
Zor Zaman Tavsiyeleri 5: İşe Yarar Hissetmediğinde
15 Aralık 2025 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Zor zaman tavsiyeleri serisinin bu bölümünde hepimizin bazen boğuştuğu o duyguyu konuştuk: “İşe yaramadığımı hissediyorum…”
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Şimdi bugün ben yine bir zor zaman tavsiyesi bölümüyle geldim.
Hepimizin bazen düştüğü ama işte aman boşver ya diye üzerine örttüğü bir yerden konuşacağız.
Böyle hani işe yarar hissetmediğin günler vardır ya.
Hani bir şeyler yapıyorsun ama içinden bir ses sürekli fısıldıyor.
Ne yaptın ki? Kim fark etti ki?
Ne işe yaradı şimdi bu?
İşte tam orası. Ve çok zorlu bir his bence.
Yani gerçekten zor zaman dediğimiz zamanları yaratan olaylardan biri olduğunu düşünüyorum.
Çünkü ben bu durumun içine düştüğümde inanılmaz zorlanıyorum.
O yüzden de bugün bu serinin beşinci konusunda bu olayı bir konuşmak istedim.
Özellikle de son dönemlerde yoğun hissettiğim anlar çoğalınca.
Şu mikrofonun başına geçince bile oluyor bazen.
Hani böyle bir şey kaydediyorum, bir şey anlatıyorum.
Sonra kendi kendime diyorum ki, ya Melissa yani gerçekten gerekli miydi?
Sonra bir dinleyici mesaj atıyor.
Çok iyi geldi diyor. Diyorum ki tamam ya en azından bir kişiye yaradıysam da tamamdır.
Ama o an gelene kadar insan kendine böyle neler neler söylüyor.
Bir şey başarsam bile hani eh işte o kadar da değil falan diyor.
Bazen de hiçbir şey yapmadığında böyle kendine bir gün izin verdiğinde falan hemen başlıyor o ses.
Herkes bir şey yapıyor sen ne yapıyorsun falan.
Bu bölüm tam olarak o iç sesin karşısına oturup bir saniye ya ne oluyor burada demek için.
Ben de tam olarak bunu dedim ve buraya konuşmaya geldim.
Şimdi öncelikle bu his bir bozukluk falan değil.
Bir karakter eksikliği zaten hiç değil.
Bir zayıflık da değil ama bir işaret.
Psikolojide değer algısı diye bir şey var tamam mı?
İnsanın kendisiyle ilgili hissettiği değer...
tamamen dış dünyayla olan ilişkilerinden etkileniyor.
Özellikle biz yani modern dünyada yaşayan insanlar kendimizi üretkenliğimiz, verimliliğimiz, sonuçlarımız ve hızımız üzerinden ölçmeye çok alıştık.
Bir araştırma vardı 2022'de yapılmış.
Genç yetişkinlerin %65'i kendimi yeterince faydalı hissetmiyorum demiş.
Yani yalnız değilsin. Ben yalnız değilim.
Bu podcastı dinleyen hiç kimse yalnız değil.
Bu duygu neden geliyor biliyor musun?
Çünkü hayat çok hızlandı ama biz aynı hızla büyümedik.
Enerjimiz aynı ama beklentiler resmen 10 katına çıktı.
Ve bu da içimizde bir boşluk oluşturuyor haliyle.
Ben yeterince yapamıyorum, yetemiyorum falan gibi bir ses geliyor arka plandan.
Halbuki çoğu zaman gerçek bu değil.
Algı bu. Mesela bir gün oluyor.
Sabahtan akşama kadar koşturuyorsun, işe gidiyorsun.
Ne bileyim işten dönüyorsun, yemek yapıyorsun, bulaşık yıkıyorsun, mesajlarına bakıyorsun.
Bir arkadaşının derdini dinliyorsun belki.
Evde de yine böyle bir şeyleri yetiştirmenin çabası içerisine giriyorsun falan.
Bedenin dağılıyor ama kafan diyor ki bugün de hiçbir şey yapmadın ki.
Nasıl yani ya? O kadar şeyden sonra.
Yani ne bileyim ya da böyle bir sabah uyanıyorsun sanki içindeki böyle fiş resmen çekilmiş gibi.
Elini kaldırasın yok böyle kahve bile işe yaramıyor.
Ve hemen iç sesini diyor ki. Ya Melisa boşsun bugün var ya bugün bomboşsun.
