
Antalya’nın gözde tatil beldesi Avsallar’da sıradan bir sonbahar günü...Güneş Akdeniz’in turkuaz sularına ışıldarken 11 yaşındaki Alman kız çocuğu LisaEder annesiyle geçirdiği rüya gibi tatilin tadını çıkarıyordu. Kimse, cennetgibi görünen bu sahil kasabasının az sonra korkunç bir kâbusa sahneolacağını tahmin edemezdi.
Transkript
Antalya'nın gözde tatil beldesi Avsallar'da sıradan bir sonbahar günü.
Güneş Akdeniz'in Turkuaz sularında ışıldarken 11 yaşındaki Alman kız çocuğu Liza Eder annesiyle geçirdiği rüya gibi tatilin tadını çıkarıyordu.
Kimse bu cennet gibi görünen sahil kasabasının az sonra korkunç bir kabusa sahne olacağını tahmin edemezdi.
2004 yılının Ekim ayında yaşanan bu olay iki ülkeyi sarsacak.
ve hem Türkiye'de hem de Almanya'da zihinlere kazanacak bir trajediye dönüşecekti.
Pazar öğle saatlerinde Liza kaldıkları otelin küçük mağazasından kendine şişme bir deniz yatağı almak istedi.
Ancak otel içinde dükkan kapalıydı.
Bunun üzerine annesinden habersiz yolun karşısındaki caddeye çıkıp açık bir dükkan aramaya koyuldu.
Alanya'da tatilin ikinci günüydü ve Liza biraz sonra havuzda kullanacağı rengarenk bir deniz yatağı almanın heyecanıyla Otelden dışarı adım atmıştı.
Ne var ki bu Liza'nın annesinden ilk ve son ayrılışı olacaktı.
Liza Eder Almanya'nın Wolfshagen kasabasında büyüyen 11 yaşında bir Alman çocuğuydu.
Annesi Petra ile birlikte Ekim 2004'te Türkiye'ye Antalya'nın Alanya ilçesine bağlı Avsallar beldesine tatil için gelmişlerdi.
Bu seyahat anne kızın birlikte çıkacağı keyifli bir kadınlar tatili olarak planlanmıştı.
Liza yaşına göre olgun, sorumluluk sahibi ve cana yakın bir çocuktu.
Daha tatilin ilk gününde otelde yeni arkadaşlıklar kurup etrafa neşe saçacak kadar sosyal ve enerjik bir yapısı vardı.
Küçük kız Alanya'nın güneşli kumsallarında ve sıcak atmosferinde unutulmaz anılar biriktirmek için sabırsızlanıyordu.
Kim bilebilirdi ki bu hayat dolu çocuğun adı kısa süre içinde Türkiye'de çocuk güvenliği tartışmalarının...
Merkezine oturacaktı.
Liza'nın kişiliğini en iyi yansıtan detaylardan biri annesiyle kurduğu güçlü bağdı.
Petra Eder kızını tek başına büyüten fedakar bir anneydi.
İkili bu tatili birlikte geçirecekleri kaliteli zamanın parçası olarak görüyordu.
Küçük kızın masumiyeti ve sıcaklığı tatil köyündeki çalışanların ve diğer misafirlerin de dikkatini çekmişti.
Ne yazık ki Liza Eder Alanya'ya tatile gelen binlerce çocuktan biri olmasına rağmen Başına gelen korkunç olayla adını tüm Türkiye'ye duyuracaktı.
10 Ekim 2004 Pazar günü.
Öğle saatlerinde Liza otel odasından çıktıktan sonra geri dönmedi.
Anne Petra kızını bulamayınca önce otel içinde aramaya başladı.
Havuz kenarı, oyun alanı, restoran.
Küçük Liza hiçbir yerde yoktu.
İlk anda belki de yolunu şaşırdığını ya da oyalandığını düşündüler.
