
Rahibe Teresa: Dünya Onu Azize İlan Etti Ama Gerçekten Öyle mi?
10 Şubat 2025 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Rahibe Teresa gerçekten bir azize mi, yoksa tartışmalı bir figür mü? Onun hayatına yakından bakarken, iyiliğin ne kadar saf olabileceğini ve bağışların nasıl kullanıldığını sorguluyoruz. Fakirlere yardım mı etti, yoksa dini bir misyon mu yürüttü? Bağışlar gerçekten yoksullara mı gitti? Gizli vaftiz iddiaları ve sağlık skandalları gerçeği yansıtıyor mu? Rahibe Teresa hakkında bilinenler ve bilinmeyenler bu bölümde.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
İNTRO İNTRO Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Ocak ayında bir Üsküp seyahatim oldu, görmüşsünüzdür Instagram'dan falan.
Geziden geriye birçok podcast konusu da geldi benimle birlikte.
Bunlardan biri de Rahibe Teres oldu tabii.
Çünkü giderken de zamanında Osmanlı İmparatorluğu içinde olan Üsküp'te doğan bu rahibenin evini görmeyi planlarıma eklemiştim.
Her ne kadar spekülatif yorumların odağına da çekilse, yaptığı söylenen iyilikler sebebiyle de hep...
Merak ettiğim birisiydi gerçekten.
Zaten ben böyle genelde iyi bir şey söyleniyorsa ona inanmayı tercih ederim.
Çünkü birileri hakkında kötü şeyler söylemek çok kolay.
Ama iyi bir şey söyleniyorsa illaki bir karşılığı vardır düşüncesi var bende hep.
Gerçi ben kötüye de kendimi gözlemlemeden çok inanan biri değilim de hani illa bir ağzımın yanması lazım yani.
Hani bir böyle sıfırdan bir de yüzden başlayan insan vardır ya.
Ben hep yüzden başlarım.
Karşımdaki iyi biriymiş gibi sonra böyle bir şeylerle karşılaştıkça düşürürüm puanı.
Belirli bir sınırın altına düşünce de artık tabii hayatımdan çıkarırım.
Ama direkt sıfırdan başlıyor olmak ya da öyle düşünmek çok yoruyor beni.
Kötülük düşünerek bir şeylere başlamak istemiyorum gerçekten.
Çünkü yıpratıcı bir şey hani.
Mesela biri gelir bana tamam mı?
Der ki işte bak bu aldığı borcu ödemeyen biri ona sakın borç verme falan.
Bunun benim için hiçbir geçerliliği yoktur tamam mı?
Çünkü ben görmedim ki abi böyle bir şeyi yani.
Belki yalan ya da ne bileyim belki bir defa böyle bir şey olduğu o kişiyi zor bir dönemden geçiyordu mesela o dönem.
Ve üstüne bu sıfatları yapıştırdılar.
Ya da gerçekten öyle ve ben kazık yiyeceğim bir yerlerde.
Ama bunu düşünerek de hayat yaşayamam hani kimse kusura bakmasın yani.
Ya yine geldim nerelere ya.
Rahibe Teresa dedim. Anlattığım şeye bak Allah aşkına ya.
Neyse. Velhasıl efendim.
Bacımız Teresa'yı görmeye gittik biz.
Çok etkileyici bir evi yoktu.
Ya da yeterince iyi sergileyememişlerdi.
Emin olamadım tam şu an. İkisi de olabilir.
Ama orada okuduklarım hani böyle Rahibe Teresa'nın hayatı, iyilik yapmakla ilgili söylemler falan.
Böyle bunlar aktarılmalıymış hissiyatını verdi bana.
O yüzden de geçtim mikrofonumun başına.
Başlıyorum Rahibe Teresa'dan konuşmaya.
1910 yılında...
Osmanlı topraklarında Üsküp'te doğan küçücük bir kız çocuğu var.
Asıl adı Anhezevonhe Boaxiu diye bilmiyorum doğru mu okuyorum ama Gongse aslında Arnavutça'da tomurcuk demekmiş.
Belki de bu isim onun böyle yüreğindeki güzellikleri tomurcuklandıracağının habercisi falandı.
Benim anlam yükleme de yalnız yani hani böyle bir boyut arkadaşlar.
Arnavut kökenli olan Teresa dindar bir katolik aileye sahip.
İki kardeşten de küçük olanı.
8 yaşındayken babası aniden hastalanıyor ve ölüyor.
Ölümünün nedeni bilinmemekle birlikte birçoğu siyasi düşmanlarının onu zehirlediğini düşünüyor.
Annesi eşini kaybedince kızına böyle yön gösteriyor gibi bir durum oluyor.
Teresa Manastır tarafından yönetilen bir ilkokula ve daha sonra devlet tarafından işletilen bir...
Ortaokula gidiyor. O zamanın düşünce tarzı için bir kız çocuğu olmasına rağmen yerel kutsal kalp korosunda şarkı söylüyor.
