
YAKINLIK KORKUSU: İyi Gelen İnsanlardan Neden Uzaklaşırız?
22 Haziran 2026 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Bu bölümde; neden bize iyi gelen insanlardan uzaklaşabildiğimizi, yakınlık kurarken hangi korkuların devreye girdiğini ve huzuru neden bazen sıkıcılık olarak algıladığımızı konuşuyoruz.
Bu podcast bölümü Hiwell hakkında reklam içermektedir. #işbirliği
bize özel kodumuz: bisoru590
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Hayvel, O Zaman Sana Bir Soru Podcast'i sunar.
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçenlerde annemle böyle çok komik bir sohbet yaşadık.
Kurban Bayramı'nda onlar bana gelmişti.
Artık devir değişti arkadaşlar, görüyorsunuz büyükler küçüklere geliyor.
Neyse işte böyle birlikte vakit geçirdik, dışarı çıktık, kahveler içtik, yemekler yedik falan.
Sonra bir gün annem bana dedi ki...
Biraz etrafına bak ya.
Yani o kadar tatlı çocuklar sana bakıyor ki.
Sonra bir de ben dönüp sana bakıyorum.
Surat beş karış. Ne bekliyorsun böyle?
Anneciğim ne yapayım canımın içi?
Anneme numaramı mı yazıp gezeyim?
Kimler bana bakıyor diye tetikte mi gezeyim?
Ne yapayım yani? Neyse bak şimdi ben yine buradan nereye geldim?
Gerçekten zaman zaman benim de bu döngüyü fark ettiğim oluyor.
Ama böyle bir yakınlık kurma çabam maalesef ki yok.
Etrafımdan gözlemlediğim kadarıyla bu çabasızlığı sadece kendimde de değil aslında.
Birçok insanla gözlemliyorum.
Ve bence artık sadece kimse kimseyle iletişim kurmuyor, kimse kimseye yanaşmıyor falan gibi bir mesele de değil bu.
Daha derin bir şey var.
İnsanlar birini beğeniyor ama adım atmıyor.
Ne bileyim biriyle konuşmak istiyor ama konuşmuyor.
Birinden hoşlanıyor ama bunu belli etmemek için ayrı bir mesai harcıyor.
Yakınlık istiyor ama yakınlık ihtimali doğduğu anda sanki böyle başına kötü bir şey gelecekmiş gibi kendini geri çekiyor.
Aslında baktığımızda birçoğumuz bir yandan böyle deli gibi sevilmek, anlaşılmak, o güvenli limanı bulmak isterken diğer yandan biri bize gerçekten iyi gelmeye başladığında arkamıza bakmadan koşup kaçıyoruz.
Mesela benim kusur arama dedektifliği dediğim bir şey var arkadaşlar.
Eminim yapıyorsunuzdur siz de.
Karşıdaki insan dünya tatlısıdır, her şey gayet harika gidiyordur.
Ama bizim zihnimiz, aniden böyle adamın gülüşüne...
Mesaj atış şekline ya da giydiği bir ayakkabıya falan takılır.
Kendimize deriz ki yok ya elektrik alamadım uyuşmuyoruz galiba falan gibi bir noktadan.
Aslında aradığımız şey kusur falan değil.
O yakınlıktan o ciddiyetten kaçmak için zihnimizin uydurduğu tamamen böyle hani onu yasal hale getirecek bir bahane.
Ya da bir diğeri fazla iyi sendromu dediğim bir şey bilmiyorum belki bunun literatürde de bir tanımı vardır ama biri bize böyle dürüst, net ve şefkatli davrandığında bunu sıkıcı buluyoruz.
Zihnimiz o kadar çok alışmış ki kaosa, toksikliğe, ne bileyim kovalamacaya falan huzuru böyle resmen heyecansızlık olarak etiketliyor.
Hatta bazen daha da ileriye gidiyor ve diyor ki bu çocuk bana niye bu kadar iyi davranıyor ya?
Kesin arkasında bir çıkarı var.
Kesin ne bileyim delinin teki diye komplo teorileri üretiyoruz.
Sonra ne oluyor? Mesajlara bilerek geç dönmeler işte ne bileyim çok meşgulüm yalanları yani o bizi kırıp terk etmeden biz onu hayatımızdan itiyoruz.
Hani onun bizi kıracağına o kadar eminiz ki yani.
Nereden biliyorsun ablacım ya nereden biliyorsun?
