
"CENNETE GİTSİNLER DİYE ÖLDÜRDÜM!" - JOHN LIST
5 Mayıs 2025 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu podcastte tüm ailesini cennete gitsin diye öldürdükten sonra 18 yıl kaçmayı başaran John List'in hikayesini dinleyeceğiz.
Transkript
Westfield, New Jersey'nin varlıklı bir banyosunda yer alan 19 odalı görkemli Breeznol malikanesinde haftalar boyu tüm ışıklar yanıyordu.
İçeriden yükselen tek ses klasik müzikti ancak evde yaşayan 5 kişilik aile ortada yoktu.
Komşular bir gariplik sesle de neler olduğunu anlayamadılar.
Ta ki ampuller...
teker teker sönmeye başlayanı dek.
Polis 7 Aralık 1971'de eve girdiğinde tüyler ürpertici bir manzarayla karşılaştı.
Salonda yan yana dizilmiş 5 cansız beden ve bir masanın üzerinde bırakılmış itiraf mektubu.
Saygın bir muhasebeci ve dindar bir pazar okulu öğretmeni olan John List, eşi, annesi ve 3 çocuğunu cennete gitsinler diye öldürmüş, Ve ardından sırra kadem
basmıştı. Bu videoda Amerikan tarihinin en ürkütücü aile katliamlarından birini gerçekleştirdikten sonra 18 yıl boyunca kaçak yaşayan John List'in hayatını
el alıyoruz. 1965 yılında John List eşi Helen, 3 çocuğu ve yaşlı annesiyle birlikte Westfield, New Jersey'deki Briznoll adlı malikaneye taşındı.
Dışarıdan bakıldığında List ailesi tam anlamıyla Amerikan rüyasını yaşıyordu.
John, Jersey City'de bir bankada başkan yardımcısı ve mali işler müdürü olarak başarılı bir kariyere sahipti.
Aile mermer şömineleri ve balo salonuyla gösterişli bir konakta yaşıyor ve her pazar kiliseye düzenli olarak gidiyordu.
John'un 84 yaşındaki annesi Alma da onlarla birlikte aynı evde kalıyor, tıpkı John gibi katı bir lüteryen olarak aileye dini değerler aşılıyordu.
Dindar, çalışkan ve saygın John List çevresinde böyle tanınıyordu.
Ne var ki bu kusursuz görüntünün altında derin çatlaklar oluşmaya başlamıştı.
1971 yılına gelindiğinde John List ciddi finansal sıkıntılarla boğuşuyordu.
Bankadaki işini kaybetmiş, Sonraki iş girişimleri de hüsranla sonuçlanmıştı.
Fakat List gururu nedeniyle bu durumu ailesine açıklayamadı.
Her sabah takım elbisesini giyip evden çıkmaya devam etti.
Sanki işe gidiyormuş gibi evden ayrılıyor, günlerini tren istasyonunda gazete okuyarak geçiriyor ve akşamları vakti gelince eve dönüyordu.
Gelir kaynağı olmadığı için evin ipotek borcunu ödemekte zorlanmaya başlayan List, gizlice annesine ait banka hesaplarından para çekerek mali durumu idare etmeye çalıştı.
Çevresinden ya da devlet kurumlarından maddi yardım istemeyi gururuna yediremeyen John için itibar kaybı göze alınamayacak kadar büyük bir tehdit haline gelmişti.
Hem işsizlik utancını yaşamak istemiyor hem de ailesinin fakirliğe düşerek toplum içinde küçük düşmesinden korkuyordu.
Bu dönemde evin içinde de sorunlar büyüyordu.
Eşi Helen önceki evliliğinden kaptığı ancak gizlediği Frenkie hastalığının ilerlemesi ve alkol bağımlılığı nedeniyle sağlığını ve ruh halini yitirmiş durumdaydı.
Helen'ın son yıllarda paranoyaklaşarak John'u sık sık aşağılıyor ve hatta kocasını vefat eden ilk eşiyle kıyaslayarak insanların önünde küçük düşürüyordu.
Aile içindeki bu gergin ortam John'un psikolojisini daha da baskı altına alıyordu.
Tüm bunlara rağmen John List dışarıya karşı güçlü ve normal görünmeye çalıştı.
