
Selamlaaar! Bu bölümde, eskiden daha sinirli ve agresif biri olduğumu fark edişimden; tepkilerimi karakterim sanarken aslında sinir sistemimin uzun zamandır alarmda olduğunu anlamama uzanan kişisel dönüşümümü anlatıyorum.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçenlerde arkadaşımız Halih'le bir bölüm yapmıştık.
Orada ona böyle beni tanıdığında ilk zamanki halimle şimdiki halim arasında ne fark var diye bir soru sormuştum.
O da sen eskiden daha sinirliydin, agresif biriydin, artık daha sakinsin, olgunlaştın, büyüdün tarzında bir cevap vermişti.
Sonra ben bunun üzerine bir düşündüm.
Çünkü dönüp bakınca gerçekten yani ben de kendimde bunu inanılmaz fark edebiliyorum.
Yani açık konuşalım ben bu konunun doğuştan sakin, dingin, zen bahçesi gibi gezen insanı değildim arkadaşlar.
Ben eskiden daha sinirliydim.
Yani daha çabuk parlardım, daha hızlı tepki verirdim.
Bir şey canımı sıktığında onu hemen böyle belli ederdim.
Ya direkt söylerdim ya da böyle içimde büyütür büyütür sonra bambaşka bir yerden patlardım.
Ve o anlarda da kendimi çok haklı hissederdim genel olarak.
Hani böyle biri sana bir şey söyler, ses tonu bir tık yanlış gelir falan ya.
Ya da bir mesaj atarsın, geç cevap gelir böyle.
Biri seni anlamaz, biri sınırını aşar, biri sana göre saçma bir davranış yapar.
Ve senin içinden hemen bir şey böyle yükselir ya.
Böyle bir sıcaklık gelir hani kalbin hızlanır, yüzün gerilir, çenen sıkılır falan.
İçinden geçen de şu ses olur genelde.
Buna şimdi cevap vermem lazım.
Yani ben eskiden gerçekten böyleydim.
Sanki o an cevap vermezsem hani...
yenilmişim gibi. Sanki alttan alırsam ezilmişim gibi.
Ya da sanki sakin kalırsam karşı taraf kazanacakmış gibi.
Ama sonra bir noktada fark ettim ki ben çoğu tartışmadan haklı çıkıyordum belki ama huzurlu çıkmıyordum yani.
Evet belki lafımı söylüyordum.
Belki kendimi savunuyordum.
Belki karşı tarafa ne düşündüğümü belli ediyordum.
Ama sonra ne oluyordu? Günün geri kalanında ben o olayın içinde kalıyordum.
Karşı taraf hayatına devam ediyordu belki.
Ama benim kafamda o konuşma devam ediyordu sürekli.
Şunu deseydim daha mı iyi olurdu?
Bana niye öyle dedi. Aslında ben çok daha güzel cevap verebilirdim.
Bir daha böyle yaparsa şöyle derim falan.
Yani olay bitiyordu ama benim içimde bitmiyordu.
Ve galiba bu bölümün böyle en temel cümlesi diyebileceğim cümle de şu oluyor bu noktada.
Tepkiyi dışarı veriyorsun ama yankısı içeride kalıyor.
Ben bunu gerçekten çok geç fark ettim.
Hani eskiden sinirlenince kontrol bende sanıyordum.
Çünkü tepki veren bendim, konuşan bendim, rest çeken bendim, ne bileyim lafı koyan bendim falan.
Ama aslında çoğu zaman kontrol bende değilmiş ki.
Yani kontrol tetiklenen tarafımdaymış.
Bu çok acayip bir farkındalık bence.
Çünkü insan kendini sinirliyim ben hani diye tanımlayınca sanki bu bir karakter özelliğiymiş gibi geliyor.
Yani ben böyleyim, ben haksızlığa gelemem, işte ne bileyim ben içimde tutamam, benim damarlarıma basmayacağım.
Benim sabrımı zorlamayacaksın falan gibi.
Yani bunların bir kısmı tabii ki gerçek de olabilir.
Haksızlığa tahammül edemeyebilirsin, net biri olabilirsin, duygularını saklamayan biri olabilirsin.
