
Selamlaaar! Bu bölümde Masum arketipini konuşuyoruz; içimizdeki o saf, umutlu, barışçıl sesi...
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçenlerde bir arketip bölümü yapmıştım.
Peşinden bir bölüm daha yaptım hatta.
Gezgin arketipini konu alan.
Devam edeceğim arketip bölümlerine demiştim.
Gündemimiz çok değişti tabii.
Bir sürü olay yaşadık yine ülkece böyle keyfimizi kaçıran.
Hala da devam eden bir saçmalıklar silsilesi içerisindeyiz.
Tüm bunlar olurken bir yandan da böyle küçük molalar istiyoruz kendimize bir nefes alabileceğimiz.
O malalarınıza eşlikçi olsun diye de bölümlere devam ediyorum.
Bugün de masum arketipini konuşalım istedim bu bölümde.
Yine Selmin Gök'ün Arketiplerle Kendi Bulmak kitabı referansıyla kitaptaki masum bölümünün başında Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından çok güzel bir söz vardı.
Cehalet hiçbir şey bilmemek ve iyinin cazibesine kapılmaktır.
Masumiyet ise her şeyi bilmek ve yine de iyinin cazibesine kapılmaktır diyor.
Yani masumiyetin cehaletle karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan acayip düşündürücü bir söz bence.
Genelde bir insan böyle çok saf ya da iyi niyetli davrandığında ona çok saf işte çok cahil falan denir ya.
İşte bu söz tam da bu ayrımı ortaya koymuş.
Masum arketipi saflığın iyiliğin simgesi arkadaşlar.
Güvenliği, şeffaflığı ve dürüstlüğü arayan o içsel gücümüz.
Dünyamız daha iyi bir yer olarak inşa edebileceğimize, iyileşebileceğimize.
dünyanın da iyileşebileceğine olan inancın bir tezahürü aslında.
Hayatın bizi desteklediği inancı masum parçanın, olumlu yüzünün bir sesi gibi düşünebilirsiniz.
Böylece kendimize inanıyoruz ve yolumuza sadık kalıyoruz.
Savaşçı parçanın gölge yanıyla herkesle savaşmamız gerekmiyor ya da fedakar parçanın gölgesiyle kendimize feda etmemiz gerekmiyor veya gezgin parçanın gölgesiyle tehlikelerden kaçmanız da gerekmiyor.
Gezgin parçayı konuştuğum bir bölüm var.
Fedakar ve Savaşçıyı da sonraki bölümlerde konuşacağım yine.
Ailevi, ilişkisel ya da toplumsal değişimleri anlamak genel olarak değişimin varlığını kabul etmek, diğerlerini zorla kendi idealarımız doğrultusunda ikna etmemek masum parçamızın
aydınlık yüzü. Masumiyet insanı böyle tasasız, kolay, rahatlığı önde tutan bir hayat özleminin uzantısı aslında.
Bu anlamda masum böyle karmaşık, çetrefilli ve yaşanması zor olmayan bir dünyayı tasavvur eden, Yaşamı kolaylaştıran bir güç.
Bu arketipi aktif kullanan kişiler diğerleri tarafından sevilir, sempatik bulunur.
Fakat bunlardan farklı bir noktada da masumun realiteyi ve dualiteyi görmeyen, olumsuz olan olayları yaşamdan dışlayan, yok sayan, saf, böyle iyi bir yaşam ütopyası oluşturan tarafı karanlık
yana oluyor. Bu karanlık tarafın içimizdeki sesleri de bazen şöyle duyulabiliyor.
Ya işte dünya kötü bir yer olmamalı.
Ya da hayat nasıl bu kadar kötü olabilir?
Hani inanmak istemeyen, reddeden bir taraf yani.
Bunu yapmayıp dünyayı olduğu gibi gördüğünde kusursuz bir iyilik hali ve mükemmel bir dünya kurgusu beklentisine girmediğinde olayların kendi serüvenindeki öğretilerini alıyor ve gayet güzel işliyor
masum parça. Ama kalkıp da masumiyete esir düşerse kaynaklarını tüketen, dallarını kesen, onu susuz bırakan çevreden uzaklaşamıyor.
Ve maalesef yine karanlık tarafına düşüyor.
Hatta kitapta çok güzel bir örnek de vardı söylemeden geçmek istemiyorum.
