
Amerika’nın Seks Tarikatı: Tanrı’nın Çocukları Tarikatı
17 Aralık 2025 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölüm sapkın bir tarikattan intikam alan eski üyesinin hikayesini ve tarikatın dağılmaya başlama hikayesini konuştuk
Transkript
Hayal edin bir adam gece yarısı kamerayı açıyor ve son mesajını kaydediyor.
Elinde bir bıçak ve tabanca var.
Sesi sakin ama söyledikleri tüyler ürpertici.
Bazı yapacaklarım birçok kişiye şok edici gelecek.
Ama bu bir ihtiyaç.
İntikam bir ihtiyaç.
Adalet bir ihtiyaç.
Böyle devam edemem. Bu adam 29 yaşındaki Ricky Rodriguez bir zamanlar Tanrı'nın Çocukları adlı tarikatın prensi olarak görülüyordu.
Doğduğu andan itibaren dünyanın sonu geldiğinde inananları kurtaracak Mesih benzeri bir figür olması beklendi.
Fakat şimdiki çocukluğunu çalanlardan hesap sormak için bir infazcıya dönüşmüştü.
Onun trajik sonu yani eski bir tarikat üyesini öldürüp intihar etmesi tarihin en sapkın tarikatlarından birinin karanlık sırlarını gözler önüne serdi.
Bu podcast'ta 1960'larda sevgi ve kurtuluş vaadiyle yola çıkan Children of God yani Tanrı'nın çocukları tarikatının yıllar içinde nasıl istismar, manipülasyon ve şiddetle anılır
hale geldiğini adım adım keşfedeceğiz.
Ricky Rodriguez'in çarpıcı hikayesinden tarikatın kurucusu David Burge'ün sapkın öğretilerine dünyanın dört bir yanına yayılan ilahi fuhuş ağından geride kalanların yarım kalan hayatlarına kadar
her ayrıntıya Tanıklık etmeye hazır olun.
1968 yılında Amerika'nın Kaliforniya eyaletinde hippie gençlerin uğrak yeri Huntington Beach'te sıradışı bir vaiz ortaya çıktı.
David Brent Burge, ana akım kiliselerden dışlanmış eski bir vaizdi.
Ailesinden miras kalan evanjelik inancı radikal bir yöne çekmeye kararlıydı.
O yıl Burge, Teens of Christ yani Mesih için gençler adıyla küçük bir topluluk kurarak bir kahvehanede vaazlar vermeye başladı.
Kısa sürede etrafına toplumdan kaçmış kayıp ruhlar diyebileceğimiz gençleri topladı.
Vietnam Savaşı'nın gölgesinde aşk yazı sonrası hayal kırıklığı yaşayan bu gençler Burge'ün mesajında teselli buluyordu.
Burge onlara dünyadan el etek çekip İsa'ya adanmış devrimci bir hayat vaat ediyordu.
Tanrı'nın çocukları adına alacak bu hareket ilk bakışta sevgi, paylaşım ve toplumsal protesto karışımı bir Hristiyan komünü gibiydi.
Oysa perde arkasında bambaşka bir gerçeklik filizleniyordu.
Burge'ün kişisel geçmişi tarikatın gelecekteki yönünün habercisiydi.
Bir metodist vaizinin oğlu olan David Berg çocukluğunu gezici İncil vaazlarıyla geçirmiş gençliğinde babası gibi vaiz olmuştu.
Ancak 1940'larda görev yaptığı kiliseden uyumsuz öğretileri ve bir kilise çalışanına yönelik cinsel taciz iddiası nedeniyle kovulmuştu.
Yıllar sonra Huntington Beach'de kendi cemaatini kurarken ana akım kiliselerin ahlak kurallarına meydan okumaya zaten hazırdı.
Berg kısa sürede karizmatik bir Mesih peygamberi tavrıyla Genç müritlerinin tek otoritesi haline geldi.
