
Mükemmel olmak için beklerken zamanin geçtiğinin farkında mısın?
Transkript
Merhabalar, podcast kanalıma hoş geldiniz.
Ben Özlem. Bu ilk bölümde biraz mükemmelliyetçilik ve erteleme üzerine konuşmak istedim.
Tamamen kendimden yola çıkarak.
Bağlantıyı daha sonra birlikte kuracağız ama önce bir giriş yapalım.
Hayatta çoğu zaman başlamadan önce her şeyin hazır olmasını bekleriz.
Doğru zaman, doğru bilgi, doğru ekipman, doğru ruh hali.
Ama bu bekleme hali bizi bazen hareketsizliğe iter.
Peki bir şeyi mükemmel yapmak için beklerken aslında hayatın ilerlediğini fark ediyor muyuz?
Kaç kez bir fikri erteledik?
Kaç kez henüz hazır değilim dedik?
Madem mükemmel olmak için bekliyoruz, nedir bu mükemmelliyetçilik?
Önce kısa bir tanımına bakalım.
Mükemmelliyetçi yaptığı işlerde kendisinde veya çevresinde kusursuzluğu arayan, en yüksek standartları hedefleyen ve ufak bir pürüzde rahatsız olan kişidir.
Hata yapmaktan korkan, ayrıntılara takılan ve çoğu zaman hedeflerine ulaşılmaz yüksekte belirleyen, yararsız, zararlı mükemmelliyetçilik yaşayan kişi olarak da tanımlanabilir.
Tabii bu kişinin hayatını zorlaştıran bir özellik.
İnsanı dolandıran bir tarafı da var.
Şunu düşünmemizi sağlıyor.
Bizi mükemmelliyetçiliğimiz sayesinde başarılı olduğumuza inandırıyor.
Biz de kanıyoruz. Mesela birey postayı göndermeden önce 10 kez okumak.
Bunu ben arada yapıyorum.
Bir üst birime mail atmam gerekiyor.
Tamam, zaten asgari düzeyde yazım dilini kullanıyorum.
Ama orada o kadar yanlış olmamasına odaklıyım ki, yazı tipi doğru mu, satır başı için gereken boşluk bırakıldı mı, fazla mı uzun oldu diye düşünürken yarım saat geçmiş ve meyili atamamışım.
Tabii bu gecikmeden kaynaklı stres seviyem de oldukça yükseliyor.
Ya da bir projeyi mükemmel olması için zamanında teslim edememek, bir ödevi tam bitiremediğini düşünerek teslim etmekten kaçınmak.
Ev alan temizliği konusunda kendinden başka kimseye güvenmemek.
Evin sürekli temiz olması gerektiğini düşündüğünden misafir davet edememek.
Davet etsen de misafir gelmeden önce her yeri temizlemekten helak olmak.
Mükemmelliyetçilerin özelliklerine de biraz bakacak olursak kaygılı olmaları, başarısızlık kaygısı, diğerlerine hayal kırıklığına uğratma kaygısı, başarısız olduğumuzda diğerlerinin bize bakışının değişeceği kaygısı
ve bütün bunların önüne geçmenin yolunun mükemmelliyetçilikten geçmesine inanmak.
Bu özelliklerin aslında çocukluktan geldiğini görebiliyoruz değil mi?
Beklentisi yüksek bir anne babanın çocuğuysanız, başarısızlık bir sorun oluyorsa, her zaman karşılaştırıldığınız ya da kendinizi daha iyisi olduğunuzu göstermek durumunda kaldığınız bir kardeşiniz varsa ve
çocuksunuz, annenizin babanızın gözünde daha çok sevilmenin uslu, kurallara uyan, başarılı bir öğrenci olmaktan geçtiğini gördüyseniz, hele de öğretmeniniz de sizden beklentileri buysa, evet artık
siz mükemmelliyetçili bir insanın farkında olmadan dönüşüyorsunuz.
Mükemmelliyetçi kişi kendisine yüksek standartlar belirler.
O yüksek standartlara ulaşmak için çaba sarf eder.
Ve bunu yaparken de kendisine karşı hep eleştirel bir tutum içerisindedir.
Kendisine esnek davranmaz, affetmez, hata toleransı yok.
Yani kıyıcı bir tutum var.
Öz şefkati eksik.
Çünkü kusursuzluk arayışı var.
Aslında gerçekçi olmayan bir şeyi bekliyor.
Kusursuzluk ve hatasızlık.
Bu zaten doğaya aykırı.
Mükemmel iyinin düşmanıdır.
Bunu unutmayalım. Ve işini iyi yapmak ve mükemmelliyetçiliği de karıştırmamak gerek.
Ne getirdiği zorluklar?
Mükemmelliyetçilik kaçınma getiriyor.
Yeni bir şey öğrenmeyi engelliyor.
Yeni bir dil öğrenecekseniz bir topluluk içerisinde ilk derslerde yanlış telaffuz edilen bir kelimeyle gelen gülüşmeler bu son dersiniz olur.
Ya da enstrüman çalacaksınız.
Kemena ilk derste yanlış tuttunuz.
Ve siz çıkaramadınız. Bir daha elinize almayabilirsiniz.
Tabii öz şefkat eksikliği de var.
