bir para talep ediyor ve en ince detayına kadar her şeyi gösteriyor diye övünüyordu.
Bu haber İngiliz kamuoyunda infial yarattı.
Ailesine henüz toprağı vermiş bir adamın böylesine acımasız bir fırsatçılık peşinde olması şüpheleri daha da üzerine çekti.
Olay basına yansıyınca Jeremy apar topar ülkeyi...
terk etti. Bir arkadaşıyla Güney Fransa'daki Saint-Tropez sahillerine tatile gitti.
Fakat İngiliz polisi de boş durmuyordu.
Davanın başındaki Tuff Johns görevden alınmış yerine kararlı bir dedektif olan Mike Ainsley getirilmişti.
Ainsley dosyayı taze bir gözle ele aldı ve Jeremy'nin davranışlarındaki tutarsızlıkları Bir bir not etti.
O gece Jeremy'nin 999'u aramaması, arabasını ağır sürmesi, olay yerinde yapmacık ağlayıp sakinleşmesi, ardından eve dönüp soğuk kanlılıkla yiyecek bir şeyler hazırlaması tüm bunlar Ainsley
'e göre Jeremy Bamber'ın suçlu olduğuna işaret eden ciddi göstergelerdi.
Ayrıca evde bulunan fiziksel delillerin de detaylı analizi yapıldı.
Şeylanın ellerinde ateş artığı veya barut izi olmaması, tırnaklarının kırılmamış ve temiz olması, katliam sırasında yeniden doldurulması gereken şarjörlere dair hiçbir yağ veya kuruşun izinin
şeylanın parmaklarında bulunmaması, şeylanın aslında silahı ateşlemediğini düşündürüyordu.
Tüm parçalar birleşmeye başlamıştı.
Sonunda Jeremy Bamber aleyhine güçlü bir dava dosyası oluşturuldu ve genç adam Ekim 1985'te yeniden tutuklanarak yargı süreci başlatıldı.
Ekim 1986'da başlayan duruşma İngiltere'nin o güne dek gördüğü en sarsıcı aile katliamının tüm ayrıntılarını ortaya sermeye hazırlanıyordu.
Savcı daha açılış konuşmasında jürinin kanını donduracak bir tablo çizdi.
Jeremy Bamber'ın para hırsı ve nefretle gözünü karartarak kendi anne babasını, kız kardeşini ve iki masum yeğenini planlı şekilde öldürdüğünü anlattı.
Bu korkunç plana göre Jeremy herkesi öldürdükten sonra kız kardeşi şeyle suçlu gösterecek sahte bir cinayet intihar süsü vermiş silahı onun ellerine yerleştirip çıkıp gitmişti.
Savcılığın ortaya koyduğu deliller jürinin önünde birer birer incelendi.
En önemli delillerden biri olay yerinde bulunan susturucu aparatına dair yapılan incelemeydi.
Balistik uzmanları susturucu tüfeğe takılırken şeylanın kendini vurmasının fiziksel imkansız olduğunu belirlediler.
Susturucu takılırken tüfek o kadar uzuyordu ki şeylanın boyu ve kol uzunluğu tetiğe ulaşmaya yetmiyordu.
Yani eğer susturucu o gece kullanıldıysa ki kanıtlar öyle olduğunu gösteriyordu, şeylanın tüfekle intihar etme ihtimali ortadan kalkıyordu.
Dahası savcı mantıksal bir çıkarım sundu.
Diyelim şeyle önce ailesini susturuculu tüfekle öldürdü sonra susturucunun tüfeği çok uzattığını fark edip intihar edeceği zaman susturucuyu çıkardı.
Peki neden susturucuyu evin ofisindeki dolaba geri koysun?
Bu akıl dışıydı. Bir intihar planlayan katil son kurşunu kendine sıkmadan önce gidip susturucuyu güzelce dolaba kaldırmazdı.
Dolayısıyla susturucunun dolapta bulunması olayın cinayet intihar süsü verilmiş bir plan olduğunu güçlü biçimde...
Bu argüman jürinin zihninde şeylanın suçlanmasını neredeyse imkansız hale getirdi.
Bir diğer çarpıcı kanıt şeylanın bedenindeki iki kuruşun yarasıydı.
Savcı şeylanın boğazında ve çenesinde tespit edilen iki farklı giriş deliğine dikkat çekerek bunun bir intihar süsü verilmiş bir cinayet göstergesi olduğunu söyledi.
Adli tıp uzmanları şeylanın ilk kuruşun yarasının hemen öldürücü olmadığını, ikinci kuruşun ise klasik bir intihar atışı yeri olduğunu anlatmıştı.
Bir kişinin kendini iki kez vurması olağan dışıydı.
Hele ki ilk kurşunla ağır yer aldıktan sonra tetiği tekrar çekebilmesi çok düşük bir ihtimaldi.
Savunma avukatları her ne kadar şeylerin kendini iki kez vurmasının mümkün olabileceğini öne sürseler de savcılık bunun...
ancak başka birinin onu vurup intihar süsü vermesi durumunda mantık kazanacağını vurguladı.
Ayrıca Sheila'nın ellerinin ve kıyafetinin temizliği de gündeme taşındı.
Ortalıkta mücadele izleri ve barut artıkları varken parmaklarında en ufak bir kir veya kalıntı olmaması tetiği çeken kişinin Sheila olmadığını düşündürüyordu.
Davanın belki de en sarsıcı anı Julie McFord'un tanık kürsüsüne çıkmış olmasıydı.