Fakat aradan saatler geçip de Liza'dan haber alınamayınca panik büyüdü.
Otel yönetimi ve annesi hemen polise haber verdi.
Hatta arama çalışmalarına askeri birlikler de destek verdi.
Alanya çevresinde küçük sarışın Alman kızı aranırken yollar kesildi, kontrol noktaları kuruldu, tüm araçlar durdurulup arandı.
Tatil cenneti, avsallar beldesi bir anda endişeli bir hareketliliğe sahne oldu.
Turistler ve yerel halk küçük bir çocuğun ortadan kayboluşuyla sarsılmıştı.
Anne Petra'nın aklındaysa, En karanlık düşünceler dolaşıyordu.
Kızıma ne oldu?
Aradan yaklaşık iki gün geçmişti.
12 Ekim 2004 Salı günü öğle saatlerinde acı haber geldi.
Küçük Liza'nın cansız bedeni Alanya Kalesi'nin eteklerinde bulundu.
Antik kalenin surlarının dibinde kayaların arasında küçük bir beden yatıyordu.
Bu keşif herkesin yüreğini parçaladı.
Kızın cesedi bulunduğunda üzerinde boynuna sarılmış bir ip ve boğma izleri olduğu fark edildi.
Liza boğularak öldürülmüştü.
Ayrıca kafasında darp izleri ve bir yara göze çarpıyordu.
Bu minik beden annesinden sadece birkaç yüz metre ötede kaçırılmış ve kilometrelerce uzağa kale civarına götürülmüştü.
Olay yeri hemen soruşturma ekipleri tarafından kordon altına alındı.
Alanya Kalesi'nin tarihi dokusu bu kez bir suç mahalli olarak inceleniyordu.
Görgü tanıkları o sabah kalenin sessizliğinin polis sirenleriyle bozulduğunu hatırlayacaktı.
Liza'nın bulunduğu haberinin yayılmasıyla birlikte hem yerel halk hem de tatilciler derin bir üzüntü ve dehşete kapıldı.
Kıyıda tatil yapan yüzlerce kişinin eğlencesi bir anda korku ve acıya dönüştü.
Alanya, cennet köşesinde işlenen bu vahşi cinayetle sarsıldı.
Liza'nın cansız bedene bulunup morga kaldırılırken anne de hastaneye götürüldü.
Bu manzara anne için tam anlamıyla yıkıcıydı.
Liza eder cinayeti soruşturması hemen ve büyük bir titizlikle yürütüldü.
Küçük kızın cesedine ulaşıldığında olay yeri inceleme ekipleri vücudundan ve çevreden delil toplamaya girişti.
Liza'nın bedeninden alınan kan ve kıl örnekleri kriminal laboratuvara gönderildi.
Bu arada polis Alanya'da ve özellikle Avsallar çevresinde daha önce sabıkası olan ya da şüpheli görülebilecek kişileri mercek altına aldı.
İlk etapta 3 kişi gözaltına alındı.
Bunlar arasında bölgede esnaflık yapanlar da vardı.
Çok geçmeden incelenen deliller önemli bir ipucu verdi.
Liza'nın cesedinden elde edilen kan ve saç örnekleri gözaltındaki şüphelilerden birine, Bülent Gülbay adlı yerel bir esnafa aitti.
Bu bulgu soruşturmanın seyrini komple değiştirdi.
36 yaşındaki Bülent Gülbay, avsallarda turistlerin sıkça ziyaret ettiği bir butik dükkanının sahibiydi.
Daha da ürkütücü olanı, Gülbay'ın polis kayıtlarında 10 ayrı suçtan sabıkasının bulunmasıydı.
Bunların üçü çocuklara sarkıntılık gibi taciz suçlarıydı.
Yani Gülbay sabıkalı bir şüpheli olarak zaten emniyetin bildiği biriydi.
Bu bilgi turistik bir bölgede nasıl böyle bir kişinin iş yeri açabileceği sorusunu da beraberinde getirir.
