
OPTİMUM DENGE MODELİ: Anksiyete,Başarı,Depresyon,Huzur
2 Aralık 2024 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Bu bölümde, Tamer Dövücü’nün Optimum Denge Modeli üzerinden huzursuzluklarımızı anlamayı, anksiyeteyi yönetmeyi, başarıyı kutlamayı ve depresyondan çıkış yollarını konuşuyoruz. Kendi dengenizi nasıl bulabileceğinize dair ipuçlarıyla dolu bir bölüm sizi bekliyor.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Umarım her anlamda dengeli bir hafta geçirmişsinizdir ve tabii ki yeni haftaya sağlıklı bir başlangıç yapıyorsunuzdur.
Ne kadar zor bir şey değil mi?
Çalıştığım yerde şirket için mentorluk programı yapıyoruz.
Ben de tersine mentorluk kapsamında kendimden yaşça büyük bir iş arkadaşıma diyeyim.
Mentorluk yapıyorum. Görüşmelerimizden birinde de böyle dengede kalmaktan konu açıldı.
Sonra işte bir sonraki görüşmeye bunu detaylı konuşalım falan dedik.
Ben tabii yine araştırmalar, bakınmalar falan.
Bir konu için ne kadar hazırlık yaparsan karşındakiyle bu konuyu konuşurken o kadar çok şey kaparsın.
Aksi durumda zaten hani hazırlıklı değilim, yeterince bilmiyorum falan.
diye düşünerek dahil olmaktan çekiniyor insan.
Denge deyince de aklıma ilk dengesizlik gelir benim mesela.
Çünkü bence genel olarak çok başarabildiğimiz bir şey değil dengede kalmak.
Ama dengesizlikte kalmakta gayet iyiyiz sanki.
Bunun sebebini düşününce de akla ilk gelen şeyler böyle işte hissettiğin huzursuzluk, belki onun getirdiği ansiyeteler, depresyonlar falan oluyor.
E tamam yani buna çok hakimiz zaten.
E nasıl huzurlu olacağım? Bu huzur nasıl denge getirecek?
Nasıl çıkacağım bu ansiyete veya depresyon hali içerisinden?
Düşününce mesela... Mesela böyle hayatınızda kaç kere huzuru ararken huzursuzlukla karşılaştınız?
Ya da denginizi kaybettiğinizde depresyona sürüklendiğinizi hissettiğiniz kaç an oldu?
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre her 4 kişiden biri hayatında en az bir kez depresyon yaşıyor arkadaşlar.
Ne ara bu hale geldik diye düşünmüyoruz iç derinlemesine.
Kabul edip geçiyoruz çoğu zaman.
Yani kabul edip geçiyoruz çünkü belki de başka bir çözüm yolu bilmiyoruz.
Ya da kendimize dönüp sormuyoruz.
Ben neden huzursuzum?
Huzursuzluk nereden geliyor ve beni nereye götürüyor?
Aslında ilk adım fark etmek.
Huzursuzluk dediğimiz şey öyle kocaman bir karmaşa olmak zorunda değil.
Bazen basit bir düşünce, küçük bir sorun, anlık bir rahatsızlık belki de.
Ama işte o küçük şeyler zamanla birikiyor ve huzur alanımızı tamamen ele geçiriyor.
Mesela çok basit bir örnek vereceğim şimdi aklıma geldi.
Geçenlerde yapmam gereken bir iş vardı tamam mı?
Böyle çok da sıkışık bir takvimdeydim.
Normalde böyle durumlarda hep şey derim hani.
Hallederim ya ne olacak falan.
Bunu söyleyip geçerim ama o gün nedense böyle o işin yetişmeyeceği düşüncesi kafama acayip bir yerleşti tamam mı?
Ne kadar uğraşsam da içimden bir ses böyle sürekli yetişmeyecek işte eksik olacak yanlış olacak falan diye beni dürttü.
O an fark ettim ki aslında o iş değil beni huzursuz eden.
Yani tamamen beni huzursuz eden şey kendime yarattığım şüphelerim resmen.
Küçücük bir tetikleyici ya.
Koca bir huzursuzluğun nasıl dönüştü gördünüz mü?
Peki bu noktada ne yapmak lazım?
Yani şimdi düşününce belki de o an kendime işte bu huzursuzluğunu tetikleyen şey ne?
Gerçekten ne kadar büyütülmesi gerekiyor bu durumun?
Bunu çözmek için şu an ne yapabilirim sorularını sorsaydım daha iyi kontrol altına alabilirdim durumu.
Ve günümün de içine etmezdim yani.
Ama tabii ki hani huzursuzluk her zaman bu kadar basit olmayı da biliyor.
Bazen öyle bir noktaya geliyor ki o huzursuzluk hali resmen yapışıyor sana.
