
Sanat için Yaşadı, Toplum için Yargılandı: Oscar Wilde
25 Kasım 2024 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Oscar Wilde, sadece eserleri ve zekâ dolu aforizmalarıyla değil, aynı zamanda cesareti ve trajedilerle dolu hayatıyla da unutulmaz bir isim. Bu bölümde, Wilde’ın sanat anlayışını, Viktorya dönemi toplumu ile çatışmalarını, skandallarla sarsılan özel hayatını ve ardında bıraktığı ilham verici mirasını konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçenlerde Kafka Okur dergisini almıştım.
Arada alıyorum o dergiyi, seviyorum tarzını çünkü.
Kapanında Oscar Wilde'ı görünce de hemen ilgimi çekti.
Çünkü Dorian Gray'in portresini okuyup da etkilenmeyen yoktur diye düşünüyorum arkadaşlar.
Okumadıysanız da bu bölümden sonra mutlaka okuyun.
Ben de erkek kardeşimin tavsiyesiyle okumuştum birkaç sene önce.
Hatta tekrar okuyacağım.
Çünkü bazı kitaplar aralıklarla tekrar tekrar okunmalı diye düşünüyorum.
Hayatının her döneminde bambaşka bir şey ifade edebilir senin için.
Her okuduğunda farklı bir mesaj çekip alabilirsin içinden.
Dorian Gray'in Portresi de tam olarak öyle bir kitap.
İşte bu kitapla ilgimi çeken ve edebiyat dünyasının en cesur, en zarif...
ve aynı zamanda maalesef en trajik figürlerinden biri olan Oscar Wilde'ı bu bölümde konuşalım istedim.
Wilde'ın hayatı, eserleri, aforizmaları hepsi o kadar büyüleyici ki yani bunları sizinle paylaşmadan duramazdım açıkçası.
Onun sanat anlayışı, hayatının inişli çıkışlı hikayesi ve çağlar boyunca yankılanan fikirleri üzerine Konuşalım ve heyecanlanalım istedim.
Çünkü heyecanlanılmayacak bir hayatı yok kendisinin.
Yani olay entrika karmaşa deyince de ben.
Neyse şöyle bir giriş yapacak olursak.
Oscar Wilde 16 Ekim 1854'te Dublin'de doğmuş.
Babası William Wilde başarılı bir doktor hatta bir cerrah.
Annesi Jane Francesca ise bir şair ve İrlanda Bağımsızlık Hareketi'nde aktif bir üyesi aynı zamanda.
Wilde'ın entelektüel zekası ve sanata olan ilgisi.
Daha küçük yaşlarda ailesinden gelen bir miras yani anlayacağınız.
Wilde Dublin'deki Trinity College'da başladığı eğitimine Oxford'da devam ediyor.
Oxford'da estetik hareketle tanışıyor ve bu akımın öncülerinden biri haline geliyor.
Wilde için sanat resmen bir hayat biçimi.
Ona göre sanat bir amaca hizmet etmek zorunda değil.
Yani sanat için sanat felsefesinin en büyük savunucularından biri diyebiliriz ki öyle biliniyor da zaten.
Kişiliği de en az fikirleri kadar dikkat çekici bir adam.
Her ortamda fark edilen parlak zekasıyla kalabalıkları etkileyen biri.
Kendisini sadece yazılarıyla değil yaşam tarzıyla da ifade eden bir kişilik.
Örneğin işte sıra dışı giyim tarzı, abartılı konuşma biçimi, Victoria döneminin katı kurallarına bir meydan okuma resmen.
Çünkü Victoria dönemin böyle aşırı muhafazakar ahlak anlayışı, katı toplumsal sınıf sistemi ve bireysel özgürlükleri sınırlandıran kurallarıyla bilinen, görünüşte kusursuz ama altında
maalesef derin bir ikiyüzlülük barındıran bir dönem olarak biliniyor.
Wilde aynı zamanda mizah anlayışı ve ironik ifadeleriyle kendine özgü bir hayran kitlesi de oluşturuyor bu dönemde.
Ve şimdinin hayran kitleleri de bölümün başında bahsettiğim Oscar Wilde'ın en bilinen romanı olan, onun sanat anlayışını, toplum eleştirisini en iyi yansıtan eserlerinden biri Dorian
Gray'in portresiyle ona bayılıyorlar genelde.
Roman genç ve yakışıklı Dorian Gray'in bir portresi aracılığıyla ölümsüzlük arayışını ve ahlaki çöküşünü anlatıyor.
Wilde bu eserle güzellik, ahlak ve sanat arasındaki karmaşık ilişkiyi sorguluyor aslında.
Ancak eser yayınlandığı dönemde büyük bir skandala yol açıyor maalesef.