Kendi deyimiyle Musa Davut ya da baba olarak anılıyor.
Kendisini İsa'nın gelişinden önceki son büyük peygamber olarak tanıtıyordu.
Bu küçük topluluk kiliselerin tepkisiyle karşılaşınca yollara düştü.
Burke yaklaşık 40 ila 100 kişilik mürit grubunu bir otobüse doldurup ABD'yi dolaşmaya başladı.
Medya ilk kez bu sıradışı Hristiyan kafilesini fark ettiğinde onlara Tanrı'nın çocukları adını takmıştı.
İsim benimsenmiş, tarikat resmen doğmuştu.
Berg ve takipçileri vaazlar, ilahiler ve protestolar eşliğinde dünyaya İsa'yı anlatmaya çalışıyordu.
Ancak bu misyonerlik dışarıdan masum görünse de içeride Berg'ün uç fikirleri şekillenmeye başlamıştı.
Children of God tarikatı ilk bakışta İncil'i merkezine alan bir Hristiyan komünü gibi duruyordu.
Tarikatın ideolojisi ve yaşam biçimi 1960'ların özgür aşk akımını Hristiyanlık hisvesi altında uç noktalara taşıdı.
Burke dünyanın yakın bir zamanda kaosa sürükleneceğini ve İsa'nın ikinci gelişinin an meselesi olduğunu vaaz ediyordu.
Kendisini de bu ahir zamanlar için Tanrı'nın seçilmiş peygamberi olarak ilan etmişti.
Müritler dış dünyadan yani onların tabiriyle sistemden kopup komün hayatına girerek yaklaşan kıyamete karşı Tanrı'nın ordusuna yer alacaklarına inanıyordu.
Bir gün Tanrı'nın kendisine ve eşine gökten ateş indirimi gücü vereceğini bile iddia edecek kadar ileri gitti.
Tarikat üyeleri tüm mal varlıklarını ve bireysel özgürlüklerini gruba teslim ediyordu.
1970'lerin ortasında dünya çapında tam 120 tane koloni adı verilen komün kurulmuştu.
Her birinde üyeler toplu halde yaşar, kaynakları paylaşır ve tarikat liderlerinin emirlerine harfiyen uyardı.
Kendi ailelerinden, okuldan ve toplumdan koparılan çocuklar sadece tarikat içinde eğitim görüyor.
Dışarıya karşı izole bir şekilde büyüyordu.
Ana akım medya, hükümetler ve okul sistemi Börge'ye göre şeytanın düzeni yani sistemdi ve müritlerin onlardan uzak durması şarttı.
Günlük hayat, dua, vaaz, sokaklarda ilahi söyleyip broşür dağıtarak bağış toplamaktan ibaretti.
Kazanılan paranın %90'ını merkeze gönderiliyor.
Üyeler ancak kırıntılarla geçiniyordu.
Tarikatın en çarpıcı öğretisi Börge'ün sözde sevgi kanunu doktriniydi.
Bu pratikte her türlü cinsel eylemin mübah sayılması anlamı demekti.
Evli veya bekar fark etmeksizin yetişkin üyeler birbirleriyle cinsel ilişki yaşamaya teşvik ediliyor, bedenini kardeşlerinle paylaşmak, Tanrı'nın sevgisini paylaşmaktır deniyordu.
Dahası Burge hiçbir sınır tanımayarak ensest dahil her türlü ilişkiyi kutsamaya başladı.
Torunlarına cinsel tacizde bulunduğuna dair itiraflar ve tanıklıklar onun bu sapkın inancı nedenle ileri götürdüğünü gösteriyordu.
Burg'un öz torunu Mary Burg İngiltere'de görülen bir davada dedesinin kendisini gençlik yıllarında istismar ettiğini mahkemede anlatmıştı.
Mary Burg'un akıl almaz iddiasına göre Enstest çocukların cinselliği ailesinden öğrenmesi için kabul edilebilirdi.