İşte böyle sıklıkla solo şarkı söylemesi isteniyor hatta.
Tabi Manastır tarafından yönetilen okullara gidince belli kalıplarda bir düşünce tarzıyla eğitiliyorsun.
Kendisi de bunun sonucunda 18 yaşındayken rahibe olmaya karar veriyor.
Ve İrlanda'nın Dublin şehrindeki Loreto kardeşlerine katılıyor.
Bu rahibe Terese adını da orada alıyor hatta.
Bu ismi de yine İsa ile olan bağlantısının derin bir mistik sevgi ve küçük yol adını verdiği ruhani yörüte aracıyla kuran Azize Terese de Lisius'tan alıyor.
Aslında İsa'ya bir saplantılılık da var bence burada.
Hatta okuyunca şaşırmıştım işte bu Azize Terese İsa'nın küçük ama sevgiyle açan çiçeklerinden biri olarak görüyormuş kendini.
Bu yüzden de İsa'nın küçük çiçeği.
çayı olarak anılıyormuş.
Buna inanmak ve bunu kabul ettirip isimlendirmek yani gerçekten de var bir saplantı sanki.
Neyse bizim Teresa'ya dönelim.
Loreto kardeşlerine katıldıktan bir yıl sonra da novislik dönemi için yani bu novislik dönemi de şu.
Manastır hayatına katılmadan önce geçireceği bu öğrenme ve hazırlık süreci oluyor.
Bunun için de Hindistan'a gidiyor.
Bu dönem bir bireyin böyle rahip ya da rahibe hani keşiş veya olmak için gerçekten uygun olup olmadığını anlaması için bir deneme süresi olarak kabul ediliyor.
1931'in Mayıs ayında meslek yeminini ediyor ve yine Hindistan'da bir yer olan Kalküta'ya gönderiliyor.
Kalküta'da iki kötü döneme denk geliyor.
Birincisi 1943 yılının Bengal kıtlığı.
İkincisi de Hindistan'ın bölünmesinden önce 1946'da Hindu-Müslüman şiddeti.
1948'de manastırı Kalküta'nın en fakirleri arasında tam zamanlı yaşamak için terk ediyor.
Şehrin en fakir Bengali ailelerinin kızlarına eğitim veren St.
Mary's Kız Lisesi'nde öğretmenlik yapmaya başlıyor.
Coğrafya ve tarih öğretirken hem Bengalce hem de Hintçeyi akıcı bir şekilde konuşmayı da öğreniyor bu süreçte.
Yine burada şahit olduğu yoksulluk onu böyle derinden etkiliyor ve hayatının geri kalanını fakirlere adama fikri de işte tam olarak burada şekilleniyor.
Onun için bu bir görev değil bir çağrı gibi bir şey.
Zamanla Kalküta'nın en fakir mahallelerine ine...
hastalara, evsizlere ya da işte böyle terk edilenlere yardım etmeye başlıyor.
Ardından 1950 yılında Hayırsever Misyonerler adlı topluluğu kuruyor.
Bu hareket çok basit bir amaçtan doğuyor aslında.
Sevmek ve hizmet etmek amacından.
Ama sevgi Teresa için bir duygu değil, bir eylem.
O sevgiyi böyle ekmek gibi paylaşılabilir bir şey olarak görüyor.
Ve 12 kişiyle kurduğu bu Hayırsever Misyonerler topluluğu dünyanın 450 noktasından 4000 rahibenin görev altındadır.
aldığı bir topluluk haline geliyor ve çok gariptir ki yani bana garip geldi ama belki normal bir şeydir.
4 Eylül 2016'da yani ölümünden tam 19 yıl sonra Vatikan'ın Aziz Petrus Meydanı'nda düzenlenen törenle Papa Franciscus tarafından Azize mertebesine yükseltiliyor.
Ölüm nedeni de kalp yetmezliği ve işte yaşlılığa bağlı bazı sağlık sorunları bu arada.
Hani babası gibi öyle kötü bir senaryoyla ölmüyor yani en azından öyle söylenmiyor.
Son yıllarda da zaten birçok sağlık problemi yaşamış.
Kalp hastalıkları nedeniyle böyle birkaç kez hastaneye yatırılmış.
1997'de de rahibeliğinin liderliğini bıraktıktan kısa bir süre sonra zaten vefat ediyor.
Tabii bu kadar iyilik güzellik bahsettik ama bölümün başında dediğim gibi yine farklı iddialar var.
bölgelerde bazı ebeveynler Teresa'nın çocukları Hristiyanlığa yönlendirdiğini düşünerek onu istememişler mesela.
Yine eski bir çalışanı olan rahibe Suzan Shields, Teresa'nın ölüm döşeğindeki hastaları gizlice vaftiz etmeleri için çalışanlarına talimat verdiğini söylemiş.
Hastalara cennete bilet ister misin diye soruluyormuş ve olumlu ya da belirsiz bir yanıt geldiğinde hastalar böyle alnına soğuk bir bez sürülerek fark ettirilmeden vaftiz ediliyormuş.