Ta ki kendince bambaşka bir çözüm bulana dek.
1971 yılının Kasım ayı geldiğinde John List aklında giderek şekillenen korkunç planı uygulamaya koymaya karar verdi.
Onun gözünde yaşadıkları maddi çöküş ve günahkar dünyadaki kötülükler Ailesini manevi yoldan saptırmadan önce durdurulmalıydı.
Kafasında sürekli ailemi bu durumdan kurtarmanın tek yolu onları öldürmek diye geçirmeye başladı.
9 Kasım 1971 sabahı John her zamanki gibi çocuklarını gitmeleri için uğurladı.
Ardından garajdaki babasından kalma Colt 22 kalibrelik revolveri ve kendi 9 mm tabancasını aldı.
Mutfakta kahvesini yudumlayan 46 yaşındaki eşi Helen'ın arkasına sessizce yaklaşıp Tek kurşunla onu başından vurdu.
Karısının cansız bedenini sürükleyerek malikanenin balo salonuna götürdü ve yere serdi.
Daha sonra 3. kattaki odasına çıktı ve annesi almanın odasına yöneldi.
84 yaşındaki annesi kahvaltısını bitirmiş yatağına dönmüştü.
John yaşlı annesinin odasında başının üzerine tek el ateş ederek onu da öldürdü.
Ardından soğukkanlılıkla aşağı inip Evin giriş kapısını kilitledi ve çocuklarını beklemeye koyuldu.
Öğleden sonra okuldan ilk dönen 16 yaşındaki kızı Patricia oldu.
Patricia içeri girer girmez babası tarafından başına ateş edilerek öldürüldü.
Hemen ardından 13 yaşındaki oğlu Frederick de aynı şekilde vurularak öldürüldü.
John List karısı ve iki çocuğunun bedenlerini de salonda hazırladığı uyku tulumlarının üzerine yerleştirdi.
Evde artık geriye sadece en büyük oğlu John Junior kalmıştı.
Fakat o da o sırada okulun futbol takımının maçındaydı.
Kan donduran planının soğukkanlılıkla bir sonraki aşamasına geçen baba bir süre mola verip kendine öğle yemeği hazırladı.
Ardından şehir merkezine giderek banka hesaplarını kapattı, faturaları ayarladı.
Hatta sanki hiçbir şey olmamış gibi oğlu John Junior'ın okulda oynadığı futbol maçını izlemeye gitti.
Tribünde tezahürat yaparak maçın bitmesini bekledi.
Maç sonrası baba oğul birlikte eve döndüklerinde John beklediği anın sonuna gelmişti.
15 yaşındaki John Junior içeri girer girmez babası tarafından kurşun yağmuruna tutuldu.
Otopsi bulgularına göre John Junior can havliyle babasına karşı koymaya çalışmış.
Ancak uğradığı defalarca ateş sonucu o da hayatını kaybetmişti.
Böylece John List birkaç saat içinde kendi ailesinin beş verdiğini tek tek öldürmüş oldu.
John List soğukkanlılıkla işlediği bu cinayetlerin ardından geride hiçbir ipucu bırakmamaya kararlıydı.
İlk olarak evdeki aile fotoğraflarından kendi yüzünün göründüğü ne varsa tek de kesip yok etti.
Böylece polisin eline geçebilecek güncel bir fotoğrafının kalmamasını sağlamıştı.
Ardından kanlı sahneyi temizlemeye girişti.
Boş kovanları topladı, cesetleri düzgünce yan yana sıraladı.
Annesinin bedenini evin çatı katındaki dairesinde bıraktı.
Diğerlerini ise balo salonunda hazırladığı yatakların üzerine serdi.
Evde dolaşıp bütün ışıkları yaktı ve ruhani bir dokunuş eklemek istercesine radyoyu dini bir müzik kanalına ayarladı.
Bu sırada masasına oturup 5 sayfalık uzun bir mektup kaleme aldı.
Mektubu bulacak olana diye hitap ederek pastörüne bıraktı.
Ve yaptığı şeyin sebebini açıkladı.
Dünyada gittikçe arttığını düşündüğü kötülüklerden ailesini korumak ve onların ruhlarını kurtarmak için öldürdüğünü, böylece cennete gitmelerini garantilemek istediğini yazdı.
