
Selamlaaar! "Parayla Olan İlişkimiz Nasıl Şekillendi?" başlıklı bu podcast bölümünde, paranın hayatımızdaki rolünü ve ilişkimizi keşfediyoruz. Çocukluktan genç yetişkinliğe kadar olan süreçte para algımızı ve finansal kararlarımızı inceliyoruz. Ekonomik teori, psikoloji ve gerçek hayattan örneklerle desteklenen bu bölüm, Melisa’nın sunumuyla para ile olan ilişkimizin karmaşıklığını keşfetmeye davet ediyor. İlginç ve bilgilendirici bir podcast deneyimi için bu bölümü dinlemeye başlayın!
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, hoş geldiniz.
Ben Melisa. Umarım hepimiz için çok güzel bir hafta olur.
Bu bölümün derin konusu parayla olan ilişkimiz.
Yani aslında öyle bir dönemdeyiz ki her konuşmanın bağlandığı nokta neredeyse paraya gelir oldu.
Parayla yapamıyoruz, parasız yapamıyoruz.
Parayı nasıl etkin kullanabileceğimizi, nasıl getirebileceğimizi düşünmenin derdindeyiz sürekli.
Yani şöyle bir düşündüm geçen gün.
O kadar kötü bir döneme denk geldik ki.
Ya dedim kızım o kadar emekler verdin, okudun, ettin, mühendisin.
oldum falan. Ama para hesabı yapmadığın bir günün yok.
Yani tabii milyoner olmayı da beklememiştim zaten ama hani en azından standartlarımın bir miktar yukarıda olacağını düşünmüştüm.
Bunu da şöyle fark ettim bu arada.
Şirketin verdiği bir eğitim için İstanbul'a gittik.
Hatta düzenli olarak da gidiyoruz arkadaşlarla.
Her gün içinde belirli bir limitimiz var.
Hani yemek yemeye, içmeye falan ayırdığımız.
Daha doğrusu şirketin bizim için ayırdığı.
Biz dışarı yemek yemeye çıkıyoruz.
Her defasında bir hesap.
Ortada böyle bir hesap dönüyor.
Hesap da şey yani. Limiti aşmama hesabı.
Yani düşünebiliyor musunuz? Limiti aşmamaya çalışmanın hesabı yani.
Ama şu anın ekonomisinde o kadar mümkün kılamadığımız bir hesap ki bu.
Biz işte başladık konuşmaya.
Ben bugün şu kadar harcadım.
İşte öbür arkadaş bu kadar.
Diğeri bu kadar falan. En son bir arkadaşın 5 euro daha limiti kalmış.
İşte dedik tamam yakaladık açığı.
Oradan harcayabiliriz.
Sonra tabii bizi bir gülme krizi falan dedik.
Yani abi hesaba bak.
Kocaman bir firmaya elenip dokunarak girmiş mühendis.
para hesabına bak yani.
Delirmelik gerçekten. Tamam bu durum tamamen bizim ekonomik rezillikten kaynaklı da dedim ki abi yani bu parayla ilişkimiz nereden geliyor ya?
Nasıl bu kadar büyük bir yeri var hayatımızda?
Şöyle bir en baştan başlayacak olursak yani ta paranın bulunmasından mesela hani o kadar baştan yani.
Paranın bulunması insanların malların ve hizmetlerin değerlerini standartlaştırma ve işte alışveriş süreçlerini daha etkili hale getirme ihtiyacından kaynaklı aslında.
Örneğin bir çiftçinin ürünlerini satmak için başka birinin ihtiyacı olan bir şeyi alması gerektiğinde bu değiş tokuş süreci oldukça karmaşık oluyor ve bu süreçte çeşitli zorluklarla karşılaşılıyor haliyle.
Para bu tür zorlukları aşmak için ortaya çıkıyor ve insanların mal ve hizmetlerini daha kolay alışveriş şekline dönüştürmelerini sağlıyor aslında.
İlk madeni parayı M.Ö.
7. yüzyılda Anadolu'daki eski medeniyetlerden biri olan Lidyalılar icat etmiş.
Bir bakla tanesi büyüklüğünde olan bu madeni...
paralar %75 altın ve %25 gümüşün karıştırılmasıyla elde edilen elektrum.
denilen alaşımdan oluşuyormuş.
Lidya parası basılırken sabit bir alt kalıp üzerine konan madeni pula hareketli bir üst kalıp yerleştirilip ardından da kalıba bir çekiçle vurulurmuş.
