
Selamlaaar! Bu bölümde yaşadığımız hayatı daha keyifli hale getirmekten, keyif alma halinin kendisinden konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Arkadaşlar ben var ya tam bir keyif insanıyım.
Yani bu hafta da bir arkadaşımla konuşuyorduk.
Bana dedi ki yaptığın şeyleri ne kadar da böyle keyifli versiyonlara dönüştürüyorsun.
Ben senin hiç keyif almadığın bir şeyi yaptığını görmedim.
Bunun üzerine de bir oturdum düşündüm.
Ben gerçekten keyif almayı çok seviyorum.
Keyifli olmayı, o hali yaratabilmeyi.
Yani çok içimden gelmeyecek bir şey yapmam gerekse bile onu kendim için keyif alabileceğim bir hale mutlaka getirmeye çalışırım.
Şu hayata da bir kere geliyoruz ya hani.
Bazı arkadaşlarım da şey der mesela.
Şovundasın. yine. Aslında bu şov benim keyif almayacağım şeyleri yapmaya çok da istekli olmamamın bir göstergesi ve baktığımızda bu yüzden de bu kadar farkına varıyorlar.
Melisa bir şey yapıyorsa keyifli yapar diyorlar.
Bana verilen bu hayatı gerçekten çok kıymetli buluyorum ve şanslı hissediyorum.
Şükür doluyum bu konuda.
Hayata bir kere geliyorum ve yaşanacak vakit belli.
Yani bu hayatı bu vakti keyifli geçirmeyeceksem çok yazık ederim gibi geliyor.
He tabii ki insanın hayatında hiçbir şeyden keyif almadığı dönemler de oluyor.
Ama genel olarak o hali çok uzun tutmamaya çalışan da biri olarak.
Bu dinamimi de seviyorum.
Yani keyifli bir insanım ben ya.
Günün büyük bir kısmını geçirdiğim bir hayat var.
Ve o hayatın içinde keyif yoksa yani bir yerden sonra sadece görev yapıyormuş gibi hissediyorsun.
Ve ben o hissi hiç ama hiç sevmiyorum.
Hani böyle robot gibi, yapılacaklar listesi gibi.
Tikat geç, tikat geç falan.
Yani ben öyle yaşayamıyorum arkadaşlar.
O yüzden mesela diyelim ki çalışmam gerekiyor.
Okey çalışacağım. Ama bunu nasıl hani biraz daha benim versiyonum haline getirebilirim?
Belki ortamı değiştirebilirim. Belki müzik açıyorum.
Belki kendime böyle bir kahve hazırlıyorum falan.
Yani o anı biraz daha yaşanabilir bir hale getiriyorum.
Çünkü fark ettim ki mesele şu değil.
Ben bunu yapmak zorunda mıyım?
Bu değil yani. Mesela şu, ben bunu kendim için nasıl daha iyi bir deneyime dönüştürebilirim?
Ve bu küçük küçük şeyler var ya, gerçekten hayatın kalitesini acayip değiştiriyor.
Hatta bununla ilgili yapılan araştırmalar da var.
Mesela Csikszentmihalyi'nin bir akış kavramı var.
Bunu daha önceki bir bölümümde de bahsetmiştim.
Akış dediği şey şu, yaptığın şeyin içinde tamamen kaybolduğunu anlar.
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın ve aslında en çok keyif aldığını anlar.
Ve bu hep böyle büyük şeylerde olmuyor.
Hayatımın en büyük anı falan değil.
Bulaşık yıkarken bile olabilir.
Yürürken olabilir. Bir şey yazarken olabilir.
Ama tek bir şartı var.
Orada o anda olman gerekiyor.
Ve düşündüğümüzde de biz çoğu zaman orada değiliz ya.
Mesela kahve içiyorsun ama kahve içmiyorsun aslında.
Telefona bakıyorsun. Ya da dizi izliyorsun ama izlemiyorsun aslında.
Zihninden bambaşka şeyler geçiyor.
Ya da belki de arka planda başka bir şeyle uğraşmaya devam ediyorsun.
Yani sürekli bir şey yaparken başka bir şeyin içindeyiz ya.
O yüzden de hiçbir şeyden tam olarak keyif alamıyoruz.