İşini bitirdiğinde arabasına bindi ve Westfield'dan ayrıldı.
John List son hamle olarak...
cinayetlerin mümkün olduğunca geç fark edilmesini sağlamak adına önlemler aldı.
Çocukların okullarına ve aile bireylerinin işlerine mektuplar göndererek hepsinin birkaç hafta uzak bir akrabaya bakmaya gideceklerini bildirdi.
Ailenin süt, gazete ve posta servislerini iptal etti.
Böylece günlerce evin kapısının çalınmasını ve kimsenin yokluklarını fark etmemesini planladı.
Ayrıca aileye yakında ziyarete gelmeyi planlayan kayınvalidesi de tam o günlerde hastalandığı için ziyaretini iptal etmişti.
Eğer o da gelmiş olsaydı onu da öldürmeyi planlıyordu.
Plan beklendiği gibi işledi.
Komşular uzun süre evden ses soluk çıkmamasına rağmen içerideki ışıkların gece gündüz yanmaya devam ettiğini gördüler.
Ailenin gerçekten tatile gittiğini düşünerek pek şüphelenmediler.
Ancak günler haftaları kovaladı.
Ve malikanede hayat belirtisi olmaması endişe uyandırmaya başladı.
Evdeki lambalar birer birer yanıp sönerken komşular polis çağırmaya karar verdi.
Aynı günlerde bir diğer meraklı ve endişeli kişi de Patricia'nın tiyatro hocası Ed Ileano'ydu.
Patricia okulun tiyatro çalışmalarında aktif rol alan sanatla ilgili enerjik bir gençti.
Ancak son dönemde babasından korktuğunu ifade etmiş hatta Ileano'ya babasının kendisini öldüreceğinden bahsetmişti.
Böyle bir söylem çoğu yetişkinin gözünde ergen abartısı gibi görünebilirdi ama Patricia ortadan kaybolduktan, okul provasına gelmedikten ve beklenmedik bir şekilde hiçbir haber göndermedikten
sonra Ileano şüphelenmeye başladı.
Üstelik babam beni öldürecek sözlerini hatırlayınca kaygısı katlanarak arttı.
Ileano birkaç kez eve gidip kapıyı çaldı.
İçeriden yanıt alamadı.
Durum normal değildi.
Sonunda o da polise gitmeye karar verdi.
Tesadüf eseri polisler zaten komşunun ihbarıyla harekete geçmişti.
Katliamdan tam 28 gün sonra 7 Aralık 1971'de polis ekipleri kilitli olmayan bir pencereden list ailesinin evine girdiklerinde Korkunç gerçekle yüzleştiler.
İçeri adım atar atmaz fark ettikleri ilk şey soğuk hava oldu.
Ev neredeyse dışarısı kadar soğuktu.
Isıtma sistemi kapalıydı.
Bu da ailenin uzun süredir evde olmadığını düşündürüyordu.
Ancak daha da dikkat çekici olan şey evin içindeki garip müzikti.
Bir tür kilise orgu müziğini andıran ürkütücü bir atmosfer yaratan bu ses dahili anons sisteminden yankılanıyordu.
Etraf neredeyse çıplaktı, sanki aile taşınmış gibiydi.
Oysa böylesi bir ailenin iz bırakmadan çekip gitmesi tuhaftı.
Polisler yavaş adımlarla ilerlerken duvarlarda ve zeminlerde koyu lekeler fark ettiler.
Başta ne olduğunu anlamak zorlu ancak mutfağa doğru ilerlediklerinde bu lekelerin kan lekeleri olduğu aşikar hale geldi.
Mutfak zeminindeki dama tahtası desenli fayansların üzerinde kurumuş koyu renkli izler, Duvarlarda, koridorlarda silinmeye çalışılmış ama tam çıkmamış dalgalı kan lekeleri onları
daha da tedirgin etti.
Gösterişli evin içi sanki bir mücadeleye sahne olmuş gibiydi.
O sırada koku da belirginleşti.
Çürümeyi andıran ağır ve mide bulandırıcı bir koku evin içerisini kaplamıştı.
Bu kokunun kaynağına doğru ilerlediklerinde izler baloz salonuna doğru uzandı.
