
11 Yıllık Esaret - Ariel Castro’nun Dehşet Evi
12 Kasım 2025 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
11 yıl bir evde tutsak edildiğinizi düşünün. Pencerelere tahtalar çakılmış, evin her yeri kapalı. İçeriye günel ışığı bime girmiyor. İşte Ariel Castro’nun “Dehşet Evi” tam olarak böyle bir yerdi.
Transkript
Olay Yeri: Suç Hikayeleri Podcast'inin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Asla tahmin edemeyeceğiniz bir şey 2013 yılının Mayıs ayında Cleveland'ın sakin bir mahallesindeki sıradan bir evde yaşandı.
Dışarıdan bakıldığında diğer evlerden farksız görünen bu yapının içinde aslında tam anlamıyla bir cehennem vardı.
Bir gün o evden bir genç kadın küçük bir çocukla birlikte fırlayıp komşulara çaresizce bağırdı.
Yardım edin lütfen ben Amanda Burry kaçırıldım.
10 yıldır kayıptım ve şimdi özgürüm.
Bu sözler uzun yıllar boyunca kapalı kapılar ardında işlenen akıl almaz suçların ortaya çıktığı anı müjdeliyordu.
Ariel Castro, Cleveland'da yaşayan, dışarıdan bakınca sıradan biri gibi görünen 52 yaşında bir adamdı.
Okul servis şoförü olarak çalışmıştı.
Ancak çocukları serviste unutmak, izinsiz alışveriş molaları vermek gibi ihmal ve kural ihlalleri nedeniyle 2012'de kötü performans gerekçesiyle işten çıkarılmıştı.
Gençliğinde müziğe meraklıydı.
Yerel Latin müzik gruplarında bas gitar çalıyordu.
Hafta sonları kiliseye giden, arkadaşlarıyla müzik provasına katılan bu adam ilk bakışta kimseye zararı dokunmayacak biri sanılabilirdi.
Fakat bu sıradan görüntünün ardında karanlık bir geçmiş yatıyordu.
Castro, yıllar önce uzun süreli kız arkadaşı Grimilda Figueroa'ya korkunç bir aile içi şiddet uygulamıştı.
Figueroa'nın kız kardeşi Castro'nun Grimilda'yı defalarca döverek burnunu, kaburgalarını ve kollarını kırdığını, kafasına aldığı darbeler nedeniyle beyninde kalıcı hasar oluştuğunu anlatıyordu.
1993 yılında aile içi şiddetten tutuklanan Castro ne var ki yargı karşısında ciddi bir ceza almadı.
1996'da bir dayak olayı sonrası Grimilda Figueroa 4 çocuğunu da alarak evi terk etti.
Polis korumasında kaçmasına rağmen Castro taciz ve tehditlerini sürdürdü.
Grimilda gördüğü şiddetin sonuçlarını taşıyan sağlık sorunlarıyla boğuşarak 2012'de hayatını kaybetti.
Ariel Castro ise Tremont semtindeki 2207 Seymour Avenue adresindeki iki katlı dört odalı evinde tek başına yaşamaya devam ediyordu.
Bu ev ileride tüm dünyanın Cleveland'ın dehşet evi olarak tanıyacağı yer olacaktı.
2002 ile 2004 yılları arasında Cleveland bölgesinde üç genç kız ardı ardına ortadan kayboldu.
Ariel Castro bu kızları kandırmak için Hep benzer bir yöntem izledi.
Onlara arabayla bırakma vaadiyle yaklaşarak güvenlerini kazandı ve sonra da kurbanlarını kendi evine götürdü.
İlk kurban olan 21 yaşındaki Michelle Knight, 23 Ağustos 2002'de kaybolduğunda çaresiz bir halde küçük oğlunun velayet davasıyla ilgileniyordu.
Castro, Knight'ı yolda görüp ona yardım teklif etti.
Çaresiz kadın Castro'nun kızını tanıdığı için teklifini kabul edip arabaya bindi.