Bugün hiçbir işe yaramıyorsun ve yaramayacaksın.
Beynimiz bazen inanılmaz acımasız arkadaşlar.
Bunun nedeni de şu. Beyin dinlenmeyi yer yer kaygı olarak algılıyor.
Sakinlik eşittir tehlike olabilir gibi bir ilkel mekanizma.
O yüzden durduğumuzda suçluluk hissi doğuyor.
Ve bu hissin yarattığı o işe yaramama düşüncesi de seni susturuyor kimi zaman.
Gerçekten bak hani böyle fikir söyleyeceksin.
Hemen çıkıyor diyor ki. Aman ya kim dinleyecek.
Yeni bir projeye başlayacaksın hemen çıkıyor işte benlik değil falan diyor.
Ya da böyle bir adım atacaksın ya olmazsa diyor.
Birine bir şey anlatacaksın gereksiz boşver anlatma diyor.
Kendini sürekli böyle kenara itiyorsun.
Bir başka araştırmada da şunu söylüyordu.
Kendini değersiz hisseden insanlar başarılarını da fark etmiyorlar.
Beyin başarıları siliyor başarısızlıkları büyütüyor.
Mesela diyelim ki biri seni övüyor tamam mı?
İşte çok güzel anlatmışsın.
Senin iç sesin hemen ne diyor?
Aşırı abartıyor ya. Ya da işte bir şeyi yetiştiriyorsun.
İç sesin çıkıyor diyor ki şans işte.
Ya da birine iyi geliyorsun.
Ya o zaten iyiydi. Hani bence benden kaynaklı değildir falan.
Gördün mü? Beyin sistematik olarak kendi değerini görmeni engelliyor.
Bunun farkına varmak bile iyileştirici bir şey bence.
Çünkü ben de çok fazla yapıyordum bunu kendime.
Hani sanki ben başarmamışım da bir şey zaten kendiliğinden olmuş.
Ya nasıl bir haksızlıktır kendime yaptığım anlatamam yani.
Her şey mi kendiliğinden olur?
Desteğimin hiç mi katkısı olmamıştır?
Bu kadar mı şanslı birisinde hani böyle olaya sen dahil olunca her şey kendiliğinden mi oluveriyor?
Ya ne salakça bir düşünce aslında şimdi baktığımda.
Bir oturup düşün mesela. Bir insan tamamen işe yaramaz olabilir mi?
Sıfır mı yani? Fiziksel olarak mümkün değil.
Yaptığın her şey ama her şey bir yerde bir etki yaratıyor.
Sabah bir arkadaşına günaydın yazdın.
Gününü değiştirdin. Çalıştığın yerde bir kişinin işini kolaylaştırdın.
Ona belki de nefes aldırdın.
Ya da ailene, sevdiğine, dostuna böyle bir konuşma hakkı verdin.
Onun yalnız hissetmesini engelledin.
Ya da bir podcast bölümü kaydettin.
Birinin kalbine dokundun.
Bir şeye güldün, yanında biri varsa o da iyi hissetti.
Etkiler bazen görünmez ama yok da olmaz.
Küçük bir örnek vereyim. Bir keresinde biri senin o podcast'ta söylediğin bir cümle beni terapiye başlatmıştı demişti.
Düşünsene o cümleyi kaydetmeseydim belki de hayatının yönü değişmeyecekti o kişinin.
Bazen yaptığımız şeyin etkisini hemen göremiyoruz diye böyle işe yaramıyoruz sanıyoruz.
Oysa görünmeyen işler en derin işlerimiz belki de ya.
Yani bu his biraz da böyle aşırı düşünme artı yorgunluk artı görünmezlik hissinin getirdiği bir şey.
Bunlardan bir oluşum gibi düşünebilirsin.
Ve bu üçü bir araya geldiğinde gerçekten insanı kendi kendine düşman edebiliyor.
Öyle bir kombinasyon ki bu.
Böyle en normal gününü bile sana sorgulatabiliyor.
Çünkü işe yaramıyormuşsun hissi çok ama çok yoğun bir yükün gölgesi aslında.
Sen fark etmiyorsun ama zihnin, bedenin, ruhun bir süredir böyle enerji harcıyor.
Belki başkalarına iyi geliyorsun, belki bir şeyleri toparlıyorsun, belki duygusal olarak destek oluyorsun, belki işte birinin yükünü alıyorsun.