İşte nereden biliyoruz aslında biliyor musun?
Geleceği gördüğümüzden değil de geçmişi unutamadığımızdan biliyoruz.
Geçmişte canımız o kadar çok yanmış o kadar çok hayal kırıklığına uğramışız ki.
Beynimiz bizi korumak için geleceğe dair böyle felaket senaryoları yazmaya bayılıyor.
Ama işte tam da bu noktada durup kendimize bir bakmamız gerekiyor bence.
Eğer siz de benim gibi bu döngüyü fark ediyorsanız hani evet Melisa tam birileriyle her şey yolunda gidecekken duvar örüyorum, ne bileyim iyi gelen insanları hayatımdan itiyorum diyorsanız kendinize lütfen yüklenmeyin.
Çünkü bu yakınlık korkusu, bağlanma problemleri ya da o geçmişin görünmez yaraları tek başımıza böyle sırtlanmak zorunda olduğumuz yükler değiller.
Zaten fark etmişsinizdir podcast'ın başında ne demiştik?
Hayvel o zaman sana bir soru podcast'ı sunar demiştik.
Bu labirentten tek başımıza çıkmak, o duvarları tek başımıza yıkmak zorunda kalmayalım diye Hayvel tam zamanında yanımızda.
Hywell uzman klinik psikologlarla online terapi almanızı sağlayan çok tatlı bir platform.
Uygulamaya giriyorsunuz, kendinizle ve ilişkilerdeki bu tıkanıklıklarınızla ilgili minik bir test çözüyorsunuz.
Sistem de sizin bu bağlanma korkunuza, yakınlık endişenize en uygun uzman psikoloğu şak diye sizinle eşleştiriyor.
Bu arada platformda 2000'den fazla alanında deneyimli klinik psikolog ve danışman var.
Yani yaşadığımız bu ilişkisel sorunların üstesinden gelmek, kendimizin en iyi versiyonuna ulaşmak ve o kendimizi keşfetme yolculuğunda yalnız kalmamak için muazzam bir uzman kadrosu bizi bekliyor.
Ya Melissa ben çekiniyorum hemen öyle terapiye başlayamam.
Ya psikologla enerjimiz tutmazsa diyenleriniz olacaktır.
Çok normal. İşte Hayver'in en sevdiğim yanı şu.
Danışmanlarla tanışabileceğiniz ön görüşmeler tamamen ücretsiz.
Yani hiçbir ücret ödemeden önce süreci deneyimleyebiliyorsunuz.
Eşleştiğiniz danışmanla uyumunuza bakabiliyorsunuz.
Baktığınız her şey içinize sindi, kafanız rahat etti.
Uygun görüşme fiyatları ve paket seçenekleri sayesinde de bu kendinize yatırım yapma yolculuğuna bütçenizi zorlamadan sürdürülebilir bir şekilde devam edebiliyorsunuz.
Tamamen evinizin konforunda ve tamamen gizlilik içinde.
Kendinize o sevginin güvenli limanlarında korkmadan, kaçmadan kalabilmek için bir şans verin bence.
Açıklama kısmında bıraktığım linkten Hayveli indirebilir.
Ücretsiz ön görüşmenizle kendinize bugün çok özel ve çok güzel bir iyilik yapabilirsiniz.
Bize özel indirim fırsatımız da varken kaçırmayın derim.
Bir soru 590 koduyla ilk satın alımlarda.
İlk seansınız 1700 TL'lik indirimle 590 TL'ye denk geliyor.
Açıklamalara da linki bırakıyorum.
Mutlaka tıklayıp inceleyin diyorum.
Şimdi gelin işin biraz daha psikolojik derinine inelim.
Bu iyi gelen insanlar bizi neden bu kadar korkutur?
Neden illa o kaosu arıyoruz biz?
Aslında az önce sorduğum nereden biliyorsun ablacığım sorusunun psikolojik düzeyde çok büyük bir mantığı var.
Çünkü bizim beynimiz için doğru olan ya da sağlıklı olan değil de tanıdık olan güvenlidir.
Eğer çocukluğumuzda ya da eski ilişkilerimizde sevgi bize hep can acısıyla, terk edilmeyle, sürekli bir onaylanma çabasıyla geldiyse beynimiz çok basit bir eşleştirme yapıyor.
Diyor ki yakınlık eşittir tehlike ve acı.