Burke 1970'lerden itibaren hemen her gün müritlerine hitaben mektuplar yazmaya başladı.
Musa Davut'un mektupları anlamında Mo Letters denilen bu binlerce mektup tarikatın kutsal kitapları gibiydi.
İçlerinde İncil'den alıntılar, kehanetler, rüyalar ve cinsel ilişki rehberleri, hatta çizgi roman tarzı pornografik tasvirler vardı.
Burke bu yazılarda kendisine kayıtsız şartsız itaati telkin ediyor, ana akım kiliseleri, kapitalizmi, Yahudileri ve hatta ahlak dışı sayılan yasaları lanetliyordu.
Evet, yaşça küçüklerle ilişkiyi yasaklayan kanunlar bile Burke'ün gözünde şeytani düzenin engelleriydi.
Tarikat üyeleri bu mektup Bu öğretiler sayesinde tanrının çocukları kısa sürede Büyük
tartışmalar yaratacak bir kimliğe büründü.
Bir yandan sokaklarda İncil'den bahseden genç, dindar bir topluluk vardı.
Diğer yandan kapalı kapılar ardında yaşanan cinsel aşırılıklar.
1970'lerin başında tarikat ABD dışına yayılmaya başladı.
1972'ye gelindiğinde Avrupa'dan Latin Amerika'ya uzanan 130'u aşkın komün kurulmuştu.
Tarikat üyeleri gittikleri her yerde farklı dillerde İncil dağıtıp şarkı söyleyerek bağış topluyor.
kimsesizleri ve evsizleri gruba çekmeye çalışıyordu.
Özellikle genç ve kırılgan kişiler hedefleniyor, sevgi dolu bir aile ortamı vaadiyle tarikat yurtlarına davet ediliyordu.
Ne var ki bu aile ortamında onları bekleyen şey flörtöz balık avı adı verilen karanlık bir tuzaktı.
David Burke 1970'lerin ortalarına gelindiğinde tarikatını büyütmek ve yeni müritler kazanmak için son derece sıra dışı ve tehlikeli bir yöntem geliştirdi.
Ona göre Hristiyanlar İsa'nın havarileri gibi insan tutan balıkçılar olmalıydı.
İncil'de İsa'nın sizi insan tutan balıkçılar yapacağım sözüne atfen söylüyordu bunu.
Burke bu benzetmeyi çarpıtarak kadın müritlerini cinsel cazibelerini kullanarak av peşine düşmeye çağırdı.
Tarikat literatüründe flörtü fishing yani flörtöz balık avcılığı denilen bu yöntem özünde ruhani seks işçiliğinden başka bir şey değildi.
Kadın üyeler gece kulüpleri, barlar, oteller gibi ortamlarda balık olarak adlandırılan yabancı erkeklerle flört edecek gerektiğinde onlarla beraber olup onları İsa'ya kazandıracaklardı.
Bu sayede hem yeni üyeler devşirilecek hem de erkeklerden bağış veya yardım sağlanacaktı.
Börcün kızı Deborah Davis yıllar sonra bu dönemi dünya çapında bir fuhuş ağı olarak tanımladı.
Babasının bu skandal uygulamasının tarikatın başına dert açacağını baştan öngörmediğini söyledi.
Nitekim kısa süre sonra Tanrı'nın çocukları medya tarafından seks tarikatı olarak anılmaya başlandı.
1974'te New York Başsavcılığı'nın hazırladığı bir rapor tarikatın yöntemlerini ifşa ediyordu.
Genç kadınların bedenlerini kullanarak erkeklerden hem cinsel hem maddi hediyeler alması, Börg'ün deyimiyle İsa için bedenlerini feda etmeleri dini bir ritüel gibi sunuluyordu.
binlerce kişiye ulaştığını iddia etti.
Rakamlar gerçekten dehşet vericiydi.