Balo salonu evin en etkileyici bölümlerinden biriydi.
Normalde dans partilerine, aile toplantılarına, resmi davetlere ev sahipliği yapabilecek kadar genişti.
Şimdi ise birkaç yığın halinde duran koyu renkli, kalın kumaş benzeri şeylerin bulunduğu karanlık bir odaya dönüşmüştü.
Uyku tulumlarına benzer malzemelerin üzerinde dört ceset yatıyordu.
Helen, Patricia, John Junior ve Frederick.
Üzerlerinde giysileri vardı.
Ama yüzleri bezlerle örtülmüştü.
Bedenleri haftalarca orada kaldığından parmaklarda ve ayak parmaklarında çürüme izleri, bedenlerde şişme ve kurtlanma belirtileri vardı.
Saldırganın onları buraya sürükleyerek yan yana dizdiğini anlamak zor değildi.
Kan izleri vücutların sürüklenerek getirilmesine dair ipuçları veriyordu.
Her biri başından vurulmuştu.
Polisler balo salonundaki korkunç sahneye yetinmeyerek evi detaylıca aradılar.
Evde hala yüksek sesli ork müziği çalıyordu.
En üst kata çıktıklarında çatı katındaki küçük dairede alma listinde cansız bedenini buldular.
O da başından vurmuştu.
Evin farklı noktalarında yerdeki gazeteler, kanlı havlular temizlenmeye çalışılmış fakat başarılamamış kan izleri, duvarlardaki mermi delikleri katilin detaycı ama amatörce
temizlik çabasını ortaya seriyordu.
Polis evden mermi kovanları, ateşli silahlar, finansal belgeler, banko fişleri, notlar ve mektuplar buldu.
Özellikle John List'in masasında notlar ve evraklar bu korkunç katliamın ardındaki motivasyonlara, planlılığa ve soğukkanlılığa işaret edecekti.
John List'in ardında bıraktığı mektup ve soğukkanlılıkla hazırladığı cinayet sahnesi 5 cana kıyan katilin kim olduğunu hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyordu.
Bir tek ortada katilden eser yoktu.
List cinayetlerden sonra arabasını New York'taki JF Kennedy Havalimanı'na park etmiş ve izini tamamen kaybettirmişti.
Polis aracın bulunmasının ardından katilin hava yoluyla kaçmış olabileceğini düşünse de hiçbir uçuş kaydında onun adına rastlamadı.
Zaten John List çoktan New Jersey'i terk etmişti.
Bu arada Brizno malikanesinin akıbeti de trajik bir şekilde noktalandı.
Aile katliamından 9 ay sonra Ağustos 1972'de konak bir yangın sonucu kül oldu.
Yangının kundaklama olduğu belirlense de failleri bulunamadı.
Böylece List ailesine mezar olan o görkemli ev de haritadan silinmiş oldu.
John List kimlik değiştirme konusunda oldukça hazırlıklıydı.
Ailesini öldürdükten sonra ortadan kaybolan 46 yaşındaki bu katil adeta buhar olup uçmuş gibiydi.
Aslında sakin bir şekilde trenle önce Michigan'a oradan da Colorado'ya geçiyordu.
Kendine Robert Bob Clark adında sahte bir kimlik edindi.
İroniktir ki bu isim üniversite yıllarında tanıdığı bir sınıf arkadaşına aitti.
Ancak gerçek Bob Clark John List'i aslında hiç hatırlamadığını yıllar sonra belirtti.
1972'nin başlarında Denver şehrine yerleşen List burada muhasebeci olarak çalışmaya başladı.
ve düşük profilli mütevazı bir yaşam sürdü.
Toplum içinde dikkat çekmemek konusunda ustalaşmıştı.
Yeniden Lüteryen kilise cemaatine katılıyor, hatta kilisede arabası olmayan cemaat üyelerine araba paylaşımları organize edecek kadar aktif bir iyi vatandaş profili çiziyordu.
Adeta suçlarından arınmak istercesine dindar rolüne devam ediyordu.
Yeni hayatında Bob Clark olarak bilinen John List, 1970'lerin sonuna doğru Denver'da bir kutu üretim firmasında Mali İşler Müdürlüğü'ne kadar yükseldi.
