
Transkript
Jack Unterweger 16 Ağustos 1950 yılında Avusturya'da Viyana'lı bir barmen ve garson olan Terezia Unterweger'la İtalya'nın Tresti kentinde tanıştığı Amerikalı
bir asker olan Jack Becker'ın çocuğu olarak dünyaya geldi.
Bazı kaynaklarda annesi bir seks işçisi olarak geçiyordu.
Unterweger'ın annesi ona hamileyken dolandırıcılıktan hapse atıldı.
Ancak serbest bırakıldı ve doğduğu yer olan Graz'a gitti.
Annesi 1953'te tekrar tutuklandı ve Unterweger büyük babasının yanında yaşamak üzere Carinthia'ya gönderildi.
Büyük babası torununu düzenli olarak çiftlik hayvanları çalmasına yardım etmek için kullanan kaba bir adam olarak bilinirdi.
Unterweger gençliğinin büyük bir bölümünde hapse girdiği çıktı.
İlk önce garson olarak çalışmaya başladı.
Ancak 1966 ile 1974 yılları arasında 16 kez mahkum edildi.
Çoğunlukla hırsızlık, ve bir seks işçisine cinsel saldırıda bulunmaktan suçlu bulunmuştu.
1974 yılında Margaret Sheffer isimli 18 yaşındaki genç kızı boğarak öldürdü.
Hem de genç kızın kendisine ait südyeniyle.
Jack tabii anında yakalandı ve mahkemeye çıkarıldı.
Ancak duruşma sırasında kendisini savunmaya çalıştı.
Onu öldürürken annesinin yüzünü Sheffer'ın gözlerinde gördüğünü iddia etti.
Unterweger bunun kendisine karşı sempati uyandıracağını düşünmüştü.
Çünkü annesi tarafından gençliğinde terk edilmişti.
Fakat yanılıyordu.
Bu savunma bir işe yaramamıştı.
Ömür boyu hapse mahkum edildi.
Parmaklıklar ardında yaşamaya başladığında kendini yazmaya karar verdi.
Üstelik kendisi önceleri okuma ve yazma bilmiyordu.
Okumayı ve yazmayı öğrendikten sonra bir daha da durmadı.
Şiirler, öyküler, romanlar ve oyunlar yazdı.
Orijinal ismiyle End Station Zautast yani...
Terminal Hapishanesi adlı kitabı 1984'te Edebiyat Ödülü bile kazandı.
Unterweger'ın otobiyografisi Araf en çok satanlar listesinin en üstüne çıktı ve bir filme uyarlandı.
Bu mahkumun mucizevi üretkenliği ve sanata yatkınlığı Avusturya'nın yaratıcı seçkinlerinin dikkatini çekmeye başlamıştı.
Avusturya'da tanınan pek çok yazar, tarihçi ve talkshowcu kişiler Unterweger'ın otobiyografik kitabından adeta büyülenmişlerdi.
kendisine savunma sırasında sempati toplayamayan bu katil yazdıklarıyla kendine hayran bırakmaya başlamıştı.
Onun ve onun gibilerin değişebileceğine, düzelebileceğine inanıyorlardı.
Ünlenmeye devam ettikçe insanların kafasında onun mahkumiyetine dair soru işaretleri oluştu.
Ve tartışmalar başladı.
Jack Unterweger'ı hem bir sanatçı hem de rehabilite edilmiş bir adam olarak kabul etmek için beklenmedik bir kampanya doğdu.
Kısa süre sonra çok sayıda entelektüel ve hükümet yetkilisi onun erken serbest bırakılması için kampanya yapmaya başladı.
Taraftarlar tarafından imzalanan bir bildiri de belirtildiği gibi Avusturya adaleti Unterweger davasıyla ölçülecekti.
Birçoğu Unterweger'ı bir kişinin koşullarının üzerine çıkabileceğinin önemli bir hatırlatıcısı olarak görüyordu.
O entelektüellerin sorunların sözlü olarak ifade edilmesi yoluyla.
bir şekilde başa çıkabileceğinize dair büyük umudunu temsil ediyordu.
Ona inanmak istemişlerdi.
Bununla birlikte Unterweger'ın büyüyen çalışma grubunda cinayet ve şiddet takıntısını tamamen aşmadığına dair bazı endişe verici işaretler vardı.
Unterweger bir şiirinde hiçbir temanın güzel bir kadının ölümünden daha şiirsel olmayacağını yazmıştı.
Aslında kendisinin değişmediğine dair oldukça her şey çok açıktı.
Yine de onu serbest bırakma kampanyası işe yaradı.
Jack Unterweger, Avusturya yasalarının gerektirdiği askeri ceza olan müebbet hapis cezasının 15.
yılında Mayıs 1990'da hapishaneden serbest bırakıldı.
O zamanlar Jack'in kaldığı hapishanenin müdürü, özgürlük için bu kadar iyi hazırlanmış bir mahcumu bir daha asla bulamayacaklarını söyledi.
Bir kere katil olan hep katil miydi?
Şiir yazan entelektüel katil olamaz mıydı?
Sadece 4 ay sonra tıpkı Margaret Sheffer gibi iç çamaşırlarıyla boğulmuş bir seks işçisinin de cansız bedeni bulundu.
