
Selamlaaar! Ne zaman özverili olmak gerekir, ne zaman dur demeliyiz? The Devil Wears Prada, Whiplash filmleri ve Ikigai felsefesiyle özverinin sınırlarını konuşuyoruz bu bölümde.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman Sana Bir Soru Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçtiğimiz hafta çok yoğun çalıştım.
Sıklıkla da fark ettiğim bir şey vardı.
Bu hafta böyle çok sık fark edince de şöyle bir konuşalım istedim.
Hani bir iş yapıyoruz ya, yani hepimiz günün sonunda bir şeyler yapmış oluyoruz sonuçta.
Bunu sadece para kazandığınız iş olarak da düşünmeyin bu arada.
Hani duygusal yüklü işlerden de bahsediyorum.
Bazen öyle manzaralara denk geliyorum ki...
Bir şeyleri ne kadar sadece yapmak için yaptığımızı fark ediyorum.
Kimse gerçekten bir işi böyle özenerek, gerçekten emek vererek yapmıyor sanırım artık.
Ben de bazen kendimi sadece bir şeyleri yapayım ve bitsin derken buluyorum.
Biraz da tükenmişlikten geliyor galiba.
Kimi zaman da işte etrafındaki böyle iş birliği içerisinde olduğun insanların...
Süreci senin için kolaylaştırmaması da etkiliyor tabii.
Yani bu kadar anlamsızca zorlandığın bir süreç içerisinde bulunmak istemiyorsun.
Haklı olarak da uzaklaştırıyorsun kendini.
Beni mesela böyle özveriyle yapmadığım ya da yapamadığım bütün işler hayattan soğutuyor resmen.
Hani benden o verimi alamazsın yani.
Ben özenerek yapmak isterim.
Kendimden bir şeyler mutlaka katmak isterim.
Çoğu zamanda çevremde böyle insanlar bulamam.
O apayrı bir durum. Velhasıl bunları düşünüp dururken dedim ki en iyisi bu hafta özverili olmak hakkında konuşalım.
Böyle çok basit bir şekilde düşünüyorum.
Özveri yani özünden vermek, kendinden bir şeyleri ortaya koymak.
Ama işin kritik noktası şu.
Özveri gösterirken ne kadar kendimizden veriyoruz ve ne kadarını geri alabiliyoruz.
Bir işi ya da bir ilişkiyi özveriyle yürütmek onun değerini arttırıyor gibi geliyor.
Ama bazen de sanki tek taraflı bir çaba gibi hissettirmiyor mu ya?
Mesela bir projeye emeğini koyuyorsun böyle gerçekten çok sıkı şekilde sarılıyorsun ona.
Elinden gelenin en iyisini yapıyorsun.
Ama etrafındakiler işte böyle aman bitsin de gidelim modunda olunca.
Bir süre sonra senin de hevesin kaçıyor.
Bir restorana gittiğinde böyle tabağı önüne koyan garsonun yüzündeki o isteksiz ifade bile yemeğin tadını kaçırabiliyor en basitinden.
Ya da bir arkadaşınla sohbet ederken gözlerinin içine bakmak yerine böyle telefon ekranına bakıyorsa sürekli.
İşte tam o an özverisizliği ki bence bu böyle adlandırılır.
Yani bence bayağı iyi hissedersin.
Benim için özveri sadece böyle büyük fedakarlıklar demek değil.
küçük şeylerde bile kendini gösterebilir.
Bir sunumu hazırlarken ekstra bir slide eklemek, birine bir şey öğretirken sabır göstermek, sevdiğin bir yemeği yaparken böyle içine gerçekten sevgini kattığına inanmak.
Bunlar hep özveri ama işin tehlikeli kısmı özverinin bazen sınırları belirsiz bir fedakarlığa dönüşmesi.
Yani bir noktadan sonra kendini tükettikçe tükeniyorsun.
Ben yaparım dediğin her iş seni biraz daha yoruyor.
İnsanlara yardım etmek ya da yaptığın işi gerçek bir yemekle yapmak güzel ama sürekli veren taraf olduğunda bir süre sonra senin de enerjin tükenmeye başlıyor.
İşte burada ince bir çizgi olduğunu düşünüyorum.
Özverili olmakla kendini feda etmek arasında.
Mesela iş yerinde sürekli ben hallederim diyen biriysen bir noktadan sonra herkes senden o ekstra çabayı beklemeye başlıyor.
Çünkü sen hep daha fazlasını veriyorsun.
Kimse sana işte böyle yoruldun mu bir mola ver falan demiyor.
İşte burada özveri bilinçsizce kendini harcamaya dönüşüyor bence.
Bir noktada ben bunu gerçekten yapmak istiyor muyum?
Yoksa mecbur hissettiğim için mi yapıyorum diye sormak lazım.
Çünkü eğer özveri içinden gelmiyorsa sonunda maalesef sadece yorgunluk kalıyor arkadaşlar.