1985'te gittiği dini toplantılardan birinde tanıştığı Delores Miller adında bir kadınla evlendi.
Artık ikinci eşiyle beraber kendi halinde bir muhasebeci olarak hayatını sürdürüyordu.
1988'de eşiyle birlikte Virginia eyaletine taşındı ve Richmond kenti yakınlarında bir eve yerleşti.
Orada da küçük bir muhasebe firmasında çalışmaya devam etti.
Hiç kimse yeni komşularının aslında ABD'nin en çok aranan kaçak katillerinden biri olduğunu bilmiyordu.
John List o kadar sıradan bir yaşam kurmuştu ki Kolluk kuvvetleri dahi ondan ümidi kesmeye başlamıştı.
FBI, List'in izini yıllarca bulamadı ve dosya soğumaya yüz tuttu.
Hatta List'in kayboluşunu zamanlaması kamuoyunda tuhaf bir spekülasyona yol açtı.
List, kendi ailesini öldürdükten sadece iki hafta sonra gerçekleşen ve failin meçhul kalan ünlü D.B.
Cooper uçak kaçırma vakasının faili olabilir miydi?
1971'de bir yolcu uçağını kaçırıp yüklü miktarda parayla paraşütle atlayan Cooper'ın aslında John List olabileceği, zaten Arambak'ta olan bir katilin kaybedecek bir şey olmadığı
teorisiyle bir dönem ciddi ciddi tartışıldı.
FBI ajanları List yakalandıktan sonra bu ihtimali kendisine sordular ancak List kesin bir dille Cooper vakasıyla ilgisi olmadığını söyledi.
Nitekim doğrudan hiçbir kanıt.
Ve yıllar içinde FBI bu teoriden tamamen vazgeçti.
John List 18 yıl boyunca sıradan bir Amerikan vatandaşı maskesi altında adaletten kaçmayı başarmıştı.
1980'lerin sonuna gelindiğinde John List dosyası hala çözülememiş bir gizemdi.
Fakat teknolojinin ve medyanın gücü nihayet bu hayalet katilinin yakalanmasını sağlayacaktı.
1989 yılında New Jersey eyalet savcıları ve FBI o dönem yeni başlayan America's Most Wanted yani Amerika'nın en çok arananlar adlı televizyon programıyla iş
birliğine gittiler. Yetkililer 18 yıldır aranmasına rağmen bir türlü bulunamayan John List'in yüzünün yaşlanmasıyla nasıl değişebileceğini göstermek için Ünlü adli portre heykeltıraşı
Frank Bender'ı görevlendirdi.
Bender, List'in 1971'den kalma eski fotoğraflarını ve ailesinin fizyolojik özelliklerini inceleyerek kil hamurundan bir büst yaptı.
Ortaya çıkan heykel John List'in yaşlı halinin tüyler ürüpertici bir tahminiydi ve gerçeğe şaşırtıcı derecede benziyordu.
1 Mayıs 1989 akşamı America's Most Wanted programı John List cinayetlerini ve Bender'ın hazırladığı yaşlandırılmış büstü ülke çapında yaklaşık 22 milyon
izleyiciye duyurdu. Programda List'in 18 yıldır yakalanamadığı ve izleyicilerin yardımının gerektiği anlatıldı.
Ekranda beliren yüz, List'in yeni hayatında kullandığı sahte kimlikle yaşadığı yerden birine fazlasıyla tanıdık geldi.
Virginia Richmond'da yaşayan Wanda Flannery adlı bir kadın televizyondaki Büstün yıllardır kapı komşusu olan Bob Clark'a inanılmaz derecede benzediğini fark etti.
Hemen yetkililerle irtibata geçerek şüphelerini paylaştı.
Bu ihbar 18 yıldır sislerin içinde kalan bir caninin gizemini çözmek üzereydi.
Polis ekipleri 1 Haziran 1989'da Richmond'daki o eve baskın düzenledi.
Karşılarında yakalandığı ana dek Bob Clark rolünü kusursuz oynayan John List vardı.
List, Polisleri karşısında görünce soğukkanlılığını ilk anda korudu ve kendisinin Bob Clark olduğunu iddia etmeye devam etti.
Hatta Virginia'da gözaltında tutulduğu süre boyunca ve New Jersey'e iade edildikten sonra bile aylarca inkarı sürdürdü.