Bir eğitim katılımcısı Selmin Hanım'a şöyle demiş.
Selmin ya iyi adam mı kaldı Allah aşkına herkes bir yalan dolan yani ben tek başıma iyiyim böyle.
Yani aslında burada ilişkisiz kalarak ilişkide göreceği hasardan korunduğunu sanıp masumiyete tutunmuş.
Ve masumiyete tutunmayı bırakmak demek de gezgin parçanın gücünü böyle müttefik olarak kullanabilmek demek.
Benim de fal parçadır kendisi.
Ya aslında Masum Arke tipinin çok güzel örnekleri de var.
Şimdi onlar böyle daha da anlaşılabilir, kılabilir hatta olayı.
Forrest Gump filmini bilirsiniz büyük ihtimalle.
İzlemeyen bile kesin duymuştur yani.
Orada Tom Hanks'in canlandırdığı karakter bence Masum Arke tipinin böyle tam bir ete kemiğe bürünmüş hali.
Forrest her şeye rağmen iyi kalabilen.
İnsanlara hep iyi tarafından bakan, dürüst, sade ve olduğu gibi biri.
Etrafındaki karmaşaya, kötülüklere böyle aldatmalara rağmen kendi değerlerinden asla vazgeçmiyor.
Bir şeyleri anlamıyor gibi duruyor ama aslında hayatı anlıyor Forrest.
Belki böyle kelimelere dökemiyor ama yaptığı şeylerle, davranışlarıyla, sevgisiyle o her şeyi bilip yine de iyi'nin cazibesine kapılmak halini tam anlamıyla yansıtıyor.
Ya da mesela Harry Potter.
Büyücülük dünyasını kurtarmak için böyle sayısız zorluk ve savaşla yüzleşiyor ama içindeki o iyiye olan inancı hiç sarsılmıyor.
Voldemort'un kötülüğü karşısında bile böyle içindeki sevgiyi, sadakati ve dostluğu önceliklendirmeye devam ediyor.
Harry'nin başına gelen bunca şeyden sonra karanlığa teslim olmaması onun da masum arketipiyle güçlü bir bağı olduğunu gösteriyor aslında.
Yani masum arketipi zorluklarla yüzleşmekten kaçmak değil, yüzleşirken kalbini kaybetmemek demek biraz da ve belki de bu yüzden biz bu karakterleri izlerken ya da okurken içimiz
ısınıyor. Çünkü onların masumiyeti bize böyle kendi içimizdeki o küçük ama güçlü parçayı hatırlatıyor.
Belki unuttuğumuz bir tarafımızı, belki de uzun zamandır sesini duymadığımız bir iç sesi.
Ruhumuza işleyen bir taraftan bakıyoruz aslında.
Hatta kitapta da bununla ilgili o kadar güzel bir kısım vardı ki.
Yine Selmin Gök diyor ki Ruhumuza işlemesine izin vermediğimiz hiçbir dış ses gücümüzü elimizden alamaz.
Bu bizim uyanık, bilinçli bir hayat yaşamak için kendimizi şahidi olarak yaşamamız demek.
Kendimize, hayatımıza şahitlik edersek olaylarla ve duygularla özdeşleşmeden durumları kişiselleştirmeden tanık olarak izleyebiliriz.
Acının kendisi değiliz.
Sadece acı ya da hayal kırıklığı da değiliz.
Bu duyguları böyle parçalarımızdan sadece biri olarak görmek bütünün kendisi olmadığını fark ederek o duyguların içinden geçmeye izin vermek şifa olabilir.
Yani bu kısmı okurken içimde bir yer böyle Çok derinden bir yer hatta.
Evet ya dedi. Çünkü gerçekten de yaşadığımız şeyler biz değiliz.
Biz o olaylar, o hayal kırıklıkları, o acıların tamamı değiliz yani.
Onlar içimizden geçen dalgalar gibi.
Ve işte masum hareket burada devreye giriyor yeniden.
Ona şahitlik eden, olayların içinden geçerken kalbini tutan, içindeki saf niyeti kaybetmeyen bir taraf olarak.
Bazen birileri böyle sana bu kadar iyi niyetli olma, çok safsın dediğinde Aslında seni korumaya çalışıyor olabilir ama sen içten içe biliyorsun ki o iyilik senin özünden geliyor.