Sabah kalkıyoruz var ama neden olduğunu bilmiyoruz.
Akşam yatıyoruz hala orada.
İşte bu huzursuzluğun kronikleştiği anlar bizi depresyona sürükleyebiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün depresyonla ilgili verdiği rakamlardan bahsetmiştim.
Her 4 kişiden biri demiştim.
Ve bu oran gün geçtikçe artıyor.
Çünkü modern hayat bize çok şey sunarken aynı zamanda çok şeyi de alıyor götürüyor.
Dinginliğimizi alıyor, basitliğimizi alıyor ve en önemlisi belki de dengemizi alıyor.
Depresyon ise sadece üzüntü hissi değil.
Günlük hayatın içinde böyle işte ilgimizi çeken şeylerden uzaklaşmak, sürekli yorgun hissetmek, belki de uyku düzenimizin bozulması ve maalesef bu belirtiler çoğumuz için o kadar normalleşmiş ki
çoğu zaman farkında bile olmuyoruz.
Kendimize şöyle bir dürüst olalım.
Kaçımız bu belirtileri yaşarken ben biraz yorulmuşumdur ya geçer diyerek konuyu kapatıyoruz.
Ya da herkes böyle ben neden farklı olayım ki diye düşünüyoruz.
Kabul etmek gerekiyor ki hayatta dengeyi kaybetmek hepimizin başına gelebilir.
Bu insani bir durum.
Peki bu noktada nereye dönmeliyiz?
İşte tam da bu noktada dengeye dönmeliyiz.
Ama nasıl bir denge? İşte burada Tamer Dövücü'nün optimum denge modeli.
tam anlamıyla devreye giriyor.
Kitabında bahsettiği bu model aslında bizim burada konuştuğumuz işte huzursuzluk, ansiyete, depresyon ve birazdan bahsedeceğim grafikte olacak başarı gibi kavramları birbirine bağlayan güçlü
bir sistemi anlatıyor. Tamer Dövücü modelini üç temel üzerine oturtuyor.
Bilmek, yapabilmek ve olmak.
Bu üç unsur hayatımızdaki dengenin yapı taşları gibi.
Gelin bunları biraz açalım.
Bilmek, farkında olmak demek.
Hangi durumlarda dengemizi kaybediyoruz?
Anksiyetimizi neler tetikliyor?
Başarıya ulaşmaya çalışırken kendimize yüklediğimiz baskın ne kadar gerçekçi?
İşte ilk adım kendimizi ve içinde bulunduğumuz durumu Net bir şekilde görebilmek.
Tıpkı biraz önce verdiğim örnekte olduğu gibi işte bu huzursuzluğu tetikleyen şey ne diye kendimize sorabilmek bilmenin temeli aslında.
Aynı zamanda bizi sabote eden düşünce kalıplarımızı da tanımayı içeriyor bu.
Mesela eğer bu işi yetiştiremezsem değersizim gibi bir düşüncenin bizi nasıl bir anksiyeteye sürüklediğini fark etmek.
Yani anlayacağınız bilmek tüm bu süreçleri görünür kılıyor ve bu görünürlük değişimin ilk adımı.
Tamam kendimizi fark ettik.
Neden huzursuz olduğumuzu, neyin bizi depresyona yaklaştırdığını anladık.
Peki sonra işte burada devreye yapabilmek giriyor.
Yapabilmek farkındalığımızı pratiğe dökmek yani.
Mesela... Huzursuz hissettiğimizde bunu yönetmek için bir nefes egzersizi yapmak ya da depresif bir durumda kendimizi harekete geçirmek için küçük ama etkili bir adım atmak.
Bu adımlar çok büyük olmak zorunda değil arkadaşlar.
Düşünün sabah kalktığınızda zihninizden geçen o karamsar düşünceleri bir kenara bırakıp sadece bir bardak su içerek yeni bir güne başladığınızı hissetmek bile yapabilmek kategorisine giriyor.
Çünkü harekete geçmek çoğu zaman içsel dengeyi yeniden kurmanın bir başlangıcı.
geldik üçüncü unsura.
Bu da Bu aslında en zoru gibi görünse de bence en keyifli olanı.
Olmak dengenin tam olarak kendisi.
Anksiyete, başarı, depresyon ve huzur arasında gidip gelirken bu durumların bizi tanımlamadığını, bizim onlardan daha büyük bir bütün olduğumuzu fark etmek aslında.
Tamer Dövücü olmak kavramıyla bizi böyle içsel bir uyuma davet ediyor.
Olmak hayatın iniş çıkışlarını kabul ederek dengede kalmayı öğrenmek demek.
Anksiyeti bir düşman gibi görüp ondan kaçmak...
Bu beni harekete geçiriyor ya ama kontrol bende diyebilmek.