Buna da darp etmek denirmiş.
Hatta bence daha önce duyanın az olduğunu düşündüğüm bir bilgi.
Bugün madeni paraların basıldığı yer için kullanılan darphane kelimesinin kökeni de bu basım işlemine dayanıyor aslında.
Lidyalılardan sonra madeni para kullanımı giderek yaygınlaşıyor.
Hatta zamanla para bastırmak güç ve egemenlik simgesi haline geliyor.
Bu nedenle tarih boyunca bağımsızlığını kazanan devletler ilk iş olarak hemen bir para bastırıyorlar.
Farklı dönemlerde basılan farklı değerlere ve şekillere sahip madeni paraların birçoğu da devleti yönetenlerin resmini ya da mührünü taşıyor.
Madeni paranın hem altın hem gümüş gibi değerli metallerden üretilmesi maliyeti arttırdığı için hem de taşınmasının zor olması noktası da var tabi.
Bunlar ticareti zorlaştırıyor haliyle.
Bu yüzden de sonraki zamanlarda hem daha az hem de insanların yanlarında kolayca taşıyabileceği kadar hafif olan kağıt paralar ortaya çıkıyor.
Kağıt paralar dayanıklı oldukları için genellikle pamuk, keten ve kenevir liflerinden üretiliyormuş.
Tarihteki ilk kağıt parayı da M.S.
9. yüzyılda Çinliler kullanmış falan filan derken zaman içinde matbaaların da kurulmasıyla kağıt para kullanımı...
tüm bölgeye yayılmış. Günümüzde ise çoğu ihtiyacımızı kredi kartlarıyla karşılıyoruz.
Kredi kartları ilk olarak 1950 civarlarında Amerika'da kullanılmaya başlanmış.
Zaten kart dediğimiz artık hepimizin elinde olan genel haslarını bildiğimiz bir şey ama şöyle bir kısaca bahsedecek olursam kartlar o zamanlar yine bankalar tarafından özel olarak hazırlanmış ve kart üzerinde kart sahibinin
adı, banka bilgileri ve gözle görülen bilgilerin yanı sırada manyetik bir şerit veya elektronik çip içermişler.
Kredi kartı harcamaları bu şerit veya çipe kaydediliyor ve post cihazları aracılığıyla bankaya bildiriliyor.
Aslında temel mekanizmasını anlamak için birazcık daha böyle aslında hepimizin bildiğini düşündüğü şeylerden bahsediyorum.
Bu borç ödeme zamanı geldi.
Nakit olarak veya mobil bankacılık üzerinden ödeme yapıyoruz hepimiz zaten.
İnternet sayesinde aslında kredi kartları fiziksel olarak kullanılmadan da alışveriş yapılabilir hale geldi.
Sonra işte kriptolar bilmem neler derken ucu bucağı olmayan bir hale geldi burası da aslında.
Peki bizim paraya algımız nasıl oluşuyor?
Yani bizim parayla olan ilişkimiz nasıl oluşuyor?
Sorusuna gelecek olursak aslında birçok insan için parayla olan ilişki hayatlarının erken dönemlerinden itibaren başlıyor.
Birçok kişi ilk para deneyimlerini çocukluk yıllarında işte aileleriyle yaşıyor.
Genellikle para ilk kez harçlık olarak verilen bir şey çocuklara, aileler tarafından.
Bu basit eylem çocukların parayla ilişkilenmeye başlamasına ve para hakkında ilk deneyimlerini yaşamasına neden olan çok önemli bir basamak aslında.
Zamanla çocuk büyüyor.
Büyüdükçe de parayla olan ilişkisi daha karmaşık hale geliyor haliyle.
İşte okul çağına geldiğinde belki de harçlık alıyor veya küçük işlerde çalışarak para kazanmaya başlıyor falan.
Bu noktada para kazanma ve harcama alışkanlıkları gelişmeye başlıyor kişinin.
Bazıları işte para biriktirme alışkanlığı edinirken bazıları da hemen harcama eğiliminde olabiliyor.
Ya ben de mesela biriktirme yer edinmiş.
Harcıyorum da tabii ama bir kısmıyla mutlaka birikim yapmam gerektiği düşüncesi var hep böyle.
Sınırlandırıyorum harcamalı.
Ve birikive yönlendiriyorum parayı.
Çünkü aslında düşündüğümde ben bunu yani.
Küçükken de hep biriktirme eğilimindeydim ben.
Harcamaktan ziyade. Hatta böyle kardeşinde de yapardık.