Ama parmak izleri yalan söylemiyordu.
Yapılan eşleştirmede Bob Clark'ın parmak izlerinin John List'in 1940'larda ordudayken alınmış parmak izi kayıtlarıyla tamamen örtüştüğü saptandı.
Ayrıca Westfield'daki cinayet mahallinde bulunan bir parmak izi de aynı kişiye aitti.
Artık kaçacak yer kalmamıştı.
Köşeye sıkışan List, 16 Şubat 1990'da gerçek kimliğini itiraf etti ve 18 yıllık firarı sona erdi.
John List, 1990 yılında yargı önüne çıkarıldığında ülke çapında büyük ilgi uyandıran davası başladı.
New Jersey'de görülen davada List, 5 ayrı birinci derece cinayetten suçlanıyordu.
Mahkeme sürecinde bu aile babasının nasıl böyle bir caniye dönüşebildiğini anlamak için detaylar masaya yatırıldı.
List ifadesinde 1971'de yaşadığı mali çöküşün kendisini çaresiz bıraktığını anlattı.
Jersey City'de çalıştığı bankanın kapanmasıyla işsiz kaldığında bunu ailesine söylemeye utandığını, her gün sanki işe gidiyormuş gibi evden çıkıp akşama dek otogarda Vakit
geçirdiğini kabul etti. Ödeyemediği faturaları annesinin birikimlerinden çaldığı parayla gizlice karşıladığını da itiraf etti.
List'e göre o dönemde karşısında iki seçenek vardı.
Ya sosyal yardıma başvurup ailesinin geçimini sağlayacaktı ya da kendi çözümünü kendi uygulayacaktı.
Kendisini muayene eden mahkeme psikiyatristi List'in obsesif kompülsif kişilik bozukluğu taşıdığını ve durumuna sadece iki çıkar yol gördüğünü belirtti.
Ya ailesini öldürüp onları günahtan kurtaracak ya da yardım almaya kabullenip yaşamaya devam edecekti.
List'in katı ahlaki ve dini değerleri onu ikinci seçenekten yani yardım istemekten alıkoymuştu.
Babasından öğrendiği disiplin ve erkek adam ailesine bakar anlayışı işsizlik utancıyla birleşince List'in gözünde devlet yardımına muhtaç olmak dünyadaki en büyük rezillik
sayılıyordu. Ailesini fakirliğin getireceği utançtan korumak ve onları tekrar refaha kavuşturmak arasında sıkışıp kaldığını düşündü.
Sonunda akıl dışı bir mantıkla hem kendini hem onları kurtarmanın yolunu onları öldürmekte bulduğunu savundu.
Duruşmalarla John List'in dindarlığı ve saplantılı düşünce yapısı da ayrıntılı şekilde ele alındı.
işlediği cinayetlerle doğrudan kendi inanç ilkelerini çiğnediğinin farkında olduğunu ifade etti.
Ancak o dönemde buna rağmen neden yaptığı sorulduğunda finansal sıkıntıların ailesini dağıtacağından ve çocuklarını dinden uzaklaştıracağından öylesine korktuğunu söyledi ki onların
ruhsal selameti için bu zor kararı aldığını iddia etti.
Hatta tutuklandıktan yıllar sonra bile eylemlerini açıklarken ailem cennete gitsin istedim.
Böylece tekrar bir araya gelebileceğimizi düşündüm diyecekti.
2002 yılında cezaevinden ünlü gazeteci Connie Chang'a verdiği röportajdaysa şunları söyleyecekti.
Cennete vardığımızda dünyevi dertlerin önemsiz kalacağına inanıyorum.
Buluştuğumuzda ya beni affedecekler ya da ne olduğunu hiç anlamayacaklar.
Bu sözler List'in kendi yarattığı çarpık gerçeklikte hala ailesiyle öteki dünyada kavuşma hayali kurduğunu göstermektedir.
John List duruşmada işlediği cinayetler için doğrudan sorumluluk almayı reddetti.
O anki akıl sağlığının yerinde olmadığını öne sürerek dolaylı yoldan kendini mazur göstermeye çalıştı.
Mahkeme süreci sonunda jüri List'i 5 cinayetten de suçlu bulmakta tereddüt etmedi.