Ama tüm bunların faturası dönüp dolaşıp işe yaramıyorsun diye kesiliyor sana.
Ne kadar ironik değil mi?
Düşünsene gün içinde yaptığın şeylerin %90'ı dışarıdan bakınca aslında kimsenin fark edeceği şeyler değil.
Mesela market torbasını taşımak, birine mesaj yazmak.
İşte normal bir görevini her gün yaptığın bir görevini yapmak.
Okula gitmek, iş güçü halletmek falan.
Ama bunlar hayatın iplerini taşıyan şeyler.
Bu küçük işler olmasa hiçbir şey akmaz.
Araştırmalar diyor ki insanlar kendi rutin sorumluluklarını küçümsemeye daha meyilli.
Yani başkasının yaptığı küçük bir şeyi ne kadar düşünceli ya, ne kadar da iyi biri falan diye övebiliyorsun.
Ama aynı şeyi kendin yapınca aman be ne var ki diyorsun.
Bu yüzden kendi katkımız gözümüzde çok küçücük kalıyor.
Yani bir düşün. Kimse bugün evin dağılmamasına neden oldum diye övünmüyor.
Ya da kimse arkadaşımın moralini biraz olsun düzelttim diye madalya takmıyor kendine.
Kimse işte annemin işini kolaylaştırdım diye story atmıyor.
Ama bunlar olmasa düzen diye bir şey kalmaz arkadaşlar.
Aslında bizim dünyamızın yapısı bu böyle ufak ama adı konmayan katkılarla ayakta duruyor.
Küçük görünen ama dev etki yaratan hareketlerle.
Fakat ne oluyor? Beyin bunların normal kategorisini atıyor.
Normal işte sıradan.
Sıradan değersiz.
Değersiz işe yaramıyorum hissi falan.
Böyle dönüşüyor bu. Bir zincir oluyor.
O zincir var ya Allah da o zinciri falan diye giriyormuşum şimdi ben böyle.
Mesela ben bazen gün içinde yaptığım şeyleri düşünüyorum işte.
Toplantılar, konuşmalar, mesajlar, işler, güçler falan filan.
Sonra gece oluyor ve aklım diyor ki bugün ne yaptın ki Melisa?
Ya nasıl ne yaptın abi?
Ama beyin işte.
Duygusal kısmı mantığa pek uymuyor genelde.
Ve işin enteresan kısmı da şu.
İşe yaramıyor hissi genelde fiziksel gerçeklikle ters düşen bir şey.
Yani diyelim ki biri senden bir şey istiyor.
Sen de yardımcı oluyorsun.
Ya da işte biri bir konuda fikrini soruyor söylüyorsun.
İşte bir görev veriliyor yapıyorsun.
Evde biri senden bir şey rica ediyor hallediyorsun.
Dışarıdan biri bakınca Melisa ne kadar çok işe yarıyor ya falan diyecek.
Ama içindeki ses şöyle. E işte ya yani çok bir şey değil yapıyoruz işte her zaman her zaman yaptığımız şeyler.
Sanki standart şeyler yapıyor olmak seni değersiz yapıyormuş gibi bir algı oluşturuyor.
Halbuki standart görünen şeyler insan yaşamının en kıymetli yerleridir ya.
Bir düşünün mesela bir insanın gününü neler güzelleştiriyor.
Bir gülümseme, bir güzel söz, birine bir şeyi kolaylaştırmak, birini dinlemek, birini anlamaya çalışmak.
Hepsi baktığımız zaman aslında ne kadar küçük değil mi?
Ama etkisi dev. Burada devreye bir başka psikolojik bulgu giriyor.
Negatif yanlılık.
Beynimiz olumlu şeyleri daha çabuk unutuyor.
Olumsuzlara daha çok odaklanıyor.
Bu aslında evrimsel de bir şey.
Böyle tehditleri fark etmek için böyle gelişmişiz.
Ama bu yanlılık modern hayatta bize zarar veriyor.
Mesela 10 tane güzel şey yapıyorsun tamam mı?
9'unu unutuyorsun abi.
Bir tane yetiştiremediğin bir şey oluyor.
Hemen ben işe yaramıyorum diye düşünüyorsun.
Veya işte bir gün biri seni övüyor.
Akşamına etkisi gidiyor.
Ertesi gün biri senden memnun değil bunu söylüyor.
Belki senden şikayet ediyor. Bunu bir hafta düşünüyorsun ya.