İşte bize verilen paraların bir kısmını böyle ayırırdık.
İşte bir hafta tutardık, üç hafta tutardık falan.
En son böyle işte anneme götürür verirdik şey falan derdik.
Sana bir sürprizimiz var falan.
Sürpriz de para yani. Hani belki 3 TL, belki 5 TL bilmiyorum ama.
Hani o böyle sanki çok önemli bir şeymiş gibi.
Belki de öyle lanse edildiğinden bunu yapma gereği duyuyorduk.
Yani bilmiyorum. Velhasıl...
Devam edecek olursam. Genç yetişkinlik döneminde parayla olan ilişki daha da karmaşık hale geliyor.
Üniversiteye başlıyoruz, sorumluluklarımız artıyor falan derken bu dönemde bireyler genellikle kendi bütçelerini oluşturmayı öğreniyorlar.
Ve maddi hedefler belirliyorlar.
Aslında bir noktada da zorunda kalıyorlar gibi oluyor.
Çünkü düşünsenize üniversiteye başladın.
İlk defa böyle kendi kendini idare ettireceksin.
İlk defa işte belki mutfak harcamanı olacak.
Kendi harcamalarını ya da ekstra ortaya çıkan harcamaları kendin yönetmek zorunda kaldın.
Bir noktada dediğim gibi zorunlu kalıyoruz.
Bu süreç genç yetişkinlerin parayla olan ilişkisini daha bilinçli şekilde yönetmelerine yardımcı oluyor.
Zaten parayla olan ilişkimizi anlamak için yapılan araştırmalarda da bunlar gibi kökenler var aslında.
Örneğin Daniel Kahneman ve Amos Tversky gibi bu alanda araştırmalar yapmaya yönelmiş psikologlar insanların finansal kararlarını etkileyen bilişsel ve duygusal faktörleri incelemişler.
Prospect Theory adı verilen bir teori geliştirmişler.
Bu da şey. Türkçesi olumsuz değerleme teorisi diye geçiyor.
Bu teori insanların finansal karar alma süreçlerini anlamak ve parayla olan ilişkilerini açıklamak için önemli bir araç olmuş.
İnsanların parayla olan ilişkileri genellikle kazançlar ve kayıplarla ilişkili haliyle tahmin edeceğiniz üzere.
Ve bu noktada da kazanç ve kayıpların insanların tercihlerini nasıl etkilediğini anlamak finansal kararlarını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.
Ve tam da bu noktada bu teoride bahsedilen de geleneksel ekonomik modellerde insanlar net kazançlar ve kayıplar arasında objektif bir şekilde karar verirken Prospect teoriye göre insanların kayıpları
kazançlarından daha fazla değerlendirildiği açıklanmış.
Bu durum insanların riskten kaçınma eğilimlerini ve riskli durumlarla karşılaştıklarında daha fazla riske girmeye meyilli olmalarını açıklıyor aslında.
Diğer araştırmacılarsa insanların parayla olan ilişkilerini incelerken psikolojik faktörlerinin yanı sıra kültürel ve toplumsal faktörleri de dikkate almışlar.
Örneğin Safir ve Mulay Natan'ın yaptığı araştırmalar maddi zorluk içerisinde olan insanların finansal kararanma becerilerinin...
işte stres ve bilişsel yük altında nasıl etkilendiğini göstermiş.
Araştırmacılar maddi zorluk içinde olan bireylerin finansal kararlarını stresli durumlarda nasıl aldıklarını yani bunu aslında nasıl yönlendirdiklerini, nasıl yönettiklerini ve bu durumun karar alma süreçlerine nasıl yansıdığını
görmek için çeşitli deney ve gözlem yapmışlar.
Örneğin maddi sıkıntı içinde olan insanlara finansal kararlar verme görevi verilmiş.
Bu görevleri stres altında nasıl tanımladıkları ya da tamamladıkları incelenmiş.
Ayrıca maddi sıkıntı içinde olan bireylerin stres altında daha fazla risk aldıkları ve daha az dikkatli düşündüklerini gözlemlemişler.
Bu araştırma insanların finansal karar alma süreçlerinin sadece psikolojik faktörlerle değil aynı zamanda maddi durumları, stres seviyeleri ve çevresel faktörler gibi çeşitli faktörlerle de etkilendiğini gösteriyor
bize. Bu bulgular maddi zorluk içinde olan insanlara daha iyi destek sağlamak ve finansal karar alma süreçlerini iyileştirmek için aslında bizim için önemli ipuçları sunan kaynaklar diyebiliriz.