Ölü bedenlerin sayısı hızla artmaya devam etti.
Sonraki aylarda her biri ürkütücü derecede benzer bir model izleyen 7 kadın daha öldürüldü.
Kurbanlar süt yenleriyle boğulan ve ardından ormana atılan seks işçileriydi.
Başka bir de işte Jack Unterweger'ın İlk cinayetinin yankısıydılar.
Ancak yeni serbest bırakılan Unterweger ilk yıllarını tanımlayan şiddetten uzaklaşmış gözüküyordu.
En azından dışarıdan anlaşılan buydu.
Avusturyalı bir edebi figür haline gelmişti.
Okumalar yapmış, oyunlarını sahnelemiş ve muhabir olarak çalışmıştı.
Hatta Unterweger kendisini son zamanlardaki seks işçisi cinayetlerini araştıran kilit bir gazeteci olarak da role bürümüştü.
Utanmadan Unterweger Vianna polis şefiyle röportaj bile yaptı ve bu ölümler hakkında gazetede yazılar yazdı.
Kısa süre sonra Unterweger'ın raporlama çalışmaları onu Amerika Birleşik Devletleri'ne de getirdi.
Orada Amerikalı seks işçilerinin maruz kaldığı korkunç koşullarla ilgili araştırmalar yaptı.
En sonunda birçok seri katilin uğrak noktası olmuş, birçok korkutucu ve gizemli olayın yaşandığı Los Angeles'ta bulunan Cecil Otel'e geldi.
Hapishanedeyken 80'li yıllarda Los Angeles'ta arka arkaya cinayetler işleyen gece avcısı lakaplı Richard Ramirez'e hayrandı.
Unterweger bir kitap yazma bahanesiyle onun cinayetlerini işlediği dönemde kaldığı Cecil Otel'e de bu yüzden gelmişti.
Hatta Los Angeles polisi eşliğinde çevreyi keşfe bile çıkmıştı.
Orada kaldığı dönem boyunca otel odasına sürekli seks işçisi kadınları çağırıp onların canını aynı şekilde almaya devam etti.
Los Angeles'ta geçirdiği 5 hafta boyunca 3 kadın öldürüldü ve hepsi kendi süt yenleriyle boğulmuştu.
Bu noktada Unterweger'ın Atlantik okyanusunun her iki tarafındaki yetkililerin dikkatini çekmeye başladığına dair yeterince kurban birikmişti.
Los Angeles polisi seks işçisi cinayetlerinin zaman çizelgesini Unterweger'ın şehirde kaldığı süreyle eşleştirmişti.
Ardından Unterweger Amerika'dan İsviçre'ye, oradan da Paris'e ve Miami'ye kaçtı.
Hikayesinin sonunda kanlı sonunun başlayacağı yer burasıydı.
Yetkililerin nihayet Unterweger'ı yakaladığı ve 1992 yılının Şubat ayında tutukladığı yer Miami'ydi.
Yakalandığının farkında değildi.
FBI onu Success dergisinden muhabirler olduklarına ikna ederek yakaladı.
Hikayesini duymak için ona 10 bin dolar ödemeye hazırdı.
Unterweger adeta oltaya geldi ve muhabirlerle oturduğunu zannederek Amerikan polisiyle dolu bir odaya girdi.
Artık sona gelmişti.
Hapishanedeyken yazı kariyeri başladığından beri basının ilgisini çekmiş biriydi.
Serbest bırakıldıktan sonra modaya uygun fotoğraf çekimleri için poz vermiş, eserlerini tartışmak için televizyonlara çıkmış, bir yandan da yaltakçı basına kur yapmaya devam etmişti.
Sonuçta ilgiye olan sevgisi onu mahvetti.
Yakalandıktan kısa süre sonra Avusturya'ya iade edildi.
Jack Unterweger birden fazla şekilde ikili bir hayat yaşamıştı.
Duruşması sırasında bazı kadınlar Unterweger'ın masum bir kurban olduğuna inanarak ağladılar.
Diğer kadınlar onun rahatsız edici davranışına tanıklık etti.
Sonunda bir mazeret eksikliği de dahil olmak üzere çeşitli faktörler Unterweger'ın 29 Haziran 1994'te mahkumiyetine yol açtı.
O gece Unterweger hapishanede kendini astı.
Avusturyalı bir politikacı cesur bir şekilde bunun Unterweger'ın en iyi cinayeti olduğunu söyledi.
Unterweger yakalandıktan sonra hücreye geri dönmeye dayanamayacağını söylemişti.
Sözüne de sadık kaldı.
Hapse atılmak yerine ölümü seçti.
Ölümünün ardından Jack Unterweger'ın eski savunucuları bile bir efsaneye kapıldıklarını kabul ettiler.
En az 12 kurbanı olan Jack Unterweger tarihte entelektüel, yaratıcı bir seri katil olarak geçti.
Muhtemelen çocukken annesiyle yaşadıkları her neyse alamadı, sevgiyi takıntı haline getirmişti.
Annesinin de seks işçisi olduğu söyleniyordu.
Muhtemelen kurbanlarını annesi gibi kadınlardan seçmesi de bu yüzdendi.
Her ne olursa olsun o bir katilin değişmeyeceğinin büyük bir kanıtı haline geldi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
