
Selamlaaar! Bu bölümde, farkında olmadan ya da bilerek yaşadığımız "son"ları konuştum.
Biraz bilimden, biraz dizilerden, biraz kendi anılarımdan bahsettim.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ya hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama geçenlerde bana bir periler geldi.
Bazen bazı şeyleri son kez yapıyoruz ve fark bile etmiyoruz.
Bazen de fark ederek son kez yapıyoruz diye düşündüm.
Fark ederek ya da bilerek son kez yapılanlar o anın içinde baya bir hırpalıyor hatta çoğu zaman.
Mesela bir yerden başka bir yere taşınmak.
Son kez olduğunu, son kez bulunduğun yerdeki evde geçirdiğin bir anın olduğunu biliyorsun.
Son kez aynı yolları yürüyorsun.
Son kez orada uyuyorsun falan.
Ama bazen de böyle birini son kez görüyorsun.
Son olduğunu bilmiyorsun. Bir daha onu göremeyeceksin mesela.
Bazı şeyleri yapmayı bıraktığımızı o anda fark etmiyoruz.
Bir gün geliyor böyle bir eylem sessizce kapanıyor.
Son kez yazı yazdığımız o ajanda.
Son kez yürüdüğümüz o sokak.
Son kez dinlediğimiz o şarkı.
O sonlar genelde sessiz oluyor.
Veda olmuyor oralarda.
Bir gün böyle dönüp baktığımızda aa ya ben bunu en son ne zaman yapmıştım ki falan diyoruz.
Ama işte cevabı hatırlamıyoruz.
Çünkü fark etmeden bıraktık onu.
Psikolojide bu durumun adı son deneyim etkisi.
Yani bir şeyi nasıl hatırladığımız onun sonundan geliyor.
Bir ilişkinin sonundaki kavga yıllarca süren o sevgi dolu anları silebiliyor mesela.
Bir işten ayrılırken yaşadığın stres tüm başarılarını gölgeleyebiliyor ya da.
Mesela son kez o toksik gruba ya da işte insana geliyorum dediğin an.
Sonra artık gitmedin oraya ve hayat kaliten %300 falan arttı.
Bazı sonları da böyle bile isteye yaratıyoruz biz.
Bundan sonra o kafeye gitmeyeceğim.
İşte bu ay sağlıksız yaşamı bırakıyorum.
Ya da mesela yeter artık ya bu dizi beni kötü hissettiriyor daha fazla izlemeyeceğim falan.
Yani aslında bazı sonlar böyle hüzünlü, can acıtıcı olurken bazıları da böyle çok hafifletici, bazen komik, bazen de arkadan el sallamalık oluyor.
Ya da bazı sonlar çok planlı mesela mezuniyet gibi.
Ya da belki de işte bir şehirden taşınmak.
Aynı yolda son kez yürüyorsun falan ve biliyorsun bunu.
Buradan çok geçtim falan diyorsun.
Ya da işte bir kahvecinin önden geçiyorsun.
Şurası da çok iyiydi diyorsun. Ama bir yandan da böyle yeni gideceğin yerin bir heyecanı da var üzerinde.
Yani üzülmekle sevinmek arasında böyle bir salınmaca yaşıyorsun resmen.
Bazı şeylerin bitmesi de lazım.
Bunu da biliyorsun. Bitmezse yer açılmıyor çünkü yeni şeylere.
Hani diyoruz ya mesela bazı kapılar kapanmadan yenileri açılmaz falan diye.
İşte o söz gerçekten de cuk gibi oturuyor bazı anlara.
Ama işin komik tarafı da şu.
Bazı sonlar farkında olmadan oluyor ya hani biz yıllar sonra fark ediyoruz.
Mesela çok komik ama geçenlerde eski telefonuma bakarken fark ettim.
Son kez retrika ile fotoğraf çekilmişim.
Bilenler bilir retrikayı.
Bizim böyle ergenlik zamanlarımızda çok meşhur bir fotoğraf çekilme uygulamasıydı.
Böyle bir sürü ne denir ona şeyler efektler işte filtreler falan vardı.
Çok da hoşumuza giderdi böyle kullanırdık bayağı bir.
Fotoğrafı gördüm telefonda yani ben hatırlamıyorum bile tabii.
Oysa ne büyük hevesle indirmiştim o zaman uygulamayı.
Ama o son retrika fotosu diye bir şey hani olmamış kafamda.
Uygulama silinmiş, hayat devam etmiş yani bazı sonlar böyle işte usulca çıkıyor hayatımızdan.
Sonra düşünüyorsun acaba şu anda bir şeyin sonunu mu yaşıyorum diye.
Yani şu an bu bölüm sana ulaşırken belki de bir rutininin, bir alışkanlığının, belki bir düşüncenin sonu oluyor yani kim bilir.
Ve bazı sonlar çok minik ama etkisi büyük.
