
Selamlaaar! Bu bölümde "Var'ın bereketi" kavramı üzerine konuşuyoruz. Neden bazı şeylerin bir türlü çoğalmadığını, neden bazen bereketsizlik hissettiğimizi ve aslında bereketin bağımlı olduğu kavramlarından bahsediyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ya arkadaşlar hepimiz hayatta o kadar çok şey istiyoruz ki.
Hani bu hayata geldiysek böyle gani gani kullanmamız lazım hayatı.
Bir şeyleri elde ediyoruz sonra başka bir şeyin isteği başlıyor.
Yani böyle insanoğlunun aklı hep sahip olamadıklarında.
Bir düşünsenize mesela işte şu işe girsem rahatlayacağım diyoruz tamam mı sonra giriyoruz.
Oradan başka şeyler çıkıyor.
İşte biraz daha iyi bir pozisyon olsa, sonra işte şu evi alsam, şu arabayı alsam, biraz daha param olsa, biraz daha zamanım olsa falan derken kendimizi böyle sürekli bir sonraki durağa odaklanmış
buluyoruz. Bunun kötü bir şey olduğunu da düşünmüyorum aslında.
Yani istemek çok insani bir şey.
Bizi geliştiren, harekete geçiren şeylerden biri.
Ama bazen öyle bir noktaya geliyor ki böyle elimizde olan şeylerin üzerine hiç eğilmeden Henüz sahip olmadığımız şeylerin peşinde koşarak yaşıyoruz gibi hissediyorum.
Yani sadece öyle yaşıyoruz gibi.
Tam da bunları düşünürken çok güzel bir şey duymuştum geçenlerde.
Nerede duyduğumu da tam hatırlamıyorum ama inanılmaz bir farkındalık yaşattı bana.
Varın bereketi diye bir şey arkadaşlar.
Ne demek bu biliyor musun? Bence hayatın çok ilginç bir kuralı var.
Hayat çoğu zaman var olan şeyi büyütüyor.
Ama olmayan bir şeyi maalesef büyütemiyor.
Mesela daha çok arkadaşı istiyoruz ama yeni bir arkadaşlık kurmak için adım atmıyoruz.
Daha çok fırsat istiyoruz ama kendimizi gösterecek tek bir üretim bile ortaya koymuyoruz.
Ya da mesela daha çok para istiyoruz ama o paranın çoğaltılabileceği yeni bir kaynak oluşturmuyoruz.
Sonra da ya bana neden bereket gelmiyor yaptığım işlerde hiç bereket yok gibi böyle düşünceler içerisinde kıvranıp kalıyoruz.
Belki de mesele bereketin gelmemesi değil de bereketin üzerine konabileceği ilk taşı henüz koymamandır.
Yani bunu özellikle bu varın bereketini duyduğumdan beri inanılmaz düşünüyorum.
Çünkü yani boş bir tarlanın bereketli olmasını kimse beklemez değil mi?
Önce toprağı hazırlarsın, sonra tohumu ekersin, sonra sularsın.
Bereket en son gelir ya.
Hiç kimse tohumu atmadan hasat beklemez ki.
Ama nedense biz kendi hayatımızda maalesef bunu yapıyoruz.
Önce sonucu istiyoruz sonra başlangıcı düşünmeye başlıyoruz.
Yani belki de hayat bize tam tersini söylüyordur.
Önce küçücük de olsa bir şey var et tamam mı?
Küçücük de olsa bir fikir, bir alışkanlık, bir ilişki, bir üretim, bir adım, bir şey yani.
Sonra onun bereketini izle.
Bugün biraz o yüzden bunu konuşalım istedim.
Yani bereket gerçekten nedir?
Neden bazen ne kadar istersek isteyelim gelmiyormuş gibi hissediyoruz?
Ve belki de beklediğimiz şey yeni bir mucize değil de hani elimizde olanı büyütecek o ilk cesur adım olabilir mi?
Ben podcast kanalını ilk açtığımda hatta ilk bölümü paylaştığımda belki sadece böyle 20 kişi falan dinliyordu beni tamam mı?
Sonra ikinci bölümü yükledim.
Üçüncüyü, dördüncüyü, aylar geçti falan.
Bir baktım binlerce insan dinliyor.
Dışarıdan bakan biri ne kadar şanslı diyebiliyor evet farkındayım.
Ama aslında o büyüyen şey var ya en başta var edilmiş küçücük bir şeyin bereketi yani.
Hatta bazen böyle işte şey diyenler falan oluyor ya işte ne uğraşıyorsun uğraştığın şeylere bak falan.
Ya abi pardon da sen hayatında hiçbir şey bu kadar düzenli yaptın mı?
2 senedir her hafta pazartesi günleri sabah 5'te bölüm yayınlıyorum.