Ama bazen de hani ben böyleyim dediğim şey aslında sinir sistemimizin...
Uzun zamandır böyle bir alarmda olması olabiliyor.
Ben eskiden tepkilerim karakterim zannediyordum.
Meğer sinir sistemim sürekli alarmdaymış yani.
Ve o alarm çalışırken dünya daha tehditkar görünmeye başlıyor.
İnsanların ses tonu daha sert geliyor.
Mesajdaki nokta bile bir anlam taşıyor.
Birinin geç cevap vermesi ilgisizlik gibi geliyor.
Birinin kısa konuşması soğukluk gibi geliyor.
Birinin eleştirisi saldırı gibi geliyor.
Sonra sen tek bir olaya tepki verdiğini sanıyorsun ama aslında o olayın arkasında birikmiş...
Onlarca şey oluyor. Belki uykusuzluk, belki yorgunluk, anlaşılmama hissi, birikmiş kırgınlıklar, sürekli güçlü durmaya çalışma hali, kontrolü kaybetme korkusu, belki çocukluktan gelen bazı öğrenilmiş
savunmalar, belki de sadece uzun zamandır gerçekten dinlenememiş bir beden var.
Ben bir dönem şunu çok yaşadım.
Küçük bir şey oluyor ama benim tepkim hiç küçük olmuyor tamam mı?
Sonra dönüp bakıyorum diyorum ki ya bu olay gerçekten bu kadar büyük müydü kardeşim yani?
Hayır diyorum ama benim içimde dokunduğu yer büyüktü.
Bunu fark edince insan kendine biraz daha farklı bakmaya başlıyor gerçekten.
Çünkü belki de sen çok sinirli biri değilsin.
Belki çok yoruldun, belki çok fazla şeyi tek başına taşıdın.
Belki hep kontrol etmek zorunda kaldın.
Belki de bedenin artık en ufak şeyde tehlike var diye alarm çalmaya başladı.
Ve bu noktada sakinleşmek dediğimiz şey de...
Bence biraz yanlış anlaşılıyor.
Sakin olmak hiçbir şeye tepki vermemek değil arkadaşlar.
Ya da haksızlığa susmak değil, sınırlarını kaldırmak değil.
Herkes bana istediği gibi davransın ben de pamuk gibi olayım falan hiç değil.
Sakin olmak şu bence.
Bir şey olduğunda kendini tamamen kaybetmeden orada kalabilmek.
Yani sinirlensen de kendini yok etmemek orada.
Üzülsen de bütün günü o duyguya teslim etmemek.
Tetiklensen de ilk gelen tepkinin seni yönetmesine izin vermemek.
Çünkü ilk tepki her zaman gerçek benliği.
olmayabiliyor. Bazen ilk tepki sadece tetiklenmiş halimiz oluyor.
Yani ben bunu kendimde gerçekten çok gördüm.
Bir şey oluyor böyle, ilk içimden gelen cevap çok sert, çok keskin.
Çok böyle hani şimdi göstereceğim ben sana gibi bir modda.
Ama biraz bekleyince, biraz böyle nefes alınca, biraz bedenim sakinleşince aynı olaya başka bir yerden bakabiliyorum.
Ve artık kendime de şunu hatırlatmaya çalışıyorum bir noktada.
İlk tepkim ben değilim ya.
Hani ilk tepkim benim tetiklenmiş halim aslında.
Bu cümle benim hayatımda çok şey değiştirdi.
Çünkü eskiden böyle bir duygu geldiği anda onunla hareket etmek zorundaymışım gibi hissederdim.
Sinirlendiysem söylemeliyim, kırıldıysam belli etmeliyim, rahatsız olduysam hemen hemen hemen tepki vermeliyim böyle.
Ama şimdi şunu öğreniyorum.
Bir duyguyu hissetmek başka, o duyguyla hareket etmek başka.
Sinirlenebilirim. Ama o sinirle mesaj atmak zorunda değilim.
Ya da kırılabilirim ama o kırgınlıkla suçlayıcı konuşmak zorunda değilim.
Veya tetiklenebilirim ama o tetiklenmiş halimle karar almak zorunda değilim.
Yani bu benim için kolay olmadı bu arada.
