
Hayat her zaman düz bir çizgide gitmez; bazen tökezler, bazen de boylu boyunca düşeriz. Ama asıl hikaye düştüğümüzde değil, üzerimizi silkeleyip ayağa kalktığımızda başlar.
Transkript
Düştüysek kalkarız bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümde biraz daha kişisel bir yerden konuşacağım.
Çünkü ben bu yıl büyüdüğümü anladım.
36 yaşında artık büyüdüğünü anlayan bir özlem.
Aslında insanın büyüdüğünü ne zaman anladığını bilmiyorum.
Belki yaşla hiçbir ilgisi yok.
Belki bazı şeylerin başımıza gelmesi gerekiyor.
Çünkü her şey yolundayken, ortada hiçbir sorun yokken insan bunları pek düşünmüyor.
Hayatı yaşıyor, günleri geçiriyor, işe gidiyor, arkadaşlarıyla buluşuyor.
Kitap okuyor, kahvesini içiyor, zaman su gibi akıp gidiyor.
Her şey o kadar normal geliyor ki aslında ne kadar güzel olduğunun bile farkında olmuyorsun.
Ta ki bir şeyler ters gitmeye başlayana kadar.
Bir şeyler planlandığın gibi olmadığında, kontrolünün dışında geliştiğinde, birkaç şey aynı anda üst üste geldiğinde.
İşte o zaman kendine başka sorular sormaya başlıyorsun.
Ben şimdi ne yapacağım?
Bu kadar yorulmuşken nereden başlayacağım?
İçimde eskiden olduğunu bildiğim o gücü nereye koydum?
Ve belki de en önemlisi insan düştüğünde yeniden kalkacak gücü nereden buluyor?
Ben bu yıl biraz bunları düşündüm.
Bazen insanın hayatına tek bir şey ters gitmiyor.
Birkaç şey aynı anda oluyor.
Ve bir noktada artık bunu nasıl çözeceğim sorusundan önce ben bunun altından nasıl kalkacağım diye düşünmeye başlıyorsun.
Benim için düşmek biraz böyle bir şeydi.
Her şeyin kontrolümde olduğunu düşündüğüm bir yerden.
Aslında hiçbir şeyi tam olarak kontrol edemediğimi fark ettiğim bir yere gelmek.
Ve sanırım büyümek de biraz burada başlıyor.
Çünkü çocukken güçlü olmak hiçbir şeyden korkmamak gibi geliyor.
Ama büyüdükçe anlıyorsun ki güçlü olmak korkmamak değil.
Korkarken devam edebilmek.
Yorulurken devam edebilmek.
Bazen yardım istemek.
Bazen ben bunu tek başıma yapamıyorum diyebilmek.
Ve hatta bazen sadece bugün için ayağa kalkabilmek.
Bran Brown'un Rising Strongs kitabında çok sevdiğim bir fikri var.
Düştüğümüzde hemen ayağa kalkmamız gerektiğini söylemiyor.
Önce düştüğümüzü kabul etmemiz gerektiğini söylüyor.
Yani yaşadığın şeyi yok saymadan ben iyiyim hiçbir şey olmadı demeden önce gerçekten ne hissettiğine bakmak.
Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bazen güçlü görünmeye çalışırken kendimize karşı çok acımasız olabiliyoruz.
Daha ne kadar üzüleceksin?
Artık toparlanman gerekmiyor mu?
Herkes hayatına devam ediyor.
Sen neden edemiyorsun?
Oysa belki de bazen kendimize söylememiz gereken şey çok da basit.
Evet şu anda zorlanıyorum.
Ve bunun utanılacak hiçbir tarafı yok.
Çünkü düşmek başarısız olduğun anlamına gelmiyor.
İnsan olmanın bir parçası.
Bir de Kelly McGainilk stres üzerine yaptığı çalışmalardan Upside of Stress kitabından çok etkilenmiştim.
Stresi yalnızca hayatımızdan çıkarmamız gereken bir düşman olarak görmek yerine Onunla kurduğumuz ilişkinin de önemli olduğunu söylüyor.
Bu bana şunu düşündürdü.
Yaşadığımız her zorluk bizi kırmak için gelmiyor olabilir.
Ama burada çok önemli bir ayrım var.
Bu, başımıza gelen her kötü şey aslında harika bir şeydir demek de değil.
Hayır. Bazı şeyler gerçekten sadece zordur.
Bazı dönemler gerçekten yorucudur.
Bazı kayıpların, bazı hayal kırıklıkların hemen bir anlamını bulamayız.
Ama yaşadığımız şeyin bizi nasıl değiştireceği konusunda bazen bizim de bir payımız var.