Yani senin hayatında bu kadar düzenli yaptığın bir şey var mı?
Yoksa benimle bu konuyu maalesef tartışma hakkında yok.
Yani artık böyle düşünüyorum.
Ya da mesela spor yapmak istiyorsunuz.
Bir anda böyle her gün 2 saat spor yapan biri olamıyorsunuz tabii ki.
İlk gün belki sadece yürüyorsunuz.
Ertesi gün yine yürüyorsunuz.
Sonra hafif bir koşmaya başlıyorsunuz.
Sonra spor hayatınızın bir parçası haline geliyor.
Aslında orada büyüyen şey motivasyondan ziyade biraz o attığınız ilk küçük adım.
O küçük adım yavaş yavaş büyüyor ve sizin istediğiniz bir noktaya geliyor.
Bence hayatın çok adil bir tarafı var burada.
Hayat çoğu zaman emek verdiğin şeyi büyütüyor.
Bak dikkat ettiğin şeyi büyütüyor.
Yani bunu bir odaklanın, bunu bir düşünün.
Beslediğin şeyi büyütüyor hayat arkadaşlar.
Ama bizim şöyle bir alışkanlığımız var.
Henüz ortada bir şey yokken onun bereketini bekliyoruz.
Mesela daha çok arkadaşım olsun diyorsun.
Peki yeni insanlarla tanışıyor musun?
Ya da işte bir gün kitap yazacağım.
Bugün tek bir sayfa yazdın mı?
Ya da kendi işimi kurmak istiyorum.
O işle ilgili ilk araştırmayı yaptın mı mesela?
Ya da vardır ya İngilizce öğrenmek istiyorum.
Bugün 10 dakika bile olsa çalıştın mı?
Bu sorular çoğaltılabilir.
Çünkü aslında hepimizin hayatında beklediğimiz ama henüz var etmediğimiz bir şey muhakkak ki var.
Burada fark ettiğim başka bir şey daha var.
Biz genellikle büyük başlangıçların peşinde oluyoruz.
Bakın bir geriye dönüp bir inceleyin kendinizi tamam mı?
Sanki bir şeye başlayacaksak mükemmel başlamamız gerekiyormuş gibi hissediyoruz ki bence bu da başlamamak için bir bahane bazen ama neyse.
Yeni bir işe başlayacak tamam mı?
Bekliyor ki en iyisi olsun. Ya da ne bileyim spor yapacak tam program yapsın.
Kitap okuyacak ayda 10 tane kitap okusun.
Ne bileyim ya da podcast kanalı açacak ilk bölüm kusursuz olsun hatta mümkünse bütün bölümler kusursuz olsun.
Yani bu beklentiler yüzünden çoğu zaman hiç başlayamıyoruz bile.
Oysa en yakından bakın en yakından.
doğaya baktığımızda hiçbir şey büyük başlamıyor arkadaşlar.
Koskoca bir çınar ağacı önce küçücük bir tohum ya da devasa bir nehir önce incecik bir kaynak ya da kocaman bir bina önce sadece tek bir tuğla.
Yani hayatın sistemi zaten böyle çalışıyor.
Önce küçük olan var oluyor sonra zaman, emek ve verdiğin sabır onu büyütüyor.
Belki de bizim eksik bıraktığımız şey sabır değil de burada başlangıç oluyor biraz.
Çünkü çoğu zaman sabırsız olduğumuzu düşünüyoruz ama aslında ortada sabredecek bir süreç oluşturmamış oluyoruz daha yani.
Daha o sürecin kendisi bile yok.
Ve burada kendime de sık sık sorduğum bir soru var.
Ben gerçekten bereket mi bekliyorum yoksa bereketin büyüteceği şeyi oluşturmayı mı erteliyorum?
Yani bu soru ilk duyduğumda açıkçası beni biraz rahatsız etmişti.
Çünkü cevabı tahmin edersiniz ki her zaman hoşa gidecek bir cevap değil maalesef.
Bazen böyle fırsat gelmiyor diyorum.
Sonra dönüp bakıyorum. Yani kendini gösterecek ne yaptın ki sen?
Fırsat diyorsun hani. Ya da bazen zamanım yok diyorum.
Sonra telefonumun ekran süresine bakıyorum.
Bazen insanlar beni fark etmiyor diyorum.
Sonra düşünüyorum fark edecekleri ne ürettim ki diye.
Hani böyle aklımda bin tane şey döndürüyorum tamam mı?
Bunları söylerken de kimseyi suçlamak istemiyorum tabii ki ama kendimi de suçlamak istemiyorum bu arada.
Çünkü bunlar günün sonunda hepimizin düştüğü tuzaklar.
Sadece gerçekten şunu fark etmeye başladım.
Bereket hareket eden bir şeyin peşinden gidiyor gibi.