1974'den 1987'ye kadar tarikat üyeleri 223 binden fazla kişiyle cinsel temas kurduklarını rapor etmişlerdi.
Bu inanılmaz bir rakamdı.
Bu ilişkiler sonucu yüzlerce çocuk dünyaya geldi.
Tarikat literatüründe bu babası belirsiz çocuklara İsa bebekleri deniliyordu.
Dışarıdan erkeklerle ilişkiden doğan ilk bebek bizzat Burg'un eşi Karen Zorby'den olmuştu.
Bu bebeğin babası Kanarya adalarında bir garsondu.
Evet bahsedilen bebek Ricky Rodriguez'den başkası değildi fakat onun hikayesine birazdan geleceğiz.
1970'lerin sonuna gelindiğinde 10 binden fazla çocuğun bu tarikat bünyesinde doğduğu tahmin ediliyordu.
Kadın üyeler bir yandan ruhani misyonerlik yaparken diğer yandan HIV AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara da koloni evlerini taşıdı.
1980'lerin ortasında AIDS salgını büyüyünce tarikat dış baskılara boyun eğmek zorunda kaldı ve 1987'de flirty fishing resmen yasaklandı.
Fakat aslında yasaklanmadan önce bile bu balıkçılık tarikatın adını kirletmiş ve bir dizi cinsel istismar iddiasının odağı haline gelmişti.
Flirtu Fishing yönteminin yetişkinler arası bir fuhuş faaliyeti olduğu söylenebilirdi.
Ne var ki tarikat içinde cinsel istismar bununla sınırlı kalmadı.
Börgün sevgi kanunu öğretileri çocukları da kapsayacak şekilde sapkınlaştı.
Yetişkin müritler kendi çocukları da dahil olmak üzere küçüklerle cinsel paylaşımın Tanrı'nın sevgisini göstermek olduğuna inandırıldı.
Onlarca eski üye çocukluklarında uğradıkları istismarı ileride açıklayacaklardı.
New York Başsavcısının 1974 tarihli raporunda tarikat içinde cinsel saldırı, hapsedilme, kaçırılma ve ensestin yaşandığı bir muhbirin ağzından aktarılıyordu.
14 yaşında evden kaçıp kısa bir süre Tanrı'nın çocuklarıyla yaşamış bir genç kız 9 gün boyunca defalarca saldırıya uğradığını, yaşça büyük abilerin isteklerine boyun eğmeyince de ceza olarak günlerce
hücreye kapatıldığını anlatmıştı.
Tarikatın belki de en ünlü yetiştirdiği isimlerden biri olan aktör River Phoenix, 1991 yılında verdiği bir röportajda ilk deneyimini 4 yaşındayken tarikatın bir üyesiyle yaşadığını söyleyerek manşetleri
sarsmıştı. Bir diğer ünlü isim aktriz Rose McGowan çocukluğunun ilk 9 yılını bu tarikatın içinde geçirmiş ve ailesi kendisini istismardan korumak için kaçarken tarikatın karanlık
ve garip cinsel atmosferinden bahsetmişti.
Tarikat lideri David Burke topluluğun dış dünyayla temasını kestikçe içeride sapkın bir ütopya kurmaya çalıştı.
Yetişkin erkekler ve kadınlar sevgi adı altında birbirleriyle sınırsızca birlikte olurken çocuklar da bu rüzgara kapılıyordu.
Burke kendi çocukları ve üvey çocuklara da dahil olmak üzere küçükleri istismara uğratan mektuplar kaleme alıyor.
Küçük yaştakilerin cinselliği keşfetmesinin tanrının isteği olduğunu savunuyordu.
Tarikat evlerinde çıplaklık teşvik ediliyor.
Çocuklara çizgi roman formatındaki açık seçik içerikli yayınlar gösteriliyordu.