Polis Gülbay üzerinde yoğunlaşırken bir yandan da daha fazla kanıt peşindeydi.
Ekipler bir adli psikologdan pedofil suçluların profili konusunda danışmanlık almışlardı.
Bu uzman suçluların genelde yaz-kış dağınık giyinen, konuşurken insanların gözünün içine bakmamaya çalışan tipler olduğunu söyledi.
Gülbay'ın bu tanıma uyduğu düşünülüyordu.
En kritik keşif Gülbay'ın dükkanında yapıldı.
Polis dükkan rafında sergilenen bir kol saatine dikkat etti.
Bu saat ortama uymayacak kadar lüksdü ve ilginç bir şekilde tozlu raflarda duruyordu.
Lisa'nın kollarında da çizik izleri fark edilmişti.
Sanki bir şey onu çizer gibiydi.
Soruşturma ekibine göre bu izler bir saatin metal kadranının kenarından veya piminden gelmiş olabilirdi.
Hemen bu saati de delil torbasına koydular.
Sonradan yapılan analiz, saatin üzerinde Lisa'ya ait kan izleri ve doku örnekleri taşıdığını ortaya çıkardı.
Bu, Gülba'yı olayla ilişkilendiren kilit bir delildi.
Soruşturma kapsamında Gülbay'ın evi ve arabası da arandı.
Evdeki halılara kadar her yer çocuk figürleriyle dolu, duvarlar çocuk fotoğrafları ve çizgi film karakterleriyle süslüydü.
Sanki bir çocuk odası gibiydi ama bu ev 36 yaşındaki bekar bir adama aitti.
Daha da önemlisi evde 88 adet CD bulundu.
Hepsi cinsel içerikliydi ve büyük bir kısmı küçüklerle ilgiliydi.
Bu durum Liza'nın başına gelenlerin tesadüf olmadığını, failin planlı bir sapık olduğunu gözler önüne seriyordu.
Bülent Gülbay gözaltında sorguya alınırken polisler ellerindeki delillerin gücü sayesinde cinayeti büyük ölçüde aydınlatmış durumdaydı.
Gülbay'ın arabasında, evinde, iş yerinde ve hatta o bahsi geçen saatin üzerinde yapılan incelemelerde Liza'ya ait DNA örnekleri tespit edilmişti.
Bu da zanlıyı köşeye sıkıştırmaya yetti.
Sorgu esnasında Bülent Gülbay tüm suçlamaları reddetti.
Ben Liza eder diye birini tanımıyorum diyordu ısrarla.
Oysa polis Liza'nın en son Gülbay'ın dükkanının hemen yanındaki komşu dükkanda görüldüğünü biliyordu.
Küçük kız Gülbay'ın komşusu Aksoy'un işlettiği mağazadan deniz yatağı satın almış ve oradan çıkmıştı.
Aksoy'un ifadesine göre Liza dükkandan çıktıktan sadece 5 dakika sonra ortadan kaybolmuştu.
Bu zaman aralığı Gülbay'ın kızı kendi dükkanına çekmiş olabileceğini gösteriyordu.
Gülbay ise inatla kimse onun benim dükkanıma girdiğini görmedi.
Ben sapık değilim, canavar değilim diyerek kendini savunmaya çalıştı.
Ancak eldeki deliller özellikle pantolonundaki Liza'ya ait kan lekeleri onun aleyhine çok kuvvetliydi.
Gülbay ilk duruşmada da suçlamaları kabul etmediği gibi akıl almaz bahaneler uydurdu.
Pantolonundaki Liza'nın kan lekesi sorulduğunda dükkanımın çevresinde yavrularıyla gezen kedileri severken çocuklar Bazen kedi tırnağından çiziliyordu.
Onların yaralarına kolonya döküyordum.
Kan oradan pantolonuma bulaşmış olabilir şeklinde fantastik bir açıklama yaptı.