Dolayısıyla hayatınıza gerçekten stabil, sakin, sizi olduğunuz gibi kabul eden iyi bir insan girdiğinde beyniniz o sevgiyi tanıyamıyor.
Burada bir terslik var. Yani alışık olduğumuz o kaos, o toksik heyecan nerede diyor ve hemen panik butonuna basıyor.
Biz o panik hissini, o daralmayı ben bu insandan elektrik alamadım galiba çekici gelmedi zannediyoruz.
Oysa o his sadece eski yaralarımızın bir korkusu oluyor.
Bir diğer sebepse kontrolü kaybetme korkusu.
Biriyle yakınlaştığımızda o koruyucu maskelerimizi indirmek zorunda kalıyoruz ya.
İçimizdeki o kırılgan, çocuksu, mükemmel olmayan tarafı görmesine izin veriyoruz.
Ve o an zihnimiz fısıldıyor.
Gerçek seni görürse seni sevmekten vazgeçecek.
Yani işte bu yüzden o insanın ileride bizi reddetme ihtimalinin acısını yaşamaktansa ilişkiyi daha başlamadan kendi ellerimizle bitirmeyi seçiyoruz.
Kontrol bende olsun, canım yanacağına yalnız kalayım diyoruz.
Bu arada bunları sadece duygusal ilişkiler için de söylemiyorum.
Arkadaşlıkta da böyle, aile ilişkilerinde de böyle, genel olarak insanlarla bağ kurma biçimimizde de böyle.
Bir yandan görülmek istiyoruz, anlaşılmak istiyoruz, birinin bizi gerçekten merak etmesini istiyoruz.
Bir yandan da biri gerçekten merak ettiğinde, gerçekten yaklaştığında, gerçekten iyi davrandığında garip bir şekilde böyle geriliyoruz.
Yani düşünsenize böyle arkadaşınız arıyor.
Melisa'cığım bir sorun mu var? Sesin durgun geliyor diyor.
İçinizden bir ses aniden ay bu da her şeyimi kurcalıyor, çok üstüme geliyor falan diye böyle bir çıkış yapıyor tamam mı?
Ya da biri size böyle karşılıksız bir iyilik yapıyor.
İçiniz içinizi yiyor.
Acaba benden ne isteyecek, bunun altından ne çıkacak falan gibi böyle düşünceler.
Yani resmen hayatı kendimize zorlaştırıyoruz ablacığım bak vallahi yani.
Peki ne yapacağız? Bu döngüyü nasıl kıracağız?
Bu surat beş karış modundan ve insanları kermizden itme huyumuzdan nasıl vazgeçeceğiz?
İlk adım o meşhur farkındalık ve duraksama anı.
Bir dahaki sefere birinden tam kaçacakken, mesajını görüp işte aman şimdi hiç çekemeyeceğim diyebilerek 3 saat sonra dönecekken ya da birinin tamamen iyi niyetli bir sorusuna dikilenecekken durun.
Tamam mı? Tamamen bir durun şöyle.
Derin bir nefes alın ve kendinize dürüstçe şu soruyu sorun.
Şu an gerçekten bu insandan veya bu durumdan mı rahatsızım?
Yoksa içimdeki o eski korku butonuna mı basıldı hani?
Bu panik hissi şu anki ana mı ait yoksa geçmişime mi ait?
Yani inanın sadece o an durup kendinizi yakalamak bile olayın büyüsünü bozuyor.
Ben mesela artık zorlamaya başladım kendimi.
Bir kılıf uydurup kaçmaya çalıştığımı fark ettiğimde daha da üzerine gidiyorum.
Bir daha görüşüyorum mesela, bir daha konuşuyorum.
Hani böyle hemen kaçıp kestirip atmamaya çalışıyorum.
Çünkü normalde direkt kestirir atarım.
Ama kestirip atmakla da olmadığını gerçekten çok iyi anladım.
Yani olmayacaksa bile bir çabanın sonucunda olmasın.
O çaba verilsin en azından.
İkinci adım da küçük adımlarla açılmak.
Kimse sizden duvarlarınızı bir günde böyle balyozla yıkmanızı, bütün sırlarınızı ortaya dökmenizi beklemiyor zaten.
Ama karşınızdaki insanlara karşı Biraz daha şeffaf olabilirsiniz.
Mesela o kaçma isteği geldiğinde karşı tarafa dümdüz şunu söyleyebilirsiniz.
Sana değer veriyorum. Burada olmak veya seninle konuşmak çok güzel.