Bu korkunç uygulamalar 1986'ya dek tarikat içinde kural haline gelmiş gibiydi.
1986'da artan baskılar sonucu tarikat liderliği artık reşit olmayan biriyle herhangi bir temasın tarikat üyeliğinden atılma sebebi olacağını ilan eden bir karar aldı.
Ancak gecikmiş yasak çoktan binlerce çocuğun hayatının karartılmış olduğu gerçeğini değiştirmedi.
Zaten esas hesaplaşma tarikatın içeriden çöküşüne yol açacak şekilde kendi çocuklarından gelecekti.
Tarikat içindeki en sarsıcı tanıklıklardan biri bizzat Mesih'in prensi olarak büyütülen Ricky Rodriguez'den geldi.
Ricky, 1975 yılında Kanarya Adaları'nda doğduğunda adı Davidito yani Küçük Davut olarak konulmuştu.
Annesi Karen Zerbi, nam-ı diğer anne kraliçe Maria, David Berg'in ikinci eşi ve tarikatın kadın lideriydi.
Babası ise tarikatın Flirty Fishing yoluyla kandırdığı İspanyol bir garsondu.
Yani Ricky tarikatın kutsal cinselliğinden doğan ilk bebekti ve bu yüzden Burke onu manevi oğlu olarak sahiplendi.
Burke ve Zerbi çifti Ricky'yi bebekliğinden itibaren tarikatın gelecekteki lideri, kehanetlerin varisi olarak yetiştirdiler.
Küçük Ricky henüz kundaktayken etrafında dönen korkunç bir deneyin öznesiydi.
Onun büyüme sürecini belgeleyip The Story of Davidito yani Davidito'nun hikayesi adlı bir el kitabı olarak dağıttı.
Bu sözde çocuk... Türk bakım kitabında Riki'nin daha 2-3 yaşındayken maruz kaldığı açık içerikli yetiştirme yöntemleri fotoğraflarla birlikte anlatılıyordu.
Ona bakan dadılar aslında bir istismarcıydı.
Ona uyguladıkları istismarı sevgi dersi diye fotoğraflayıp belgelediler.
Bu tür tüyler ürpertici durum tarikat içinde elden ele dolaşıyor.
Bir örnek eğitim modeli olarak ebeveynlere sunuluyordu.
Ricky Rodriguez çocukluğu boyunca dünyanın dört bir yanında Berg ve Zorby ile birlikte gezdi.
Hatta lüks içinde büyütüldü sanılabilir.
Oysa gerçek bambaşkaydı.
Ricky çocukluğu boyunca defalarca saldırıya uğradı.
Bedenine ve ruhuna onarılmaz yaralar açıldı.
Onu yetiştiren kadınlardan Angela Smith, Ricky daha küçükken ona saldırıda bulunan dadıların başında geliyordu.
Ricky ergenlik çağına geldiğinde tarikatın istismarlarına daha fazla maruz kalmamak ve normal bir hayat sürebilmek için kaçmayı başardı.
1990'ların sonunda tarikatı terk etti.
Evlendi ve Amerika'da sıradan bir işe girdi.
Ancak geçmişinin travmaları peşini bırakmadı.
Yeni hayatına uyum sağlamakta zorlandı.
Depresyon, ve öfke nöbetleriyle boğuştu.
İnandığı dini terk etmek suçluluk hissettiriyordu.
Öte yandan çocukluğunu çalanlardan hesap sorma arzusu içini kemiriyordu.
2005 yılının Ocak ayında Ricky artık dayanamayıp radikal bir karar aldı.
Kamera karşısına geçip bir veda videosu çekti.
Bu videoda bu intikam benim için bir istek değil.
bir ihtiyaç. Adalet için yapmak zorundayım diyordu.
Gözleri intikam hırsıyla doluydu.
Elinde kurşunları doldurduğu tabancasını gösteriyordu.
Kendisinden çalınan çocukluğun hesabını sormaya kararlıydı.