12 Nisan 1990'da görülen karar duruşmasında yargıç John List'i arka arkaya 5 müebbet hapis cezasına çarptırdı.
Bu o dönemde verilebilecek en ağır cezaydı ve fiilen List'in hapisten bir daha asla çıkamayacağı anlamına geliyordu.
List'in soğuk kalma hesaplarıyla susturduğu ailesinin sesi adalet önünde yankılanmış oldu.
Kararın ardından List'in avukatları cezayı temize götürmeye çalıştı.
post-traumatik stres bozukluğu yaşadığı için sağlıklı yargı yapamadığını ve geride bıraktığı itiraf mektubunun mahrem bir dini iletişim olduğu için delil sayılamayacağını iddia ettiler.
Ancak federal temiz mahkemesi bu savunmaları reddederek mahkeme kararını onadı.
Hapse girdikten sonra John List sessiz bir mahkum olarak yaşamını sürdürdü.
İkinci eşi Deloris onun gerçek kimliğini öğrenince boşalmış ve hayatından tamamen çekilmişti.
John List zaman zaman medyayla iletişime geçse de çoğu kez içe dönük bir profile büründü.
Aradan geçen yıllarda kısmen pişmanlık ifade eden açıklamalar yapmaya başladı.
2002'deki aynı Connie Chang röportajında o günden beri affedilmem için dua ediyorum diyerek bir nebze olsun tövbekar olduğunu söyledi.
Ancak kurbanların yakınları ve kamuoyu nezdinde John List affedilebilecek biri değildi.
Amerika'da List adı özellikle de New Jersey'de bir kabus figürüne dönüşmüştü.
Nitekim New Jersey'nin saygın gazetelerinden Star Ledger 2008'de List'in ölüm haberini verirken ondan Westfield öcüsü diye bahsetmişti.
John List cezaevinde geçirdiği 18 yılın ardından 21 Mart 2008'de 82 yaşındayken zatüre komplikasyonları nedeniyle hayata gözlerini yumdu.
Ölene dek derin dindarlığını koruyan List, Hapisteyken bir papaza neden intihar etmediniz sorusuna intihar etseydim cennete gidemezdim yanıtını vermişti.
Ona göre kendisini bekleyen ilahi kader ailesiyle birlikte bir gün cennette buluşmaktı.
Dünyada yaptıklarına rağmen.
John List vakası Amerikan suç tarihinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır.
Bir baba maddi sıkıntı ve katı inançlarının getirdiği baskıyla kendi ailesini sistematik şekilde yok etmiş, ardından yeni bir kimlikle yıllarca saklanarak mükemmel
firarı gerçekleştirmişti.
Ancak sonunda kaçtığı adalet bir televizyon programının yardımıyla da olsa onu bulmuştur.
List'in işlediği cinayetler sayısız belgesel, kitaba ve filme konu olmuştur.
Hatta 1993 yapımı Judgment Day, The John Lee Story filmi ve popüler The Stepfather filmi gibi yapımlara ilham vermiş, 2022'de yayınlanan The Vulture adlı Netflix dizisinde
de hikayesinden esintiler alınmıştır.
Aradan yarım asırdan fazla zaman geçse de John List'in soğukkanlılıkla planlayıp gerçekleştirdiği aile katliamı ve yakalanmasına dek süren kaçak hayatı ürpertici bir hikaye olmayı
Bu hikayeyle ilgili yorumlarınızı videonun altında görmek isterim.
John List bir baba olarak yanlış yolu seçmişti.
Evet bu doğru bir yol değildi.
Belki yardım alarak bu sorunları çözebilirdi.
Bir süre yardım alıp...
Tekrardan kendine çeki düzen verdikten sonra ve mevcut evinden ayrılıp belki daha ucuz bir eve gittikten sonra ailesiyle yaşayabilirdi.
Ancak inandığı dini inançlar onu bambaşka bir yere götürdü.
Son zamanlarda yaptığımız birkaç videoda bu tarz dini durumların Amerika'da nasıl sonuçlar verdiğini görmüş olduk.
Bu konuyla ilgili fikirlerinizi gerçekten merak ediyorum.
Videonun altında bunları tartışalım.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