Bunun dışında davranışsal ekonomi ve finansal psikoloji enstitüsü gibi kuruluşlar ve araştırma merkezleri tabii insanların parayla olan ilişkilerini anlamak ve bu alanda bilgiler üretmek için de çalışmalar yapmışlar.
Bu araştırmalarda bireylerin finansal karar alma süreçlerini anlamak, tüketicilerin harcama alışkanlıklarını belirlemek ve finansal okuryazarlık seviyelerini arttırmak gibi amaçlar doğrultusunda yürümüş hep.
Bu araştırmalardaysa tüketicilerin satın alma davranışları ve tercihlerinin çeşitli faktörlerden etkilendi.
Araştırmalar sonucundaysa marka sadakati, sosyal etkileşimler, duygusal tepkiler, algılanan değer gibi faktörlerin tüketicilerin satın alma kararlarını şekillendirdiğini görmüşler.
Konumuzla alakalı güzel bir öneride de bulunmak isterim bu noktada.
Hem kitap olarak okuyabileceğiniz hem de belgeselini izleyebileceğiniz bir öneri olacak bu.
İnsanların parayla olan ilişkisini anlamaya yönelik bir perspektif sunan bir öneri aslında.
satan kitabın yanı sıra 2010 yılında aynı adlı bir belgesel film olarak da uyarlanan Freakonomics 2.
Dünya Savaşı'ndan sonra popüler olan Freakonomics teriminden geliyor aslında.
Ekonominin insan davranışını anlamak için kullanılmasını ifade ediyor.
Kitap ve belgesel ekonomi profesörü Stephen Levitt'in analitik ve istatistiksel yöntemlerle ekonomik sorunları ele almasıyla tanınıyor.
Kitap günlülük yaşamla karşılaşılan sıradaşı sorunları da ele alıyor aslında.
Yani incelerken belki kendinizden de bir şeyler...
Aa evet ya ben de gündelik hayatta bununla çok karşılaşıyorum ya da ben de bunu çok yaşıyorum dediğiniz şeyler.
Ve bu sorunları ekonomik teori ve veri analiziyle çözüyor.
Örneğin kitapta neden suç oranlarının düştüğü, işte öğretmenlerin öğrenci başarılarının nasıl etkilediği ve çocukların isimlerinin toplum içerisindeki algısı gibi pek çok farklı konu inceleniyor.
2010'da yayınlanan Freconomics belgeseli kitabın temel fikirlerine dayanarak insanların karar alma süreçlerini ve parayla ilişkilerini işte kültürel açıdan sosyal açıdan, psikolojik açıdan gibi farklı
yönlerden ele alıyor.
Bu insanların parayla olan ilişkilerin daha derinlemesini incelememize, işte daha derinlemesini anlamamıza, çeşitli faktörlerin bu ilişkiyi nasıl etkilediğini kavramamıza yardımcı olan bir kaynak diyebiliriz.
Belgesel, Levitt ve Dabner'ın araştırmalarını ve bulgularını film formatında izleyiciye sunuyor.
İstatistiksel analiz ve gerçek hayattan örneklerle desteklenen bu belgeselde izleyicilere ekonomiyi ve işte insan davranışlarına dair yeni bir...
bakış açısı kazandırdığını, ilgililerinin de bu nedenle izlemesi gerektiğini kesinlikle söylemeden geçmek istemiyorum.
Sonuç olarak parayla olan ilişkimiz genellikle karmaşık ve çok yönlü.
Parayla olan ilişkimizin kökenleri çocukluk yıllarına kadar uzanıyor, zamanla gelişiyor, gençlik, yetişkinlik döneminde daha da karmaşık bir hale geliyor.
Bu ilişkiyi anlamak için yapılan araştırmalar bilişsel, duygusal, kültürel ve toplumsal faktörlerin etkisini gösteriyor aslında bizlere.
Frekonomics gibi kaynaklar bu konuda derinlemez.
bir bakış açısı sunuyor bizlere ve insanların parayla olan ilişkilerini anlamalarına da yardımcı oluyor.
O zaman size bir soru.
Parayla olan ilişkinin nasıl başladığını düşünüyorsun?
Şahsen ben çocukken bana verilen harçlıkları yönetmem gerektiğini düşünerek başladım.
Bu bölümü de sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Sorunun cevabını benimle paylaşmanızı bekliyor olacağım.
Bunun için açıklamada Instagram hesabıma ulaşabilirsiniz.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize iyi bakın. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
