
Selamlaaar! Bu bölümde hayatımızı şekillendiren küçük büyük seçimleri, karar verirken bizi etkileyen iç ve dış sesleri, kararsızlıkla baş etme halimizi ve “doğru karar” diye bir şeyin gerçekten olup olmadığını konuştuk.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ya arkadaşlar bugün öyle bir konuyla geldim ki.
Yani geçen gün düşünürken delirdiğimi fark ettiğim bir anda ortaya çıktı.
Ne düşünüyordun diyeceksin şimdi.
Aslında herkesin her gün yüz kere düşündüğüne emin olduğum şeyler.
Bu seçimi doğru mu yapıyorum?
Ya başka bir yolu seçseydim?
Bu insanla bir ömür geçer mi?
Taşınsam mı başka bir şehre?
Sonu yok bak. Aklına o kadar çok bu tarz soru gelebilir ki hepsi de yaptığın seçimlerle ilgili ve bu seçimler de sonuçta hayatımızı şekillendiren şeyler.
Bazen çok küçük bir tercihmiş gibi gözüken bir durum bile böyle yıllar sonra senin hikayeni oluşturan ana bir temaya dönüşebiliyor.
Bazen o an yaptığın seçimin yıllar sonra dönüp baktığında hayatının dönüm noktası olduğunu fark ediyorsun.
Mesela bir böyle işte tamam hadi gidelim diyorsun.
Sonra o gittiğin yerde tanıştığın biri sana yepyeni bir kapı açıyor.
Ya da tam tersi işte ne bileyim boşver şimdi uğraşamam falan dediğin bir fırsat dönüp dolaşıp bir daha sana hiç gelmiyor.
O yüzden bugün şunu konuşmak istiyorum.
Gerçekten hayatımızı biz mi seçiyoruz yoksa seçim sandığımız şeyler aslında çevrenin, geçmişin, korkuların, beklentilerin şekillendirdiği bir şey mi?
Bak şimdi mesela bir örnek vereyim.
Geçenlerde işte böyle bir düşünüyordum hani emeklilik tazminatı nereye yatırılır falan diye.
Hani sanki emekliliğime 40 yıl yokmuş gibi.
Öyle bir saçma aklıma geldi ne alakaysa.
İşte hani altın mantıklı mı, dolara mı yoksa işte bir fon mu bulsam falan.
Ama sonra fark ettim ki ben orada aslında parayı değil geleceğimi nereye emanet edeceğimi düşünüyorum yani.
Aslında bu sadece ekonomik bir seçim de değil.
Bu ben kimim, nelere güvenirim, risk alır mıyım, güvenli mi ilerlerim.
Gibi çok daha derin soruların cevabı.
Yani seçim dediğin şey iç dünyanın dışa yansıması gibi.
Çoğu zaman farkında olarak yapmasak da.
Ve sonra şunu düşündüm.
Biz bu tarz seçimleri her gün yapıyoruz.
Ama bazen hiç düşünmeden yapıyoruz.
Mesela biriyle bir ilişkiye başlıyorsun.
Onu sevdiğin için mi?
Yoksa artık yalnız kalmak istemediğin için mi?
Yoksa çevren işte evlenmedin mi daha falan dediği için mi?
Ya da işte iş değiştirmek istiyorsun.
Gerçekten sıkıldığın için mi yoksa o şirkette kalmak sana böyle artık başarısızlık hissi mi veriyor?
Belki de sadece daha havalı bir şeyler yapmak istiyorsun ama bunu kendine bile itiraf edemiyorsun.
Yani diyeceğim o ki bazı seçimler ben böyle istiyorum gibi gözükse de arkasında yığınla bir dış ses oluyor.
Ve en tehlikelisi de şu zamanla o dış ses var ya senin iç sesin zannedilmeye başlıyor.
Yani aslında sen diyorsun ki ben böyleyim.
Ama gerçekten acaba öyle misin?
Herkesin hayatında seçimimi yaptım ama içim hiç rahat değil dediği o kadar çok an oluyor ki.
Çünkü belki de o seçimin içinde senin sesin eksik.