Yani böyle işte bir sabah uyandım da artık çok sakinim ne bileyim kuşlu hale konuşuyorum falan gibi bir şey olmadı.
Keşke öyle olsaydı bayağı da iyi olurdu yani.
Ben hala sinirleniyorum.
Hala bazı şeyler beni tetikliyor.
Hala içimden eski ben çıkıp şimdi var ya buna öyle bir cevap vereceğiz ki falan diyeceğim.
Ama artık eski benden farklı olarak o sese hemen inanmıyorum ya.
Hemen kapılmıyorum ona yani.
Eskiden o ses ne derse yapardım.
Şimdi bazen diyorum ki tamam seni duydum canım benim yani ama biraz bekleyelim.
Bence büyümek biraz da bu.
İçimizde böyle tepki vermek isteyen tarafı yok etmek değil de o tarafı duyup direksiyonu tamamen ona bırakmamak.
Çünkü sinir dediğimiz şey aslında kötü bir duygu değil arkadaşlar.
Bunu da söylemek istiyorum yani.
Öfke bize çok şey anlatır.
Bir sınırımız aşılmış olabilir, bir ihtiyacımız görülmemiş olabilir, bir haksızlık yaşanmış olabilir ya da bir konuda kendimizi değersiz hissetmiş olabiliriz.
Öfke bazen de işte hani burada bir şey var ya bir bak buraya der bize.
Onu da der atlatmaz yani.
öfkenin bize bir şey anlatması başka bizim bütün hayatımızı yönetmesi başka bir şey.
Ben eskiden mesela öfkeyi güç sanıyordum tamam mı?
Hani daha sert konuşursam daha güçlü görünürüm sanıyordum.
Daha hızlı cevap verirsem kendimi daha iyi korurum sanıyordum.
Ya da daha agresif olursam kimse beni ezemez falan sanıyordum.
Ama sonra fark ettim ki agresiflik beni korumuyor ya.
Hatta aksine inanılmaz da yoran bir şey.
Çünkü sinirli kaldığın her an bedenin de onun içinde kalıyor.
Yani böyle kalbin hızlanıyor, kasların geriliyor, nefesin değişiyor.
Zihnin her an böyle bir tehdit aramaya başlıyor.
Olay belki 5 dakika sürüyor ama böyle bedenin saatlerce o olayın etkisinden çıkamıyor.
Yani bir noktada kendime gerçekten şu soruyu sordum.
Ben böyle tepki verdiğimde ne kazanıyorum ya?
Ne kazanıyorum yani? Ne bileyim daha mı iyi anlaşılıyorum?
Daha mı çok değer görüyorum?
Daha mı huzurlu hissediyorum?
İlişkilerim daha mı iyi oluyor ya da kendimi daha mı güçlü hissediyorum?
Ve çoğu zaman cevap da hayır yani.
Bazen sadece haklı oluyordum ama huzurlu olmuyordum.
Bu da beni çok düşündürdü açıkçası.
Çünkü haklı olmak her zaman iyileştirmiyor.
Bazen haklı oluyorsun ama yıpranıyorsun.
Bazen haklı oluyorsun ama kendini anlatma biçimin yüzünden karşı taraf seni duyamıyor.
Bazen yine haklı oluyorsun ama o kadar yüksek bir yerden tepki veriyorsun ki konu haklılığından çıkıp üslubuna geliyor.
Ve hani bu çok sinir bozucu bir şey.
Çünkü sen içten içe diyorsun ki ama ben burada haksız değilim ki ya.
Yani evet belki haksız değilsin ama belki de sinir sistemin o kadar alarmda ki haklılığını bile kendine zarar veren bir yerden savunuyorsun.
Ben bunu fark ettikten sonra en çok şu ayrımı öğrenmeye çalıştım.
Hani net olmak için sert olmak zorunda değilim.
Sınır koymak için bağırmak zorunda değilim.
Ya da kendimi savunmak için kendimi kaybetmek zorunda değilim.
Bu cümleler benim için çok kıymetli.
Çünkü gerçekten üzerlerinde inanılmaz fazla çalıştım.
Eskiden sınır koymayı biraz böyle sertlikle karıştırırdım.
