
Transkript
Özkan Zengin 1982'de İstanbul'da doğdu.
Hiç evlenmedi. Bir fırında hamur işçisi olarak çalışıyordu.
Aynı evde annesiyle yaşıyordu.
Kendi halinde birisiydi.
İstanbul sokaklarına korku salıca tahmin bile edinmiyordu.
Ama 2008'de öyle bir seriye başladı ki herkes başının ne geleceğinden korkan olmuştu.
2008'in Mayıs ayında Kartal sahilinde yürüyüş yapıyordu.
Sahilde kayaların üzerinde oturan bir adam dikkatini çekti.
Mustafa isimli adam da onun gibi hamur ustasıydı.
Öğle yemeği için sahile gelmiş, kayalarda yemeğini yiyordu.
Özkan adamı görmüş, onu bir süre izlemiş, daha sonra sohbet etme bahanesiyle adamın yanına gitmişti.
Adamın yanına geldiğinde sohbet etme bahanesiyle bir soru sorarak yanına oturmayı başarmıştı.
Daha sonra uzun uzadıya konuşmaya başladılar.
İkisi de aynı mesleği yapıyordu.
Bu yüzden ortak sohbet noktaları vardı.
Sohbet o kadar uzadı ki...
Mustafa ileride açacağı lokantayı bile anlatmıştı.
Hatta orayı göstermeye bile karar vermişti.
Açmayı planladığı lokanta Özkan'ın o meşhur kuyusunun hemen orasıydı.
Birlikte o boş alana gidip lokantayla ilgili konuşurlarken Özkan bir anda adamın arkasına geçip cebinden çıkardığı bıçakla adamın boğazına derin bir kesik attı.
Yere yığılan adamın cebinden parasını ve cüzdanını çaldıktan sonra adamı da kuyuya atarak Oradan koşarak uzaklaştı.
İşte ceset kumbarası ilk olarak böyle başlamıştı.
Bu olaydan tam bir ay sonra, Haziran ayında başka bir vaka daha yaşandı.
Kapı kilidi ustalığı yapan Emre sahilde tanıştığı bir adamın evine kilitle ilgili sorunu çözmeye gidecekti.
Birlikte adamın evinin bulunduğu yere gitmek için dolmuşa bindiler.
Kapı kilidini değiştireceğini zanneden adamın başına neler geleceğinden hiç haberi yoktu.
Uzun süren dolmuş yolculuğundan sonra Özkan'ın evinin oraya geldiler.
Evin ön tarafında bir kuyu vardı.
Özkan önce adamın kuyuyu göstermek istedi.
Adam anlam veremese de bunu yerine getirdi.
Tabi amacı sadece kuyuyu göstermek değildi.
Emre onun ikinci kurbanı olacaktı.
Tabi katil çıktığı bu yola artık alışmış ve durmayacaktı.
Kurbanların paralarını çalmaya başladığı bu yolda arka arkaya cinayetlerine devam edecekti.
Kısa süre içerisinde bir sonraki kurbanı Ertan olacaktı.
Yine benzer şekilde evinin yakınındaki kuyuya getirip onu da kendi tabiriyle kumbarasının içine atacaktı.
Bu sırada bölgede 3 insanın kaybolması insanları daha da meraklandırıyordu.
Aileler karakollara kayıp başvuruları yapmıştı.
Her şey ortaya çıkana kadar şimdilik hiçbir şey bilinmiyordu.
Aynı yılın Temmuz ayında bu kez de cansız bir beden Kartal sahilinde bulundu.
O da aynı şekilde yaşamını yitirmişti.
Tabi o sıralar öncekiler bilinmediği için bunun faili meçhul bir cinayet olduğu düşünülüyordu.
Yine kurbanın tüm eşyaları çalınmıştı.
Polisler o günkü vakaya göre 20-25 yaşlarında bir gencin yapmış olabileceğine dair bir profil oluşturmuştu.
Bulunan kurbanın boğazındaki kesiklere bakılırsa agresif birisi olduğu düşünülüyordu.
Ayrıca profile göre asosyal sabıkalı Kartal bölgesinde oturan problemli bir çocukluk geçirmiş birisi olacağı not edilmişti.
Yüksek ihtimalle de madde bağımlısıydı.
Polisler bu cinayet için özel bir ekip oluşturarak bölgedeki tinercileri ve evsizliği tek tek araştırmaya başladılar.
Haftalarca süren unbağlı çalışma bir sonuç vermemiş, dosya rafa kaldırılmıştı.
İlk keşif Ağustos 2008'de yapıldı.
İstanbul Kartal taraflarında bölge halkı bir süredir kullanılmayan eski bir kuyudan kötü kokular alıyordu.
İlk başlarda çok önemsemediler ama koku gittikçe fazlalaşınca bunu yetkililere haber vermeye karar verdiler.