Ama bazen biri bana fazla yakınlaştığında içimde anlamsız bir savunma mekanizması uyanıyor.
Biraz zamana ihtiyacım oluyor.
Bunu sevginize de söyleyebilirsiniz, flörtünüze de, en yakın arkadaşınıza da.
İnanın size gerçekten değer veren insanlar bu dürüstlüğünüze ve samimiyetinize hayran kalacaktır.
Ve son olarak huzuru, sakinliği ve iyi niyeti sıkıcı bulmaktan vazgeçmek.
Güvenli, sağlıklı bir bağ dediğimiz şey sürekli adrenalin pompalamaz arkadaşlar.
Sürekli beni seviyor mu, yarım bırakıp gidecek mi, arkamdan işimi çeviriyor diye böyle uykularınızı kaçırmaz.
Gerçek bir bağ sizi sakinleştirir, omuzlarınızdaki yükü alır.
Kendinize iyi şeyleri, iyi insanları ve güvenli bir sevgiyi sonuna kadar hak ettiğinizi...
Her gün hatırlatın lütfen.
Gerçekten bunu çok unutuyoruz, atlıyoruz.
Bunu söylemek kolay bu arada, yapmak zor.
Onu da biliyorum. Çünkü bazen iyi şeyleri hak ettiğimize inanmakta bile zorlanıyoruz.
Kötü gelen şey tanıdık oluyor, evet.
Kaos tanıdık oluyor, belirsizlik tanıdık oluyor.
Ama biri bize böyle sakin, net ve iyi davrandığında bir anda ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Çünkü iyi bir insanla karşılaşmak sadece hani aa ne güzel biri falan demek değil.
Aynı zamanda şunu da fark etmek demek.
Ben aslında böyle davranılınca iyi hissediyormuşum.
Ben sürekli çabalamak zorunda kalmadığım bir yerde daha rahatmışım.
Ya da ben huzuru istiyormuşum ama huzur bana yabancı geldiği için onu sıkıcılık sanıyormuşum.
Ve bunları fark etmek bazen insanı çok korkutuyor.
Çünkü o zaman daha önce neden hep yorucu olanı seçtiğimizi, neden bize iyi geleni görünce geri çekildiğimizi, neden kaosu, heyecan sandığımızı da düşünmeye başlıyoruz.
Ama kendimize burada kızmamamız gerekiyor bence.
Çünkü hepimiz bir noktada bildiğimiz yerden seçimler yapıyoruz.
Bildiğimiz duyguya gidiyoruz, bildiğimiz ilişki biçimine gidiyoruz.
Hatta bazen biri bizi üzüyorsa bile...
tamam ya ben burayı tanıyorum diyoruz ve orada kalıyoruz.
Ama biri bizi üzmüyorsa, böyle bir seçenek de var ya yani, biri bizi sürekli tahmin etmeye zorlamıyorsa, biri bizi kendi değerimizi sorguladığımız bir yere itmiyorsa, işte orası yeni bir yer oluyor.
Ve yeni olan şey de güzel bile olsa korkutucu gelebiliyor.
O yüzden bazen iyi gelen insandan kaçtığımızda aslında ondan kaçmıyoruz.
Bilmediğimiz bir yakınlık biçiminden kaçıyoruz.
Daha önce prova etmediğimiz bir sakinlikten kaçıyoruz.
kendimizi saklamadan var olabileceğimiz bir ihtimalden kaçıyoruz.
Belki de kendimize şunu sormamız gerekiyor.
Ben gerçekten bu kişiden mi kaçıyorum?
Yoksa onun yanında olabilecek halimden mi korkuyorum?
Çünkü birinin yanında daha açık, daha yumuşak, daha ihtiyaç duyulabilen birine dönüşmek bazen insanın gözünü korkutuyor.
Özellikle de uzun zamandır böyle güçlü dur, belli etme, fazla isteme, fazla bağlanma diye kendimizi eğittiysek.
Ama yakınlık kurmak kendimizi tamamen bırakmak demek de değil bir noktada.
Sınırlarımızı silmek, birinin hayatından kaybolmak, kendimizi unutmak demek de değil.
Bence bunlar hiç değil zaten.
Bence yakınlık kendini kaybetmeden birinin yanında kalabilmek demek.
Hem hani ben buradayım diyebilmek, hem de benim sınırım da burada diyebilmek.
Hem sana yaklaşmak istiyorum diyebilmek.