Ricky'nin asıl hedefi annesi Karen Zorby'ye ulaşmak ve onu öldürmekti.
Onu bulamadı ama yıllardır kabuslarını süsleyen diğer kişiye ulaştı.
Angela Smith. Bir zamanlar kendisine bakıcılık yapmış bu kadın Ricky'nin kanlı planında ilk ve Tek hedef oldu.
8 Ocak 2005 gecesi Ricky Arizona Tucson'da Angela Smith'i kendi evine davet etti.
Kadın eski manevi oğlunun onu ziyaret etmek istediğinden habersiz buluşmaya geldi.
Yılların öfkesini bir bıçak darbesine sığdırdı.
Angela Smith'i defalarca bıçaklayarak öldürdü.
Ardından arabasına atlayıp Kaliforniya'ya doğru yola çıktı.
Ertesi sabah 9 Ocak 2005'de Kaliforniya'nın Blight şehrinde aracının içinde kendisini başından vurarak intihar etti.
Ricky Rodriguez'in işlediği bu cinayet tarikat tarihinde bir dönüm noktası oldu.
O güne de kapalı kapılar ardında tartışılan istismar iddiaları en trajik haliyle dünyanın gündemine düştü.
Medya, Ricky'den eski tarikat prensi, katil ve intihar bombacısı gibi sansasyonel ifadelerle bahsediyordu.
Bir zamanlar tarikat üyelerinin Mesih'in oğlu diye kutsadığı bu genç adamın hikayesi milyonları dehşete düşürdü.
Ricky'nin ardında bıraktığı videodaki sözleri ise kulaklarda çınlanıyordu.
Bunu çocuklara yapıp sonra geceleri...
Nasıl uyuyabiliyorlar? Gerçekten de yıllarca bunu yapanlar artık uykularından uyanmak zorundaydı.
Olayın ardından tarikatın o dönemdeki adı The Family International yetkilileri bir açıklama yaparak Ricky'nin yaşadıklarının geçmişteki bazı hatalardan kaynaklandığını savundu.
1986'dan beri çocukların korunmasına yönelik katı kurallar uyguladıklarını Angela Smith gibi eski üyelerin de aslında tarikat içinde mağdur olduklarını iddia ettiler.
Ancak bu açıklamalar kamuoyunu tatmin etmedi.
Bir tarikat sözcüsünün Ricky'nin ölümünü değerlendiren demecinde eski üyeleri tarikatı şeytanlaştırma gündemi güden art niyetli kişiler olarak nitelemesi daha da tepki çekti.
Ricky'nin anlattıkları yalnız değildi.
Sayısız eski üye, benzer öyküleri ve Börg'ün hastalıklı uygulamalarını doğruluyordu.
Börg'ün öz kızı Deborah ise zaten 1980'lerde tarikatı terk edip babasının ensest ve istismar konusundaki sapkınlıklarını kamuoyuna açıklamıştı.
Tarikatın en tepesindeki aile bile dağılmış, gerçekleri...
ifşa etmişti. Ricky Rodriguez'in trajedisi binlerce tarikat mağdurunun sesi oldu.
Onun intikam arayışı yanlış bir yolla son bulmuş olsa da dünyanın dikkatini Tanrı'nın çocuklarının karanlık mirasına çekmeyi başardı.
Artık bu tarikatın adı anıldığında akıllarda sadece İncil ayetleri değil istismarın çığlıkları ve yarım kalmış hayatlar geliyordu.
Peki bu tarikat yıllarca hiç araştırılmadı mı diye düşünüyor olabilirsiniz.
Tanrı'nın çocukları tarikatı Daha ilk yıllarından itibaren kamuoyunda tartışma konusu olmuştu.
1980'lerin başında ABD'de bazı gazeteler onu Mesihçi Hippiler başlığıyla merakla takip etse de kısa sürede skandallar ortaya döküldü.