İstanbul'un Ağustos sıcağında bir de böyle bir kokuya hiç dayanılmıyordu.
Halk polisi haber verdiğini durumla ilgilenmesi için cinayet büro dedektiflerinden İsmail Özkan görevlendirilmişti.
Ekip kuyunun yanına yaklaştıkça gerçekten çok kötü bir koku yükseliyordu.
Denemli cinayet büro polislere yaklaştıkça kuyudan gelen kokunun ne olduğunu anlamaya başlamışlar.
Kuyunun yanına gelip içine baktıklarındaysa karşılarında inanılmaz kötü bir manzara vardı.
Kuyunun içinde bulunan 3 cansız beden sıcağın da etkisiyle çürümeye başlamış çok kötü bir koku yayıyordu.
Hemen olay yeri inceleme ekibine haber verildi.
İlk gözlemlere göre 3 beden de erkeklere aitti.
Birisi 40-45 yaşlarında duruyordu.
Diğer ikisi daha genç yaşlardaydı.
Üçü de çıplak olduğu için üzerlerinden kim olduklarına dair ait kimlik bilgileri çıkmamıştı.
Cansız bedenlerin üçünün de boğazı kesilerek öldürüldüğü tahmin ediliyordu.
Aslında ilk bakışta bu şekilde çürümeye başlamış bedenlerde bunu tespit etmek neredeyse imkansıza yakındır.
Ancak kesikler o kadar derindi ki olay yerinde bile neler olduğu anlaşılabiliyordu.
Daha sonra adli tıpla yapılan incelemeyle bu teori doğru olarak kanıtlandı.
İstanbul Cinayet Büro'nun elinde şimdi 3 cinayet vakası vardı.
Kayıp kişiler dosyasına bakılarak DNA eşleştirmesi yapmaları gerekiyordu.
Bu sayede kuyuda bulunan kurbanların kimlikleri tespit edilebildi.
3'ü de birbirinden alakasız kişilerdi.
Yani bir intikam cinayeti söz konusu değildi.
Anlaşılan İstanbul polisinin karşısında bir seri katil vardı.
3 kurbanın da aynı şekilde yaşamını yitirmiş olması 4.
sayede bulunan kurbanı da Aynı kişinin öldürmüş olabileceği tahmin ediliyordu.
Polis ekipleri tekrar benzer bir olay yaşanabilir diye kuyunun etrafını ablukaya aldılar.
Tabi bunu gizli gizli yapıyorlardı.
Katil eğer gelirse diye polisler tinerci ve evsiz kılığında dolaşıyorlardı.
2 ay sonra Kasım ayında polislerin dikkatini çeken birisi kuyunun olduğu yere geldi.
Etrafında evsiz gibi duran polislerden hiç şüphelenmemişti.
Ekipler adamı göz takibine aldılar.
Polisler bir seri katilin her zaman olayları işlediği yere geri geleceğini iyi biliyorlardı.
Seri katiller eserlerini görmek için ve işlediği suçların açığa çıkıp çıkmadığını görmek için olay yerlerini sık sık ziyaret ederler.
İşte tam böyle bir anda birisi gelip kuyunun içine bakmıştı.
Artık polislerin elinde şüpheli bir eşkal vardı.
Hemen adamı takibe almaya karar verdiler.
Adam nereye gidiyorsa peşlerinden gizlice fiziki takip yapıyorlardı.
Aynı zamanda cep telefonuna ulaşılmış bir de teknik takip yapılıyordu.
Ancak telefon bir süre sonra kullanılmamaya başlayınca teknik takip yarım kalmıştı.
Polislerin amacı şüphelendikleri kişinin bir şekilde suçlu olup olmadığına dair gerçek bir delil bulabilmekti.
Kuyunun yanına gelen adam araştırılınca karşılarına Özkan Zengin isminde fırında hamur ustası olarak çalışan birisi çıktı.
İstanbul Cinayet Polisleri ilk çıkarılan profilin ışığında adamın madde bağımlısı olduğuna ve bölgede birkaç kavgaya karışarak sabıkasının olduğuna ulaşmışlardı.
Ellerindeki şüpheli isim hakkındaki teoriler gittikçe artıyordu.
Polisler fiziki takip yaparlarken Üskan'ın bir dükkana girdiğini görmüşlerdi.
İçeriye girdiklerinde şüphelinin telefon satın almak istediğini öğrendiler.
cinayet polislerinin eline çok büyük bir fırsat geçmişti.
Bir süredir teknik takip yapamadıkları adamı yeniden takibe alabilirlerdi.
Ancak telefoncu Özkan'ın telefon parasını ödemeyeceğini düşündüğü için ona telefonu satmamıştı.