Victoria dönemi ahlakçılığı kitabın temalarını fazla cesur buluyor ve Wilde ağır eleştiriler alıyor.
Bu ağır eleştirilerin başlıca nedeni...
Wilde'ın romanında dönemin ahlak anlayışına meydan okuyan unsurların açıkça yer alması.
Roman yalnızca böyle fiziksel güzellik ve estetiği yücelten bir karakteri değil, aynı zamanda bu saplantının insana neler kaybettirebileceğini de gözler önüne seren, aynı zamanda derin bir farkındalık kazandıran
bir kitap. Dorian Gray'in ahlaki çöküşü ve yozlaşması o dönem için kabul edilemez bir şekilde cesur bulunuyor tabii ki.
Ama bu olumlu bir şeymiş gibi gelmesin.
O dönem için acayip yargılar içeriyor çünkü.
Kitap birinin iç dünyasındaki çatışmaları, arzuları ve suçluluk duygularını gözler önüne sererken aynı zamanda toplumsal normların insan üzerindeki baskısını da eleştiriyor.
Ve bu eleştiri tabii ki de dönem yönetiminin hiç ama hiç hoşuna gitmiyor.
Eleştirmenler romanın ahlaka aykırı olduğunu savunuyorlar.
Hatta bazı yorumcular Wilde'ın estetik hareketi savunma adı altında ahlaksızlığı meşrulaştırdığını iddia ediyor.
Yaftalamaya bakar mısınız?
Ancak Wilde bu eleştirilere karşı sessiz kalmıyor ve bir yazısında şu cevabı veriyor.
Ahlaksız kitap diye bir şey yoktur.
Kitaplar ya iyi yazılmıştır ya da kötü.
Hepsi bu. Yani diyor ki Ahlaksız da olsa, çirkin de bulsalar bu kitap yazıldı.
Ancak ve ancak kötü bir kitap diyebilirsin.
Benim özgürlüğümü kısıtlayamazsın ama ben de senin beğenip beğenmemene karışmam zaten diyor adam.
Ah o dönemde yaşamak ne zordur ya.
Şimdiki aykırı insanlığın o dönemde yaşadığını bir düşünsenize.
Uf yani. Romanın bu tartışmalı doğası Wilde'ın hem edebiyat dünyasında yükselmesine hem de Victoria toplumundan maalesef dışlanmasına neden oluyor günün sonunda.
Yine de Dorian Gray'in portresi bugün yalnızca edebiyatın değil insan psikolojisinin derinliklerine inen bir başyapıt olarak kabul ediliyor.
Wilde'ın sanat, ahlak ve özgürlük anlayışını mükemmel bir şekilde yansıtan bu eser sanatın toplumsal normların ötesinde bir ifade biçimi olduğunu Kanıtlar nitelikte.
Ve bence bu eserden çıkarılacak en büyük derslerden biri de şu.
Estetik sadece bir dış güzellik meselesi değil.
Bireyin iç dünyasını şekillendiren, bazen yücelten, bazen de yıkan bir güç.
Bir diğer taraftan Wilde'ın tiyatro oyunları da onun mizah anlayışını ve toplumsal eleştirisini yansıtıyor yine.
Özellikle Ciddi Olmanın Önemi adlı komedisi, Victoria dönemi toplumu ve sınıf yapısı üzerine ince alaylarla dolu.
Wilde bu eserle insanların sosyal rollerini ve toplumsal maskelerini acayip bir ustalıkla hicvetmiş.
Peki masallarına gelince?
Wild'ın masalları yüzeyde çocuklar için yazılmış gibi görünse de derinlerinde yetişkinler için çok güçlü mesajlar taşıyor.
Diğer bütün eserlerinde de olduğu gibi.
Mutlu Prens ve Bülbül ile Gül fedakarlık, sevgi ve insanlığın derin ikilemleri üzerine oldukça etkileyici masallar.
Zaten Mutlu Prens'i çoğunuz biliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Bütün bu sanat anlayışını.
ve estetik algılarını döktüğü eserleri dışında başta da dediğim gibi sadece eserleriyle değil yaşam tarzıyla da oldukça dikkat çeken bir adamdı Wilde.
Parlak zekası, etkileyici konuşmaları ve sıra dışı kişiliğiyle her ortamda fark edilen bir figürdü.
Ancak hayatı Victoria dönemi İngiltere'sinin muhafazakar yapısıyla sık sık çatıştı dediğim gibi ki hayatının içine eden çok trajik bir olayı var zaten biraz da ondan bahsetmek istiyorum.
1891 yılında Wilde Lord Alfred Douglas ya da işte yakınlarının deyimiyle Bozy adlı kişiyle tanışıyor.
Bu ilişki Wilde'ın hayatındaki en büyük dönüm noktalarından biri arkadaşlar.