Seymour Avenue'daki eve girdiklerinde Castro oğlun için sana bir yavru köpek verebilirim diyerek genç kadını içeri aldı.
Knight içeri adım attığı anda tuzağa düşürüldü.
Castro onu bir elektrik kablosuyla bağlayıp birkaç saat esir tuttuktan sonra Bodrum katına indirdi.
Genç kadının ellerini plastik kelepçelerle bağladı.
Kafasına bir motosiklet kaskı geçirip onu zincire vurdu ve tecavüz etti.
Michelle Knight Bir daha o evden çıkamayacağı 11 yıllık kabusun başladığını o an bilmiyordu.
Nereden bilebilirdi ki?
Belki o anda bir süre sonra bırakılacağını düşünmüş olabilir.
Castro'nun ikinci kurbanı Amanda Burry'di.
Burry 21 Nisan 2003 akşamı yaş gününden bir gün önce işten evine yürürken ortadan kayboldu.
16 yaşındaki bu kız çocuğu Castro'nun kızı Angie'nin yakın arkadaşıydı.
Castro onu da benzer bir şekilde kandırdı.
Kızının da Burger King'de olduğunu söyleyip Burry'e eve bırakmayı teklif etti.
Amanda Burry haliyle güven duyarak Castro'nun arabasına bindi ve kendisini bir anda o korkunç evin içinde buldu.
İçeride kimseyi göremeyince tedirgin olan Burry kaçmaya yeltendi ancak kapıya koşarken yanlışlıkla bir dolaba çarptı.
Castro onu yakalayıp ağzını, el ve ayaklarını bantladı.
Başına bir kask geçirip bodrumda orta direği zincirledi.
O noktadan itibaren Amanda da esaretin karanlığına gömülmüştü.
Üçüncü kurban Castro'nun öz kızı Arlene'nin okul arkadaşı olan 14 yaşındaki Gina de Jesus oldu.
Gina 2 Nisan 2004 günü okuldan eve yürürken Castro'ya rastladı ve onun arabasına bindi.
Castro önce ondan kayıp küçük kızını bulmakta yardım istedi.
Ardından evindeki bir hoparlörü taşımak için yardım bahanesiyle Gina'yı kendi evine yönlendirdi.
Gina'da Jesus içeri girdikten sonra bir şeylerin ters gittiğini fark edip ayrılmak istedi ancak Castro ona engel oldu.
Küçük kızı bodrum katına indirip ellerini plastik bağlarla sıkıca bağladı.
Boynuna bir zincir dolayarak onu hareketsiz hale getirdi ve cinsel saldırıda bulundu.
Gina da artık o evin esirlerindendi.
Castro kaçırdığı bu üç kurbanı evinin içindeki adeta birer tutsak gibi tutuyordu.
Pencereleri kalın tahtalarla çivileyip kapatmış, kapılara derme çatma alarm düzenekleri ve ağır kilitler yerleştirmişti.
Evin içi hep loş ve dış dünyadan tamamen yalıtılmış durumdaydı.
Tutsaklar genellikle farklı odalarda kilitli tutuluyor, hareket etmelerini engellemek için duvarlara sabitlenmiş, zincirlere kelepçeleniyorlardı.
Tuvalet ihtiyaçları için odalarına konulan ve nadiren boşaltılan plastik kapları kullanmak zorunda bırakıldılar.
bir öğün yemek veriliyordu.
Haftada en fazla iki kere duş almalarına izin vardı.
Castro evdeki pencereleri içeriden kalın tahtalarla kapatarak güneş ışığının sızmasını tamamen engelledi.
Ön kapı ve arka kapıyı içeriden kilitleyip yerleştirdiği alarm düzeni sayesinde dışarıdan biri gelmedikçe veya içeridekiler kaçmaya kalkışmadıkça evin bir hapishane gibi kapalı kalmasını sağladı.
Hatta evin ön verandasına ağır bir salıncak koyarak üst kata çıkan merdiveni bile bloke etmişti.
Elinde tuttuğu bir tabancayı sık sık tutsaklara gösterip eğer kaçmaya kalkarsanız sizi vururum diyerek onları ölümle tehdit ediyordu.
