
Selamlaaar! Bu bölümde, “When Life Gives You Tangerines” dizisini izlerken çıktığım içsel yolculukta daha önce de bölümler yaptığım arketip konusuna, Fedakâr ve Yetim arketiplerini ele alarak devam edelim dedim.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Hatırlarsanız bir arketip bölümü yapmıştım.
Ardından da gezgin ve masum arketiplerini anlattım.
İki bölüm daha yaptım. Ve arketip bölümlerinde devamının geleceğini söylemiştim.
Geçtiğimiz hafta ben bir diziye başladım ve bitirdim.
When Life Gives You Tangerines.
Yani var ya gerçekten böyle ağlayı zırlıyı izledim diziyi.
Normalde bu kadar dramatik şeyleri pek sevmem ama o kadar çekti ki beni içine.
Acıyla dertle beslendim resmen izlerken.
Yani diziden çok spoiler vermeyeyim.
İzlemek isteyebilirsiniz. Ama örgüsü hayatın zorlukları karşısında böyle güçlü kalmaya çalışırken aslında en kırılgan yanlarımızı keşfetme üzerine ilerliyor.
Baş karakterin hayatındaki travmalarla yüzleşmesini ve yeniden güç bulmaya çalışırken içsel çatışmalarını nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor.
O kadar derin bir şekilde işlenmiş ki.
Karakterin böyle yalnızlıkla olan mücadelesi ve başkalarına yardım ederken kendi duygusal açlığını nasıl bastırdığı.
Dedim ki bu izlediklerim tam olarak fedakar ve yetim arketiplerinin örneği.
Zaten başrol kadın da yetim ve fedakar bir anne rolünde.
Baba da aynı şekilde son derece fedakar bir adam.
Hatta dizinin başlarında en çok babanın fedakar yapısını görüyoruz.
Yani sonlarında da görüyoruz ama başında daha baskın bir şekilde var.
Hatta şey demiştim yani bu karakter çıksın gelsin kocam yapacağım ya.
Karısının hakkını asla yedirmemesi, ailesini böyle dünyadaki en kıymetli...
nimetli hazinesi olarak görmesi ve onları korumak için elinden geleni yapması, onlara bakabilmek için gecesini gündüzüne katıp çalışması, asla da şikayet etmemesi, onların yüzündeki mutluluğu görünce
böyle içinin erimesi falan.
Yani bir eş başka ne isteyebilir ki diye düşündürtüyor insana.
Öyle bir 10-10 karakter yaratmışlar ki yani.
Ve işin garip yanı da bu ailenin yaşadıkları zorlu hayattan şikayet ettiklerini pek görmedim dizi boyunca.
Yine annenin belki vardı arada şikayetleri ama Ama babanın hiç görmedim.
Biraz bir Pollyanna'cılıkları da yok değildi yani.
Pollyanna bölümünü de dinlemeyen varsa onu da dinlesin bu vesileyle.
Velhasıl dostlar.
Diziden gelen Esin'le arketip bölümlerini yaparken yararlandığım Selmin Gök'ün yine kendimi bulduğum arketiplerle dönüşüm kitabına bir dönecek olursak orada yetim arketipi için terk edilmişlik, ihmal
edilme ve ait olamama öyküleriyle şekillenen parçalardır diyor.
Yani dönüp diziye şöyle bir tekrar bakınca gerçekten ana karakter...
yetim arketipinin resmen bir karşılığı olduğunu görebiliyorum.
Ve yetim arketipi aynı zamanda bağlantı kuran, aidiyet arayan, destekleyici, sadık ve ayakları yere basan parça olarak kendini gösteriyor.
Kabul görmek, bağlantı kurmak, güvenlik ve adalet arayışı, hayatta kalma çabası temel motivasyonlarından.
Bu motivasyonu da kadının kocası o kadar iyi sağlıyor ki dizide.
Ama tabii kadının arada böyle karanlık tarafa düştüğü de oluyordu.
Neden bunlar hep benim başıma geliyor?
Dünya adil bir yer değil gibi söylemleri vardı.
Ve bunlar yetim arketipinin karanlık tarafına düşündüğünde dile getirilen şeyler.
Ama bir noktada da Shakespeare'in dediği gibi iyi ve kötü diye bir şey yoktur.
Düşünce onu öyle yapar.
Bu yüzden kendimizle bize iyi gelecek cümleler kurarak konuşmak gerekiyor.
Ama bu da hani hep iyi olalım demek de değil.
Tabii öyle bir dünya mümkün de değil.
Bir yandan insanın acı çekmeye cesaret etmesi iyileşmesini sağlar.
Acıdan kaçmak, acıyı uyuşturmak ya da yok saymak.