Son kez sırf başkası mutlu olsun diye bir şey tamam dediğin an, son kez kendini anlatmaya çalıştığın ama yine anlaşılmadığın o konuşma.
Son kez boş ver ya dediğin ama içten içe çok da boş veremediğin durumlar.
Ama sonra bir gün geliyor, içinden böyle o yeter artık sesi beliriyor ve o an böyle bir şeyler bitiyor.
Ama bu sefer senin kontrolünde bitiyor.
Bazen de son dediğin şey geri dönüyor.
Mesela bir daha görüşme izlediğin biri yıllar sonra Instagram DM'den bir selam yazabiliyor.
Ya da işte bu diziyi izlemem artık deyip 6 ay sonra böyle 4.
sezonda falan tekrar başlayabiliyorsun.
Yani hayat böyle aslında ama.
İşin özü şu, bazen bazı şeyleri son kez yaptığımızı bilsek bile o anı doya doya yaşayamıyoruz.
Çünkü zihin hep bir sonrakine gidiyor.
O yüzden bu bölüm sana belki de küçük bir hatırlatma olur.
Bugün yaptığın bazı şeyler son kez olabilir ya da yepyeni bir başlangıç da olabilir.
Ama ne olursa olsun orada bir an var ve o anı fark etmek her şeyin özü zaten.
Ve bence bu an dediğimiz şey o kadar kıymetli ki.
Ama biz genelde ya geçmişe takılıyoruz ya da geleceğe odaklanıyoruz.
Bugünü yaşamak zor geliyor çoğu zaman.
O yüzden bir şeyi son kez yaparken de ilk kez yaparken de onu fark ederek yaşamak inanılmaz bir beceri bence.
Tam olarak mindfulness demek istemiyorum ama evet biraz mindfulness yani.
Bir de şöyle bir şey var. Son kez yapılan şeyleri o zaman çok dramatize etmeye de gerek yok belki.
Yani illa böyle müzikler girsin, kamera yavaş çekim alsın falan gibi bir sahne olmuyor her zaman.
Bazen son dediğin şey bildiğin sıradan bir pazartesi bile olabilir yani.
Sadece o gün son kez bir yemeği yiyorsundur ya da bir duraktan iniyorsundur.
Çok olağan bir şey aslında ama o anın içine dönüp bakınca anlam kazanıyor.
Belki bugün yürüdüğün o sokaktan bir daha hiçbir zaman geçmeyeceksin.
Ama bugün kafanda başka şeyler vardı oradan yürürken ve fark etmedin bile.
Belki şu an dinlediğin bu bölüm seni başka bir karar alma yetecek.
Ve bir alışkanlığı sonlandıracaksın gibi gibi.
Bazen sonlar yeni versiyonumuzun çıkışı gibi de oluyor.
Hani böyle telefonlara güncelleme geliyor ya.
İşte Melisa 2.0 indiriliyor falan.
Ama önce bir kapanış gerekiyor tabii.
Eski sürümle vedalaşıyorsun.
Böyle tüm hataları, çökmeleri, çaktırmadan yaptığın aptallıkları falan böyle alıp bir rafa kaldırıyorsun.
Sonra yeni sen başlıyor.
O yüzden bazı sonlar böyle kutlanmayı bile hak ediyor bence.
Mesela şimdi aklıma geldi.
Bilmiyorum izlediniz mi ama. The Good Place diye bir dizi vardı.
Orada böyle cennet bile bir yerden sonra sıkıcı geliyor insanlara ve karakterler istedikleri zaman sonlandırabiliyorlar varoluşlarını.
Ama bunu yapmadan önce böyle bir bankta oturup bir ağaçlara bakıyorlar, bir sessizlik içinde kalıyorlar falan.
Çünkü sonun kendisi bile böyle bir seremoniye dönüşüyor.
Hep bir anlam yaratma çabası var.
Bir yandan da çok insani bir şey bu aslında.
Çünkü araştırmalara göre insanlar tamamlanmışlık hissi yaşadıkları şeyleri daha olumlu hatırlıyorlar.
Yani bir şey planlı bir şekilde sona ererse içimizde daha az kırıklık bırakıyor.
Yani işte belki de bu yüzden böyle mezuniyet törenleri, vedalaşmalar, son gün kutlamaları falan diye bir şey var.
Zihnin diyor ki bunu kapattık abi çek yani okey tamamdır bu işaretliyor onu.
Bazen de böyle kendi hayatımızda mini montajlar yaşıyoruz.
Birinin adını duyduğunda böyle gözünün önünden bir an geçiyor.
Ya da bir şarkı çaldığında bir eski yaz akşamına falan ışınlanıyorsun.
Onların da çoğu içten içe son olduğunu sonradan fark ettiğimiz anlar aslında.
Ve sonra insan kendi kendine soruyor, ben o sonu nasıl yaşadım?