Yaklaşık 10 yıl boyunca bu evin dışına adım atmalarına asla izin vermedi.
Polis kayıtlarına göre mağdurlar esaretleri süresince tek bir kez bile evden dışarı çıkarılmamıştı.
Ne komşular ne de Castro'nun ara sıra evine gelen arkadaşları içeride yaşanan bu vahşetten haberdar olabildi.
Castro kurbanlarını sadece fiziken değil psikolojik olarak da kontrol altında tutuyordu.
Onlara hayatta kalabilmek için bana muhtaçsınız mesajını veriyor ve en ufak itaatsizlikte canlarını alacağına inandırıyordu.
Cinsel saldırılardan sonra bazen alaycı bir tavırla kadınların önüne para fırlatıyor.
Ancak dışarıdan bir ihtiyaçları olduğunda o parayı geri alıp onları aşağılıyordu.
Mağdurların dünyayla tek bağlantısı Castro'nun söylediği yalanlar ve ara sıra izlettirdiği televizyon yayınlarıydı.
Michelle Knight esaretinin ilk yıllarında defalarca hamile kaldı.
Fakat Castro her seferinde onu acımasızca dövüp karnına vurarak haftalarca aç ve susuz bırakarak düşük yapmasına neden oldu.
Knight'ın anlattığına göre Castro onu kasten merdivenlerden atmak, kafasına ağırlıkla vurmak gibi yöntemlerle en az 5 bebeğini düşürmesine yol açtı.
Bu ölü doğumlar... daha sonra Castro'ya yöneltilen cinayet suçlamalarına da temel olacaktı.
Amanda Burry ise hamile kaldığında Castro doğuma izin verdi.
Noel günü 2006'da Burry'nin bir kız çocuğu evdeki küçük plastik bir çocuk havuzunun içinde hiçbir tıbbi destek olmadan doğdu.
Castro doğum sırasında Michelle Knight'ı zorla doğum görevlisi yaptı ve bebek ölürse seni de öldürürüm diye Bebek doğduğunda nefes almıyordu.
Knight panikle bebeğe suni teneffüs yaparak onun hayatını kurtardı.
Böylece küçük kız Jocelyn mucizevi biçimde hayatta kaldı ve bu evde annesiyle birlikte büyümeye başladı.
Castro dışarıya karşı Jocelyn'i herkese kız arkadaşımın önceki ilişkisinden olan kızı ya da Torunum diye tanıtıyor, kızı bazen dışarı çıkarıp annesinden ayrı olarak ailesine götürüyordu.
Joseph'in sayesinde evdeki tutsaklara zaman zaman daha yumuşak davrandığı anlar olsa da bu çocuk da o evde yıllarca bir tutsağın hayatını paylaştı.
Yıllar boyunca 3 kız hayatta kalma umudunu kaybetmemek için birbirlerine tutundu.
Castro genellikle onları ayrı odalarda tecrit etse de zamanla birbirlerinin varlığından haberdar olup dayanışma geliştirdiler.
En yaşlıları olan Michelle Knight'la en gençleri Gina de Jesus karanlık bir odayı paylaşarak dost oldular ve birbirlerini hayatta tutmaya çalıştılar.
Knight, Gina'yı korumak için Castro'nun şiddetine kendi bedenini siper etti.
Gina ise ağır dayaklar yüzünden ölmek üzere olan Knight'i iyileştirip hayata döndürdü.
Esirler uğradıkları zulmü ve hissettikleri çaresizliği Castro'nun izni olmadan tuttukları küçük günlük defterlerine yazdılar.
Bu günlük, bu günlük sayfaları, karanlık bir odada kilitli kalmak, savaş esiri gibi duvara zincirlenmek, bitmeyen dayaklar ve tecavüzler bir gün...
kaçma hayalleri kurmak gibi cümlelerle doluydu.
Yine de birbirlerine bir gün buradan canlı çıkacağız diye söz verdiler ve özgür kalma ümidini hep içlerinde yaşattılar.