Benim gözümde özverili olmak kendinden bir şeyler katmak ve bunu karşılık beklemeden yapabilmek demek ama en azından saygı görmek istemekte hakkımız değil mi ya?
Mesela Adam Grant Vermek ve Almak kitabında insanların 3 kategoriye ayrıldığını anlatıyor.
Verenler... Alanlar ve dengeleyiciler olarak.
Bu kitap olayı böyle birazcık daha başarı yönünden inceliyor aslında.
Verenler yani özverili insanlar dediklerimiz başkalarına yardım etme eğilimlidir diyor.
Çoğu zaman beklentisizce verirler.
Ama paradoks şu ki en başarılı insanlar arasında da en başarısız insanlar arasında da veren insanlar var.
Neden? Çünkü bazıları özveriyi sağlıklı sınırlar içerisinde yaparken bazıları kendini tamamen tüketiyor.
Alanlarsa karşılığında bir şey almadan vermeyi pek tercih etmeyenler ki bazen bunu da yapmak gerektiğini düşünüyorum.
Dengeleyicilerse sen bana yap ben sana yapayım tarzı bir yaklaşımı benimseyenler.
Yani bazı insanlara karşı bunu da yapmak lazım bence.
Grant'in çalışmaları gösteriyor ki özverili insanlar başarılı olabiliyor.
Ama bu verdiklerini doğru insanlara ve doğru ölçüde verebildiklerinde gerçekleşiyor.
Kendini tamamen harcamadan, değerini bilen insanlarla paylaşabildiğinde özveri gerçek anlamını kazanıyor yani.
Kendini tamamen harcadığın noktada özveri psikolojik tükenmişliğe yol açıyor.
Stanford Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada insanların uzun süre karşılıksız fedakarlık yaptıklarında stres hormonlarını...
arttığı ve tükenmişlik sendromuna daha da yatkın hale geldikleri ortaya çıkmış.
Yani özveri harika bir şey ama sürdürülebilir olmadığında insanı resmen çökertiyor.
Peki bunun en dramatik örneklerinden biri hangi filmde var biliyor musunuz?
The Devil Wears Prada.
Yani tam olarak bu konunun özüne inen bir film olduğunu düşünüyorum gerçekten.
Andrea Sachs yani hepimizin bildiği Anne Hathaway Filmin başında oldukça heyecanlı, işine özverili şekilde sarılan biri her şeyi zamanında yapmaya, beklentilerin üstüne çıkmaya
çalışıyor hep. Ama ne oluyor?
Patronu Miranda ondan hep daha fazlasını istiyor.
Uykusuz kalıyor, hayatını ihmal ediyor, ilişkileri zarar görüyor.
Çünkü özveri dediğimiz şey sınırlarını aştığında başkaları bunu senin görevinmiş gibi görmeye başlıyor.
Bir noktada Andrea şunu fark ediyor.
Ne yaparsam yapayım hiçbir zaman yeterince iyi olmayacak.
Ve burada çok kritik bir farkındalık yaşıyor bence.
Az önce bahsettiğim özverinin tükenmişlik sendromuna dönüşmesi durumu.
Eğer işini, ilişkilerini, hayatını devam ettirebilmek için sürekli kendinden veriyorsan ve bunun bir karşılığını en azından bir takdir olarak bile alamıyorsan burada bir şeyleri sorgulamak gerekiyor.
Çünkü özveri paylaşmaya değer görüldüğünde anlamlı oluyor diye düşünüyorum.
İşte bu yüzden verici insanlar bazen yanlış kişilere ya da yanlış işlere bu özveriyi verdiklerinde kendi ışıklarını söndürmeye başlıyorlar.
Bunu en iyi anlatan şeylerden biri de Japon kültüründeki ıkigai kavramı.
Bu hayatın anlamını, insanın yaptığı işe ruhunu katmasını temsil eden bir kavram.
Ama ıkigainin bir özelliği var.
Bir şeyi sadece başkaları için değil, aynı zamanda kendin için de yapman gerekiyor.
İşte veya ilişkide özverili olmak sana anlam katıyorsa o zaman gerçekten bir şeyler üretmiş oluyorsun.
Ama sadece vermek için veriyorsan o zaman yorulmaktan başka hiçbir halta yaramıyor.
Şimdi buraya kadar anlattıklarımı şöyle bir toplayacak olursak.
Özveri dediğim şeyin kesinlikle gerekli olduğunu inanıyorum.
Ama kontrolsüz kullanıldığında insanı tüketen bir şey dönüşebildiğinde unutmamak gerektiğini vurguluyorum.
Yani olay sadece vermek değil.
Doğru insana, doğru yerde ve...
Doğru zamanda vermek.
İşte tam da burada kendine şu soruyu sormalısın.
Bu özveri beni besliyor mu yoksa tüketiyor mu?