Kendinizi acımasızca eleştiriyorsunuz.
Kendinize deneme hakkı vermiyorsunuz.
Yanılabilirim de diyemiyorsunuz.
Başlamamayı da getiriyor.
Yani erteleme. Tim Urban TEDx konuşmasında şöyle ele almış konuyu.
Bu arada eğlenceli bir dille de anlatmış.
Siz de bakabilirsiniz. Erteleme konusu da incelerken sürekli erteleyen birinin beynini mercek altına alıyor.
Ortada bir proje var ve bunun belirli bir teslim tarihi var ve beyinde bir mantıklı karar verici var.
Tabii bu mantıklı karar vericimizin bir iş takvimi var.
İş adımları, tarihleri gayet belli.
Her şey yolunda. Ama bir de anlık haz maymunumuz var.
Yoldan çıkarıcı. Ya yeni çıkan reisleri izlemek istiyor ya da bir seyahat videosunda kapılıyor, ortamdan koşarak uzaklaşıyor.
Ya gidiyor buzdolabını açıyor, abur cubura düşüyor ya da YouTube sarmalına giriyor.
Gün ve günler böylece projede hiç ilerleme kaydetmeden akıp gidiyor.
Anlık haz maymunu tamamen şu anda yaşar.
Geçmişe ait anısı, geleceğe dair bilgisi yok.
Sadece iki şeyi umursuyor, rahatlık ve eğlence.
Peki bu gelişmiş medeniyette günümüz için mümkün mü?
Tabii ki hayır. Mantıklı karar verici ve anlık haz maymunda bu çelişkiler içerisindeyken ve zaman daha hızla akıp teslim tarihi yaklaşmışken yani tam bir kriz zamanında ortaya çıkan
panik canavarı kontrolü ele alıyor.
Çoğu zaman uykuda panik canavarımız.
Ne zaman rezil olma, kariyer endişesi ortama sızdığında aniden uyanıyor.
Az maymununu dehşete düşüren tek şey.
Yani 3 karakterli bir durum erteleyicinin sistemini oluşturuyor.
Evet teslim tarihi belli ise panik canavarı ortaya çıkıyor.
Her şeyi yoluna koyuyor.
Hatta başarılı bir sonuçta bile bitirebiliyor süreç.
Peki ya ortada bir teslim tarihi yoksa?
Uzun vadeli bir durumsu olay.
Sürekli haz maymununun elinde mi olacak ipler?
ve hiç ilerlemeyen işlerle zaman geçecek mi?
Bu ne getiriyor biliyor musunuz?
Kaygı, endişe, huzursuzluk, ansiyete ve mutsuzluk.
Gelelim bana. Artık düşüncelerimi daha fazla kişiyle paylaşmak istediğimi fark ettiğim zaman bir podcast kanalı aracılığıyla bu fikrimi hayata geçirebilirim dediğim zaman neredeyse bir yıl önceydi.
Zaman geçtikçe cesaretim de azalıyordu, farkındaydım.
Bugün artık ben, mükemmel başlangıç diye bir şey yoktur ama geç kalınmış başlangıç vardır dedim.
Ve karşınızdayım. Harekete geçin.
Siz de harekete geçin.
Düşünüyorum beni harekete geçiren şey neydi ya da ne zaman geçmeliydi?
Evet, bu fikrin beni heyecanlandırdığı ilk ana dönmek beni harekete geçirdi.
Victor Hugo da yıllar sonra yazdığı eserin klasik olacağını bilse o da mükemmel olması gerektiğini düşünerek erteleyebilir.
Hatta belki de o cesareti hiç kendisi de bulmadan gaz geçebilirdi.
Ama o yaklaşık 16 yıl süren bu süreçte her gün yazdı.
Bazen defalarca, bazen de tek kelime.
Yazmayı küçük notlar alırken öğrenmek.
Podcast yapmayı yaparak öğrenmek.
Enstrüman çalmayı notalarıyla öğrenmek.
Resim yapmayı belki de kalem tutarak öğrenmek.
Sonuçta mükemmellik bir başlangıç noktası değil, bir süreç.
Buradaki önemli nokta küçük adımlarla başlamak.
Ne olursa olsun. Bir süreklilik hali.
Deneme yanılma. İlk kayıt kötü olabilir.
İlk video mükemmel olmayabilir.
İlk resim kusurlu olabilir.
Ama yol alırken gelişiriz.
Unutma ki gelişim doğal bir süreç.
Hayatın her alında şahit olduğumuz gibi.
Bu süreci yaşama hakkı verelim kendimize.
Ve hata mı yapıyoruz bu süreçte?
Olsun. Gelişim yapılan hatalarla olur.
Belki de mükemmellik kusursuzluk değil.
Gelişmeye devam etmektir.
Eminim bugün mükemmel değilim.
Ama bugün başlarsam yarın çok daha iyi olurum.
Ve sana bir soru. Sen neyi mükemmel olmayı için erteliyorsun?
İlk bölümün sonuna geldik.
Ben de yere ayrı. Buna eşlik ettiğiniz için size çok teşekkür ederim.
Sevdiyseniz Instagram'da etiketleyerek ve sevdiklerinizle paylaşarak beni çok mutlu edersiniz.
Tekrar görüşmek üzere.
Sevgiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