Bunu fark ettiğimde dedim ki tamam ya bu benim suçum değil hani.
Bu beyin böyle çalışıyor artık okey.
Ve bu cümleyi kurmak bile beni rahatlatıyor.
Çünkü olay kişisel olmaktan çıkıyor.
Peki bu his neden bu kadar kuvvetli?
Çünkü işe yarama hissi dediğimiz şey var ya aslında değerli hissetmenin en temel yollarından biri.
İnsan psikolojisinde iki tane ana ihtiyaç var tamam mı?
Birincisi sevildiğini hissetmek.
İkincisi de değer yarattığını hissetmek.
Bu ikinci kısım eksildiğinde ister istemez dünyaya tutunmak zorlaşıyor.
Yani işe yaramadığını düşündüğünde aslında varoluşsal bir boşluk hissine düşüyorsun.
Ben nereye aidim?
Benim burada rolüm ne? Gerçekten fark ediliyor muyum?
Bu sorular çok ama çok ağır.
Ve bu yüzden de bu duygunun altında ezilmek çok normal.
Ama bilmen gereken şey şu.
Yani bilmen gereken en temel şey şu bence.
Değer üretmek bir sonuç değil bir süreçtir.
Bazen bir gün görünür olur.
Bazen aylar sonra. Bazen karşındaki fark eder.
Bazen etmez. Bazen bir kişinin hayatını değiştirirsin.
Bazen sadece kendi içinden bir yükü kaldırırsın.
Her halükarda etkilersin ama.
Kaçamazsın bundan. Çünkü insan doğası etki yaratır.
Bak bir örnek daha vereyim hatta.
Geçenlerde biri yazmış bana tamam mı?
Melisa senin podcast'ı dinlerken böyle kenarda sessizce yemek yapıyorum.
Bana eşlik ediyorsun demiş.
Şimdi bunu okuyunca düşündüm.
Ben yemek yapmıyorum, o an yanında da değilim, onu görmüyorum bile ama sesimin orada bir etkisi var.
Eğer ben o bölümü kaydetmeseydim belki o kişinin o günkü yalnızlık hissi azalmazdı.
Belki kendini daha ağır hissedecekti.
Belki sadece bir kişi için bile olsa bir şey değişmiş oldu.
Bu yüzden hep söylüyorum, insan yaptığı şeyin etkisini çoğu zaman göremez ama bu etki yok demek değildir.
Yani işe yaramıyorum demek aslında gerçeği yansıtan bir şey değil.
Sadece o etkinin görünmez olması seni yanıltıyor.
İşte bu yüzden değer verdiğimiz kişilere işe yaradıklarını hissettirmek için etkilerini görünür kılmak adına bir şeyler yapalım.
Bir güzel söz söyleyelim, bir sırtını sıvazlayalım.
Bir mutlu edelim yani anlayacağın.
Peki biz böyle hissettiğimizde bu hisle ne yapacağız?
Birincisi kendini yavaşlatacaksın.
Tamamen durmak değil de hani böyle ritmini düşürmek gibi düşün.
Çünkü çoğu zaman yorgunluk da kendini böyle işe yaramıyorum gibi hissettirir.
Bunu çoğu insan karıştırıyor.
aslında yorgunsun, bitmişsin ama beynin bunu işe yaramıyorsun olarak çeviriyor.
Bu yüzden ritmini çok hafif düşürmek bile mucize yaratıyor.
İşte bir sabah 20 dakika geç kalkmak, bir kahveyi daha sakin içmek, telefonu eline almadan 5 dakika oturmak.
Bunlar minik ama etkisi de inanılmaz şeyler.
İkincisi de küçük görev taktiği.
Harvard Business School'un meşhur bir araştırması var.
Tamamlanmış küçük görevler beyne büyük başarıyla aynı dopamin etkisini veriyor diyorlar.
Yani şu bile iyi geliyor.
Odanın bir köşesini düzenlemek, bir mail atmak, kısa bir yürüyüş yapmak, yatağını toplamak.
Çünkü bunları yapınca beynin sana diyor ki bak yapabiliyoruz.
Bu işe yaramak hissinin aslında, işe yarıyorum hissinin temel taşı.
Üçüncüsü de kendini anlatmak.
Hatta aslında aktarmak.
Bazen böyle işe yaramıyorum hissi aslında kimse beni görmüyor demek oluyor.