Genç kadın tüm dünyanın gözü önünde eski sevgilisinin kendisine nasıl cinayet planını anlattığını detaylarıyla aktardı.
Jeremy kusursuz cinayeti işlemek istediğini söyledi.
Tek istediği paraydı diyerek başladığı ifadesinde Jeremy'nin cinayet gecesi kendisine söylediği her şeyi gözyaşları içinde tekrarladı.
Jüri Julie'nin anlattıklarını nefeslerini tutarak dinledi.
Julie'nin ifadesi savunmanın onu karalama çabalarına rağmen Jeremy Bamber'a giden iplerin çözülme noktasıydı.
Savunma avukatları Julie'nin güvenilir olmadığını, intikam duygusuyla hareket ettiğini ileri sürdüler.
Onun da geçmişte ufak tefek suçlara karıştığını, hatta Jeremy'le birlikte planladıkları karavan soygununu hatırlatarak ifadesini gölgelemeye çalıştılar.
Örneğin Jeremy'nin olaydan sonra bisikletle kaçtığı iddiası çiftlikten Jeremy'nin evine giden yüzergahta bulunan bir bisiklet iziyle desteklenmişti.
Yine Jeremy'nin bahsettiği pencere senaryosu, evin mutfak pencerelerinin dışarıdan kolayca kilitlenebildiğinin kanıtlanmasıyla doğrulanmıştı.
Tüm oklar birleşerek Jeremy'i göstermekteydi.
Savunma ise son koz olarak şu teoriyi ortaya attı.
Belki de gerçekten Sheila ailesini katletmişti ve polis içeri girerken hayattaydı.
Hatta savunmaya göre Sheila polisler kapıdayken hala canlı olabilir son anda ikinci kuruşunu kendine sıkmış olabilirdi.
Bu çılgın teori eldeki bulgularla bağdaşmıyordu.
Zira polis kayıtlarında ev içinde girişte bir erkek cesedi görüldüğü not edilmişti.
Bu da önce babasının düştüğünü gösteriyordu.
Ayrıca şeylanın vücudundaki kan akış yönü ve pıhtılaşma süreleri onun polisin gelişinden çok önce öldüğünü ortaya koymuştu.
Savunmanın çabaları Jeremy'nin masumiyetine dair ciddi bir şüphe uyandıramadı.
Yaklaşık 3 haftalık yargılama sonunda sıra jürinin kararına geldi.
28 Ekim 1986 tarihinde mahkeme salonunda hüküm açıklandığında Jeremy Bamber soğukkanlı görünmeye çalışarak ayağa kalktı.
Jüri oy çokluğuyla Jeremy Bamber'ı 5 cinayetin tamamını suçlu bulmuştu.
Mahkeme Jeremy'ye ömür boyu hapis cezası verdi.
En az 25 yılda hapiste kalacağı belirtildi.
1994 yılında ise İçişleri Bakanlığı Jeremy Bamber'ın asla şartlı tahliyeyle salıverilmeyeceğini bildirerek cezasını tam ömür boyu hapse çevirdi.
Yani Jeremy hapisten bir daha çıkamayacaktı.
Böylece White House Farm'daki kanlı gecenin sorumlusu resmen adalet önüne çıkarılmış oldu.
Jeremy Bamber kendi ailesini katleden soğukkanlı bir katil olarak damgalandı ve hapishaneye gönderildi.
Cerem'i tutuklandığı ilk andan beri yaptığı gibi masum olduğunu iddia etmeye devam etti.
Yıllar içinde sayısız temiz başvurusu yaptı.
Olay yeri delillerinin tarif edildiğinden tutun da polis kayıtlarının hatalı olduğuna dair pek çok iddia ortaya attı.
Ancak tüm bu girişimler sonuçsuz kaldı.
Mahkemeler verilen hükmü defalarca onayladı ve Cerem'in suçluluğuna dair hüküm değişmedi.
White House Farm cinayetleri Britanya tarihinde eşi benzeri nadir görülen bir aile katliamı olarak hafızalara kazındı.
Toplum nezdinde bu olay aile içi ihanetin en uç örneklerinden biri olarak anılır oldu.
Bir evlat gözünü para hırsı bürüyünce en sevdiklerini katletmiş sonra da suçu başka bir kurbanın üzerine yıkmaya çalışmıştı.
Ülke genelinde silah kullanımının nadir olduğu İngiltere'de böylesi bir toplu cinayet herkesi dehşete düşürdü.
Olaydan sonra White House Farm Uzun süre boş kaldı.
Sonunda Jeremy'nin mahkumiyetiyle miras hakkı kuzenlerine geçince çiftlik ailenin diğer farklarına devredildi.
Jeremy Bamber bugün hala cezaevinde.
Dış dünyaya mektuplar yazıp masumiyetini savunsa da kimseyi inandıramıyor.
White House Farm'daki o kanlı gece kusursuz cinayet fantezisine kapılan biri katilin aslında nedenle acı verici hatalar yaptığını gözler önüne serdi.
Yıllar süren hukuk mücadelesi sonunda adalet yerini buldu ve katilin maskesi düştü.
Bu trajedi dinleyen herkese şu sarsıcı soruyu soruyor.
Bir insan para ve nefret uğruna kendi ailesine bunu nasıl yapabilir?
White House Farm cinayetleri bir ibret hikayesi olarak cevaba asla tam verilmeyecek bu soruyla birlikte tarih sayfalarındaki yerini aldı.
Bu podcastin sonuna geldik.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