Shields'in bir diğer iddiası da Teresa'nın topladığı bağışların yoksullara harcanmadığı.
New York'un Bronx bölgesindeki bir hesapta 50 milyon...
dolar toplandığını ama bu paranın doğrudan fakirler için kullanılmadığımı söylemiş.
Benzer şekilde Etiyopya'daki kıtlık için toplanan bağışların ülkeye gönderilmediği çünkü Teresa'nın organizasyonunun Afrika'ya para göndermediği iddia edilenler arasında.
1991 yılında İngiltere'de yapılan bir denetimde toplanan gelirlerin sadece %7'sinin yardım için harcandığı, geri kalanının ise Vatikan Bankası'na aktarıldığı ortaya çıkmış.
70 yıllık tarihleri boyunca finansal durumlarını resmi olarak açıklamadıkları da ortada.
Ben de böyle bir bakımlı bir...
Araştırdım belki hani bir şeyler bulurum diye ama yani ben de hiçbir şey bulamadım.
Hani bilemiyorum belki zamanın şartları değişiktir o şekildedir falan ama yani benim polyanlacılık da yine açığa çıktı abi.
Rahip Eteresa'nın yardım kuruluşlarında sağlanan tıbbi bakım da eleştirilerin odağındaymış hep.
Hemley Gonzalez isimli bir gönüllü, organizasyonda tıbbi malzemelerin hijyenik koşullarda saklanmadığını, iğnelerin musluk suyuyla yıkanıp defalarca kullanıldığını, çalışanların çoğunun tıbbi eğitimi
olmayan gönüllülerden oluştuğunu ve bulaşıcı hastalık taşıyan hastaların diğer hastalarla aynı ortamlarda tutulduğunu iddia etti.
Yani böyle bir şey varsa harbiden yazıklar olsun bu arada.
Yani diğerleri daha tolere edilebilir falan kıyaslaması yapmıyorum burada ama yani yapılamaz da tabii.
Ama hani... İnsan sağlığı söz konusu burada bilmiyorum.
Bu kadar da gözleri kör olmuş mudur bilemeyeceğim.
Ki bu noktadaki daha da çarpıcı bir iddiaysa Teresa'nın organizasyonundaki bu sağlık koşullarının Ebola salgınıyla ilişkilendirilmesi.
Peter Piot 1976'da ilk ebola salgınını keşfeden doktor olarak hastaların kötü hijyen koşulları nedeniyle virüslerin yayıldığını öne sürmüş.
Tüm bu ihmal koşullarına rağmen rahibeler ya da işte Teresa'nın organizasyonuna ait yüksek mevkideki kişiler hastalandığında lüks hastanelerde tedavi görmüşleri.
20 yıl boyunca Teresa ile çalışan eski bir rahibe onun asıl amacını yoksullara yardım etmek değil Hristiyanlığı yaymak olduğunu söylemiş.
Teresa'nın da gerçi buna benzer bir açıklaması bulunuyor.
Hatta şöyle diyor. Birçok insan beni sosyal hizmet uzmanı sanıyor.
Oysa ben insanlığın hizmetindeyim.
Benim görevim Hristiyanlık kelimesini yaymak ve insanları kazanmak.
Yani zaten ikisi çok farklı şeyler ama biri tercih edilmek zorunda mı bilemedim.
Ya da öyle lanse edilmenin neden böyle bir açıklama doğrulttuğunu da açıkçası pek anlayamadım.
Yapılan şeyler güzel karşılığı olan şeyler sonuçta.
Ve bu karşılık özellikle böyle biri için somut bir şey olmak zorunda da değil.
Yine Teresa'nın aldığı bağışların büyük bir kısmı doğrudan yoksul.
Kullara yardım etmek yerine yeni manastırlar inşa etmek ve rahibeler yetiştirmek için kullanıldı da diyorlar.
Rahibe Teresa'nın yaşamı ve çalışmaları bazıları için ilham verici bir fedakarlık hikayesi, bazıları içinse etik açıdan sorgulanması gereken bir misyonerlik faaliyeti.
Gerçek neydi? İyilik adına yapılan her hareket gerçekten saf bir iyilik midir?
Yoksa arka planda farklı amaçlar yatar mı?
Gibi sorular canlanıyor tabii insanın kafasında.
Teresa'nın sıkça dile getirdiği şu sözü hatırlayarak bitireyim artık bölümü.
En küçük bir iyilik en büyük sevgiden daha değerlidir demiş.
Ancak bu iyiliğin gerçekten ne kadar koşulsuz olduğuna karar vermek size kalmış bir şey.
O zaman sana bir soru.
gerçekten menfaat gözetmeden mi olur?
Bunu bir düşünelim. Çünkü ben bazen düşünüyorum her fedakarlığın ya da iyiliğin arkasında bir menfaat olması sanki insanın doğasındanmış gibi geliyor.
Belki de normal bir şey bazen de.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
