
100 Yıllık Gizem - Bobby Dunbar'ın Gizemli Kayboluşu
9 Aralık 2021 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
23 Ağustos 1912'de henüz 4 yaşında olan Bobby Dunbar ailesiyle birlikte yaşadıkları yerde bulunan Swayze Gölü'nde balık tutmak için gitmişti.
Bir süre sonra ortadan kaybolan Bobby'nin annesi Leslie ve babası Percy arama çalışmalarına başladı.
Fakat çocuk adeta buharlaşıp yok olmuştu.
Gölün her tarafını aradıktan sonra polise çocuklarının kayıp olduğunu bildirdiler.
Gölün her noktası polisler tarafından da didik didik aranmıştı.
Bölgeye gelen araştırmacılar ve gönüllüler çocuğun göl tarafından yutulduğuna inanıyordu.
Aynı zamanda bu gölün içerisinde bulunan tüm timsahların mideleri bile açılıp bakıldı.
Gölün dibindeki balça saplanıp kaldığını da düşündüler bir ara.
Bu yüzden dinamit patlatılarak en azından Bobby'nin cansız bedenine ulaşmayı hedeflediler.
Yine de bir sonuca varılamadı.
Kaybolduğu gece gölün yakınından geçen tren raylarının etrafı da incelendi.
Burada bulunan tüm ayak izleri kanıt olarak alındı çünkü Bobby'nin kaçırıldığı düşünülmeye başlanmıştı.
Dunbar ailesi umudunu kaybetmiş gibiydi.
Polisler büyük bir azimle olayı soruşturmaya ve Bobby'i aramaya devam etti.
Nihayet 8 ayın sonunda Bobby olduğu düşünülen bir çocuk bulundu ve Dunbar çiftine teslim edildi.
Bu durumda her şey çözüme kavuşmuş gibi gözüküyordu ama öyle olmadı.
Bobby... William Cantwell Walters adında bir adamın yanında bulunmuştu.
Onun Bobby'i kaçırdığını düşündüler.
Hatta buna çok eminlerdi.
Walters Mississippi civarlarında yaşayan ve hayatını gezgin bir tamirci olarak sürdüren bir adamdı.
Bulunan çocuğun Bobby Dunbar değil Charles Bruce Anderson olduğunu söyledi.
Hatta annesini çok iyi tanıdığını, annesinin iş aramak için gittiğinde Bruce'u ona emanet ettiğini söyledi.
Bu sırada birlikte seyahat ediyorlardı.
Polis bu hikayeye hiçbir şekilde inanmadı.
Bulunan çocuğun Bobby olduğuna ve Walters'ın onu kaçırdığına neredeyse eminlerdi.
Bu yüzden Walters'ı hemen tutukladılar.
Çocuksa Dunbar ailesine yani Louisiana'ya geri gönderildi.
Bu olay tüm yerel medyanın da gündemindeydi.
Haliyle kulaktan kulağa dolaşan bir hikayeye dönüşmüştü artık.
Dunbar ebeveynlerinin çocukları tarafından teşhis edilmesi gerekiyordu.
Bazı insanlar Bobby olduğunu ve annesi Leslie'yi hemen tanıdığını iddia etti.
Gördüğü gibi anne diye sevinçle ona sarıldığını söylediler.
Kimileri ise çocuğun anne ile babayı tanımadığını hatta ağlamaya başladığını söylüyordu.
Gazeteler için çok ses getiren bir olaydı.
Her türlü iddiayı ve söylentiyi yazıyorlardı.
Bobby'nin kardeşleri de vardı.
Bir gazetenin yazdığına göre Bobby kardeşiyle karşılaştığında onu hiç tanımamıştı.
Ancak diğer kardeşe karşılaştığı kardeşinin ismini söyledikten sonra tanımıştı.
Bobby'nin gerçekte ne düşündüğü ve ne yaşadığı anlaşılamıyordu.
Sonuçta yalnızca çocuktu ve sadece 4 yaşındaydı.
Aileye kavuşma anının ertesi günü anne Leslie çocuğun kesinlikle kendi çocuğu olduğunu ve bunu anladığını belirtti.
Ona banyo yaptırmıştı ve boynundaki beni, vücudundaki izleri tanımıştı.
