
Selamlaaar! Bu bölümde, canım anneannemi kaybettikten sonra içimde yankılanan duyguları ve ölümle yüzleşme sürecimi paylaşıyorum. Bir kaybın ardından hissettiğimiz karmaşık duyguları, pişmanlıkları, keşkeleri ve hayatın kırılganlığını konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçtiğimiz hafta çok acılı bir haftaydı benim için.
Canım anneannemi kaybettim.
Nurlar içinde uyur inşallah. Bu benim ilk ciddi kaybımdı.
Yani biraz suratıma çarptı o yüzden tokat gibi.
Sonsuza kadar yaşayacağımızı düşünüyoruz.
O şekilde hareket ediyoruz.
Ama bu hayattaki en gerçek şeylerden biri maalesef ölümün varlığı.
Biri ölünce fark ediyoruz belki.
Sonra unutuyoruz yine.
Hayatımıza devam ediyoruz.
Ben yıllardır ailemden uzakta tek başıma yaşıyorum.
Ara ara düşündüğüm ve bana böyle acayip stres yaratan şeylerden biriydi.
Hani böyle ya birine bir şey olursa, ya biri ölür de yetişemezsem, kaçırırsam, ya birinin bana en ihtiyacı olduğu zaman da böyle yanında olamazsam düşünceleri.
Kaldı ki bu sefer gerçekten yaşadım bunu.
Gece birde annemden telefon gelince eyvah dedim ya eyvah hani bu saatte annem aramaz beni bir şey oldu.
Anneannen çok hasta gel bir gör dedi.
Ama ben anladım tabii normal dışı bir şey olduğunu.
Çünkü daha önce de anneannemin hastalığında olmuştu ama kimse gel gör dememişti.
Yine de annemin sakin ses tonu böyle bir ihtimal verdirmedi.
Ya da belki de ihtimal vermek istemedim bilmiyorum.
O gece nasıl uyudum hiç bilmiyorum gerçekten.
Sabah yola çıkmak için uyandığımda annem tekrar aradı.
Bu sefer böyle daha kasvetli bir sesi vardı.
Ve anladım doğal olarak. Doğruyu söyle anne hani dedim.
Anneannem öldü mü? Sakın telaş yapma bak dedi.
Anladım zaten. Telefonu kapadım ve bana hemen bir ağlama geldi tabii ama böyle hönkürerek.
Çok gariptir ki o an neye ağladığımı bile bilmiyordum.
Anneannemin ölmesine onu bir daha göremeyecek olmaya mı üzüldüm?
Annemin üzülmesine mi üzüldüm?
Uzakta olmaya mı üzüldüm?
Ölümü hatırladığıma mı üzüldüm?
Hani neye ağladın deseler cevabı net.
Anneannem öldü. Ama ben o an böyle her şeye ağladım.
Valize ne koyacağımı bile bilemedim.
Dondum kaldım yani. Bir şekilde kendimi topladım ve her şeyimi ayarlayıp çıktım yola.
Ve tam da korktuğum şey başıma geldi.
Ne cenazeye yetişebildim ne mezara yetişebildim.
İçimde kaldı o. Son kez görememek de içimde kaldı tabii.
Sonra mezara gittim tabii yine ama hani hala içimde bir ukde.
Birkaç gün annemin yanında kalıp döndüm.
Dönerken yolda tabii bolca vaktim oldu düşünmek için.
Ölümü, hayatın sonunu.
Bir anda böyle tüm koşuşturmalar, planlar, gelecek hayalleri yok olup gidiyor.
Bir insanın hayatı onca böyle hatıra, gülüş, gözyaşı bir anda sona eriyor.
Ölümü anlamaya çalışmak bence çok zor bir şey.
Hepimizin başına gelecek ama nedense hep uzak, hep başkasına olacakmış gibi geliyor.
Bir kayıp yaşadığında insanın içine öyle bir ağırlık çöküyor ki böyle nefes almak bile zorlaşıyor gerçekten.
Oysa bir yandan hayat devam ediyor.
Etrafında insanlar gülmeye, sohbet etmeye devam ediyor.
Bir şeyler yemeye çalışıyorsun ama boğazından geçmiyor.