1974'te New York Eyalet Başsavcılığı tarikat hakkında kapsamlı bir soruşturma raporu yayınlayarak onu açıkça bir kült olarak nitelendirdi.
Bu resmi raporda pek çok suç iddiası belgeleniyor.
David Berg'ün peşine FBI ve Interpol'ün düştüğü belirtiliyordu.
Gerçekten de Interpol 1993 yılında Berg'ün Arjantin'deki faaliyetlerini mercek altına aldı.
Aynı dönemde FBI'de uluslararası bir soruşturma başlattı.
Tarikatın farklı ülkelerdeki komünlerine polis baskınları düzenlendi.
Örneğin 1992'de Avustralya'da ve Fransa'da çocukları korumak için toplu operasyonlar yapıldığı, onlarca çocuğun devlet gözetimine alındığı haberleri çıktı.
Arjantin'de Burke'ün bazı müritleri tutuklandı.
Yüzlerce çocuk koruma altına alındı.
Burke ise bu baskınlar sırasında saklanarak adaletten kaçtı.
1971'den beri yer altında yaşayan lider sürekli yer değiştirmiş, 1990'lara gelindiğinde 70'ini geçmiş bir kaçaktı.
Hakkındaki soruşturmalar 1994'de Portekiz'de ölmesiyle sonuçsuz kaldı.
Hiçbir zaman mahkeme karşısına çıkamadı.
Medya tarikatı yakından izlemeye devam etti.
Tanrı'nın çocukları 1980'lerde isim değiştirip aile The Family adını kullanmaya başlamış olsa da gazeteler onu hala eski Children of God tarikatı diye anıyordu.
Burg'ün ölümünden sonra liderliği devralan Karen Zorby de gizemli imajını korudu.
Zorby yıllarca kamuoyu önüne çıkmadı.
Röportaj vermedi.
Hatta nerede yaşadığı dahi sır gibi saklandı.
2005'te Ricky'nin ölümünden sonra bir muhabirin Papa'nın nerede olduğunu biliyoruz ama Karen Zerbin'in yerini kimse bilmiyor.
Oğlu intihar etmişken bile ortaya çıkmıyor demişti.
The Guardian 2017'de bir bilgi edinme özgürlüğü yasası talebiyle FBI belgelerini elde ederek tarikatın geçmişteki suçlarının boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Kamuoyunda tarikatla ilgili algı artık netti.
Children of God Tarihe geçmiş en marjinal ve tehlikeli tarikatlardan biriydi.
Önde gelen tarikat karşıtı aktivistler ve kült uzmanları bu grubun adını Jim Jones'un halkın tapınağı ve Charles Manson tarikatıyla birlikte almaya başladılar.
Hatta pek çoğuna göre Children of God özellikle istismar boyutuyla diğerlerinden bile daha uç bir örnekti.
Peki Children of God tarikatı onca skandal ve çözülmeden sonra bugün ne durumda?
David Burgun 1994'te ölümünden sonra liderliği devralan Karen Zerbi 2000'lere dek tarikatı klasik çizgisinde tutmaya çalıştı.
1990'ların ortasında hala 50 ülkede 9000 yetişkin ve 3000 çocuk üyeleri olduğu bildiriliyordu.
Ne var ki artçı sarsıntılar engellenemezdi.
Özellikle Ricky Rodriguez vakası içeride büyük bir sorgulama başlattı.
İkinci kuşak yani tarikat içinde doğup büyüyen gençler 2000'lerin başında topluca ayrılmaya başladılar.
Anne babalarının kuşağı büyük hayaller uğruna ömürlerini vermiş ancak onlara miras kalan Trauma'ydı.
Bu kopuş dalgası karşısında Zerbi ve yeni eşi Steve Carey radikal bir hamleye gelişti.
2009 yılında tarikat yönetimi müritlere beklenmedik bir duyuru yaptı.
