
Selamlaaar! Bu bölümde geçtiğimiz hafta yapılan üniversite sınavından yola çıkarak yaşadığımız sınav kaygılarından bahsediyorum.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçtiğimiz hafta sonu üniversite sınavı vardı arkadaşlar.
Belki aylarca, yıllarca çalışan arkadaşlar, belki hiç çalışmayan ama hala bir beklentisi olanlar, belki de öylesine girenler bir şekilde sınava girdi işte birileri.
Bence bizim ülkenin en dramatik sınavlarından bu sınav.
Ha tabii diğer sınavların da var bir anksiyetik yanı ama bu sınav hani böyle daha genele hitap ediyor ya.
Bir yer edinmek isteyen herkesin girdiği bir sınav neticede.
Ben kendi dönemimi hatırlıyorum şöyle bir.
Zaten hani böyle şeylerde stres yapma kapasitesi çok yüksek biri olarak kendime zindan ettiğim bir dönemdi.
O zaman gerekliydi belki ama şimdi dönüp baktığımda aslında o sınavın bile ne kadar önemsiz olduğunu, anlamsız olduğunu anlıyorum.
Yani zaten genel olarak da anlamsız bir sınav da ben 18 yaşında ne biliyorum da hayatımın mesleğini tercih ediyorum.
Hani bu yük 18 yaşındaki kimsenin omuzlarına böyle şak diye bırakılmamalı ki zaten kendi arkadaşlarımdan da görüyorum.
O dönemde seçtiği mesleği yapan ya da yapmaya çalışan çok az kişi var.
Herkes bir noktada ya hayatını kazanmakta zorlandığı için ya iş bile bulamadığı için ya da orada mutlu olmayacağını anlayıp başka bir yere yönlendiği için başka işlere girişiyor.
Buradan da hani anlayabiliyoruz aslında ne kadar anlamsız şeyler için büyük çabalar vermek zorunda bırakıldığımızı.
Yani bu konu hakkında çok fazla konuşabilirim.
Ama buradan tek önemli bir çıktığımız var diye düşünüyorum.
O da eğer sınav kötü geçtiyse üzerimize böyle tüm ağırlığıyla kalan bir yük.
Neticede herkes birçok sınava giriyor hayatında.
Ve hepimizin illaki yaşadığı bir şey bu.
Sınav kötü geçti işte sıçtık mı heyvan falan.
Yani bazen öyle hissediyoruz evet.
Hani gerçekten de o kapıdan çıktığında her şey bitti hissi çöküyor ya üstüne.
Oysa o an sadece bir şeyin sonucu değil yani.
Kendine dair böyle inancının da sallandığı bir an oluyor.
Yani aslında sınav kötü geçtiğinde sadece böyle bir yanlışın fazla falan olmuyor.
Ben niye böyle oldum diye kendine kızdığın.
Keşke dün biraz daha çalışsaydım diye böyle geçmişi yeniden yazmaya çalıştığın.
İşte bilmem kim ne diyecek acaba falan diye düşünerek gelecek senaryosu kurduğun bir girdabın içine dalıyorsun.
Zaten en yorucu olan da bu bence.
Çünkü sınav bitiyor ama işte o düşünceler, o yükler bir türlü bitmiyor.
Ben de mesela sınavdan çıktığımda nasıl eve döndüğümü bile hatırlamıyorum.
Yol uzadıkça kafamın içi böyle daha da kalabalıklaştı.
Bir yanım boş ver ya falan derken hani bir çaresi bulunur hallederiz falan derken.
Öbür yanım hayatımın sonu geldi galiba falan diyordu.
Sonra ne oldu? Hiçbir şey.
Yani dünya dönmeye devam etti.
Ben hayatta kaldım ve hayatım o gün sandığım kadar da kötü gitmedi.
Ama o an böyle o sınavdan çıkmış haliyle bunu düşünemiyor tabii insan.
Çünkü insan zihni özellikle stres altındayken olanı değil en kötü olasılığı düşünmeye meyilli.
Amerikan Psikoloji Derneği'nin yaptığı bir araştırmaya göre insanlar yoğun stres altındayken gerçek riski olduğundan daha büyük algılama eğilimindeymiş.
Yani sen sınavdan çıktığında aslında o kadar da kötü geçmemiş bile olabilir ama beynin yandın hani bittin abi kül oldun falan sinyalini veriyor.