Ve belki de buradaki en büyük seçim kendinin sesini yeniden duymaya karar vermek.
Burada kararsızlık olayına da değinmemek olmaz tabii bence.
Yani kararsızlık dediğimiz şey modern insanın en yaygın hastalıklarından biri diye düşünüyorum.
Telefon rehberinde hani böyle kararsızlık diye biri olsa her gece onu arayıp işte sence hangisi falan diye sorarız.
Hani öyle biri o. Peki bir şey seçemeyince ne oluyor?
Aslında önce böyle bir kısa vadede rahatlıyorsun.
İşte oh ya şimdi uğraşmam gerekmedi sonra düşünürüm falan diyorsun.
Ama uzun vadede hiçbir şey değişmiyor.
Ve o sonra dediğin şey aylar, yıllar hatta bir ömür olabiliyor.
Ve o zaman dönüp kendine şunu soruyorsun.
Ben bu hayatı gerçekten seçtim mi?
Yoksa hayat beni bir yerlere sürükledi de ben sadece eşlik mi ettim?
Bak şimdi Harvard'dan psikolog Dan Gilbert'ın çok sevdiğim bir araştırması var.
Diyor ki insanlar genellikle yaptıkları şeylerden değil yapmadıkları şeylerden pişmanlık duyar.
Yani aslında seçip yanılmak değil hiç seçmemek daha çok acı veriyor.
Çünkü en azından seçtiğinde ders alıyorsun.
Yönünü değiştiriyorsun, kendini tanıyorsun.
Ama hiç seçmediğinde, hiç seçim yapmadığında Sadece zamana tanık oluyorsun.
Ve şu da var. Bazen de o kadar çok seçeneğimiz var ki hiçbiri bizi mutlu etmiyor.
Psikolojide buna seçim paradoksu deniyor.
Bir düşün şimdi. Böyle eskiden 3 tane dizi vardı tamam mı?
Üçünden birini izler geçerdik.
Şimdi işte Netflix'i var, Blue TV'si var, Disney'i var, Prime'ı var, ne bileyim YouTube'u var falan.
5 platform saydım şu an.
Ortalama 2000 dizi falan desek ve biz ne yapıyoruz?
Saatlerce karar veremiyoruz.
Sonra hiçbirini izlemek TikTok'ta kedi videosu falan kaydırıyorsun biliyorum.
Aynı şey hayat için de geçerli.
Hani seçenek arttıkça mutluluk azalıyor.
Çünkü hangisini seçersen seç içinden bir ses diyor ki ya öbürü daha iyiyse.
Ve işte o zaman mutlu olamıyorsun.
Ama bak en kilit noktaya geliyorum şimdi.
Seçim yapmak demek aynı anda başka bir sürü ihtimalden de vazgeçmek demek.
Ve insanın en zorlandığı şey de tam olarak bu.
Ya o diğer ihtimali kaçırıyorsam korkusu.
Ama işte hayat da böyle bir yer ya biraz.
Seçtiğin kadar vazgeçtiklerinden de oluşuyorsun.
Ve bu seni eksik yapmıyor.
Aksine bu seni tamamlıyor.
Ve bazen şöyle bir şey de oluyor.
Bir karar veriyorsun.
Böyle kalbinde bir kıpırtı tamam ya işte bu sefer oldu falan diyorsun.
Ama zaman geçiyor ve o karardan emin olduğun anda hissettiğin o sıcaklık var ya o sönüyor.
Acaba o kararı içimden geldiği için mi vermiştim?
Yoksa sadece o an rahatlamak için mi diye düşünmeye başlıyorsun.
Çünkü bazen karar vermek sadece bir kaçış oluyor.
Kararı sorunu çözmek için değil de işte sorunu susturmak için veriyoruz.
O anlık işte hani hadi bitsin bu kafa karışıklığı falan gibi bir hisle.
Bak tam da bu noktada bence bir şey ayırmak gerekiyor.
Gerçek ihtiyaç mı yoksa anlık çözüm mü?
Mesela iş değiştirmek istiyorsun.