Bu yüzden duygunu anlatmak birine ya da belki bir deftere, bir sayfaya seni yeniden görünür kılıyor.
Zihnin seni bırakmıyor hatta yanına geliyor.
Mesela şöyle yazabilirsin.
Bugün kendimi işe yaramıyor gibi hissettim.
Sebebi de muhtemelen yorgunluk ve kıyaslama.
Bu cümle bile duyguyu %40 azaltır.
Bu da bilimsel olarak kanıtlanmış bir şey.
Duyguyu ismiyle çağırmak beynin alarm sistemini düşürüyor.
Dördüncüsü kıyaslamayı fark ettiğin anda frenleyeceksin.
Sosyal medya çağında yaşıyoruz hepimiz.
Herkes böyle hayatının en iyi bir dakikasını falan paylaşıyor farkındayım.
Sense hayatının tüm dakikalarını biliyorsun.
Bu denklem zaten böyle haksız bir karşılaştırma gibi geliyor bana.
İşte birinin terfi aldığını görüyorsun.
Ben neden orada değilim?
Ben neden o konuma gelemedim?
Birinin ilişki paylaşımını görüyorsun.
Benim hayatımda niye hala biri yok?
Ya da işte biri sürekli geziyor.
Ben anca oturduğum yerde sayayım ya falan diyorsun.
Hayır abi. Onun hayatının tamamı o değil.
Bunu hepimiz biliyoruz ama biraz inandırmak zor oluyor.
Biz sadece vitrini görüyoruz tamam mı?
Sen vitrini izleyip kendi mutfağınla kıyaslıyorsun.
Mutfağı kimse paylaşmıyor ki.
Bu konuda biraz hatta bence bayağı özellikle şu dönemde farkındalık kazanmamız gerektiğine inanıyorum.
Beşincisi de kendini kendine görünür kılacaksın.
Bunun için öyle sosyal medya falan da ihtiyacın yok.
Telefon notlarına bile yazabilirsin.
Bugün x kişiye yardımcı oldum.
İşte bugün kendime iyi davrandım.
Bugün yorgundum ama yine de şunu yaptım.
Bu liste işe yaramıyorum bilgisini kıran bir şey olacak.
Çünkü gözünle görüyor olacaksın.
Ve işte bütün bunların sonunda da şunu söylemek istiyorum.
Kendini işe yaramıyor gibi hissettiğin o günler var ya aslında en çok kendine şefkat göstermen gereken günler onlar.
Biz bu hissi yaşadığımızda genelde kendimize daha da yükleniyoruz.
Hadi ama işte toparlan ne var yani herkes yapıyor bunları.
Bu kadar zorlanacak ne var falan.
Ama tam tersine o günlerde biraz daha yumuşaman gerekiyor.
Kendine böyle birazcık sarılman gerekiyor.
Duygunu ciddiye alman ama seni tanımlamasına izin vermemen gerekiyor.
Çünkü işe yaramıyor hissi gerçek bir şey değil arkadaşlar.
Bir duygudur ve geçer.
Ama sen, sen burada bıraktığın etkiyle kalırsın.
Sadece biri gerektiğinde hatırlar, biri belki tesadüfen fark eder, biri de asla söylemez.
Ama o etki oradadır.
Bazen bir arkadaşının omzunu hafifleten sensindir.
Bazen birinin gününe iyi gelen sensindir.
Bazen bir ortamı güzelleştiren sensindir.
Bazen birinin sessizce iyi ki var dediği kişi sensindir.
Ama bunların çoğunu duymayız, görmeyiz ve sırf görünmedi diye de yok sanırız.
İşte en büyük yanılgı bu.
Gerçekte insan farkında olmadan da değer yaratır.
Bu yüzden ben bugün tam bu bölümün sonunda sana bir şey söylemek istiyorum.
Sen var ya düşündüğünden çok daha fazla işe yarıyorsun.
Gün içinde yaptığın küçücük bir şey bile birinin dünyasını yumuşatıyor olabilir.
Kendince sıradan gördüğün bir davranış başkası için çok kıymetli olabilir.
Ve sen fark etmekte zorlanıyor olsan bile bir şeyleri değiştiriyorsun.
Ben buna inanıyorum ve inanmaya da devam edeceğim.
O zaman sana bir soru.
Kendini işe yaramaz hissettiğin anlarda aslında hangi küçük başarını görmezden geliyorsun?
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İhtiyacı olduğunu düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