Bunun sebebi de hiperaktif bir tehdit algısı dediğimiz şey.
Ve üniversite sınavı da tam olarak bu alarmı çalıştırabilecek böyle en uygun mekanizmalardan maşallah.
Çünkü mesele sadece bilgi değil.
Bu sınavda işte geleceğim, ekonomik bağımsızlığım, kendimi kanıtlama isteğim ya da işte ailem için değerli olma arzum falan hepsi bir arada böyle sıkışıyor.
Geçenlerde biri şöyle yazmıştı.
Sınavdan çıktım metroya bindim.
Ağlamamak için gözlerimi tavana diktim.
Sonra yan koltukta oturan kızın sessizce ağladığını fark ettim.
Ve onun ağladığını görünce ben de dayanamadım.
Yani var ya bu bana çok dokundu çünkü tam olarak benim yapabileceğim bir şey.
O anlarda böyle hepimiz yalnız olduğumuzu sanıyoruz ya aslında değiliz.
Sınav kötü geçtiğinde ağlayan tek kişi sen değilsin.
Ne bileyim böyle elleri titreyen, karnına kramp giren, gece uykusu kaçan tek kişi sen değilsin.
Ve bu sınav kötü geçti diye hayatı tamamen dağılan da çok az aslında.
Az önce de bahsetmiştim.
Zaten hani üniversitede okuduğu bölümü yapan kişi sayısı az diye.
İstatistikler de diyor ki Türkiye'de üniversite okuyan gençlerin sadece %28'i mezun oldukları bölümde çalışıyor.
Yani üniversite sınavı doğru yolu seçiyorum sınavı değil çoğu zaman.
Hatta bence sadece yeni bir yola çıkıyorum sınavı.
O yüzden şu an ne hissettiğini anlıyorum.
Çünkü bir zamanlar ben de hissetmiştim aynılarını.
Bak hatta bir arkadaşım sınavdan çıktığında böyle bir fenalık geçirmişti.
Bir yıl boyunca böyle sadece tıp kazanmak için hazırlanmıştı.
Babası da doktor bu arada. Sonuç ne oldu?
Tıp için puanı yetmedi.
Sosyoloji yazdı böyle ağlaya ağlaya.
Şu an yüksek lisansını psikolojide yapıyor, çok sevdiği bir klinikte çalışıyor ve iyi ki o gün o sınavdan çıktığımda kötü hissetmişim çünkü başka bir yol görmeyi hiç düşünmemiştim demişti.
Bazen gerçekten de kötü geçmek dediğimiz şey iyi olanın kapısını açıyor.
Ama işte o kapı böyle bazen biraz geç açılabiliyor, sabır isteyebiliyor ve bu tarz dönemlerde sabretmek de çok zor oluyor, bunu biliyorum.
Çünkü sınavdan sonra sadece bir sonuçla değil böyle içinden çıkılması zor bir kaygı döngüsüyle de baş başa kalıyorsun.
Sınav kaygısı dediğimiz şey de tam olarak bu aslında.
Yani sadece böyle çok heyecanlandım falan değil.
Kendini değersiz hissetmen, odaklanamaman, başaramayacağın düşüncesine takılı kalman bunların hepsi sınav kaygısının bir parçası.
Ve sanma ki sadece sende oluyor.
2023 yılında yapılan bir TÜBİTAK destekli araştırmada Türkiye'de üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin %78'i yüksek düzeyde sınav kaygısı yaşadığını belirtmiş.
Ve bu kaygı özellikle kadın öğrencilerde daha yaygın.
Yani sınava hazırlanmak sadece bilgiyle değil zihinsel dayanıklılıkla da yürüyen bir süreç aslında.
Sınav kaygısının temel sebeplerine baktığımızda da çok net bir şey görüyoruz.
Toplumsal baskı, aile beklentisi, gelecek belirsizliği, kendi kendine yüklediğin o mükemmel olmalı.
Bunların hepsi birleştiğinde sınav artık bir test değil böyle kendini kanıtlama aracı haline geliyor.
Ve işte bu yüzden bir sınav kötü geçtiğinde sadece bir puan değil ya da istediğin puanı elde edememek değil de özdeğerin sarsılmış gibi hissediyorsun.
Ama burada çok kritik bir şey söylemek istiyorum.
Bir sınavda başarısız olmak seni başarısız yapmaz abi.
Sadece bir konuda bir gün yani istediğin ya da beklediğin gibi olamadığını gösterir.