Belki de gerçekten orası seni geliştirmiyor.
Motivasyonun kalmamış.
Ama belki de son zamanlarda işte iki hafta üst üste belki kötü hissettin diye ben bu işten nefret ediyorum falan diye düşünüp kaçmak istiyorsun.
Aradaki fark çok ince ama etkisi çok büyük.
Yani kararın içeriğini değil niyetini sorgulamak gerekiyor bazen.
Ben bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum yoksa artık bu duygularla baş edemediğim için mi?
Bir de şu çok acayip geliyor bana.
Bazı kararlar zamanla anlam kazanıyor.
O an neden öyle yaptığını pek anlayamıyorsun.
Belki de işte hani neden bunu yaptım falan diye kendi kendine söyleniyorsun.
Ama sonra bir şey oluyor ve diyorsun ki iyi ki o yolu seçmişim.
Çünkü bazı kararların anlamı sadece geriye bakınca ortaya çıkıyor.
Hani o an böyle saçma sapan bir şey gibi geliyor ya.
Şimdi niye ya niye böyle yaptım ben falan diyorsun.
Sonra 3 ay falan geçiyor 5 ay geçiyor 1 yıl geçiyor belki.
Bir olay oluyor ve diyorsun ki ya ben o kararı iyi ki o şekilde almışım.
Çünkü onun sayesinde bambaşka bir şeye dönüştüğünü fark ediyorsun.
Aslında bir noktada farkında olmadan da bir kapıyı kapatıp öbür kapıyı açıyorsun gibi oluyor.
Belki de şu an olduğun kişi olmayacaktın hani o kararı vermesen.
Yani bazen evet o anda hiçbir anlamı olmayan şeyler aslında gelecekte seni sen yapan detaylara dönüşüyor.
Sürekli böyle işte karar almak karar almak falan dedik ama aslında en zor olan şey o kararı taşımak.
Yani bir kararı vermekle iş bitmiyor.
Onunla yaşamak, onun sorumluluğunu almak, bazen de yanıldım demeyi göze almak var.
Bazen çok büyük hevesle bir karar alıyorsun mesela.
Sonra birkaç ay geçiyor.
Hmm ya galiba bu yol sandığım kadar bana göre değilmiş falan diyorsun.
İşte o an ya şöyle yapıyorsun.
İşte ama ben karar verdim sonuna kadar gideceğim.
Ki bu bazen inada da dönüşüyor.
Ya da diyorsun ki ben kendime dürüst olayım en iyisi yolumu değiştireyim.
Ve bence işte tam da burada başlıyor olgunluk.
Çünkü kendine dürüst olmak verdiğin kararı ölümüne savunmaktan çok daha zor bir şey.
Ama çok daha güçlü de bir şey.
Bazen en doğru karar yeni bir karar verebilme cesaretini göstermek oluyor.
Bunu kendime de hatırlatıyorum ben hep.
İşte Melisa bir karardan dönmek başarısızlık değil.
Bu sadece gelişen bir zihin, değişen bir ruh hali, dönüşen bir sen demek.
Geçen sene şöyle bir olay yaşadım.
Bir konuda böyle bir karar aldım tamam mı?
Çok da emindim yani. İşte bu benim yolum falan dedim.
Başladım yürümeye ama içimdeki ses böyle hafiften mırıldanıyor tamam mı?
Önce susturdum hani şey falan dedim.
Geçer ya falan. Ama geçmedi.
Hatta büyüdü. Ve sonra durup kendime şunu sordum.
Bu gerçekten senin kararın mı?
Yoksa sadece o anlık bir rahatlama mıydı?
Yani o an kendinde bir rahatlama yaratmak için miydi aslında?
Ve içimden çok net bir ses geldi.
Bu karar seni yormaya başladı diye.
İşte orada anladım ki.
Bir şeyi seçmek kadar artık o şeyden vazgeçmeyi seçmek de bazen çok güçlü bir eylem oluyor.
Ve hiç de kolay değil.
Ama çok özgürleştirici de bir noktada.