Yetim hareket tipinin gölgesinin bir tezahürüdür.
Ve yetim parçamız bazen kurtarıcı aramaz.
Başkalarının kurtarıcısı olmayı seçer.
Başkalarına iyi gelirken de aslında kendini iyileştiriyordur.
Ama burada da şöyle bir sorun var.
Kurtarıcılar böyle yaparak karşısındakini kendine bağımlı hale getirir.
Özel ki güvenli ve bağımsız ilişkiler değil, bağımlı ilişkiler kurarlar.
En korktuğum ilişki turudur bu da benim.
Yani... Acayip bir şey bence.
Çünkü zamanla manipülatif bir hal alarak kişiyi yetimliğinde hapsederek özgürleştiremez.
Kabul etmek zorunda kalırsın.
Sinersin böyle bir köşeye.
Ve yetimin bazen yardıma muhtaç olduğunu kabul etmek istemeyen bir tarafı da var.
İstemek güçsüzlüklerini ve kusurluklarını göstermek onun için çok zor olabiliyor.
Bu durumda da acı veren deneyimleri inkar edip olumsuz hislerini bastırabiliyor.
İnkar ve bastırma psikanalizde savunma mekanizması olarak geçer.
Dorpat der ki Savunma mekanizmaları bireyin yaşadığı kaygı, suçluluk, utanç, üzüntü, aşağılanma ya da vicdan azabı gibi acı veren duyguları yumuşatma amacına hizmet eder.
Bu sebepten de yetim parçanın olumsuz olayları ve acı veren deneyimleri reddetmesi pek çok açıdan gelişimini sekteye uğratması anlamına gelir.
İçimizdeki yetim parça ancak yetim olduğunu kabul ettiğinde kahraman olabiliyor.
Mesela Harry Potter da çok iyi bir örnektir.
Hatırlarsanız annesi ve babasının trafik kazasında kaybettiğini sanıyordu.
Sonra öldürüldüklerini öğreniyordu.
Amcası ve tezesiyle yaşarken çok büyük zorluklarla karşılaşıyordu.
Büyücüler dünyasında öldürülme lanetinden kurtulduğu için sağ kalan çocuk olarak ünleniyor ve başarılı bir büyücü oluyordu.
Bu yüzden Harry de yetim arketipinin karanlığına düşmemesi ve mücadeleye devam etmesi sebebiyle ilham verici bir karakter.
Bu arketipi bahsettiğim dizideki anne karakteri bana hatırlatsa da Joseph Jobert'in dediği gibi insanın kendi felaketine tahammül edebilmesi büyü...
büyük bir hünerse başkalarının felaketini paylaşabilmesi daha büyük hünerdir.
Lafıyla baba karakterine ve bana hatırlattığı fedakar arketipine geçiş yapmak isterim.
Çünkü burada baba karakteri annenin felaketlerini üstlenen, göğsünde yumuşatan, acayip fedakar bir adam ve fedakar parçamız dünyaya ve insanlara kalpten, içten, sevgiyle, cömertlik
ve özen göstermemizi sağlayan içsel gücümüz, dünyaya ve hayata daha yüce amaçlar uğruna hizmet edebilmek.
kapasitemiz. Rick Hansen'ın dediği gibi her insanın 3 temel ihtiyacı var.
Güvenlik, doyum ve bağ kurma.
Bu ihtiyaçlar evrimsel tarihimize dayanıyor.
Son 200 bin yıldır içinde bulunduğumuz koşullar büyük ölçüde değilse de beynimiz büyük ölçüde aynı kaldı.
Bu nöral makine atalarımızın barınak bularak güvenlik ihtiyacını karşılamayı, yiyecek bularak doymayı, diğer insanlarla bağ kurarak ilişki ihtiyacını karşılamayı sağladı.
Bu durum bugün de beyinleri Yani diğerlerinin yararını gözettiğimizde ve başkalarının iyiliği için bir şey yaptığımızda aslında kendi temel ihtiyaçlarımızdan birini de karşılamış
oluyoruz. Sahip olduklarını paylaşmaya, kendinden daha zorlu şartlarda olan kişileri desteklemeye gönüllü olan yanımız fedakar parçamızın aydınlık yüzü.
Ama bunu yaparken kendi ihtiyaçlarını yok sayıp başkalarına saçını süpürge edersen...
hayır demeyi bilmezsen o zaman fedakar parçanın gölgesi tarafından ele geçirilmiş oluyorsun maalesef.
Ve işte burada bu iki arketip, fedakar ve yetim arketipleri aslında birbirine ne kadar yakın değil mi yani?
Ben bunu gözlemledim biraz da diziden sonra özellikle.
Fedakar olmak, başkalarına yardım etmek, bir anlamda onların yükünü taşımak.
