
İç pusulan ile yönünü bulma yolculuğu
Transkript
Merhabalar, podcast kanalıma hoş geldiniz.
Ben Özlem. Bugün birlikte kuzeyimizi bulmak için adım atacağız.
Hiç hayatında ne yaptığını bilmediğin bir dönem oldu mu?
Hani dışarıdan bakınca her şey yolunda gibi görünüyor ama içten içe bir şeyler eksik.
Bir boşluk vardır ya adını koymadığın bir huzursuzluk.
Sabah uyanırsın, gün başlar.
Okula ya da işe gitmişsindir.
Dersler ya da mesai başlamıştır.
Önünde uzun bir yapılacaklar listesi.
Tik ata ata ilerlemişsin.
Yapılacaklar yapılmış ve akşam olmuştur.
Ama içinde garip bir his.
Ben bugün gerçekten yaşadım mı?
İşte tam o anlarda çoğumuz şunu düşünürüz.
Benleri de yanlış yaptım.
Ama belki de soru bu değil.
Belki de mesele yanlış yapmak değil.
Kuzeyini henüz bulamamış olmak.
Kuzeyini bulmak. Bu ifade ilk duyduğunda biraz soyut gelebilir.
Ama aslında hepimizin hayatında bir karşılığı var.
Kuzey dediğimiz şey senin değerlerin.
Senin gerçekten istediğin şeyler.
Ve en önemlisi senin gerçekten kim olduğun.
Yani bir nevi iç pusula.
Ama çoğumuz bu iç pusularla yaşamıyoruz.
Daha doğrusu yaşamayı unutuyoruz.
Çünkü bize küçük yaşlardan itibaren bir şey öğretiliyor.
Doğru yolu seç. Ama kimse şunu söylemiyor.
Doğru yol kime göre?
Bir düşün. Hayatında yaptığın seçimlerin kaçı gerçekten sana ait?
Seçtiğin bölüm, yaptığın iş ya da kurduğun hayat.
Gerçekten senin istediğin için mi?
Yoksa sana mantıklı geldiği için mi?
Bazen fark etmeden başkalarının kuzeyine göre yaşamaya başlıyoruz.
Ailenin beklentisi, toplumun çizdiği sınırlar, başarılı olmanın tanımı ve bir noktada kendi sesimiz arada kayboluyor.
Sahi, nerede sesimiz?
Ne zamandır duymuyoruz onu?
Neden bu kadar kısık ve güçsüz çıkıyor?
Hepimizin olduğu gibi benim de hayatımda öyle bir dönem vardı.
Dışarıdan bakınca her şey yolunda ama içimde sürekli aynı soru dönüyor.
Bu mu yani? Yanlış bir şey yapmıyordum.
Her şey olması gerektiği gibi ilerliyordu.
Ama doğru yerde de hissetmiyordum.
Ve işin garibi de şu.
Ne istediğimi de tam olarak bilmiyordum.
İşte o an anladım. Bazen soru yanlış seçimler yapmak değil.
Hiç kendine sormamış olmak.
Ben ne istiyorum? Bu soruyu kendime sorduğumdan beri iç sesim artık daha güçlü.
Ses daha net duyuluyor.
Ve ben o soruyu sorduğumdan beri mikrofonun başına geçiyorum.
Düşüncelerimi, bana hissettirdiklerini sizlerle paylaşıyorum.
Senin istesin ne diyecek?
Seni nerelere götürecek?
Sen merak etmiyor musun bunu?
Peki neden zor kuzeyimizi bulmak?
Çünkü sürekli kıyas halindeyiz.
Sabah uyanıyorsun, telefonu eline alıyorsun ve herkes bir yerlere varmış gibi.
Birisi kariyerinde yükselmiş, birisi evlenmiş, birisi dünyayı geziyor.
Ve sen fark etmeden şunu düşünmeye başlıyorsun.
Ben geride miyim? Ama kimse sana şunu söylemiyor.
O gördüğün hayat, onların kuzeyi, seninki değil.
Bir diğer meseleye onay ihtiyacı.