Başkalarının hayatı senin acını paylaşmıyor.
Belki de paylaşamıyor.
Bu da işte ölümün ve kaybın başka bir gerçekliği.
Başka bir noktada da aslında hayatı belki de ölümle birlikte anlamlandırıyoruz.
Hepimizin hayata bakışı ölüm gerçeğiyle şekilleniyor.
Sevdiğimiz insanları kaybetmekten korkuyoruz ve tabii bir daha onları görememekten.
Kendi sonumuzu da aslında düşünmek istemiyoruz pek.
Çünkü dedim ya insan kendini ölümsüz sanıyor.
Ya da belki bir şekilde hep var olacağımızı düşünüyoruz.
Bir sürü farklı inanış şekli var sonuçta.
Hatta en yakın arkadaşım geçen başsağlığına gelmişti.
Onunla da konuştuk bu reenkarnasyon olayını falan.
Benim hep böyle bir sorgulama olaylarım vardır.
Anneannem ölünce de işte acaba boşluğa mı gitti falan diye bir düşündüm.
Ona da söyledim. Çünkü ölünce tamamen yok olma hissi çok korkutuyor beni.
Çok anlamsız kılıyor her şeyi.
Sonra belki bir kelebek ya da işte kulağında belki bir vızıldayan sinek olarak falan gelir dedik.
Bu reenkarnasyon konusu tabii çok başka bir konu.
Başka bir bölüm bunu yine konuşuruz.
Anneannemin ölümünden sonra fark ettim ki hani böyle belki de insan sevdiği birini kaybettiğinde aslında kendi kaybolmuşluğuna da ağlıyor.
Çünkü o insanla olan tüm anıların, birlikte geçirdiği zamanların artık son bulduğunu kabul etmek çok zor.
Hep çok içten sımsıkı sarılırdı.
O sarılışı böyle bir daha hissedemeyecek olmak mesela.
Kabul etmek zor ama hayatın bazı gerçekleriyle yüzleşmek için de yeterli bir yaştayım.
Ve bu ölümle birlikte de yüzüme bazı şeyler böyle şak diye çarptı gerçekten.
Beni bir tık daha olgunlaştırdı birkaç günde.
Biraz da yıprattı tabii bunu yaparken.
Yani yıpratması da gerekiyordu zaten.
Hele ki ilk defa böyle bir kayıp yaşadığında yani insan ne yapacağını, ne hissedeceğini, nasıl toparlanacağını bilemiyor.
Bir tarafta hayata devam etme zorunluluğun var.
Diğer tarafta da böyle içini kemiren bir boşluk hissi.
Bu süreçte şunu fark ettim.
Belki de ölümle başa çıkmak onu anlamaktan ziyade onu kabul etmekle ilgili.
Kabul etmek de kolay değil tabii ki.
Bir yanım kabullenmek istemezken diğer yanım hayata devam etmeye çalışıyor.
Anneannemin vedası bana biraz bunu öğretti.
Ne kadar güçlü durmaya çalışırsam çalışayım.
İçimde bir yerlerde böyle hep bir kırılganlık olacak.
Ve bu kırılganlık da aslında insan olmanın en doğal hallerinden biri.
Bir de geride kalmak da çok zor bir olay bence.
Anneannem gitti ama biz burada kaldık.
Onun gidişine şahit olup hayatımıza devam etmek zorundayız.
O sırada aklıma şey geldi bir de.
Ölümden sonra nasıl davranmamız gerektiğiyle ilgili.
O kadar çok gelenek, ritüel falan var ki.
İşte kimi yaz tutuyor, kimi hayır yapıyor, ne bileyim kimi mezarı ziyaret ediyor.
Ama aslında her insanın yaz tutma şekli kendine özgü.
Ben mesela full siyah giyinince iyi hissettim bu süreçte.
Onun adına bir şeyler yapınca da ya da işte insanlarla paylaşıp onların iyi dileklerini alınca da iyi hissettim.
Duygularımı anlamlandırmak için uzun uzun düşündüm de.
Ölümü kabullenmek ve hayatın devam ettiğini sindirmek zaman alıyor.