Bu sözler mahkeme salonunda inanılır bulunmadı elbette.
Soruşturmayı yürüten savcı zanlının kanıtlarla sabit vahşi bir eylemi örtbas etmeye çalıştığını belirtti.
Neticede Bülent Gülbay kuvvetli deliller ışığında cinsel saldırı ve kasten adam öldürme suçlarından tutuklanarak cezaevine kondu.
Diğer iki şüpheli ise delil yetersizliği nedeniyle serbest bırakıldı.
Soruşturmanın hızlı çözüme ulaşması gerek Türk Emniyeti Teşkilatı'nın gerekse yerel halkın üzerindeki korkuyu bir nebze olsun azalttı.
Ancak asıl süreç yani uzun ve zorlu yargılama süreci henüz başlıyordu.
Liza eder cinayeti medyada büyük yankı uyandırmıştı.
Özellikle Türkiye ve Almanya basını 11 yaşındaki masum bir çocuğun tatilde uğradığı bu vahşeti manşetlerine taşıdı.
Türkiye'de birçok gazete olayın ardından manşetlerinde hem üzüntüyü hem utancı dile getiren ifadelere yer verdi.
Örneğin Türkiye'nin önemli gazetelerinden biri cinayetten birkaç gün sonra Almanca manşet attı.
Bizi affet Liza.
Bir başka gazete büyük harflerle minik kızımıza sahip çıkamadık diyerek acıyı paylaştı.
Ülkenin dört bir yanında insanlar bu haberi okurken adeta kendi evlatları zarar görmüş gibi yürekleri sızladı.
Kamuoyunun tepkisi infial ve öfke şeklinde tezahür etti.
Özellikle Alanya halkı ekmeğini turizmden kazanan esnaf ve yetkililer olay karşısında derin bir utanç ve öfke içinde olduklarını açıkladılar.
Olayın hemen ardından Alanya kaymakamı ve yetkililer Alman ailenin yanında olmaya gayret etti.
Kaymakam, Liza'nın ailesi ve Alman milleti önünde derin üzüntülerini belirterek, onları bir sapığın elinden koruyamadığımız için özür diliyoruz dedi.
Bu sözler gazetelerde yer buldu ve Türk yetkililerin olaya yaklaşımının samimiyetini gösterdi.
Bugün pek karşılaşamadığımız bir samimiyet.
Almanya'da cenaze öncesi küçük Liza anısına bir anma töreni düzenlenmesi de gündeme geldi.
Ancak aile cenazeyi ülkesine götürmek istediği için bu gerçekleşmedi.
Almanya'da da medya Liza Eder'in katledilmesi olayını yakından takip etti.
Almanya'nın önde gelen gazeteleri ve televizyonları 11 yaşındaki Alman çocuk Türkiye'de öldürüldü başlığıyla haberi duyurdular.
Alman kamuoyu da hem yaz hem öfke içindeydi.
Bu olay yabancı bir ülkede tatil yapan Alman ailelerin güvenliği konusunu gündeme taşıdı.
Bazı Alman gazeteleri Türkiye'deki çocuk güvenliğini sorgulayan yazılar yayınladı.
Ancak aynı gazetelerde Türk halkının gösterdiği tepki ve üzüntü de övgüyle bahsediliyordu.
Halk arasında da büyük bir tepki oluştu.
Bülent Gülbay gibi sabıkalı bir suçlunun nasıl olup da bir turizm merkezinde iş yeri açabildiği denetlenmediği sorgulandı.
Esnaf odaları ve yerel yöneticiler bu olay nedeniyle kendilerini suçlu hissediyordu.
Birçok Alman turist bu haberlerden sonra çocuklarıyla Türkiye'ye seyahat etme konusunda tedirginlik yaşamaya başladı.
Soruşturmanın tamamlanmasının ardından Bülent Gülbay hakkında açılan dava Alanya 2.
Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlandı.
İlk duruşma 2 Şubat 2005'te yapıldı.
Sanık Gülbay, güvenlik gerekçisiyle Antalya'nın Ermenek cezaevinde tutulduğu için İlk celsi de salonda değildi.
Dava süreci oldukça zorlu ve uzun oldu.
Toplam 13 ay süren yargılama bir dizi erteleme yüzünden gecikmeyle ilerledi.
Örneğin adli tıp raporlarındaki çelişkiler nedeniyle mahkeme birkaç kez rapor beklemek zorunda kaldı.
Liza'nın Türkiye'de yapılan otopsisinde kesin ölüm sebebi ve cinsel saldırı bulguları konusunda bazı belirsizlikler vardı.
Aile Almanya'da ikinci bir otopsi yaptırıp raporu mahkemeye sunarak gerçeğin tam olarak ortaya çıkmasını sağladı.
Gülbay'ın avukatı basına lütfen cinsel saldırı var diye yazmayın böyle bir şey kesinlikle yok diye çıkıştı.
Ancak Almanya'dan gelen rapor ve Türkiye'deki ek incelemeler Liza'nın cinsel saldırıya uğradığını doğruluyordu.
Mahkeme bu bulguları da dosyaya ekledi.
Duruşmalar boyunca sanık Bülent Gülbay soğukkanlı tavrını korudu.
Ben mağdurum diyerek Kendini acındırmaya çalıştı.
Suçsuz olduğunu, delillerin yanlış yorumlandığını öne sürdü.
Ne var ki her celsede ortaya konan kanıtlar ve tanık ifadeleri onu köşeye sıkıştırdı.
Tanık kürsüsüne çıkan komşu esnaf Hasan Hüseyin Aksoy, Liza'yı son gören kişi olarak gözyaşları içinde o günü anlattı.
Bir başka tanık taksici ise Liza'nın cesedini kale yamacında nasıl bulduğunu söylerken mahkeme salonunda duygusal anlar yaşandı.
17 Mart 2006 tarihinde dava karara bağlandı.
Mahkeme heyeti Bülent Gülbay'ı 11 yaşındaki Liza Eder'i cinsel saldırıda bulunup kasten öldürme suçlarından suçlu buldu.
Karar duruşmasında sanık son sözlerinde yine ben masumum diye diretse de mahkeme artık hükmünü vermişti.
Gülbay'a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve ayrıca cinsel saldırıdan 11 yıl hapis cezası verildi.
Türk ceza kanununa göre ağırlaştırılmış müebbet en ağır ceza olup şaklı talih imkanı olmaksızın ömür boyu hapis anlamına geliyor.
Yani Gülbay hapishanede ölünceye dek kalmaya mahkum edilmişti.
Liza'nın annesi Petra gözyaşları içinde bu kararı dinledi.
Mahkeme kararı Türkiye'de ve Almanya'da geniş yankı buldu.
Birçok gazete ertesi gün Liza'nın katiline müebbet başlıkları attı.
Kamuoyu verilen cezanın ağırlığından memnundu ancak Bu acının tam anlamıyla dinmeyeceğini herkes biliyordu.
Mahkeme kararından sonra anne Petra Eder kızının 13.
doğum günü olan 20 Ocak 2006'da bir karar çıkmasını beklemiş fakat süreç uzamıştı.
Nihayet karar açıklanıp davanın sonuna gelindiğinde Petra Türkiye'den ayrılıp Almanya'ya geri döndü.
Bülent Gülbay'ın hapis günleri ise uzun sürmedi.
Tutuklandığı ilk haftalarla Alanya kapalı cezaevinde diğer mahkumların ona saldırmaya kalkıştığı Bir linç girişimi yaşandı ortaya çıktı.
