
Zor Zaman Tavsiyeleri 4: İç Dünyamızın Köşeleri Battığında
6 Ekim 2025 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Bu bölümde, hepimizin içindeki kimseye göstermediğimiz küçük köşelere, yarım kalmış hayallere, bastırdığımız duygulara ve bazen de bizi yaşatan küçücük mutluluklara bakıyoruz. Jean Valjean’ın özgürleşmesinden Zweig’in kahramanının trajedisine uzanan hikâyelerle, köşelerimize dönüp bakmanın ne demek olduğunu konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ne habersiniz ya?
Bazı duyguları açmayayım bölümünü hepiniz bekliyor musunuz diye yorumladım.
Ne kadar açmışız bazı duyguları değil mi arkadaşlar?
Yani şaşırdım desem yalan olur ama bu kadar da ihtiyaç olduğunu görmeyi beklememiştim açıkçası.
Anladığım kadarıyla da bir zor zaman bölümüne de ihtiyaç doğdu.
Biliyorsunuz kanalın içinde zor zaman tavsiyeleri bölümleri var.
Hepimizin geçirebileceği zor zamanları konuşuyoruz bu bölümlerde.
Bugün de yine seriye bir bölüm yapmak istedim.
Çünkü dediğim gibi özellikle son bölümden sonra, daha doğrusu son bölümden bir önceki bölümden sonra aynen öyle oluyor.
Fark ettim ki iç dünyamızın köşeleri bize batıyor bazen.
Hiç kendi iç dünyanıza baktığınızda karanlıkta kalmış kimseye göstermediğiniz küçük köşeler gördünüz mü?
Ben görüyorum bazen ve o köşelerde sessiz çığlıklar oluyor çoğu zaman.
Kimseye söylemediğim cümleler, yarım bırakılmış konuşmalar, bastırdığım hisler.
Dışarıdan bakıldığında gülen, konuşan, hayatın içinde biri olarak görünüyorsun ama kendi içinin en dip köşesinde hala orada duran bir şey oluyor.
Eminim ki sizde de vardır bunlardan.
Bazen böyle hatta gece yatağa girersin, gün bitmiş, herkes uyumuş, telefon sessizde.
O an aklına yıllar önce söyleyemediğin bir cümle gelir.
Keşke deseydim, keşke kendimi savunabilseydim, keşke o anda susmasaydım dersin.
O cümle iç dünyanın bir köşesinde öylece kalıyor işte.
Sesini çıkarmıyor ama ben her gece oradan geçtiğimde göz göze geliyoruz.
Sizde de var mı böyle cümleler?
Bir türlü çıkmamış ama çıkmadığı için de içeride yankılanan.
Bir de yarım kalmışlık köşeleri var.
Mesela alınmış defterler.
İlk sayfasında büyük bir hevesle böyle yazıp sonra o boş bıraktığımız defterlerden bahsediyorum.
O defter aslında sadece bir kağıt değil.
Hayal kırıklığımızın kanıtı gibi de.
Ya da spora başlayıp üçüncü gün bırakmak.
Yarım bırakılmış bir dil kursu.
Yarım kalmış bir ilişki.
Hatta sadece konuşuruz deyip konuşulmayan sohbetler.
O köşede hep tamamlanmamışlık duygusu bekliyor.
Ve en kötüsü tamamlanmayan şeyler bizi olduğundan daha da yorgun hissettiriyor.
Bir de küçük kayboluş köşeleri de var.
Günlük hayatta çok basit anlarda fark ediyorum mesela ben bunu.
Bir arkadaşım bana dert anlatırken mesela aslında hiç dinlemediğimi fark ediyorum.
Kafamda böyle iş listeleri dönüyor.
Onu yapacağım, bunu yapacağım, şunu yapsaydım, bunu yapsaydım falan gibi.
O an kendi varlığımı kaybetmişim gibi aslında.
Ya da kalabalık bir masada oturuyorsun, herkes böyle kahkahalarla konuşuyor ama sen orada değilsin.
Kafanda bambaşka bir film oynuyor.
Aslında gülümsüyorsun ama o an kendi iç köşende kaybolmuşsun.
Sonra başkasının hayalini yaşadığımız köşeler geliyor.
Mesela bazen bir iş seçiyoruz çünkü ailemiz güvenli olduğunu söylüyor.
İçimizde başka bir hayal var ama onu erteliyoruz.