Sanki birine hayır demek için yükselmem gerekiyormuş gibi gelirdi.
Ya da sanki rahatsız olduğumu anlatmak için daha keskin konuşmam gerekiyormuş gibi.
Ama şimdi görüyorum ki en güçlü sınırlar bazen böyle en sakin cümlelerle kuruluyor.
Yani mesela bu bana iyi gelmedi.
Böyle konuşulması İstemiyorum.
Şu an bu konuyu konuşmak istemiyorum.
Bunu bu şekilde kabul edemem.
Ya da benim için bu sınır çok önemli.
Bunlar bağırmadan da söylenebiliyor arkadaşlar.
Ve hatta bazen bağırmadan söylendiğinde çok daha güçlü de duyuluyorlar.
Tabi bunu yapabilmek için önce bedenin de biraz sakinleşmesi gerekiyor.
Çünkü sinir sistemin alarmdayken çok mantıklı düşünemiyorsun.
O an bedenin sana savaş ya da kaç diyor.
Ya saldıracaksın ya uzaklaşacaksın ya da donup kalacaksın.
Beden böyle çalışırken yani çok dengeli çok rahat fina çok şefkatli bir iletişim dili beklemek biraz zor açıkçası.
O yüzden ben artık böyle sinirlendiğimde sadece düşüncelerime değil de bedenime de bakmaya çalışıyorum.
Mesela çenem sıkılmış mı?
Omuzlarım yukarı çıkmış mı?
Nefesim kısalmış mı?
Kalbim hızlanmış mı?
Ellerim gerilmiş mi? Ya da karnımda bir sıkışma var mı?
Çünkü bazen ağzımız iyiyim diyor ama bedenimiz hiç iyi değilim diye bağırabiliyor.
Hatta şu an bunu dinlerken bile bir bak yani.
Omuzların nerede? Çenen sıkılı mı?
Dilin damağına yapışmış mı?
Nefesin göğsünde mi atıyor?
Bedenin rahat mı yoksa bir yere yetişmeye çalışıyormuş gibi mi?
Ben şunu fark ettim. Benim sakinleşmem gerçekten sadece kafamda bazı şeyleri çözmemle olmadı.
Bedenimi de işin içine katmam gerekti.
Çünkü bazen zihne sakin ol demek işe yaramıyor.
Hani yangın alarmı çalarken alarmın karşısına geçip lütfen susar mısın demek gibi bir şey.
Alarm susmuyor. Çünkü alarm bir şey algılamış yani.
Gerçek ya da değil. Beden o an bir tehdit hissetmiş.
O yüzden bazen kendime şunu yapıyorum.
Nefesimi yavaşlatıyorum.
Özellikle... nefes verişimi uzatmaya çalışıyorum.
Çünkü uzun nefes vermek bedene şu an savaşta değiliz mesajı gibi geliyor.
Bazen yürüyüşe çıkıyorum.
Bazen telefonu uzağa koyuyorum.
Bazen hemen cevap vermiyorum.
Bazen bir mesajı yazıyorum ama göndermiyorum.
Hatta bunu çok yapıyorum. Ve sonra da daha sakin bir tonda yeniden yazıyorum genelde.
Bazen şu an konuşursam iyi konuşmayacağım deyip konuya erteliyorum.
Bazen de böyle sadece yemek yiyorum, su içiyorum, uyuyorum.
Çünkü bazen de böyle sinir dediğimiz şeyin altında dümdüz ne bileyim Açlık ve uykusuzluk falan çıkabiliyor arkadaşlar.
Bu da hayatın en komik ama en gerçek taraflarından biri yani.
Ben açken pisleşebiliyorum mesela.
Tahammül seviyem inanılmaz düşüyor falan.
Hani bazen diyorsun ki ben çok kırıldım.
Ben çok öfkelendim. Hayatı sorguluyorum.
Yani sonra yemek yiyorsun.
Bir bakıyorsun insanla olan inancın geri gelmiş.
Şaka bir yana beden gerçekten çok önemli.
Ben eskiden daha çok zihnimle çözmeye çalışırdım her şeyi.
Yani bunu neden düşündüm?
Bu bana neden böyle hissettirdi?