Ama işte çoğu zaman bunu yaparken kendi ihtiyaçlarımızı göz ardı edebiliyoruz.
Dediğim gibi bir gölge yanda bu.
Yetim arketip ise genellikle bir şeyleri böyle ek...
eksik hissetmek, ait olma arayışı ve yalnızlıkla başa çıkmaya çalışmak.
Bu iki arketip bir araya geldiğinde aslında birbirini tamamlayan, birbirini dengeleyen bir güç oluşturuyor bence.
Fedakar parçamız böyle başkalarına yardım etmeyi, onların ihtiyaçlarına odaklanmayı tercih ederken yetim parçamız aslında kendi ihtiyaçlarımızı da fark etmemize yardımcı oluyor.
Yani bazen başkalarına fedakarca verdiğimizde içimizdeki yetim parça devreye giriyor ve Peki ya ben?
diye soruyor. Ya ben de değerli değil miyim?
Benim de bir şeylere ihtiyacım yok mu?
Bazen başkalarına o kadar çok değer veriyoruz ki kendi ihtiyaçlarımızı unutur hale geliyoruz.
Ve işte tam da bu noktada yetim parçamız bazen biraz acı verici de olsa bize kendimizi hatırlatıyor.
Kendini unutma sen de değerli birisin diyor.
Fedakar parçamız her ne kadar başkalarına yardım etme arzusuyla içimizde yer etse de yetim parçamız kendisini görmemiz için arada bir sesini yükseltiyor.
sınırlarımızı tanımak, sadece başkalarına yardım etmek değil, aynı zamanda kendimize de yardım etmek anlamına gelir.
Bunu kabul etmek, her zaman güçlü olmanız gerekmediğini görmek aslında fedakar arketipimizin daha sağlıklı bir şekilde işleyebilmesini sağlıyor.
Kendi ihtiyaçlarımızı kabul etmek hem yetim hem de fedakar arketiplerinin dengeye ulaşabilmesi için gerekli bir şey.
Çünkü başkalarına verdiğimizde aslında bir parçamızın içsel olarak tatmin edilmesi gerektiğini unutmamak lazım.
Hatta dizide de anne baba Onun düştüğü en gölgeyen bu bence.
Kendi ihtiyaçlarını özellikle çocukları olduktan sonra o kadar yok sayıyorlar ki.
Çocuklara da yetememeye başlıyorlar bu yüzden.
Çocuklar için her şeyin en iyisini yapmak isteyen, her konuda onlara yardım etmeye çalışan anne babanın sonunda kendilerini unuttuğu bir durum oluşuyor.
Bir noktada çocuklarının ihtiyaçlarını karşılarken kendi duygusal ihtiyaçlarını göz ardı ettiklerini fark etmiyorlar bile.
Çocuklarına sürekli bir şeyler verirken kendi içsel boşluklarını doldurmadıkları için sonunda bu boşluk daha da büyüyor.
Bu da yetim arketipinin gölgesine düşmelerine sebep oluyor.
Kendi ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmadan başkalarına hep verdikleri için içsel bir tükenmişlik hissediyorlar.
Birçok insan özellikle aile içindeki rollerle birlikte kendi ihtiyaçlarını unutur maalesef.
Annelik ya da babalık gibi roller insanın kendine verdiği önceliği bazen yerinden edebiliyor.
Oysa en sağlıklı aile dinamikleri her bireyin hem başkalarına hem de kendisine özen gösterdiği, sınırları tanıdığı bir dengeyle kurulur.
Başkalarına iyi gelirken kendimize de iyi gelmeyi öğrenmek, Gerçek anlamda fedakarlık budur bence.
Hem kendi içsel ihtiyaçlarımıza saygı göstererek başkalarına yardım etmek, hem de başkalarına yardım ederken kendimizi kaybetmemek, hem fedakar hem de yetim arke tiplerinin ışığını sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek
demek. Özetle fedakar ve yetim arke tiplerinin birleşimi doğru kullandığımızda kendi ihtiyaçlarımızı fark etmemizi ve başkalarına yardım ederken kendi sınırlarımızı da gözetmemizi sağlıyor.
Yetim parçamız bize hatırlatıyor.
Kendini unutma, sen de değerlisin.
Ve fedakar parçamız da bunu anlayışla karşılayarak başkalarına yardım edebilmemizi sağlıyor.
O zaman sana bir soru.
Tüm bu anlattıklarımı düşündüğünde senin fedakar ve yetim parçan nasıl bir denge oluşturuyor?
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Bunları bir düşünse çok iyi olur dediğiniz bir arkadaşınıza bölümü göndermeyi unutmayın.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize çok... iyi bakın.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