Bir de şöyle bir şey var. Bu da çok hoşuma giden bir bakış açısı.
Rick Harrison diyor ki Beyin iyi anları tutmakta kötü.
kötü anları tutmaktaysa çok iyi.
Yani aslında gün içinde keyifli anlar yaşıyoruz ama hangi birini fark ediyoruz ki?
Ama küçük bir stres, küçük bir problem direkt zihinde büyüyor.
O yüzden keyifli bir hayat yaşamak biraz da şu demek.
İyi anları büyütmek.
Yani ben mesela bunu bilinçli yapmaya çalışıyorum.
Kahve içiyorsam gerçekten kahve içiyorum.
Hani o an tadına bakıyorum.
Sıcaklığına bakıyorum. Bir 5 dakika bile olsa sadece oradayım.
Kalkarım balkona bir sandalye taşırım.
Kahvemi oraya taşırım. Etrafı izleye izleye içerim mesela.
Yani zaten 5 dakikalık vakit için hani şimdi bu sandalyeyi taşımakla uğraşmayayım falan demem.
Yani demek istemem. Onu daha keyifli bir hale getirecekse hiç üşenmem.
Bazen derler hatta bana.
Abi hiç üşenmem. üşenmiyor musun diye.
Yani o kahveyi keyifsiz içmeye daha çok üşeniyorum açıkçası.
Bunun içinde biraz özen de var tabii bence.
Çünkü keyifli hale getirmek için biraz da özenmek lazım ya.
Hani böyle aman boşver ya böyle de olur falan dediğimiz anlar değil yani.
Bence tam olarak orada kaçırıyoruz zaten o hissi.
Çünkü keyif dediğin şey biraz emek istiyor.
Ama böyle hani büyük bir emek değil.
Küçük bir dikkat, küçük bir niyet.
Mesela aynı yemeği iki farklı şekilde yiyebilirsin.
Birinde televizyon açık, telefon açık, ne bileyim böyle Böyle elinde hızlı hızlı.
Diğerinde de masayı kurmuşsun.
Belki mum yakmışsın.
Belki sadece sessizce kendi başına bir yemek yemeye çalışıyorsun.
Aslında ikisi de aynı yemek.
Ama aynı deneyim değil. Ve ben galiba hayatı da biraz bu fark üzerinden yaşıyorum.
Bir de şöyle bir şey fark ettim.
Biz çoğu zaman keyif almayı sonraya erteliyoruz ya.
Şu iş bitsin. Şu dönem geçsin.
Bir tatile çıkayım.
Hani sanki keyif almak böyle bir ödülmüş gibi.
Ama neden? Yani hayatın büyük bir kısmı zaten o arada geçiyor ya.
Eğer o arayı keyifsiz geçiriyorsan zaten hayatın büyük kısmını kaçırıyorsun.
O yüzden ben keyfi sona bırakmak yerine günün içine, aktivitelerimin içine yaymaya çalışıyorum.
Çünkü arkadaşlar dürüst olalım.
O beklediğimiz büyük ödülenleri var ya.
Yani o tatiller, büyük başarılar, o kutlamalar falan.
Toplasan koca bir yılın yüzde kaçı ediyor ki?
Eğer biz sadece o yüzde beşlik dilim için yaşıyorsak ya da artık o küçücük dilim her ne kadarsa onun için yaşıyorsak geri kalan yüzde doksan.
idare edilecek bir yük olarak görüyorsak kendimize çok büyük haksızlık ediyoruz demektir.
Hani bir söz var ya hayat biz başka planlar yaparken başımızdan geçenlerdir gibi bir şey miydi?
Öyle bir şeydi sanki. Ne kadar doğru değil mi?
Ben de diyorum ki o başımızdan geçenlerin içine biraz tarçın serpelim biraz böyle güzel melodiler katalım.
Mesela bazen bana diyorlar ki ya mesela alt tarafı bir rapor hazırlayacaksın ya masayı donatmışsın ne gerek var falan.
Ben de diyorum ki yani o raporu somurtarak yazarsam 2 saatim çöp olacak.