Şu kişi neden böyle yaptı?
Böyle sürekli bir analiz üstüne analiz.
Ama bazen analiz de sinir sistemini çok yoran bir şey.
Çünkü zihinde aynı sahneyi döndürmek bedene o olay hala oluyormuş gibi hissettiriyor.
O yüzden bazen çözüm dediğimiz şey düşünmek değil de bedene dönmek.
Ayaklarının yere bastığını hissetmek, omuzlarını indirmek, yüz kaslarını gevşetmek, nefesini yavaşlatmak, belki ortamdan biraz uzaklaşmak, bir bardak su içmek, yürümek, duş almak, sakin bir ses duymak,
güvende hissettiren bir yere geçmek.
küçük şeyler gibi geliyor ama sinir sistemi için küçük şeyler bazen inanılmaz farklar yaratabiliyor.
Bir de ben her şeyi böyle kişisel algılamamayı öğrenmeye çalıştım.
Gerçekten bu çok büyük bir meseleydi benim için.
Eskiden insanların tavrını hemen kendimle ilgili sanırdım.
Yani biri kısa cevap verirse bana mı soğuk derdim.
Biri dalgınsa ben mi bir şey yaptım acaba derdim.
Ya da ne bileyim biri ters konuşursa bana neden böyle davranıyor ki diye düşünürdüm.
Şimdi bazen kendime şunu hatırlatıyorum.
Her şey bana karşı değil ya yani.
Bazen herkes kendi savaşıyla meşgul.
Bu cümle beni inanılmaz rahatlattı.
Hani sadece ben bir şeylerle...
savaşmıyorum. İnsanların hayatı da sadece benden ibaret değil.
Herkesin bir kendi yaşam mücadelesi var günün sonunda.
Benden de ayrı bir şekilde.
Tabi bu insanların kötü davranışlarını normalleştirmek değil de hani herkesin travması var o yüzden bana istediği gibi davranabilir gibi bir şey asla değil.
Ama her davranışı doğrudan kendi değerimle ilişkilendirmemek bana inanılmaz iyi geldi.
Çünkü bazen birinin kabalığı senin değersizliğin değildir.
Bazen birinin ilgisizliği senin eksikliğin değildir.
Bazen birinin geç cevabı senin sevilmediğin anlamına gelmez.
Bazen insanlar sadece kendi yorgunluklarında, yoğunluklarında, kendi kaygılarında, kendi dağınıklıklarında kaybolmuştur.
Bunu fark etmek de sinir sistemini inanılmaz rahatlatan bir şey.
Çünkü dünya sürekli sana saldırıyormuş gibi hissetmiyorsun böyle düşündüğünde.
Benim için böyle değişimin en önemli yerlerinden biri de şu oldu.
Artık kendime daha sık şu soruyu sorayım.
Bu olay gerçekten şu anki tepkiyi hak ediyor mu?
Yoksa bende daha eski bir yere mi dokundu?
Bence fena bir soru.
Çünkü bazen bugünkü olay bugünkü olay değildir arkadaşlar.
Bugünkü olay geçmişte duyulmadığın, görülmediğin, haksızlığa uğradığın, yalnız kaldığın bambaşka yerlere dokunur.
Sen de o an sadece şu anki kişiyle değil de bütün o geçmiş duyguya tepki verirsin.
Mesela biri seni anlamadı diye çok sinirlenirsin.
Ama belki mesele sadece o kişinin seni anlamaması değildir.
Belki sen zaten uzun zamandır anlaşılmadın.
...olaydan büyük oluyor.
Çünkü olay küçük olabilir ama dokunduğu yer büyük olabilir.
Ve ben artık kendime şunu sormaya çalışıyorum.
Ben şu an... Niye sinirlendim?
Yani bu sinirin altında ne var?
Kırgınlık mı? Yorgunluk mu?
Değersizlik hissi mi? Kontrol kaybı mı?
Anlaşılmamak mı? Görülmemek mi?
Çünkü öfkenin altında çoğu zaman başka bir duygu oluyor.
Öfke böyle en üste görünüyor ama altında daha savunmasız bir şey yatıyor.
Ve biz o savunmasız şeye bakmadığımızda hep öfkeyle uğraşmak zorunda kalıyoruz.