Onun olduğuna o kadar emindi ve sevinçliydi ki aman tanrı bu çocuk benimdi zaten diyerek bayılmıştı.
Bu sırada hapse giren Walters için işler çok daha kötüye gidiyordu.
Çünkü dava ciddileşmişti.
Walters kesinlikle çocuk kaçırdığını inkar ediyordu.
Hatta Leslie'ye bir mektup da yazdı.
Ona çok büyük bir hata yaptıklarını söyledi.
Ona göre bu hata yüzünden kendi hayatı da alt üst olmuştu.
Davanın iyice karmaşık hal almaya başladığı anda...
Sahnede önemli birisi belirdi.
Walters'ın söylediği gibi asıl adı Charles Bruce Anderson olan çocuğun gerçek annesi Julia Anderson iş aramak için gittiği yerden geri döndü.
Hatta olayları gazeteler sayesinde öğrenmişti.
Julia Bobby'nin kendi çocuğu olduğunu söyledi.
Polisin bu kadar takip edilen ve yerel medyanın gündeminde olan bir davaya ilişkin tüm iddiaları ciddiye alması gerekiyordu.
Bu yüzden çocuk hemen Julia ile karşı karşıya getirildi fakat tek başına değil.
Julia sonuçta bir yalancı da olabilirdi hatta belki de Walters'ın suç ortağı.
Polis Julia'nın kendi çocuğunu teşhis edebilmesi için birden fazla benzer çocukla karşı karşıya getirdi.
Çocuklardan hiçbirisi Julia'ya karşı bir tepki vermedi.
İşin ilginç yanı Julia'da hiçbir çocuk bu benim oğlum diyemedi.
Kimilerine göre çocuklardan biri yani Bobby olarak bilinen Bruce gerçekten Julia'nın oğluydu.
Fakat şu an zengin bir ailede Dunbar'ların yanında mutlu olduğu için hiç sesini çıkarmamıştı.
Julia zaten iş aramak için ortada yoktu yani Dunbar'ların yanında fakir biri sayılırdı.
Bu yüzden onlarla mahkemede savaşacak kadar da güçlü değildi.
Ertesi gün Julia çocuğunu tanıyabilmesi için fiziksel olarak daha yakından bakma şansı verildi.
Julia çocuğu iyice inceledi ve bu kez kendi çocuğu olduğuna emin olduğunu söyledi.
Fakat Julia'nın evlilik dışı 3 çocuğu daha olduğu ve hatta ikisinin öldüğü ortaya çıkınca hakkında olumsuz bir kanı oluştu.
Belki de Julia ölen çocuklarının yerine yenisini koymak için böyle bir yol bulmuştu.
Kendi çocuğu olduğuna emin olsa da baskılara da daha fazla dayanamayarak Kuzey Carolina'ya geri dönmeye ikna oldu.
Daha sonra Walters'ın çocuk kaçırmayla ilgili Walters'ın lehine ifade verebilmek için Louisiana'ya geldi.
Davada Bobby kaybolmadan önce de Walters'ı yanında çocukla gören insanların ifadelerine rağmen Walters suçlu bulundu ve çocuk ömrünün geri kalanını Bobby olarak geçireceği Dunbar ailesine
son kez kesinlikle verildi.
Walters'ın lehine ifade veren kimse umursanmıyor gibiydi.
Tam da kendisinin mektupta yazdığı gibi hayatı altüst olmuştu.
Walters çocuk kaçırma suçundan 2 yıl hapis yattıktan sonra eski hayatına Ve işine geri dönebildi.
1930'larda da yaşamını yitirdi ve ölene kadar masum olduğunu söyledi.
Julia için ise başka bir şans kalmamıştı.
Mecburen hayatına devam etmeliydi.
Çocuğu elinden alınmıştı.
Kendisine yeni bir hayat kurmaya karar verdi.
Mississippi, Poplarville'de yaşamaya başladı.
Burada kendine yeni arkadaşlar edindi.
Kasabanın kilisesindeki işlere yardım edip hemşirelik ve ebelik yaptı.
Evlendi ve 7 çocuğu daha oldu.
Ama bütün bunların hiçbiri çalınan çocuğunu unutturmadı.
Bu kalabalık ailesine de geçmişine de neler olduğunu ve kardeşlerinin nasıl çalındığını anlattı.