Yıllarca dış dünyadan kopuk kaldılarsa da televizyonda haberleri izlerken ailelerinin onları aramaktan vazgeçmediğini görüp umutlandıkları anlar da oldu.
Hatta Amanda Burry esareti sırasında televizyon haberlerinden annesinin vefat ettiğini öğrenerek büyük bir acı yaşamıştı.
Tutsak kadınların çektiği fiziksel ve ruhsal acılar tarif edilemez boyuttaydı.
Ancak birbirlerine kenetlenerek hayatta kaldılar.
Ve doğru an geldiğinde kaçma cesaretini gösterecek kadar güçlüydüler.
6 Mayıs 2013 sabahı beklenmedik bir şekilde bu esir hayatı sona erdi.
O gün Castro evden ayrılırken dalgınlıkla evin iç kapısını kilitlemeyi unuttu.
Amanda Burry kapının iç taraftan kilitli olmadığını fark ettiğinde önce bunun bir tuzak olabileceğini düşündü.
Çünkü Castro daha önce sırf onları denemek için kapıları kasıtlı olarak aralık bırakıp kaçmaya kalkıştıklarında tutsakları acımasızca dövmüştü.
Fakat bu kez fırsat gerçekti.
Burry kapının ardından dış kapı kilitli olmasına rağmen olanca gücüyle bağırmaya başladı.
Çığlıklarını duyan bir komşu hemen yardıma koştu ancak İspanyolca dışında dil bilmediği için Burry ile iletişim kuramayıp oradan ayrıldı.
Ardından diğer bir komşu Charles Ramsey seslere geldi ve Burry'e kapının alt kısmını tekmeleyerek kırmayı önerdi.
İkisi birlikte kapının alt panelini kırıp küçük bir boşluk açmayı başardılar.
Amanda Burry yanındaki 6 yaşındaki kızı Joseline'i de alarak o delikten dışarı süründü ve özgürlüğe ilk adımını attı.
Polisi arayın. Bizi alıkoyan adam evde yok.
Buradan kaçtık diye seslenerek komşulardan telefon istedi.
Ramsey hemen 911'i ararken Burry de bir başka komşunun telefonundan operatöre tarihi çağrısını yaptı.
Yardım edin. Ben Amanda Burry.
Kaçırıldım. 10 yıldır kayıptım.
Şu an buradayım. Özgürüm.
Börü'nün çağrısıyla polis dakikalar içinde olay yerine ulaştı.
Devriye memurları silahlarını çekerek eve girdiklerinde karşılaştıkları manzara akıllara durgunluk veriyordu.
Üst kattaki loş koridorda aralık bir kapının ardından bakan Michelle Knight polisleri görür görmez koşarak kendini memurların kollarına attı ve defalarca beni kurtardınız diyerek onlara sarıldı.
Hemen ardından Gina Deasus da titreyerek odasından çıktı.
Şaşkınlık ve sevinç içinde polislere sarıldı.
İnanılmaz bir şekilde 11 yıldır ilk kez özgür kalan bu 3 kadın ve küçük Jocelyn hızla evden çıkarıldı.
Hepsi kontrol ve tedavi için hastaneye kaldırılırken haber kısa sürede tüm dünyaya yayıldı.
Cleveland sokaklarında adeta bayram havası esiyordu.
Komşular evin önünde toplanıp alkışlarla sevinç çığlıkları attı.
Araçlar kornu çalarak kutlama yaptı.
Bu mucizevi kurtuluş olayı yıllardır kayıp yakınlarını arayan ailelere umut aşılayan bir gelişmeydi.
Ariel Castro, tutsakların kaçıp polis çağırdığından habersiz bir fast food restoranında yakalanarak aynı gün akşamüstü gözaltına alındı.
Başlangıçta onunla birlikte tutuklanan iki kardeşinin olaya karışmadığı anlaşıldı ve onlar serbest bırakıldı.