Ben eskiden sadece öfkemi görüyordum.
Gerçekten bak. Şimdi altında ne var diye bakmaya çalışıyorum.
Ve bu beni daha yumuşak bir yaptı mı?
Yani evet belki biraz. Ama daha...
Daha önemlisi beni kendime karşı daha anlayışlı biri yaptı.
Çünkü eski halime de kızmak istemiyorum ama eski Melisa da kötü biri değildi yani.
Eski Melisa da kendini korumaya çalışıyordu.
Bildiği yol oydu. Belki sesini duyurmak için yükselmesi gerektiğini sanıyordu.
Belki sakin kalınca kaybedeceğini düşünüyordu.
Belki kendini ancak sert olursa güvenle hissediyordu.
O yüzden bugün eski halime baktığında ne kadar sinirliymişim ya hani demekten çok ne kadar tetikteymişim diyorum.
Bu bakış açısı çok şey değiştiriyor gerçekten.
Çünkü kendine ben çok sinirli bir...
insanım dediğinde bu biraz kimlik gibi gelen bir şey ama benim sinir sistemim uzun zamandır alarmda gibi bir cümle kurduğunda orada değişebilir bir şey var Öğrenilebilir bir şey var.
Sakinleşebilir bir şey var. Ve bence bu bölümün en umutlu yeri de burası.
Hani böyle olmak zorunda değilsin.
Ben böyleyim dediğinde birçok şey aslında değişebilir.
Tepkilerin değişebilir. Sınır koyma biçimin değişebilir.
İletişim şeklin değişebilir.
Kendine dönme süren değişebilir.
Bir olayın seni ele geçirme süresi değişebilir.
Benim hayatımdaki en büyük fark da bu oldu açıkçası.
Eskiden bir olay bütün günümü alırdı.
Şimdi bazen sadece birkaç dakika mı alıyor?
Bence iyileşme biraz da bu.
Hani hiç etkilenmemek değil.
Hiç sinirlenmemek değil, hiç kırılmamak değil ama daha hızlı kendine dönebilmek.
Eskiden bir şey söylendiğinde böyle içimde saatlerce dolaşırdı.
Şimdi bazen fark ediyorum, evet bu beni tetikledi ama ben bunun içinde yaşamak zorunda değilim.
Yani hemen cevap vermek isterdim ama şimdi bazen bekliyorum.
Eskiden ben böyleyim derdim, şimdi ben böyle kalmak zorunda değilim diyorum.
Ve bence bu çok güzel bir yer.
Çünkü insan kendini değiştirmeye çalışırken bazen kendinden nefret ederek başlıyor.
Ben niye böyleyim, niye bu kadar sinirliyim, niye bu kadar tahammülsüzüm gibi cümlelerle.
Ama ben bunun işe yaramadığını düşünüyorum açıkçası.
Beni döverek sakinleşemiyorsun.
Kendine kızarak daha regüle biri olamıyorsun.
Sakinleşme biraz da böyle kendine şefkatle bakmakla başlıyor.
Evet ben bazen çok tepki verdim.
Evet bazı anlarda kendimi kaybettim.
Evet bazı şeyleri daha sakin anlatabilirdim.
Ama bunları fark ediyorum. Ve artık başka bir yol öğrenebilirim.
Bence insanın kendine bunu diyebilmesi çok kıymetli.
Tabii burada şunu da söylemek isterim.
Eğer öfke, kaygı, tetikte olma hali hayatını çok etkiliyorsa, ilişkilerini, uykunu, işini, gündelik yaşamını zorlaştırıyorsa bir uzmandan destek almak çok kıymetli olabilir.
Çünkü bazen bazı şeyleri tek başımıza anlamaya çalışırken çok daha yoruluyoruz.
Destek almak güçsüzlük değil de aksine kendine sahip çıkmak gibi düşünebiliriz.
Ama günlük hayat içinde de fark edebileceğimiz çok şey var tabii.
Mesela önümüzdeki birkaç gün boyunca kendine sadece şunu sorabilirsin.
en çok ne zaman parlıyorum?
Açken mi? Yorgunken mi?