Belki aynı insan olarak çıkmıyoruz o dönemlerden.
Belki daha dikkatli, daha sakin, daha seçici, daha güçlü ve belki en önemlisi kendimizi daha iyi tanıyarak çıkıyoruz.
Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı kitabı da bu noktada aklıma geliyor.
Frankl'ın düşüncesinin İnsanın çok zor koşullarda bile hayatına bir anlam ve neden bulabilmesi için çok önemli olduğunu biliyorum.
Ve ben bu yıl gücüm nerede sorusunu sorarken aslında başka bir soru sormamın gerektiğini fark ettim.
Ben neden devam etmek istiyorum?
Çünkü bazen bizi ayağa kaldıran şey güç değil, bir neden.
Sabah kalkmak için bir neden.
Bir işi bitirmek için bir neden.
Bir kitabı tamamlamak için bir neden.
Bir podcast hazırlamak için bir neden.
Bir gün daha denemek için bir neden.
Belki o neden çok büyük olmak zorunda değil.
Bazen sadece yarın sabah içeceğin kahvedir.
Bazen okumak için istediğin bir kitaptır.
Bazen görmek istediğin bir şehirdir.
Bazen sevdiğin bir insandır.
Bazen de henüz tanışmadığın gelecekteki halindir.
Ve ben galiba bu yıl bunu öğrendim.
Güç sandığım yerde değilmiş.
Güç her şeyi kontrol edebilmek değilmiş.
Her şeyi tek başına çözmek hiç değilmiş.
Bazen güç yardım istemekmiş.
Bazen borçlu olduğu birine değil destek istediğin birine dönüşebilmekmiş.
Bazen ben bunu hallederim demek yerine şu anda biraz yardıma ihtiyacım var diyebilmekmiş.
Bazen de bütün hayatını bir anda düzeltmeye çalışmak yerine sadece bugünü kurtarmakmış.
Bugün kalk. Bugün işe git.
Bugün bir şey ye. Bugün biraz yürü.
Bugün sevdiğin bir şarkıyı aç.
Bugün bir sayfa kitap oku.
Ve yarın tekrar düşünürsün.
Belki de hayatın en zor dönemlerinde kendimize yaptığımız en büyük haksızlık bir an önce eski halimize dönmeye çalışmak.
Ben artık eski özleme dönmek istemiyorum.
Çünkü eski özlem bunların hiçbirini bilmiyordu.
Şimdi biliyorum. Hayatın her zaman yolunda gitmeyeceğini biliyorum.
Bir plan yaptığında her şeyin plana uygun ilerlemeyeceğini biliyorum.
Bazen çok çalışmanın bile yetmeyeceğini biliyorum.
Bazen çok sevmenin yetmeyeceğini de biliyorum.
Ve bütün bunlara rağmen hayatın devam ettiğini de biliyorum.
Belki büyümek tam olarak budur.
Artık hiç düşünmeyeceğini düşünmek değil, düştüğünde ne yapacağını öğrenmek.
Kendine kızmadan, kendinden utanmadan, ben neden böyle oldum diye kendini hırpalamadan.
Önce yerde olduğunu kabul etmek, biraz dinlenmek, etrafına bakmak, gerekirse birinin elini tutmak, sonrası yavaş yavaş ayağa kalkmak ve belki eskisi kadar hızlı yürüyemesen bile
yürümeye devam etmek.
Çünkü hayat bazen bizden koşmamızı istemiyor.
Sadece devam etmemizi istiyor.
Ben bu bölümü kendime de küçük bir hatırlatma olarak yapmak istedim.
Eğer şu anda sen de hayatının bir yerinde düştüğünü hissediyorsan, belki her şey üst üste gelmişse, belki ne yapacağını bilmiyorsan, belki eskiden sahip olduğun enerjiyi kaybetmiş gibi hissediyorsan,
önce kendine şunu söyle.
Şu anda zorlanıyor olabilirim ama bu burada kalacağım anlamına gelmiyor.
Çünkü bazı şeylerin düzelmesi zaman alacak.
Bazı yaraların iyileşmesi zaman alacak, bazı hayallerin gerçekleşmesi zaman alacak ama zaman geçecek ve sen o zamanın içinden yeniden güçleneceksin.
Bugün değil, yarın da değil ama bir gün dönüp bugüne baktığında ben buradan da çıkmışım diyeceksin.
O yüzden bugünlük sana söylemek istediğim tek şey şu, düşmüş olabilirsin ama hikayenin sonu değil.
Çünkü düştüysek kalkarız.
Yeni bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