Başarıya ulaşırken bunun sadece bir sonuç değil sürecin kendisi olduğunu görebilmek.
Aslında bir grafik var bunların müthiş bir özeti niteliğinde.
Hatta grafiği bölümün kapak fotoğrafı yapayım ve bence dinlerken bakın.
Grafik anksiyete, başarı, depresyon ve huzur arasındaki ilişkiyi acayip güzel bir şekilde görselleştiriyor bence.
Şimdi şöyle bir döngü düşünün.
Anksiyeti bizi harekete geçiriyor.
Başarıya ulaşıyoruz ama başarıyı sadece zirvede kalmak olarak görürsek bu yeniden bir baskıya dönüşüyor.
Oradan düşüş başlıyor ve depresyon noktasına geliyoruz.
Ama tüm bunların odak noktasına ne olursa olsun huzuru yeniden bulabilmeyi koyarsak bu döngüyü bir dengeye oturtabiliyoruz.
Yani aslında doyum noktamızı bilmek lazım.
Ve bu grafikte çapraz geçişler yok arkadaşlar.
Mesela huzurdan aksiyeteye geçemezsin işte ya da başarıdan depresyona.
Çünkü araya destekleyici bölge koyman gerekiyor.
Mesela aksiyeteden huzura geçmek için araya başarıyı koyup desteklemen lazım.
Ya da işte depresyondan başarıya geçmek için arada aksiyeteye geçip önce bir yumuşaman lazım.
Hayatta hiçbir şey keskin değil.
Her şey çok kolay olmuyor maalesef.
Ama aksine bu döngüden çıkmak veya dengede kalmak için yapabileceğimiz kolay şeyler de var tabii ki.
Mesela anksiyeteyi yönetmek ve anda kalmak için basit bir nefes egzersi yapmak çok kolay.
Sadece nefesine odaklan.
Şey gibi oldu bu da ya hani bir tane küfür meditasyonu var ya.
Nefes al ve...
Evet anladın sen orayı.
Arada güzel bir yöntem bence bu arada.
Ya da başarıyı kutlamak mesela.
Küçük başarılarınızı görmezden gelmeyin.
Onların tadını çıkarın ya.
Hep atlıyoruz bunları ya da küçümsüyoruz belki de.
Ama aslında başarıyı küçük de olsa kutlamak o kadar iyi gelen bir şey ki arkadaşlar ya.
Çok güzel bir şey bence. Ne bileyim mesela hiç hayır diyemeyen birisindir tamam mı?
Ve bunun üzerinde böyle uzun zamandır çalışıyorsundur.
O günde ilk defa birine hayır demişsindir.
Kutla işte abi bunu ya. Ne bileyim böyle aç müziğini dans et falan mesela.
Ne kadar basit ve herkesin yapabileceği bir şey değil mi?
Ya da mesela böyle kendi depresyonun belirtilerini tanımlamayı bil.
Çünkü bu kendine karşı nazik olmanı sağlar.
Ve gerektiğinde destek alma...
konusunda seni daha da bilinçli hale getirir.
Ve bence huzur içinde gerekli küçük ama En önemli adımlardan biri de her gün kendinize mutlaka ama mutlaka vakit ayırabiliyor olmak.
Başkalarını dinlediğin gibi kendini de dinleyebiliyor olmak.
Duygularını, yaşadıklarını bunları gözden geçirmeyi alışkanlık haline getirebiliyor olmak.
Bu kendini önemsediğinin çok büyük bir işareti ve bedenin de, zihnin de bunu anlayarak sana sadece daha dikkatli bakmayı görev ediniyor neticesinde.
Son olarak şunu söylemek istiyorum.
Hepimizin farklı zamanlarda içinde bulunduğu bir yolculuk.
Bazen anksiyeteyle harekete geçiyoruz, bazen depresyonda durup düşünmeye ihtiyaç duyuyoruz.
Ama asıl mesele bu döngüde kaybolmamak ve kendimize her durumda bir çıkış yolu sunmak.
Bence hepimiz dengeyi bulmaya çalışırken kendimize karşı biraz daha nazik olabiliriz.
Hayatın bir maraton sonuçta hızla bir yere yetişmek değil, yolun tadını çıkararak yürümek çok önemli.
O zaman sana bir soru.
Sen bu döngünün neresindesin?
Hayatında hangi adımı atman gerektiğini düşünüyorsun mesela?
Kendine bu soruyu sor ve belki bu hafta küçük bir adımla başla.
O adım bir nefes almak olabilir, bir hayır demek, bir başarıyı kutlamak ya da sadece kendine biraz zaman ayırmak.
Küçük şeyler büyük farklar yaratır bunu unutma.
Eğer bu bölüm size bir şeyler düşündürttüyse benimle paylaşmayı unutmayın.
Sosyal medyada ya da belki de bir mesajla düşünceleri...
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