Yani belki de hayat bize sürekli aynı şeyi fısıldıyor işte hani sen ilk adımı at büyük olmak benim işim gibi bir yerden.
Ve aslında tam da bu yüzden o küçücük başlangıçları küçümsememek gerekiyor.
Çünkü bazen bir sayfa, bir telefon görüşmesi, 10 dakikalık bir yürüyüş, tek bir fikir ya da tek bir cesur adım...
aylar sonra dönüp baktığında hayatının yönünü değiştiren şey olabiliyor.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şu.
Hayatımda bereket beklediğim alan hangisi?
Ve en önemlisi o bereketin üzerine konabileceği böyle küçücük de olsa bir şey bugün gerçekten var mı?
Yoksa ben hala hasadı beklerken tohumu cebimde mi taşıyorum?
Yani bir de bu konunun başka bir tarafı da var tabii.
Biz hep olmayanın peşinden koşarken Aslında var olanı da yavaş yavaş sıradanlaştırıyoruz.
İnsan zihni buna inanılmaz meyilli.
Çok istediğin bir şeye kavuşuyorsun tamam mı?
İlk günler böyle dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorsun.
Sonra o şey normalleşiyor.
Evin normalleşiyor, araban normalleşiyor, işin normalleşiyor, telefonun, ilişkin, sağlığın bile normalleşiyor.
Ve normalleşen şey görünmez olmaya başlar arkadaşlar.
Belki de bu yüzden sürekli eksik hissediyoruz.
Çünkü gözümüz hep bir sonrakinde.
Bir önceki hayalini kurduğumuz şey ise artık hayatın fonuna dönüşmüş oluyor.
Düşünsenize bundan 5 yıl önce bugünkü hayatınızın bazı parçaları için neler verirdiniz?
Bir düşünün şunu. Belki bugünkü maaşınızı hayal ediyordunuz.
Belki yalnızca kendi eviniz olsun istiyordunuz.
Belki yeter ki şu üniversiteyi kazanayım diyordunuz.
Belki de şu işi bulayım valla başka hiçbir şey istemiyorum diyordunuz.
Şimdi dönüp bakınca...
Bir zamanlar dua ettiğiniz bazı şeyler bugün sıradan geldiği için onları fark etmiyorsunuz bile.
İşte bence bereket biraz da burada başlıyor.
Yani o bereket dediğimiz şey aslında var olanın farkına vardığın anda başlıyor.
Çünkü kıymeti bilinmeyen şeyin maalesef bereketi de hissedilmiyor.
Bazen insanlar böyle hani hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyor falan diyor ya.
Sonra biraz konuşunca görüyoruz ki aslında sevdiği insanlar yanında, sağlığı yerinde, başını sokabileceği bir evi var, bir işi var, yeni şeyler öğrenebileceği imkanları var.
Yani bu arada bunlar yanlış anlaşılmasın.
Bu hani elindekiyle yetin daha fazlasını isteme falan demek değil.
Ben zaten tam tersini düşünüyorum.
Hayal kurun, isteyin, üretin, daha iyisini hedefleyin.
Ama bunları yaparken bugünü de çöpe atmayın.
Çünkü bugünü sadece yarının hazırlığı gibi yaşarsanız yarın geldiğinde o da bugüne dönüşecek.
Ve yine mutlu olabilmek için başka bir yarını bekleyeceksiniz.
Yani sanki mutluluk sürekli böyle bir ufuk çizgisi gibi kaçacak sizden.
Belki de olay aynı anda iki şeyi yapabilmek.
Hem daha iyisini istemek hem de bugünkü hayatın değerini unutmamak.
Çünkü biri sizi harekete geçiriyor, diğeri ise yolda kalmanızı sağlıyor.
Ve galiba varın bereketi dediğimiz şey tam olarak bu.
Önce elindekinin farkına varmak, sonra onu beslemek, sonra da onun üzerine yenisini inşa etmek.
Çünkü bereket bazen gökten düşen bir ödül değil de emek verdiğin, değerini bildiğin ve büyütmeye devam ettiğin şeyin doğal sonucu.
Hani bazen bizler böyle bir şey istediğimiz gibi olmadığında bu işin hiç bereketi olmadı falan diyoruz ya.
Aslında bu cümleyi ne kadar çok kullanıyoruz farkında mısınız?
İşte mesela param geliyor ama nereye gittiği hiç belli değil, bereketi yok.
Ya da koskoca günü geçirdim ama hiçbir şey yapmamış gibi hissediyorum.
Zamanın bereketi yok.
Ya da işte bir sürü insan tanıyorum ama kendimi hala yalnız hissediyorum.
Çok çalışıyorum ama karşılığını alamıyorum.
Yani belki de burada durup bereket kelimesinin ne anlama geldiğini yeniden düşünmek gerekiyor.
Çünkü bereket sadece çok olması değil bence.