Yani demem o ki seçim dediğin şey sadece bir evet ya da hayır değil.
Bir yola başlamak kadar o yoldan dönmeyi de göze almak.
Bir ihtimali kapatırken başka bir ihtimale yer açmak.
Ve işte tam bu yüzden bence hayat sadece neyi seçtiğimizde değil neyi seçmeye cesaret ettiğimizde.
Neyi seçmemeye gönüllü olduğumuzla ve bazen de neyi arkada bırakabildiğimizle şekilleniyor.
Çünkü bir şeyi seçtiğinde bir sürü diğer ihtimali sessizce el sallayıp uğurlaman gerekiyor.
Ama biz buna pek alışık değiliz.
Hep böyle işte ya kaçırırsam korkusu var içimizde.
Hep o sonsuz ihtimaller dünyasından bir şeyleri eksiltme tedirginliği.
Ama o sonsuz ihtimallerden birine gerçekten sahip olabilmek için diğerlerinin gitmesine izin vermek gerekiyor.
Ve bazen en güzel şeyler o korkunun içinden geçince geliyor.
O işte ya yanlış yapıyorsam dediğin yerin arkasında iyi ki bunu yapmışım cümlesi yatıyor.
Ama bunu o an bilemiyorsun tabii.
Kimse bilmiyor. Ve bence bu bilinmezlik işin en büyüleyici ama en yorucu tarafı.
Hayat biraz böyle kumar gibi de çünkü.
Küçük küçük karar fişlerini koyuyorsun ortaya.
Bir kısmı batıyor, bir kısmı seni bambaşka yerlere götürüyor.
Ama bir süre sonra şunu fark ediyorsun.
Kaybettiklerim kadar kazandıklarım da beni ben yaptı.
Yanlış seçimlerim olmasaydı bu kadar netleşemezdim.
Bir de şu var, bazı kararları sen veriyorsun gibi geliyor ama aslında o kararı senin yerine geçmişin veriyor.
Yani işte çocukluğundaki bir travma, o çok beğenilme ihtiyacın, sevilmeye duyduğun açlık ya da işte zamanında yaşadığın bir yoksunluk.
Bunlar sinsi sinsi kulağına fısıldıyor.
İşte bunu seç, bu daha güvenli.
Buna yönel, burada daha az acı var falan gibi.
Ama güvenli olan her zaman doğru olan mı?
Bazen de hayat diyor ki korkuyla değil cesaretle seç.
Ve bu o kadar kolay bir şey değil ama en azından farkında olmak lazım.
Bir sonraki karar da biraz daha kendin gibi davranmanı sağlıyor çünkü.
Ya bir de bazen de hayat böyle planladığın gibi gitmeyebilir.
Ama yine de senin kararlarınla şekillenirse o hayat işte senin hayatın olur.
O yüzden de kararlarda, seçimlerde kendi esintilerimizin olması çok önemli diye düşünüyorum.
Ve bunların kafamı bu kadar kurcaladığı bir noktada da artık şöyle düşünüyorum.
En azından bu farkındalığı kazandırdı bu süreç bana.
Benim için artık doğru karar diye bir şey yok.
Yani şöyle söyleyeyim. Eskiden doğruyu arıyordum hep.
En iyisi ne? En mantıklısı ne?
En az kaybettirecek olan ne?
Ama artık şunu soruyorum.
Bana en uygun olan ne?
Beni ben yapan ne?
Çünkü mükemmel karar yok.
Bunu anladım ama sahiplenilmiş bir karar var.
Ve o sahiplenişin içinde de bazen hata oluyor.
Bazen pişmanlık oluyor. Ama en azından senin hikayen oluyor.
O yüzden bence hayat en doğruyu bulanların değil kendisiyle en çok barışanların hayatı.
Yanılmış da olsan ben o an elimden geleni yaptım diyebiliyorsan orada bir özgürlük var ve o özgürlük bazen hiçbir doğru kararda yok.
O zaman sana bir soru.
En son ne zaman çok net bu benim yolum dediğin bir seçimin oldu?
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İhtiyacı olduğunu düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