Ailedeki herkes Dunbar ailesine düşman kesildi.
Ve onlara karşı kinle büyüdü.
Hatta muhtemelen intikam duygusuyla.
Bobby Dunbar olarak hayatına devam eden çocukla büyüdü ve evlendi.
Dört çocuk sahibi oldu.
Mutlu bir hayat yaşamıştı.
Oğullarından birinin adını da Bob Dunbar Junior koydu.
1966 yılında ise Bobby Dunbar hayatını kaybetti.
Aradan uzun yıllar geçti.
1940'lı yıllarda Julia'nın çocukları Bobby ya da Bruce'un kendilerini birkaç kez ziyaret ettiğini ve konuşmaya geldiğini söyledi.
Daha sonraları Bobby'nin çocukları aileci gittikleri Poplarville'de Anderson ailesini ziyaret ettikleri bir sırada babaları Bobby'nin kendilerine bunlar beni almaya gelen insanlardı dediğini
söyledi. Bir insan neden çocuklarını anne ve babası için beni almaya gelen insanlardı derdi.
Babinin çocuklarından bir tanesi küçükken babasıyla yaptığı bir konuşmayı anlattı.
Babasına kim olduğunu bilip bilmediğini sormuştu.
Babası ise ona ben kim olduğumu biliyorum ve senin de kim olduğunu biliyorum.
Gerisi benim için önemli değil diye söylemişti.
Yıllar geçmiş olsa da babinin ailesi gerçekleri ve onun kim olduğunu bilmek istiyordu.
Bu gizem çözülmeliydi.
Aradan neredeyse bir asır geçmişti.
2004 yılına geldiğimizde Bob Dunbar Jr.
bu gizeme son vermek için bir DNA testi yapılmasına ikna oldu.
Testi ailesinin geçmişini çözmeye çalışan Margaret Dunbar istiyordu.
Onun içinde bulunduğu bir proje haline dönüşmüştü.
Margaret Bob Dunbar Jr.'ın kızıydı.
Yani Bobby Dunbar'ın torunuydu.
Aklındaki soruların cevabını bulmalıydı.
Test için Bob'ın DNA'sıyla Bobby Dunbar'ın küçük kardeşinin oğlu Alonzo Dunbar'ın DNA'sı karşılaştırılacaktı.
Testin sonucu gerçeği ortaya çıkardı.
Bob'ın ve Bobby Dunbar olarak yaşayan ve ölen kişinin Dunbar ailesiyle hiçbir akrabalığı yoktu.
Muhtemelen Julia Anderson ve William Walters'ın iddia ettiği her şey doğruydu.
Yanlış çocuk bulunmuştu ve aslında Charles Bruce Anderson ismindeki bir çocuk bambaşka bir kimlikle yaşamıştı.
Julian'ın çocuğu resmen çalınmıştı ve Walters'ın hayatından da 2 sene çalınmıştı.
Şu an Bobby olarak yetiştirilen çocuğun varisleri kendilerini hala Dunbar ailesinin bir üyesi olarak görüyorlar.
Çünkü kan bağıyla bağlı olsunlar veya olmasınlar sahip oldukları tek aile bu.
Peki 1912 yılında o gölde kaybolan ve adeta buharlaşan gerçek Bobby Dundur'a ne olmuştu?
Cizemini hala koruyan bu olayla ilgili öne çıkan birkaç teori vardı.
Birincisi Bobby'nin o gün göle düştüğü ve timsahlar tarafından yendiğiydi.
İkincisi ise Bobby'nin ailesi tarafından öldürüldüğüydü.
Muhtemelen öldürüldükten sonra yakalanmamak için çocuklarının kaybolduğunu söylemişlerdi.
Planları bozulmasın diye de Bruce'u kullanmışlardı.
Polis trenin yakınında bir adamın adımlarının izlerini bulduğunu iddia etti.
Ve çevredeki insanlardan Bobby'i taşıyan gizemli bir adam gördüğünü iddia eden tanıklar da vardı.
Ama hepsi asılsız çıkmıştı.
Bobby Dunbar'ın kayboluşunun ardından ne olduğu hala bir sır olarak günümüze kadar geldi.
Gerçek Bobby'e neler olduğu ve nasıl ortadan kaybolduğu hala gizemini koruyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