İstanbul Cinayet Büro ekip şefi İsmail Özkan içeriye girip telefonun parasını kendisinin ödeyeceğini, adamı çağırıp telefonu taksitle satabileceğini söylemesini istedi.
Hemen ardından da kullanacağı telefon numarasının dükkan sahibinden alınmıştı.
Şüpheli artık yeniden teknik takibi alınabilecekti.
Yapılan takip sırasında çok önemli bir delile ulaşıldı.
Şüpheli Taksim taraflarında sigara içip izmariti yere atmıştı.
Polisler izmariti alarak kuyunun etrafında buldukları izmaritin üzerindeki DNA ile eşleştirmeyi başardılar.
Alan iyice daralmıştı.
Şüpheli şahıs büyük ihtimalle seri katilin ta kendisiydi.
Buna emin olunca takip sırasında Taksim'de Özkan Zengin polisler tarafından gözaltına alındı.
Arabada emniyete giderlerken kendisinin neden gözaltına alındığını bilmediğini söylüyordu.
Yöneltilen suçlamaları kabul etmiyordu.
Cinayet büro şefi İsmail Özkan'ın aklına çok dahice bir fikir geldi.
Sorgulamalar başlamadan hemen önce sorgu odasına kurbanları fotoğraflarını ve aileleriyle çekilmiş fotoğraflar lastırdı.
Her yer fotoğraf doluydu.
Üzerinde psikolojik baskı kurulmaya çalışılıyordu.
Yoksa konuşmama ihtimali vardı.
İçeriye toplamda 5 kurban fotoğrafı koyuldu.
Aslında şüphelenilen 4 kurbandı.
Bu da bir taktikti.
Özkan odaya girdikten sonra neye uğradığını şaşırmıştı.
Emniyet yetkilileri görünmez camın ardından şüphelinin hareketlerini izliyorlardı.
Nereye bakarsa kendi eylemlerini görüyordu.
Kısa bir süre sonra bağırarak onları kendisinin öldürdüğünü itiraf etmeye başladı.
Yalnızca 5. kurbanın kendisine ait olmadığını söyledi.
Ondan sonra her şey çorap söküğü gibi geldi.
Özkan her şeyi tek tek anlatıyordu.
Cinayetleri para için işlediğini söylüyordu.
Kuyuda bulunan bedenlerle ilgili haberler çıkınca da korkup ara vermeye karar vermişti.
Sorgulamaların devamında erkekleri zayıf ve narin olanlardan seçtiğini söylüyordu.
Adli tıp uzmanı Bülent Şam kurbanları zayıf ve narin erkeklerden seçmesinin tuhaf olduğunu düşünüyordu.
Çünkü Özkan'ın kendisi de öyleydi.
Bu öfkesinin aslında kendisine de olduğu düşünülüyordu.
Özkan'la yapılan sorguların devamında eğer yakalanmasaydı devam edeceğini söylüyordu.
Erkeklerden nefret ettiğini ve her geçen gün nefretinin daha da büyüdüğünü söylüyordu.
İlk sorgusuna pişman olduğunu söylemesine rağmen gittikçe nefreti ortaya çıkmaya başlamıştı.
İşlediği suçları tek tek mahkemede de itiraf edince 4 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Şu anda da hala hapishanede.
Özkan zengin sokaklarda gezip öldürdüğü insanları kuyuya atıyordu.
Onun meskeni Kartal sahiliydi.
Kartal sahilinde bulduğu insanları önce o kuyuya getiriyor daha sonra kendisinin adlandırdığı gibi ceset kumbarasının içine atıyordu.
Özkan aslında para için çıktığı bu yolda videonun içinde de gördüğümüz gibi kendisi başka bir seviyeye geçmişti.
Artık o seri katillik seviyesine geçmişti.
Ve o seviyeye geçtikten sonra da asla durmayacaktı.
bir seri katilin durması için ancak yakalanması veya ölmesi gerekiyordu.
Özkan da aynen bu şekilde yoluna devam edecekti.
Ama İstanbul Polisi'nin film gibi dedektiflik araştırmasından sonra Özkan daha fazla devam edemeden yakalanmıştı.
Bazı izlediğimiz videolarla seri katillerin robot resimlerinin televizyonlarda ve gazetelerde çıkmasının önemi burada da anlaşılıyor.
Özkan korktuğu için cinayetlerine devam edemedi.
Çünkü haberlerde sürekli kendisinden bahsediliyordu.
Tabi o zaman ismi ve fotoğrafı bilinmiyordu.
Ama bu cinayetlerin işlendiği biliniyordu.
Ve bu yüzden korktuğu için ara vermişti.
Tabi ki bu bir araydı.
Bu bir asla duraklama değildi.
Aradan sonra diğer seri katiller gibi yoluna devam edecekti.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