İnsan kaybıyla birlikte kendi varlığını da sorgulamaya başlıyor.
Ölümün o soğuk gerçeği hayatın aslında böyle sonlu bir yer olduğunu.
sevdiklerimize onlara olan sevgimizi hissettirmemiz gerektiğini, gereksiz kırgınlıklar yaşatmamak gerektiğini ve tabii keşkeler bırakmamak gerektiğini yüzüme çarptı.
Bu süreçte anneannemle vedalaşamasam da annemin yanında olabilmek bana iyi geldi gerçekten.
Onunla oturup böyle anneannemi konuşmak, anılarımızı paylaşmak, güzel günleri hatırlamak biraz da olsa içimi rahatlattı bunlar tabii.
Şunu da fark ettim bir yandan.
Kayıplar hayattaki değerleri daha da göz önüne seriyor.
Hayattaki belirsizlikle baş etmeye çalışırken sevdiklerimize sımsıkı sarılmamız gerektiğini bir kez daha anlamış oldum.
Çok ciddi şekilde anlamış oldum hem de.
Hep erteliyoruz bazı şeyleri.
Sevdiklerimizi aramayı, onlara seni seviyorum demeyi.
Sanki hep vaktimiz varmış gibi yaşıyoruz.
Sanki her şeyi sonra yapabiliriz, her şeyi erteleyebiliriz.
Bir şeyi yapmak istiyorsak yapmak lazım.
O kıyamadığın kıyafet var ya onu giymen lazım.
Bir yere gitmek istiyorsan gitmen lazım, birine ulaşmak istiyorsan ulaşman lazım.
Çünkü gerçekten de yarına çıkıp çıkmayacağımızın garantisi yok.
Ölümün bu kadar keskin ve net olmasa aslında böyle...
Bir şeyleri değiştirme isteği uyandırıyor insanda.
Artık daha fazla anı biriktirmek, daha fazla sevmek, daha fazla şükür etmek istiyorum.
Bir diğer fark ettiğim şey de şu.
İnsan ölümü duyunca hemen böyle bir anlam yüklemeye çalışıyor.
İşte neden oldu, neden böyle, bu bir ders miydi ya da işte evren bize bir şey mi anlatmak istiyor.
Belki de bir şey öğrenmek zorunda değilizdir bu süreçten.
Belki de ölüm sadece ölüm olduğu için vardır.
Fakat biz insanlar böyle hep bir anlam arıyoruz.
Çünkü anlam aramak acımızı hafifletmenin bir yolu gibi de geliyor.
Anneannemin ölümünden sonra böyle onunla geçirdiğim zamanı düşündüğümde dedim ki ya daha çok mu zaman geçirebilirdim sanki ya da işte daha mı çok sohbet edebilirdim.
Ama sonra fark ettim ki aslında elimden geleni yapmıştım.
Sadece insan kaybının acısıyla böyle düşüncelere kapılabiliyor.
Bir eksiklik böyle bir keşke arıyor.
Sanırım ölümle yüzleşmenin en zor kısmı da bu.
Keşkelere takılıp kalmak.
Yaz tutmak zaman alıyor.
İnsan hemen toparlanamıyor.
Bir kalbi sindirmek öyle hiç kolay bir şey değil gerçekten.
Bir anda olmuyor. Bir anda güçlü olmaya çalışamıyorsun.
Tamam geçti diyemiyorsun.
Çünkü içinden bir ses hep geçmedi diyor.
Ve aslında bu da normal.
Çünkü bazen güçlü olma zorunluluğumuz da yok.
Bazen sadece yaz tutmamız gerekiyor.
Ağlamamızı hissetmemiz gerekiyor.
Belki de yaz süreci dediğimiz şey böyle insanın içindeki o karma şeyi sakinleştirme sürecidir.
Bunu fark ettiğimde biraz daha rahatladım.
Hızlıca toparlanmaya çalışmak yerine böyle biraz bir durdum, bir duygularımı yaşadım ve bu bana çok iyi geldi.
Bir de böyle zamanlarda yanınızda olmaya çalışan insanların varlığı da çok büyük güç veriyor.
Bazen bir mesaj, bazen küçük bir arama.
İnsanın o anki yükünü böyle hafifletiyor gerçekten.