Psikoloji profesörü Dr.
Sibel Kazak bir makalesinde şöyle diyor.
Sınavda başarısızlık kişinin kapasitesinin değil o anki stres seviyesinin bir yansımasıdır.
Yani bazen soruyu biliyorsun ama beynin cevap veremiyor.
Çünkü kortizol dediğimiz stres hormonu acayip yükselmiş oluyor.
Ve bu düşünme, hatırlama ve karar verme becerilerini baskılıyor.
Yani bazen aslında yapabilecek durumdayken bile bedenin ve zihnin seni korumaya geçiyor.
Ama sen bunu işte başarısız oldum gibi algılıyorsun.
Halbuki belki de o an sadece sistemin kilitlendi yani.
Ve bu da seni yetersiz değil aslında insan yapar.
Belki şu an hala kötü hissediyorsun.
Belki hala ağlıyorsun.
Belki sabah kahvaltı bile etmedin.
Belki ailene, öğretmenine, arkadaşına iyiydi dedin ama aslında içinden hiç de öyle olmadığını söyleyen bir sürü düşünce geçiyor.
Ve belki de her şeye rağmen umut etmeye bile utanıyorsun şu an.
Ama sana sadece şunu söylemek istiyorum.
Bu duygu geçecek. Bir kere kalıcı değil.
Hiçbir duygu zaten kalıcı değil.
Yani bir noktada bu yük hafifliyor merak etme.
Ve bu sınav dönemi etkisini yitirdiğinde düşündüğümden çok daha güçlüymüşüm diyeceksin.
Bir noktadan sonra artık böyle insan başına bir şeyler gele gele çok kaba tabirle kaşarlanıyor da yani.
Önceki başa gelenlere o da neymiş falan demeye başlanıyor.
Ve her durumda bir sonraki yaşadığın daha kötü şey sana hep bunu düşündürecek.
Bunu da unutma. Kötü şeyler yaşamak da hayatın bir parçası.
Hani böyle işte pembe bulutlar, güneşli günler, mutlu hayatlar falan yaşayacaksın merak etme diyemeyeceğim yani.
Umarım mutlu bir hayatın olsun tabii ki ama zor dönemlerde yaşanacak maalesef.
Ve bu tarz sınav dönemleri de hayattaki zor dönemlerden.
Biz şimdi böyle üniversite sınavı yakından teğet geçti diye onu konuştuk ama bütün sınavlar için öyle.
TUS'a hazırlanan arkadaşlarım var mesela ya da işte savcılık sınavına falan.
Onlara göre de en önemli sınavlar bunlar şu an.
Onlar için de çok stresli bir dönem var.
Sınav dediğimiz şey zaten hani böyle özellikle yaşadığımız ülkede çok büyük travmatik bir olay.
O yüzden bir sınav kötü geçmiş olabilir ama bu sadece bir güne ve etkisini sürdürdüğü o döneme ait bir şey.
Senin ömrün, yeteneklerin, duyguların, zekan ve potansiyelin sadece bir güne sığınmaz.
Ve bu sınav bir noktada sana şunu öğretmek için de geldi.
Her şey istediğim gibi gitmeyebilir ama ben yine de devam edebilirim.
Çünkü bazen sınavlar sadece bilginin değil, direncinin, kendinle olan barışının, yeniden ayağa kalkma yeteneğinin sınavı olur.
Eğer bugün hiçbir şey yapmak istemiyorsan bu da okey.
Bugün sadece dinlen, otur, ağla falan.
Hiçbir şey yapmadan boş boş duvara bak.
Ama lütfen kendine kötü davranma.
Çünkü bu dönem geçecek ve sen bu dönemi nasıl geçirdiğini, kendine nasıl davrandığını hatırlayacaksın.
Sınav sonucun ne olursa olsun o günlerde kendine nasıl yaklaştığın başka zor günlerinde seni takip edecek.
Evet arkadaşlar bölümü sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Umarım tam da ihtiyacın olduğu bir zamanda dinlemişsindir.
Ve çok iyi gelmiştir bölüm.
İyi geleceğini düşündüğün başka bir arkadaşınla da paylaşabilirsin bölümü.
Yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takipte kalmayı ve zili açmayı unutma.
İletişim bilgilerimi de her bölümün açıklamasına bırakıyorum.
Oralardan da ulaşabilirsin bana.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