Castro'nun evinde yapılan incelemede kurbanları pranga altında tutmak için kullandığı ipler, zincirler, kilitler ve benzeri birçok kanıt ele geçirildi.
Sorgusunda Castro, 3 kadını kaçırıp esir aldığını soğuk kanlılıkla itiraf etti.
bu suçların önceden planlanmadığını, o anki dürtülerle gelişen fırsat suçları olduğunu iddia etti.
Yakalanacağına aslında hep hazırlıklı olduğunu söyleyen Castro, kendini tam bir soğukkanlı ve seks bağımlısı olarak tanımladı.
Polis evde Castro'nun el yazısıyla kaleme aldığı bir intihar notu da buldu.
Bu notta Castro yakalanması halinde para ve eşyalarının kurbanlarına verilmesini vasiyet ediyordu.
Yıllarca işlediği suçların açığa çıkmasıyla birlikte Castro'nun sahte normal yaşamının ardındaki akıl dışı gerçek tüm dehşetiyle ortaya serilmişti.
Kurbanların kurtuluşu sonrası Ariel Castro hakkında hızla dava süreci başlatıldı.
İlk etapta Castro'ya 3 kadını ve Burry'nin küçük kızını alıkoyduğu için adam kaçırma ve onları yıllarca tecavüz ettiği için cinsel saldırı suçlarından toplam 7 ayrı itham yöneltildi.
Savcılar Castro'nun zorla sonlandırdığı hamilelikler nedeniyle ağırlaştırılmış cinayet suçlamasını ekleyerek idam cezası istemeyi planladıklarını açıkladılar.
Nitekim büyük jüri yalnızca Ağustos 2002 ile Şubat 2007 yılları arasındaki suçları kapsayan zaman aralığında ilk iddianamede 329 ayrı suç tespit etti.
Bunlar arasında döverek düşüğe zorladığı fetüslerin ölümünden dolayı cinayet suçları da vardı.
Soruşturma derinleştirildikçe ikinci bir iddianame hazırlandı ve Castro'nun toplam 977 farklı suç işlediği belgelendi.
512 kez adam kaçırma, 446 kez cinsel saldırı, 7 kez cinsel istismar, 6 kez ağır saldırı, 3 kez çocuk istismarı, 2 kez cinayet, Başta
tüm suçlamaları reddeden Castro bu deliller karşısında daha fazla direnemedi.
Savunma avukatlarıyla savcılık arasında varılan anlaşma sonucu idam cezasından kaçınmak isteyen Castro 26 Temmuz 2013'te hakim karşısına çıkarak hakkındaki 977 suçlamadan
937'sini kabul etti ve suçlu olduğunu beyan etti.
Bu itiraf pazarlığı sayesinde dava jürisi sonuçlandı.
Castro Kalan hayatını hapiste geçirmeyi kabul etmişti.
Mahkeme Castro'yu şartlı talihe imkanı olmaksızın müebbet hapis ve ek bin yıl hapis cezasına çarptırdı.
Ayrıca anlaşma gereği tüm mal varlıklarına el konuldu.
Kurbanların kabus yaşadığı o ev sembolik bir adım olarak 7 Ağustos 2013'te tamamen yıkıldı ve yerinde bugün boş bir arsa bulunuyor.
1 Ağustos 2013'teki karar duruşmasında Ariel Castro kendini aklamaya yönelik tuhaf bir konuşma yaptı.
Ben canavar değilim, sadece hasta bir seks bağımlısıyım diyerek yaptıklarını basitleştirmeye çalıştı.
Hatta kurbanlarına aslında iyi davrandığını, onların rızası varmış gibi cinsel ilişkiye girdiğini iddia edecek kadar ileri gitti.
Duruşmada söz alan Michelle Knight, Yıllardır içine biriktirdiği duyguları Castro'ya hitaben cesurca dile getirdi.
11 yılımı cehennemde geçirdim diyen Knight, şimdi senin cehennemin yeni başlıyor sözleriyle mahkeme salonunu dolduran herkesi gözyaşlarına boğdu.