Ya da çevrenin onayladığı bir ilişkiyi sürdürüyoruz ama kendi kalbimizden çok çevrenin beklentilerini yaşıyoruz.
O köşede sanki sen yoksun.
Başkalarının senin için çizdiği bir versiyon var.
Ve sen de o versiyonun içinde yürüyorsun.
Ama bütün bu karanlık köşelerin yanında güzel köşeler de var.
Küçük mutlulukların köşesi böyle.
Mesela sabah işe giderken denk geldiğin bir kedi sana sürtünüyor.
O an gülüyorsun ve bütün yorgunluğun hafifliyor.
Ya da dolmuşta kulağına gelen bir şarkı seni çocukluğuna götürüyor.
Küçücük şeyler ama günün tamamını değiştirebiliyorlar.
Bir kahve kokusu, bir arkadaşının habersiz gönderdiği komik bir video, annenden gelen kısa bir mesaj.
Onlar da o köşelerde duruyor.
Karanlığına ışık saçıyorlar böyle.
İşte bizim iç dünyamız böyle köşelerden oluşuyor aslında.
Kimi zaman sessiz çığlıklarımız, kimi zaman yarım kalan hayallerimiz, kimi zaman da bizi yaşatan.
küçücük mutluluklarımızla dolu ve aslında bu köşeler hepimizde var.
Belki farkında olmadan gün içinde dönüp dolaşıp o köşelere uğruyoruz.
Mesela sabah otobüste işe giderken yanındaki koltuğa oturan kişi sana hiç bakmadan kulaklığını takıyor ve camdan dışarıya dalıyor.
Belki onun da aklında kendi iç köşesinde dönüp duran bir şey var.
Belki dün söylediği bir sözü düşünüyor.
Belki yıllar önce tamamlanmamış bir hayalin içinde böyle Hala sıkışıp kalmış.
Biz birbirimizin köşelerini göremiyoruz ama hepimiz taşıyoruz aslında.
Ve şunu fark ettim.
Bu köşeleri gizlemek, yokmuş gibi davranmak daha da yorucu.
Çünkü ne kadar üstünü kapatsak da bir şekilde sızıyorlar hayatımıza.
Yorgunluk oluyor, öfke oluyor, bazen de durduk yere ağlamalar.
İçimizdeki o sessiz köşeler bize şunu söylüyor.
Ben buradayım. Beni gör.
Ama biz çoğu zaman kaçıyoruz.
Görmek istemiyoruz çünkü canımızı yakacak sanıyoruz.
Halbuki baktığımızda, yüzleştiğimizde çoğu zaman korktuğumuz kadar büyük değil.
Hatta ben hep şey derim.
Şu olsa dayanamam dediğim şeylerin çoğu olduğunda nasıl dayanabileceğimi gördüm.
Bazen bazı durumların içinde değilken onun olma ihtimali bile böyle sanki hiç kaldıramayacakmışsınız hissiyatını yaratıyor ama kendini içine düşmüş halde bulduğunda öyle de bir baş etmek ve aşmak
zorunda kalıyorsun ki.
O yüzden emin ol insanoğlu her şeyi bir şekilde aşıyor, unutuyor.
Onsuz yapamam dediğin biri hayatından çıktığında da yapmaya başlıyorsun.
İstediğim iş olmazsa çok üzülürüm dediğin iş olmayınca hüsrana uğruyorsun ama sonra ayağa kalkıp yeniden başka işlerin peşinde koşuyorsun.
Ölümler de böyledir mesela.
Çok sevdiğin birinin ölümünü düşündüğünde için daralır belki.
Bu düşünce böyle seni delirtir.
Ama o kişiyi kaybedince de yaşamak zorundasındır.
Belki ilk başlarda böyle nefes almak bile zor gelir.
Sonra yavaş yavaş alışırsın.
Ve eksik şekilde hayata devam etmek zorundasındır ki devam da edersin.
İşte aslında demem odur ki yüzleşmek her zaman sana hayatın yüzleşmek zorunda kaldığı şeylere rağmen devam etmek zorunda olduğunu hatırlatır.
Ve belki de daha önce yaşadığın senaryoları da gözünün önüne getirerek ne kadar güçlü olduğunu hatırlatır.
Arkadaşlar ben bunu arkadaşlarıma da söylerim hep.