Panikle mi, fark etmeden mi, içimden geldiği gibi mi?
Bu yüzden işte böyle farkındalık dediğimiz şey sadece yoga matında kalmamalı bence.
Bazen sokakta yürürken, bazen kahve içerken, bazen son kez güldüğün bir muhabbetin ortasında zihnin hep bir şeylere alışık ya, devam edecek sanıyor onu.
Ama işte her şey sonsuz değil ve insan beyni de bunun bir noktada farkında bence.
Ki araştırmalar da diyor ki insan zihni ilklere ve sonlara diğer anlardan çok daha fazla önem veriyor.
Buna peak and rule deniyor.
Yani bir deneyimi nasıl hatırladığımızı en yoğun hissettiğimiz an ve sonu.
Yani o anın sonu işte.
Yani düşün mesela bir tatili son günü kötü geçerse bütün tatilinin tadı kaçmış gibi hissediyorsun değil mi?
Ya da bir konuşmanın son cümlesi kalıyor zihninde bazen.
Bir veda şekli bütün bir ilişkiyi temsil edebiliyor.
Bu yüzden bazen sonlar gereğinden fazla yer kaplıyor içimizde.
Hafızamız dramatik yerlerde kamp kurmayı çok seviyor çünkü.
Bir başka çalışmada da yine University of Virginia'da yapılmış bu çalışma.
Deneklere belirli bir zaman diliminde aynı çikolatadan veriyorlar ve son çikolatayı yediklerini bilenlerin tadını daha çok sevdiği ve deneyimden daha fazla tatmin olduğu ortaya çıkıyor.
Yani bir şeyin son kez olduğunu bilmek onu daha anlamlı bir hale getiriyor.
İşte bu yüzden bazen fark ederek yaşanan sonlar çok çarpıcı olabiliyor.
İşte vardır ya hani o son sarılma, son konuşma, son kez aynı sofrada oturma ve o an böyle içten içe fark ediyorsun.
Bu bir daha olmayabilir.
İşte o farkındalık zamanla acıya ya da işte şefkate dönüşebiliyor.
Ama belki de en ilginci şu, beynimiz kapanışları seviyor.
Yani açık kalan şeyler, yarım kalmışlıklar bizi huzursuz ediyor.
Bu yüzden bazen bir mesajın dönüşünü beklemek uykumuzu kaçırıyor.
Biriyle net konuşmadan biten ilişkiler böyle içimizde dönüp duruyor.
O yüzden sonu tamamlayabilmek, vedalaşabilmek zihinsel sağlığımız için bile önemli.
Psychology Today'de geçen bir yazıda şöyle bir cümle geçiyor.
Bir şeye sağlıklı veda edememek gelecekteki bağları da sabote edebilir.
Yani yeniye geçebilmek için bazen eskiyi kucaklayarak uğurlamak gerekiyor.
Ama bu da hani şu demek değil tabii.
Her şey büyük büyük vedalarla işte dramatik kapanışlarla bitecek falan.
Bazen dediğim gibi sadece böyle bir kahve fincanı, son kez aynı pencereden dışarı bakmak falan.
Son olduğunu bilmeden yaşanan ama sonra hatırladığında böyle içini ısıtan bir an.
İnsan işte böyle küçük detaylarda büyüyüp duran bir varlık.
Belki de bu yüzden Japonların mono no aware dedikleri bir kavram var.
Çok kabaca çevirmek gerekirse geçiciliğin güzelliği gibi bir şey.
Yani her şeyin gelip geçici olması onu daha kıymetli kılıyor.
Mesela bir kiraz çiçeği açıp birkaç gün sonra dökülüyor ya.
Ama işte tam da bu yüzden güzel.
Çünkü kalıcı değil. Sadece bazı dönemlerde erişebiliyorsun.
Dönemi var onun yani. İşte bazı sonlar da öyle.
Böyle kısa, narin ama belki de çok etkili.
Ve bence en çok unuttuğumuz şey şu.
Bir şeyi ilk kez yapmak kadar son kez yapmanın da bir gücü var.
Ama onu fark etmek gerek tabii.
O yüzden bu bölüm sana küçük bir hatırlatma olsun istedim.
Bugün böyle belki sıradan bir gün.
Ama belki de sendeki bir şeylerin kapanışı, belki son kez bir alışkanlığın içindesin, belki bir dönemin son dakikaları, belki son kez birisi aklında ya da belki tam tersi bir şeylere ilk kez diyeceğin yepyeni bir
sayfanın eşiğindesin. Her neyse, şimdi burada olduğun bu an böyle bunu fark ettiğin sürece tabii zaten yeterince kıymetli.
O zaman sana bir soru.
Bugün yaptığın bir şeyin, birini gördüğün anın, düşündüğün bir fikrin, belki de son kez olduğunu bilseydin neyi farklı yapardın?
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