Bozy yakışıklılığı ve etkileyici kişiliğiyle Wilde'ın ilgisini çekiyor.
Ancak bu ilişki aşktan çok yıkıcı bir tutkuya dönüşüyor maalesef.
Bozy'nin babası ünlü Marky Casper'i o dönemin eşcinsel algılara karşıtlığından Wilde'a açık bir şekilde düşman oluyor.
İşte aman adımız çıkacak korkusundan.
Wilde'ın eşcinsel olduğunu ima eden mektuplar yazıyor ve bu durumu skandal haline getiriyor.
Wilde bu suçlamalara karşı kendini savunmak için tabii Bozy'nin de ısrarları...
üzerine bakın burası çok önemli Markey'e dava açıyor.
Ancak bu dava tersine dönüyor ve Wilde ahlaksızlık suçlamasıyla yargılanan taraf oluyor maalesef.
Victoria dönemi İngiltere'sinde eşcinsellik yasa dışı ve bu durum Wilde'ın mahkum edilmesine yol açıyor.
1895 yılında ise 2 yıl ağır hapis cezasına çarptırılıyor.
Mahkeme süreci Wilde'ın kariyerini, itibarını ve hayatını resmen yerle bir ediyor.
Peki bu süreçte babama dava aç o bunu hak etti diyen Bozi ne yapıyor biliyor musunuz?
Hayatına devam ediyor. Sanki böyle hiçbir şey yaşanmamış gibi davranıyor.
İşte hayat böyle bir yer arkadaşlar.
Yazıklar olsun sana Bozi ne çirkin bir adam çıktın be.
Buraya kadar mıydı yani aşkın?
Aşkı yaşarken iyiydi hemen ilk sıkıntıda harcadın adamı bir kalemde.
Tabii ya. Erkeğin erkeğe bile faydası yok yani görüyorsunuz.
Neyse. Hapishane yılları Wilde için hem fiziksel hem de zihinsel bir yıkım gerçek anlamda.
Çektiği acılar hapiste yazdığı The Bullet of Reading Goal eserine yansıyor tabii ki.
Bu eser onun yaşadığı derin yalnızlık ve ihanet hissini...
aynı zamanda içsel hesaplaşmalarını ifade eden çarpıcı bir eser.
Wilde hapishaneden çıktığında artık eski Wilde olmuyor tahmin edileceği üzere.
Paris'e yerleşiyor ancak yalnızlık içinde geçirdiği birkaç yılın ardından fakirlik ve hastalıktan, ikisi bağdaşık bu arada, çünkü hastalığının tedavisi için para lazım ama parası yok ve hatta yine yüzünü
karartıp Bozy'den borç istiyor.
Ama Bozy ne yapıyor yine?
Karakter yoksunluğundan dolayı para vermiyor.
Nasıl bir vicdan sendeki be kardeşim ya?
Adam senin yüzünden 46 yaşında gencecik hayata veda ediyor ya.
Tam da bu anlattıklarımdan sonra şunu söyleyebilirim ki Oscar Wilde'ın hayatı cesaretin ve özgürlüğün bir manifestosudur benim için.
Onun sanat, ahlak ve özgürlük üzerine düşünceleri günümüzde de yankı bulmaya devam ediyor ve hepimiz üzerinde hala etki bırakacak vizyonerliğin ürünü hepsi.
Wilde hayatı boyunca şunu savundu.
Kendin ol, diğer herkes zaten kapılmıştır.
Ki bu söz benim de en sevdiğim aforizmalarından.
Bu felsefe onun eserlerinin ve hayatının resmen bir özü.
Her bireyin eşsiz olduğunu da çok güzel vurguluyor.
Wild'ın hikayesinde büyük bir trajedi var, evet.
Ama sadece trajediyle değil, aynı zamanda sanatın ve bireyselliğin zaferiyle de dolu.
Onun eserleri, zekası, cesareti, edebiyat dünyasında sonsuza kadar yankılanacak bir miras bıraktı.
Hala büyük bir ilgiyle kitapları okunuyor, tiyatro sahnelerinde yer veriliyor, yaşatılıyor yani anlayacağınız.
Çünkü hepimizde bir iz bırakmayı çok iyi başarmış, gerçekten vizyoner bir adam.
Bölümün sonuna gelirken...
O zaman size bir soru diyerek yine o meşhur bölüm sonu sorumu sormak istiyorum.
Sizce bugün Oscar Wilde gibi toplumun kurallarına meydan okuyarak özgünlüğünü savunan bir insan nasıl bir karşılık bulurdu?
Ya da şöyle sorayım.
Biz Wilde gibi biri olmaya cesaret edebilir miydik?
Bu bölümü sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Yeni bölümleri kaçırmamak için lütfen Spotify'dan takip etmeyi unutmayın.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