İnsanın kendi gücü yaşama tutunması için en büyük etken.
O gücü fark ettiğinde bir sebebin oluyor her şey için.
Gücünüzü hafife almayın bu yüzden.
Tamam mı canım? Tamam mı?
Bir de ilginç bir şey var.
Kendi köşelerimize bakmadığımızda başkalarının köşeleriyle karşılaştığımızda çok sert olabiliyoruz.
Mesela bir arkadaşın sana sürekli aynı dertten yakınıyor.
Sen diyorsun ki yeter artık ya hala aynı şey mi?
Ama aslında onun da bir köşesi var orada.
Belki yıllardır aydınlatamadığı.
Biz kendi köşemizi görmezden geldikçe başkasının köşesine de sabırsız oluyoruz.
Kendi köşelerimize cesaretle bakmaya başladığımızdaysa başkasının köşelerine karşı daha da anlayışlı, daha da sabırlı olabiliyoruz.
Çünkü biliyoruz ki herkesin içinde görünmeyen bir mücadele var.
Mesela bazen yolda yürürken önüne çıkan birine sinirleniyorsun ya da bir iş arkadaşının tavrı seni inanılmaz yoruyor.
Belki o gün onların kendi köşelerine çok büyük bir savaş dönüyor.
Belki geceden uykusuz kalmış, belki annesi hasta, belki de hiç kimseye söyleyemediği bir kaygıyla boğuşuyor.
Biz göremiyoruz ama o köşeler hep orada oluyorlar.
Ve işte bu farkındalık bizi biraz daha şefkatli yapıyor bence.
Ben kendi hayatımda bunu çokça kez deneyimledim.
Eskiden çok sabırsız biriydim şahsen.
Hemen tepki verirdim böyle her şeye.
Ama sonra kendi köşelerime dönüp bakmaya başlayınca...
başkalarının da sessiz çığlıkları olabileceğini fark ettim.
Şimdi biri bana böyle kırıcı bir şey söylediğinde ilk tepkim hani ne kadar da kaba davrandı, ne kadar da iğrenç bir insan falan gibi bir taraftan olmuyor.
Onun köşesinde acaba hangi yük var diye düşünmeye çalışıyorum.
Ve bu bana inanılmaz bir özgürlük verdi gerçekten de.
Çünkü o zaman başkalarının davranışlarını üzerime almak yerine onların hikayelerine saygı duymayı öğreniyorsun.
Ve işte asıl tavsiye buradan geliyor.
Sana vereceğim asıl tavsiye buradan.
İç dünyamızın köşeleriyle yüzleşmek sadece kendimiz için değil, başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler için de çok değerli.
Daha sabırlı, daha anlayışlı, daha empatik oluyoruz.
Tabii bu dediğimi de hani size her zaman aynı kabalıkla davranan insanlara yapmayın.
O olayın boyutu başka. Ama şunu bilin ki köşelerimizi görmezden geldiğimizde onlar büyüyorlar.
Bakmaya başladığımızdaysa tam tersi küçülüyorlar.
Bazen sadece adını koymak bile yetiyor.
Mesela kendi kendine evet ben şu anda yarım kalmışlık köşemdeyim.
O yüzden de mutsuz hissediyorum demek bile insanı hafifletiyor.
Çünkü fark etmek, kabul etmek, iyileştirmenin ilk adımı.
O yüzden bugünkü zor zaman tavsiyem şu olsun.
İçinde görmezden geldiğin köşeleri hatırla.
Onların varlığını kabul et.
Belki hepsine aynı anda ışık tutamazsın.
Belki bazıları karanlıkta kalmaya devam edecek.
Ama sen baktıkça, sen yüzleştikçe yükünü hafifleyecek.
Hatta bak belki Victor Hugo'nun sefillerinden bilirsin Jean Valjean'ı.
Çocuk yaşta ekmek çaldığı için yıllarca kürek mahkumu oluyor.
Tahliye edilip özgürlüğüne kavuşsa da sabıkalı damgası yüzünden kimse onu kabul etmiyor.
O yüzden gerçek kimliğini gizlemek zorunda kalıyor.
Başka bir isimle yaşamaya başlıyor.
Yeni bir hayat kuruyor, başarılı oluyor, seviliyor.
Ama hep iç dünyasının bir köşesinde sakladığı bir sır var.
O da aslında ben Jean Valjean'ım.