Hem de bunu kendi hızımda yaşamak istiyorum diyebilmek.
Bunu öğrenmek de bir anda olmuyor tabii.
Bazen sadece böyle küçük bir duraksama bile yeterli oluyor ama.
Mesela biri size iyi davrandığında hemen şüpheye düşmeden önce bir saniye bir durmak.
Belki sizi merak ettiğinde ne bileyim üstüme geliyor demeden önce belki gerçekten ilgileniyor ihtimalini alan açmak.
Ya da biriyle işler iyi giderken kusur aramaya başladığımız noktada Ben şu an gerçekten bir şey mi görüyorum?
Yoksa kaçmak için sebep mi topluyorum diye sormak.
Bence insanın hayatını değiştiren şey bazen büyük kararlar değil de tam da bu küçücük duraksama anları oluyor.
Mesajı görüp bilerek soğuk yapmadan önce o durduğunuz an.
Bir düşünün ya bir düşünün.
Hemen bir yapmayın o soğuğu.
Ya da işte ben zaten böyleyim deyip kestirip atmadan önce durduğumuz an.
Ya da kaçma isteği geldiğinde böyle bir dakika ya.
Ben şu an neden kaçmak istiyorum diye sorduğumuz an.
O minicik boşlukta yeni bir seçenek çıkıyor.
Belki kaçmayacağım, belki biraz yavaşlayacağım, belki açık konuşacağım.
Belki karşımdakine değil de kendi korkuma bakacağım.
Belki de ilk defa iyi gelen bir şeyin içinde biraz daha kalmayı deneyeceğim.
Yani tabii ki her iyi davranan insan hayatımızda kalmalı da demiyorum.
Öyle de anlaşılmasın.
Her güzel başlayan şey doğru olacak diye bir kural da yok.
Bazen bir şey gerçekten içimize sinmez.
Bazen mesafe koymak gerekir.
Bazen uzaklaşmak en doğrusudur.
Ama mesele şu bence.
Bu şeyi gerçekten istemediğimiz için mi bırakıyoruz?
Yoksa istemeye başladığımız için korkup mu uzaklaşıyoruz?
Bence aradaki fark çok önemli.
Çünkü bazen böyle hani içime sinmedi dediğimiz şey gerçekten içimize sinmemiştir.
Ama bazen de içime sinmedi dediğimiz şey aslında içime fazla yaklaştı gibi bir yerdendir.
Yani bu cümle de şu an beni bir durdurdu gerçekten.
Ama öyle bir noktada da yani bazen biri bize böyle fazla iyi gelir, fazla sakin gelir, fazla net gelir, fazla görür bizi.
Biz de bunu tehlike sanırız.
Çünkü orası çok korunmuş bir yerdir.
O zaman sana bir soru demek istiyorum tam da burada.
Sana iyi gelen bir şeyin içinde kalmaya ne kadar izin veriyorsun?
Çünkü bazen hayatımıza iyi gelen insanlar giriyor ama biz onları gerçekten görmeden daha en baştan kendimizi böyle korumaya alıyoruz.
Kimse yok diyoruz ama biri bize baktığında da suratımız beş karış oluyor annemin deyişiyle.
Ve belki de mesele gerçekten kimsenin olmaması değil de bir ihtimal belirdiğinde bizim ona ne yaptığımız oluyor.
Yani evet arkadaşlar bu bölümde yakınlık korkusunu, iyi gelen insanlardan neden uzaklaşabildiğimizi, bazen huzuru neden sıkıcılık sandığımızı ve kendimizi korumaya çalışırken aslında neyi kaçırabildiğimizi konuştuk.
Bölümün başında da söylediğim gibi kendinizi ve ilişkilerde tekrar eden döngülerinizi daha iyi anlamaya çalıştığınız bir süreçte kişisel destek almak isterseniz Hayvel üzerinden klinik psikologlarla ücretsiz ön görüşme
yapabilirsiniz. Bölüm açıklamasına linki bırakıyorum mutlaka bir girip bakın derim.
Bugünlük benden bu kadar.
Kendinize çok yüklenmediğiniz ama kendinize biraz daha dürüst bakabildiğiniz bir hafta olsun.
Ve lütfen iyi gelen bir şey gördüğünüzde hemen kaçmadan önce bir durun.
Belki bu sefer gerçekten kalınacak bir yerdir.
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğüm bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Hayvel o zaman sana bir soru podcasti sundu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