Ama sevdiğim bir çalma listesini açarsam yanıma o sevdiğim kokulumumu koyarsam o 2 saat benim için çalışma zorunluluğu olmaktan çıkacak.
Kendimle kaliteli vakit geçirme anına dönüşecek.
Bir de şu var. Keyif almak için illa para harcamak veya çok büyük organizasyonlar yapmak da gerekmiyor.
Özenmek dedik ya. Özenmek aslında bir saygı biçimi arkadaşlar.
Kendine olan saygın.
Ben bu anı yaşamaya değerim deme şeklin.
Akşam eve geldiğinde yemeğini böyle geliştirip işi güzel bir kapta ayaküstü yemekle, o tabağı güzelce süsleyip sofraya oturmak arasındaki fark sadece görsel bir fark değil.
O senin ruhuna verdiğin bir mesaj aslında.
Ve işin en güzel tarafı da ne biliyor musun?
Siz böyle yaşamaya başladığınızda etrafınızdaki o şov yapıyorsun diyen insanların enerjisi de değişmeye başlıyor.
Önce yadırgıyorlar, sonra merak ediyorlar ve en sonunda bir bakıyorsun ki onlar da masalarına birer çiçek koymuş.
Onlar da bir kahve malısını keyifli bir ana dönüştürmüş.
Çünkü keyif bulaşıcıdır arkadaşlar.
Kendine iyi bakmaya başladığında dünyaya da daha iyi bakıyorsun.
Ve bence burada biraz şöyle bir kırılma noktası da var.
Keyif almak aslında biraz da seçim meselesi ya günün sonunda.
Yani gün içinde başına gelen her şeyi seçemiyorsun belki evet.
Ama onunla nasıl ilişki kuracağını seçebiliyorsun.
Aynı gün, aynı koşullar ama iki farklı insan.
İki farklı deneyim.
Bunlar yaşanabiliyor. Biri of işte yine aynı şeyler falan diyor.
Diğeri de tamam ya ben bunu nasıl daha güzel bir hale getirebilirim diyor.
Ve bu küçücük fark o günün hissini tamamen değiştiren bir şey.
Bir de şöyle bir şey var. Biz bazen keyif almayı bence küçümsüyoruz.
Sanki böyle yüzeysel bir şeymiş gibi.
Sanki önemli olan üretmek, çalışmak, başarmak gibi.
Keyif almak da hani sanki böyle ekstra bir lüksmüş gibi.
Ama bence tam tersi.
Keyif almadığın hiçbir şeyi uzun süre sürdüremiyorsun zaten.
Yani sürdürülebilir olan şey seni besleyen şey.
Ve o beslenme hali de biraz keyiften geçiyor.
O yüzden ben genel olarak keyif almak benim sanki ihtiyacımmış gibi bakıyorum.
Hatta biraz da sorumluluğummuş gibi.
Çünkü sen iyi hissettiğinde daha yaratıcı oluyorsun.
Daha üretken oluyorsun, daha anlayışlı oluyorsun.
Yani sadece kendin için değil, çevrendeki herkes için de daha iyi bir versiyona dönüşüyorsun.
Ve belki de olay şu, hayatı katlanılacak bir şey olmaktan çıkarıp deneyimlenecek bir şeye dönüştürmek.
Ve bu dönüşüm öyle büyük kararlarla falan da olmuyor.
Gün içinde verdiğin o minicik kararlarla oluyor.
Ben bunu nasıl hissederek yapabilirim?
Ben galiba bu soruyla yaşıyorum hayatı.
Ve sana da şunu bırakmak istiyorum.
Yarın sabah uyandığında gününü tamamen değiştirmene gerek yok.
Bak aynı hayatına devam et.
Ama sadece bir şeyi farklı yap.
Gerçekten bir tane şeyi farklı yap.
Ve onu biraz daha özenli, biraz daha sana ait, biraz daha keyifli bir hale getir.
Ve sonra bak bakalım o küçücük değişim gününün hissini nasıl...
Çünkü bazen hayat dediğimiz şey var ya sandığımız kadar büyük değişiklikler isteyen bir yer değil.
Sadece biraz daha hissedilmeyi istiyor.
O zaman sana bir soru.
En son hangi anını keyifli bir versiyona dönüştürdün?
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