Cezaevi yönetimi çocuk istismarcısı damgası yiyen Gülbay'ı güvenliği için apar topar başka bir cezaevine, Karaman'ın Ermenek ilçesindeki yüksek güvenlikli cezaevine nakletti.
Ancak orada da Gülbay'ın vicdan azabı mı yoksa hapiste yaşayacaklarına dair korkusu mu ağır bastı bilinmez.
12 Temmuz 2008 sabahı koğuşunda ölü bulundu.
Resmi kayıtlara göre intihar etmişti.
Kendini asarak... Canına kıymıştı.
Bu haber Türkiye'de ve Almanya'da yeniden manşet oldu.
Minik Liza'nın katili cezaevinde intihar etti başlıklarıyla son bir kez daha gündeme geldi.
Kimi insanlar bu haberi ilahi adalet diyerek karşıladı.
Toplumda azım sanmayacak bir kesim zaten idam cezası yok.
Kendi cezasını kendisi kesti diyerek Gülbay'ın intiharını memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdi.
Çocuk katillerine karşı duyulan nefret öylesine büyüktü ki Gülbay'ın ölümü bir anlamda yüreklerdeki öfkeyi biraz olsun soğutmuştu.
Bu olayın ardından Alanya şehri ve Türkiye genelinde bazı önlemler hızla uygulamaya kondu.
Alanya Belediye Meclisi benzeri bir durumun tekrar yaşanmaması için bir karar aldı.
Artık Alanya gibi turistik bölgelerde iş yeri açacak kişilerin adli sicil kaydı istenecekti.
Suç geçmişi temiz olmayanların turistlerle yakın temasta olabileceği işlerde çalışmasının önüne geçilmeye çalışıldı.
Bu düzenleme basında Liza yasası olarak anıldı.
Çünkü Liza'nın hatırası doğrudan böyle bir değişikliğe vesile olmuştu.
Türkiye'de 2000'ler boyunca çocuk istismarı ve cinayeti vakaları ne yazık ki zaman zaman yaşandı ve her seferinde Liza Eder olayı örnek gösterilerek konunun önemi vurgulandı.
Sosyal medyanın yükselişiyle birlikte Liza Eder online platformlarda da anılır oldu.
Liza Eder cinayeti hem Türkiye'de hem de Almanya'da toplum üzerinde derin psikolojik izler bıraktı.
Toplumsal güven duygusu sarsıldı.
Özellikle çocuklu aileler için bir kolektif travma yaşandı.
Bir turist çocuğun başına gelen bu vahşet bizim çocuklarımız da güvende mi sorusunu pek çok ebeveynin aklına getirdi.
O güne dek tatil bölgelerinde çocuklarını daha rahat bırakan aileler Liza'dan sonra çok daha temkinli davranmaya başladılar.
Türkiye'de yaşananlar da Bu olaydan dersler çıkardı.
Komşunun çocuğuna sahip çıkmak, yabancı da olsa kaybolan bir çocuğu kendi çocuğu gibi aramak gerektiği bilinci yayıldı.
Liza'nın ailesi ve özellikle annesi Petra eder içinse bu olayın psikolojik etkisi tarif edilemez boyuttaydı.
Kızını kaybeden anne ilk zamanlar yaşama dair tüm umutlarını yitirdiğini dile getirmişti.
Hamburg'da katıldığı bir yaz destek grubunda diğer benzer durumdaki anne babalarla bir araya gelerek yaralarını sarmaya çalıştı.
Zamanla yaşadığı bu korkunç deneyimi başkalarına destek olmak için kullanmaya karar verdi.
Petra Eder, travma ve yaz danışmanlığı eğitimi alarak gönüllü bir yaz rehberi oldu.
Minik Liza, cennet gibi bir ülkeye gülümseyerek gelmişti.
Masumiyetiyle hepimizin kalbine dokundu.
Başına gelenler hepimize ağır bir ders oldu.
Onu koruyamadığımız için üzgünüz.
Senden özür dileriz Liza.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