Çünkü bazen farkına bile varmadan kendimizi bir döngünün içine sokuyoruz.
Özveri gösterdiğimiz sürece değerli olduğumuzu düşünüyoruz.
Eğer çok çalışırsak, çok verirsek, çok anlayış gösterirsek sonunda birileri kıymetimizi bilecek sanıyoruz.
Evet bence özverili olmak kesinlikle çok önemli.
Özellikle bu kadar az rastlanılan bir dönemindeyken ama işin...
Sadece gerçeği şu ki karşı taraf bunu doğru şekilde anlamlandıramıyorsa senin bu çaban o kadar anlamsız bir hale geliyor ki.
Bu değerli şey bir anda böyle koca bir hiçliğe dönüşüyor.
Burada şunu düşünebilirsin.
E o zaman bir işe özveriyle yaklaştığımda neden bırakmam gerektiğini nasıl anlayacağım?
Yani neden bırakmam gerektiğini değil aslında.
Bunu ne zaman durdurmam gerektiğini.
Çünkü özveri sadece devam etmek değil bazen de durmayı bilmek.
O yüzden de nasıl durmam gerektiğini anlayacağım sorusunu sorman çok mantıklı.
Bunu Whiplash filmiyle anlatacağım şimdi.
İzlediysen hatırlarsın.
İzlemediysen de minik bir özet geçeyim.
Ama izlemediysen bu arada mutlaka izle.
Kendisi sadece 19 günde çekilerek 3 adet Oscar alan bir film.
Başroldeki Andrev inanılmaz yetenekli bir baterist ve alanında en iyisi olmak istiyor ama hocası onu daha iyi ulaştırmak adına Andrev'i adeta tüketiyor.
Çalış çalış çalış kan ter gözyaşı ama bir noktada Andrev şunu sorguluyor tabi ben gerçekten istediğim için mi çabalıyorum yoksa bu özveriyi göstermek zorunda
hissettiğim için mi?
İşte bence burada bir durup düşünmek lazım.
Özveri seni değecek bir şeye yaklaştırıyorsa anlamlıdır.
Ama kendinden uzaklaştırıyorsa bir problem var demektir.
Bunu tartıp biçtiğinde kendinden uzaklaştığını fark ediyorsan durman gerektiğini anlayacaksın.
Yani sırf iyi bir çalışan olmak için, iyi bir arkadaş olmak için, iyi bir sevgili olmak için sürekli kendinden veriyorsan bir süre sonra özveri seni sen olmaktan çıkartmaya başlıyor.
Ve bazen de şunu fark ediyorsun.
Ben burada olmak için, burada kalmak için çabalıyorum.
Ama burası benim için çabalamıyor.
Bunu fark ettiğin an aslında özverinin karşılıklı olması gerektiğini anlamış oluyorsun.
Çünkü özveri emek verdiğin şeyin karşılıklı olarak seni de beslemesiyle daha da değerli bir hale geliyor.
Ve belki de en önemli şey şu.
Bir şeyi özveriyle yapmak aynı zamanda o şeyi sevdiğin için yapabilmektir.
Zaten bir dönüp bakacak olursan sevdiğin her şeye ne kadar özverili yaklaştığını, en azından öyle yaklaşmayı daha kolay hale getirdiğini göreceksin.
Ben mesela podcast kanalıma, bölümlerime büyük bir özveriyle yaklaşıyorum.
Çünkü gerçekten sevdiğim bir şeyi yapıyorum burada.
Ve sizlerle de hiç toksik bir ilişki kurmadım.
Hep beslediniz beni.
O yüzden de durmam gerektiğini hiç hissetmedim.
Bu vesileyle de bir teşekkür etmiş olacağım.
İyi ki varsınız dostlar.
Bak sana şimdi Japonların çok tatlı bir sözünü de söyleyeyim.
İşte gerçek özveri budur.
Çay işte lan alt tarafı falan deme.
Bir dene farkını gör.
Ben bunu her şey için yapıyorum bu arada.
Kendimden bir şey katmaya çalışıyorum mutlaka.
En azından daha anlamlı hissettiriyor.
Ve aslında özverili olmak her anı gerçekten yaşamak demek.
Çünkü bir şeye özen gösterdiğinde ona ruhunu kattığında sadece sonucu değil süreci de deneyimlemiş oluyorsun.
O zaman sana bir soru.
Özveriyle yaptığın en son şey neydi?
Bu seni daha güçlü mü hissettirdi yoksa yordu mu?
Yani şimdi böyle bakınca da iki soru oldu ama.
İdare ediverin. Bu bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Şunu da unutma lütfen.
Kendi verdiği emeğin ne kadar kıymetli olduğunu başkasının aynasından bakınca daha iyi fark ediyor insan.
Başkasının aynasından emeğine bakmasını istediğim bir arkadaşına mutlaka gönder bu bölümü.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