10 yıllardır söylendiği gibi kıyametin yakın olmadığı en azından öngörülebilir gelecekte İsa'nın gelmeyeceği açıklanıyordu.
Bu inanılmaz geri adım aslında dağılmakta olan cemaati elde tutma çabasından ibaretti.
Zira 2000'lerin başında birçok üye tarikatı terk ediyor, bağışlar ve yeni katılımlar azalıyor, sistem çatırdı.
Reboot yani yeniden başlatma adı verilen bu dönüşüm sürecinde tarikat neredeyse tüm katı kurallarını terk etti.
Üyelere komünel evlerde yaşama mecburiyeti olmadığı, çocuklarını okula gönderebilecekleri, sistem işi denilen dış dünyadaki işlere girebilecekleri söylendi.
10 yıllarca lanetlenen dünyevi hayat bir anda normalleştirilmişti.
Bu durum birçok mürit için şok ediciydi.
Kimileri özgürlüğe kavuştuğunu hissetmişti, kimileri ise yaşamları boyunca dünya bitiyor telkiniyle birikimsiz ve eğitimsiz bırakıldıkları için paniklemişti.
Guardian'ın röportaj yaptığı eski üyelerden Michael Young, tarikatı bıraktıktan sonra bir restoranda balon şişirip bağışış toplayarak geçindiğini, biri ona çıkma teklif ettiğinde dünyevi sohbet bile edemeyecek
kadar afalladığını anlatıyordu.
Yeniden başlatma sonrasında The Family International kendisini bir online cemaat olarak yeniden tanımladı.
2010'lu yıllarda tarikat fiilen hiyerarşik yapısını dağıttı, ortak yaşam evleri büyük ölçüde kapandı.
Bazı araştırmacılar bu değişimi tarikatın kendisini feshetmesi olarak yorumladı.
Ancak çekirdek bir inançlı grup kalmaya devam etti.
Bugün Family International'ın internet sitesi üzerinden yayınlar yapan Dünyanın çeşitli ülkelerinde küçük topluluklar halinde faaliyet gösteren gevşek bir dini ağ görünümünde.
Sitenin iddiasına göre artık dünyaya kapalı değiller.
Hayır işleri ve evanjelik faaliyetler yoluyla Hristiyan sevgisini yaymaya odaklanıyorlar.
Elbette bu iddialar bağımsız kaynaklarca doğrulanmış değil.
Tarikatın hala şeffaf olmayan içine kapalı bir yapısı olduğu, dışarıya karşı ilişkilerde temkinli davrandığı biliniyor.
Children of God tarikatının geride bıraktığı mirassa sayılarla ölçülemeyecek kadar derin.
On binlerce insanın hayatında geri dönülmez yıllar çalındı.
Özellikle çocuklara bıraktığı psikolojik travmalar kuşaklar boyu sürecek gibi görünüyor.
Bir zamanlar dünyayı değiştireceklerine inanarak her şeylerini veren ebeveynler sonunda ne büyük bir aldatmacanın parçası olduklarını acıyla idrak ettiler.
Tarikatın şimdiki temsilcileri ne kadar geçmişten uzaklaştıklarını iddia etse de üzerlerinden asla silinmeyecek.
David Berg'ün çarpık öğretileri belki açıkça savunulmaz oldu ama onun yol açtığı acılar ve kayıp çocukluklar tarihe kazındı.
Ricky Rodriguez'in kameraya bakıp sorduğu o soru bunu çocuklara yapıp nasıl uyuyabildiniz hala cevapsız duruyor.
Tanrı'nın çocukları ardında karanlık bir miras bırakarak dağıldı.
Ancak onun hikayesi benzeri yapılara karşı uyanık kalmamız için ibret olmaya devam edecek.
Bu podcast'in sonuna geldik.
Yeni podcastlardan haberdar olmak için bildirimleri açmayı unutmayın.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