Çevresinde ona destek olan insanların olması böyle yalnız olmadığını hissetmesi gerçekten büyük bir şey.
Aslında böyle durumlarda birdenbire ortaya çıkan insanlara da şaşırıyorum ben.
Belki uzun zamandır görüşmediğimiz arkadaşlar, çok sık konuşmadığımız dostlar.
O acıyı duyunca bir şekilde yanımda olduklarını hissettirmek istediler.
Bu da bana şunu düşündürdü.
Yani belki de insanlar kendi kayıplarını hatırlıyor bu süreçte.
Benzer acılara ortak olmanın, o yükü birlikte taşımanın gücüne inanıyorlar.
Bir de tabii şunu da fark ettim.
İnsan ne kadar güçlü olduğunu bu süreçte anlıyor.
Hani böyle bir şey yaşasam asla toparlanamam dediğimiz olaylar var ya işte tam da onları yaşarken aslında böyle içimizde ne kadar dayanıklı bir yanımız olduğunu da fark ediyoruz.
Bir şekilde devam edebilmek, hayatın akışına geri dönebilmek bunların hepsi gerçekten büyük bir mücadele.
Tabii bu güçlü durmaya çalışmak demek hani böyle ağlamamak ya da duygularını bastırmak anlamına da gelmiyor.
Tam tersi ağlamak da bazen güçlü olmanın bir parçası.
O acıyı yaşamadan, gözyaşı dökmeden toparlanmak mümkün değil.
İnsanın sonuçta hissetmek de insan olmanın bir parçası.
Hayatta bazen çok zorlayıcı şeyler oluyor.
Dizi yıpratan, üzerimize ağır gelen olaylar.
Ama o an yaşarken fark etmesek de aslında bu deneyimler bizi şekillendiriyor.
Hem de çok yüksek oranda.
Bize hayatın kıymetini, sevdiklerimizin değerini bir kez daha hatırlatıyor.
Bir de içimde kalan bir şey var demiştim ya.
İşte anneannemi son kez görememek, cenazeyi yetişememek.
Bunun ağırlığını taşımak zor gerçekten.
Ama kendime şunu söylüyorum.
Belki de onunla yaşadığım o güzel anılar, o sımsıkı sarılmalar, o kahkahalar daha önemli.
Bir vedaya yetişememek bu hatıraların değerini değiştirmiyor.
En azından yani rahatlatıyor bu düşünce beni.
Bir yerlerde hani bu durumu yaşayanlar varsa, böyle düşünenler varsa onlar da belki bu taraftan bakarak rahatlamak isteyebilirler diye söylemek istedim.
Beni bu süreçlere atlatan şeylerden biri de yaşadığım acıyı paylaşmak oldu dediğim gibi.
Konuşmak, duygularımı ifade etmek, bazen içimdeki karmaşıklığı çözmeye çok büyük yardımcı oluyor.
Belki de bu yüzden bu bölümü yapma isteği duydum.
Çünkü belki aynı şeyleri yaşayan, benzer kayıplarla yüzleşen birileri vardır.
Ve yalnız olmadıklarını bilmek onlara da iyi gelir.
Son olarak da şunu söylemek istiyorum.
Hayatta gerçekten neyin değerli olduğunu, sevdiklerimizin hayatımızdaki yerini belki de en çok böyle zamanlarda anlıyoruz.
Böyle zor zamanlarda fark ediyoruz.
Onları aramayı, sevgimizi göstermeyi ertelemeyelim.
Birine değer verdiğimizi söylemekten çekinmeyelim.
Çünkü bazen bir kelime, bir dokunuş gerçekten çok şey değiştirebiliyor.
Bu bölüm biraz duygusal oldu biliyorum.
Ama bazen duygularımızla yüzleşmek de gerekiyor.
Sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Eğer sizin de paylaşmak istediğiniz böyle bir kayıp hikayeniz varsa bana yazmanızı çok isterim.
Bölüm açıklamasında iletişim bilgilerim var.
Birlikte bu duygularla baş etmeye çalışabiliriz.
Kendinize çok iyi bakın.
Sevdiklerinize sarılmayı unutmayın.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