Hepimiz sevinmek istiyoruz.
Kabul edilmek, takdir edilmek istiyoruz.
Ve bazen bunun için kendi yönümüzden sapıyoruz.
Çünkü içten içe şunu düşünüyoruz.
Eğer kendi istediğim yolu seçersem ya kabul edilmezsem?
İşte bu noktada kendi kuzeyini bırakıp daha güvenli görünen yollara yöneliyorsun.
Ve bir de hız meselesi var tabii.
Her şeyin çok hızlı olduğu bir çağdayız.
Hızlı başarılar, hızlı kararlar, hızlı hayatlar.
Ama yön bulmak hızlı bir şey değil.
Hayatta çoğu zaman yavaşlamadan yönünü bulamazsın.
Çünkü kendi sesini duymak için önce gürültüyü kısmak gerekir.
Tam da burada Carl Jung bu fikri çok anlamlı geliyor bana.
Jung der ki insan kendini tanımadan bütün olamaz.
Bahsettiği kavramlardan biri de gölge.
Yani kendimizde görmek istediğimiz, bastırdığımız yönler.
Ama işin ilginç tarafı şu.
Biz çoğu zaman yönümüzü en çok kaçtığımız yerlerde buluruz.
Belki de yapmak istediğin ama ertelediğin şey.
Tam olarak senin kuzeyindir.
Ama korktuğun için oraya bakmamayı seçiyorsun.
Şimdi sana küçük bir soru.
Şu an hayatında gerçekten sana ait olan ne var?
Bir düşün. Ama gerçekten düşün.
Bugün yaptığın şeyler 5 yıl önceki senin hayalin miydi?
Yoksa başkalarının senin için uygun gördüğü bir hayat mı?
Bu noktada aklıma simyacı geliyor.
Santiago'nun hikayesini hatırlarsın.
Bir yolculuğa çıkar. Ama aslında bu yolculuk sadece fiziksel değildir.
Kendi kişisel menkıbesini bulma yolculuğudur.
Yani herkesin içinde bir yön vardır.
Ama onu bulmak için konfor alanından çıkmak gerekir.
Çünkü kuzey çoğu zaman alıştığın yerde değildir.
Ve bir de tabii ki insanın anlama yarışı.
Frank, hayatın en zor koşullarında bile insanın yönünü kaybetmek zorunda olmadığını söyler.
Çünkü anlam dış koşullardan bağımsızdır.
Yani her şey kontrolünden çıkmış olsa bile neden yaşadığını biliyorsan yolunu kaybetmezsin.
Belki de kuzey dediğimiz şey tam olarak budur.
Bir neden. Belki de bugüne kadar kendine yanlış soruları sordun.
Ne yapmalıyım yerine, ne istiyorum demek yerine, ne doğru görünür diye sordun.
Ama artık bugün küçük bir değişiklik yapabilirsin.
Kendine şu soruyu sor.
Ben gerçekten neyi istiyorum?
Cevap hemen gelmeyebilir.
Bu çok normal. Çünkü yıllardır susturduğun sesi bir anda duymayı bekleyemezsin.
Bu bir süreç. Bazen kaybolarak ilerlediğin, bazen durarak öğrendiğin bir süreç.
Kuzeyini bulmak bir anda olan bir şey değil.
Ve belki de en önemlisi cesaret isteyen bir süreç.
Çünkü kendi yolunu seçmek her zaman kolay değildir.
Bugün hayatını tamamen değiştirmene gerek yok.
Sadece kendini biraz daha dürüstçe dinlemen yeterli.
Biraz daha yavaşlamak, biraz daha sorgulamak ve biraz daha kendine yaklaşmak.
Çünkü belki de kuzeyin hiç kaybolmadı.
Sen sadece bir süreliğine başka yönlere bakıyordun.
Ve şimdi yeniden kendine dönme zamanı.
Bölüm sonuna geldik.
Bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
Eğer sevdiyseniz Instagram'da etiketleyerek ve sevdiklerinizle paylaşarak beni mutlu edersiniz.
Tekrar görüşmek üzere.
Sevgiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