Yıllarca bu köşeyle yaşıyor.
Kaçıyor, saklanıyor hatta yeni kimliğiyle neredeyse saygın bir insan oluyor ama bir gün başkasının onun yerine cezalandırılacağını duyuyor.
İşte o an yıllarca bastırdığı köşe en yüksek sesiyle bağırıyor ve diyor ki sen sustukça bir masum yanacak.
O noktada yüzleşiyor kendisiyle.
Çıkıp ben can var canım diyor.
O an aslında bütün hayatını değiştiren bir özgürlük başlıyor onun için.
Çünkü artık köşesini saklamıyor.
Onunla yüzleşiyor. Yıllarca korktuğu şey en sonunda kurtuluşu oluyor.
Bu hikaye bana şunu hatırlatıyor aslında.
Biz de kendi köşelerimizi sakladıkça onlar bizim üzerimizde bir zincire dönüşüyorlar.
Ama yüzleştiğimizde belki bir bedel ödüyoruz.
Belki zor oluyor. Ama sonunda özgürleşiyoruz.
Ya da Stefan Zweig'ın Amok Koşucusu hikayesi.
Orada bir doktor var arkadaşlar uzak diyarlarda tek başına yaşıyor.
Bir kadın ondan yardım istiyor ama doktorun içindeki bastırılmış arzular, gurur, öfke hepsi bir anda yüzeye çıkıyor.
Kadına yardım etmek yerine kendi içindeki gölgelerle savaşıyor ve sonunda o köşelerine hapsoluyor.
Bir türlü onlarla yüzleşemediği için de trajik bir sona sürükleniyor.
Zweig'ın hikayesi de bize şunu anlatıyor aslında.
Bastırdığımız duygular, konuşmadığımız arzular, dile getirmediğimiz öfkeler bunların hepsi bir gün köşelerde büyüyor, büyüyor, büyüyor ve kontrol edilemez hale geliyor.
Biz bakmadıkça yok olmuyorlar.
Aksine daha da güçleniyorlar ve bazen de öyle trajik sonlara sürükleniyoruz ki onlar yüzünden.
İşte bu iki hikaye bize çok net bir şey söylüyor aslında.
Köşelerden kaçtığında ya zincirlere mahkum oluyorsun ya da köşeler seni en beklemediğin anda ele geçiriyor ama yüzleştiğinde özgürleşiyorsun.
Jean Valjean korkusunu aşarak kendi köşesiyle yüzleşti ve özgürlüğünü buldu ama amok koşucusundaki doktor köşelerinden kaçtı, onları bastırdı, sonunda da onların esiri oldu.
Peki biz hangisi olacağız?
Belki de hayatın en zor ama en değerli sorularından bir tanesi bu.
Hepimizin içinde yıllardır sakladığı köşeler var.
Söylenmemiş sözler, ertelediğimiz kararlar, bastırdığımız arzular, suskunluklarımız.
Ve o köşelerle yüzleşmek kolay değil, evet.
Ama onlara bakmadıkça onlar bize bakmaya devam ediyorlar.
Bugün belki kendi köşene bakmak için küçük bir adım atabilirsin.
Belki sadece birini fark etmek.
Belki yıllardır içinde taşıdığın o cümleyi yazmak.
Belki o kişiye bir mesaj atmak.
Ya da en azından evet benim de böyle bir köşem var demek.
Çünkü fark etmek, kabul etmek ya da yüzleşmek daha önce de dediğim gibi iyileştirmenin ilk adımı.
Ve unutma içindeki köşeler seni tanımlar ama seni tüketmek zorunda değiller.
Sen onları ışığa çıkarabildiğinde onlar seni özgürleştirirler.
O yüzden bugünkü zor zaman tavsiyem şu.
Zor zaman tavsiyem ama birkaç tane tavsiye vermiş oldum.
Velhasıl şu aslında.
İçindeki köşeleri gör, onlara kulak ver, onlarla barış.
Jean Valjean gibi özgürlüğü seç.
Amok koşucusundaki doktor gibi köşelerine mahkum olma.
Canım sen bunu yaparsın ben inanıyorum.
Ve eğer bugün bu bölümü dinlerken kendi köşelerini düşündüysen oraya küçük bir ışık götürdüm bile.
O ışığı büyütmek de senin elinde.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İhtiyacı olduğunu düşündüğüm bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takipte kalmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