Eğer bunu gerçekten biliyorsan o zaman bırak konuşsunlar.
Çünkü masum olmak böyle her şeyi bilip hala iyiye inanmak demekti ya hani.
İşte bu bir türde bir bilgelik aslında.
İçini karartmadan dünyaya bakabilmek, kötülüğe rağmen iyi kalabilmek, tüm olan bitenin ortasında yine de sevgiyle bakmayı seçiyorum diyebilmek çok büyük bir ustalık.
Ve insan bu yolculukta özüne güvenebilir.
İçimizdeki parçalar ister masum olsun, ister gezgin, ister savaşçı.
Potansiyelimizi ortaya koymak ve kendi eserimizi oluşturmak için bize kılavuzluk ediyor.
Bu hayatı bizden başka kimse bir şaheser haline getiremez.
Ne bir uzman, ne bir öğretmen, ne de akıl veren bir başkası.
Yaşam bize ilham veriyor.
Bazen bir cümlede, bazen bir rüyada, bazen bir tesadüfte böyle mucizevi bilgiler beliriyor karşımızda.
Ama o bilgiyi nasıl kullanacağımız, hangi yoldan yürüyeceğimiz tamamen bize kalıyor.
Çünkü yaşamın formülü insan sayısı kadar.
Yani bir başkasına iyi gelen yol sana iyi gelmeyebilir, sana uymayabilir.
Ve gücümüzü göz göre göre başkalarının eline teslim edemeyiz.
Bu yüzden dönüp böyle kendimize sormalıyız.
Ben ne istiyorum? Yaşamdan beklentim ne?
Ve hani ben gerçekten kimim?
Masum parçamız işte bu soruları böyle tam olarak nazikçe sorabilen tarafımız.
Cevapları bulmak için de gezgin parçamızla el ele verip sorgulamaya, keşfetmeye, aramaya koyuluruz.
Masumun hayata güvenebilmesi, tüm olasılıklara alan açabilmesi büyük bir güç.
Ama bu güç böyle yanlış da anlaşılmamalı.
Hayatı serbest bırakmak, tevekkül ya da işte böyle çabasız çaba hali veya bu sorumluluktan kaçmak falan değil.
Aksine bu bir tür ruhsal uyanış hali.
Tasavvufun tevekkül ettiği hani şeyde var ya bu dizimdeki o çabasız çaba hali gibi.
Hayatı olduğu gibi onurlandırmak, kendine şefkatle bakmak, başkalarını dönüştürmeye çalışmadan önce kendi dünyanda dürüstçe durabilmek.
İşte o zaman masumun hayalperest tarafı biraz geri çekilir, yerini daha derin, daha hakikatli bir masum alır.
Gerçeği araştıran, kendi gölgelerine de bakabilen bir masum.
Kendimize sorular sormaya başlarız tam o noktada.
Gerçekten neye inanıyorum?
Neden hala bazı insanlara güvenmekte zorlanıyorum?
Neden bazen iyi olmam yeterli diyerek kendimi ilişkilerden çekiyorum?
Bunlar kolay sorular değil ama masum parça bu soruları yargılamadan sorabilmemizi sağlar.
Bizi utandırmaz, suçlamaz, sadece dürüstçe bakmamızı ister ve işte o zaman içimizdeki masum gerçek bir rehbere dönüşür.
Sadece sevimli ya da saf biri olmakla değil, umut dolu ama ayakları yere basan.
Böyle bir bilgelik haliyle hayatı anlamaya başlarız.
Çünkü masum, barışçıl, sevgi dolu ve şefkatli bir dünyanın yaratılabileceğine inanan acayip güçlü bir içsel rehber ve belki de masum parçamız olmasaydı bu hayat uğruna çaba gösterebilecek
bir şeyimiz olmazdı ya da hayat kendisi çaba gösterilebilecek bir yer olmazdı.
O zaman sana bir soru demek istiyorum burada.
Hayatında iyi kalabilmek, masum parçanı aktif edebilmek için nelere tutunuyorsun?
Bu bölüm böyle bu kadar karmaşanın arasında nefes almak istediğin küçük bir mola anına eşlik ettiyse ne mutlu bana.
Başka bir arkadaşının molasına da eşlik etsin istersen bölümü göndermeyi ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip etmeyi unutma lütfen.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