Castro'nun yaptıklarının kendilerinde ömür boyu sürecek yaralar bıraktığını ama asla onları yok edemediğini söyleyen Knight, üçümüz hayatta kalmayı başardık, sen ise kaybettin diyerek sözlerini noktaladı.
Hakim Castro'ya verilen cezanın asla hafifletilemeyeceğini vurgulayarak duruşmayı sonlandırdı.
Böylece Ariel Castro 52 yıllık ömründe işlediği suçlar için hapiste çürüyecekti.
Ancak o adaletin tam tecelli etmesini beklemedi.
3 Eylül 2013'te yani cezaevine konulduktan yalnızca bir ay sonra hücresinde çarşafıyla kendini asmış halde bulundu.
Resmi kayıtlara intihar olarak geçen bu olay Castro'nun mahkumiyetini trajik bir şekilde noktalamış oldu.
Kurtarıldıktan sonra Amanda Burry, Gina Deasus ve Michelle Knight uzun süre gözlerden uzak kalıp aileleriyle zaman geçirdiler.
Temmuz 2013'te kamuoyuna bir video mesajı yayınlayarak kendilerine yıllarca destek veren herkese teşekkür ettiler.
Gina Deasus, Kamerada utangaç biçimde yalnızca teşekkür ederken sözü alan anne babası yıllarca yanlarında olan komşulara ve polislere minnettar olduklarını dile getirdi.
Üç tutsakta bu süreçte güçlenmeye çalıştıklarını, her geçen gün biraz daha iyileştiklerini vurgulayarak toplumdan özel hayatlarına saygı rica ettiler.
Kendilerinin birer kurban olarak değil hayatta kalanlar olarak görülmesini istediler.
Aradan geçen yıllarda Cleveland'ın bu mucize kızları zorlu bir rehabilitasyon sürecinin ardından hayatlarını yeniden kurmayı başardı.
Amanda Burry bir süre sonra korkularının üzerine gitmeye karar verdi ve kamuoyunun önüne çıkmaya başladı.
Hatta Cleveland'daki yerel bir televizyon kanalında Missing with Amanda Burry adlı günlük bir program yaparak hala kayıp olan kişilerin bulunmasına yardımcı oluyor.
Cinadesus'a 2018'de kuzeniyle birlikte Cleveland Kayıp ve İstismara Uğramış Kişiler Merkezi adında bir vakıf kurdu.
Sembolik bir jestle bu merkezi Castro'nun evinin bulunduğu sokakta, Seymour Avenue üzerinde açtılar.
Gina böylece kendi karanlık geçmişinin geçtiği yerde başkalarına ışık olmayı amaçladı.
Michelle Knight ise hayatında köklü değişiklikler yaptı.
İsmini Lily Rose Lee olarak değiştirdi.
Ohio'dan uzaklaşıp evlendi ve başına gelenleri anlattığı iki kitap yazdı.
Şimdi deneyimlerini paylaşarak benzer travmaları yaşayan insanlara umut aşılamaya çalışıyor.
Böre'nin esareti sırasında dünyaya getirdiği kızı Jocelyn, annesi ve teyzesi gibi gözlerden uzak, güvenli bir ortamda büyüdü.
2025 yılına geldiğimizde Jocelyn de annesinin kaçırıldığı yaştan 2 yaş büyük 18 yaşına basmış durumda.
Amanda Böre ve Gina DeSus, 2015 yılında birlikte kaleme aldıkları Umut, Cleveland'da Bir Hayatta Kalma Anısı adlı kitapla yaşadıkları dehşeti ve kurutuluş öykülerini tüm dünyayla paylaştılar.
Burry, esaretten kurtuluşlarının 10.
yılında verdiği bir demeçte artık hayatlarının normale döndüğünü ve geleceğe baktıklarını söylüyordu.
Gerçekten de onların hikayesi insan ruhunun en karanlık koşullarda bile pes etmeyip özgürlüğe ve umuda tutunabileceğinin yaşayan bir kanıt olarak tarihe geçti.
Bu podcast'ın sonuna geldik.
Bir başkasında görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