Bir şeyin çok olması illa sadece onun bereketli olduğu anlamına gelmez.
Az olanın yetmesi de berekettir.
Yaptığın işten doyum alabilmek de berekettir.
Bir saatini gerçekten yaşayabilmek de berekettir.
Hatta bir arkadaşlığın yıllarca sürmesi de berekettir.
Bir sofrada iki lokmayı huzurla yiyebilmek de berekettir.
Yani bereket bazen miktarla değil de anlamla ilgili.
Ve galiba bu yüzden bazı insanların çok şeyi oluyor ama maalesef bereketi olmuyor.
Bazılarının ise belki de az şeyi oluyor ama hayatına baktığınızda bir huzur, böyle bir akış hissediyorsunuz.
Çünkü bereket sadece sahip olduklarımızın sayısıyla ölçülen bir şey değil.
Onlarla kurduğumuz ilişkiyle ölçülüyor.
Ben kendi hayatıma baktığımda da bunu sıkça görüyorum.
Bir dönem sürekli böyle daha fazlası diyerek yaşadığım zamanlar oldu.
İşte bir bölüm daha, bir proje daha, bir başarı daha falan gibi.
Sonra fark ettim ki durup elimde ne var diye bakmadığım sürece ne kadar fazlası gelirse gelsin o boşluk kapanmıyor.
Çünkü insanın gözü var ya alışmaya çok hızlı arkadaşlar.
Ama şükretmeye, fark etmeye ve sahip çıkmaya maalesef biraz daha yavaş.
Tam da burada varın hareketi diye bir kavram da ben eklemiş olayım hatta.
Elindekini küçümsemediğinde, onu geliştirmeye devam ettiğinde.
ve sahip olduklarını sadece bir sonraki hedefe ulaşana kadar hani böyle katlanılacak şeylermiş gibi görmediğinde onlar başka hareketler de getiriyorlar hayatına.
Çünkü hayat bir noktada da sürekli aynı dersi vermeye çalışıyor bence bize.
Bereket var olanı büyütür, sen yeter ki önce onu fark et, sonra emek ver, sonra sabret.
Gerisini zaten hayatın kendisi yavaş yavaş çoğaltıyor.
Belki de bu düşüncelerden çıkardığım en büyük ders şu oldu benim.
Hayat bazen bize vermeden önce sen bunun için bir yer açtın mı diye soruyor.
Çünkü bereket dediğimiz şey sadece bekleyene değil de hazırlanana da gelen bir şey.
Önce küçücük bir adım atıyorsun.
Sonra o adım bir alışkanlığa dönüşüyor.
O alışkanlık bir karaktere dönüşüyor.
Karakterin de senin hayatını şekillendiriyor.
Dönüp baktığında da sen böyle hayatın bir anda değişti sanıyorsun.
Oysa hiçbir şey bir anda değişmez arkadaşlar.
Sadece sen uzun süre küçücük şeylerin bereketini biriktirdin.
Ve galiba bu yüzden de artık başarıya da, mutluluğa da, huzura da biraz farklı bakıyorum.
Eskiden onları sanki hani bir gün kapımı çalacak misafirler gibi düşünüyordum.
Şimdi ise her gün yavaş yavaş büyüttüğümüz bir bahçe gibi görüyorum.
Her gün biraz daha suluyorsun, her gün biraz daha ilgileniyorsun.
Bazen hiçbir değişiklik olmamış gibi geliyor.
Hatta bazen şey diyorsun, yani ben boşuna mı uğraşıyorum acaba?
Ama toprağın altında bir şeyler olmaya devam ediyor buna emin olabilirsiniz.
Çünkü bazı şeyler gözle görülmeden büyüyor.
Belki cesaretiniz büyüyor, belki disiplininiz, belki özgüveniniz.
Belki de henüz fark etmediğiniz bir hayat.
O yüzden bugün bu bölümde sizden tek bir şey isteyeceğim.
Hayatınızda uzun zamandır bereket beklediğiniz bir alanı düşünün tamam mı?
Ve tam da bunun üzerinden iki tane soru sorayım bugün hatta.
Normalde hep o zaman sana bir soru diyorum ama bugün iki soru olsun.
Ben bunun büyümesi için gerçekten bir tohum ektim mi?
Ve ektiysem o tohumu her gün alıp sabırla suluyor muyum?
Yoksa her sabah toprağı kazıp neden hala filiz vermedi diye kontrol mü ediyorum?
Belki de bazen yapmamız gereken tek şey biraz daha güvenmek.
Kendimize attığımız o küçük adıma ve hayatın emek verdiğimiz şeyleri yavaş yavaş çoğaltan düzenine.
Çünkü günün sonunda bereket belki de en çok şunu bilenlerin kapısını çalıyor.
Her büyük şey bir zamanlar küçücüktü.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