Çok fazla uyarana maruz kaldığımda mı?
Anlaşılmadığımı hissettiğimde mi?
Kontrol benden çıkınca mı?
Biri bana geç cevap verince mi?
Eleştirilince mi? Değersiz hissettiğimde mi?
Ya da sınırım aşılınca mı?
Çünkü kendi tetikleyicilerini bilmek çok önemli.
İnsan kendini tanıdıkça tepkilerinin kölesi olmaktan biraz çıkıyor.
Bir de şunu sorabilirsin. Benim öfkem beni neyden korumaya çalışıyor?
Bu soru da çok derin bence.
Çünkü bazen öfke bizi kırılganlığımızdan korur.
Bazen ağlamamız için sinirleniriz.
Bazen üzülmemek için sertleşiriz.
Bazen değersiz hissettim dememek için bana böyle davranamazsın diye parlarız.
Bazen de korktum dememek için sinirlendim deriz.
Öfkenin altındaki duyguyu görmek insanı daha gerçek bir yere getiriyor.
Ve son olarak da şunu önemsiyorum.
Daha sakin biri olmak daha pasif biri olmak değil.
Daha sessiz biri olmak değil.
Daha az kendini olmak hiç değil.
Bence daha sakin biri olmak kendini daha çok yönetebilmek demek.
Kendi içindeki fırtınayı inkar etmeden, o fırtınanın içinde kaybolmadan durabilmek demek.
Çünkü böyle hayatta da her zaman bizi sinirlendiren şeyler olacak.
İnsanlar yanlış anlayacak, geç cevap verecek, sınır aşacak, trafik olacak, işler yetişmeyecek, planlar bozulacak.
Ne bileyim birileri haksızlık yapacak, birileri kaba olacak.
Yani hayat bize sürekli pamuk gibi davranmayacak arkadaşlar.
Ama biz her seferinde paramparça olmak zorunda değiliz.
Her olay bizi ele geçirmek zorunda değil.
Her duygu bizi yönetmek zorunda değil.
Her tetiklenme bizim kimliğimiz olmak zorunda değil.
Belki de mesele hiç sinirlenmemek değil de.
sinirlendiğinde kendine daha hızlı dönebilmek.
Benim için bu yolculuk böyle başladı.
Daha sakin biri olayım diye değil de ben artık bu kadar yorulmak istemiyorum diye.
Çünkü sinirli olmak gerçekten yoruyor.
Sürekli tetikte olmak yoruyor.
Her şeyi kişisel algılamak yoruyor.
Her şeye hemen cevap vermek zorundaymışım gibi yaşamak yoruyor.
Kendi sürekli savunma halinde tutmak yoruyor yani.
Ve bir noktadan sonra da insan şunu istiyor.
Ben biraz daha huzurlu yaşamak istiyorum.
Her şeyi beni bu kadar dağıtmasını istiyorum.
Kendimi daha iyi anlamak istiyorum.
Duygularımı Altyazı M.K.
Gerçekten ne hissediyorum? Bu tepki bana iyi gelecek mi?
Şu an cevap verirsem kendimi gerçekten anlatabilecek miyim?
Biraz beklesem ne olur?
Çünkü bazen en güçlü cevap hemen verilen cevap değil de bazen en güçlü cevap kendi kaybetmeden verilen cevaptır.
Ve belki de büyümek de biraz budur.
Daha çok bağırmak değil, daha çok haklı çıkmak değil, daha sert görünmek değil.
Bazen büyümek içinden fırtına geçerken bile kendi şunu diyebilmektir.
Şu an çok sinirlendim ama bu sinir beni yönetmek zorunda değil.
İşte böyle. Yani uzattıkça uzattım yine.
Daha da uzatmadan o zaman sana bir soru diyerek sorumu sorayım.
Daha sakin bir sinir sistemine sahip olmak ister miydin?
Bu bölümde biraz böyle eski kendimle, biraz bugünkü kendimle, biraz da hepimizin zaman zaman alarmda yaşayan sinir sistemiyle konuşmak istedim.
Dinlerken kendinden bir şey bulduysan, bu bölümü belki o hep çok sinirliyim diyen arkadaşına gönderebilirsin.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zil açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
