
Selamlaaar! Bu bölümde, taşınma süreciyle birlikte alt üst olan rutinlerimden yola çıkarak “düzen” dediğimiz şeyin aslında ne olduğunu konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Arkadaşlar bileniniz biliyor ben bir süredir taşınma sürecindeyim.
Ev bulamayacağım diye korkarken Allah'tan ev buldum da yani meğer olay tam anlamıyla o da değilmiş.
Yani evi buldum okey ama bir aydır yerleşemiyorum resmen.
Aman efendim koltuk şöyle olsun yok efendim yatak böyle olsun yok şu renk yok bu şekil yemin ederim bitmiyor bak.
İnsan bir yandan kendi evine hani böyle kendi içine sineni yapmak istiyor.
Bir yandan da yeter artık ya her şey olsun da bir rahat oturayım şu evde diyor.
Sıfırdan aldım ve onların da bir bana ulaşma süreleri olduğu için haliyle en azından yatağım gelene kadar arkadaşlarımda kaldım.
Bu süre bir ay bu arada arkadaşlar.
Hani öyle az buz bir süre değil.
Evin ne badanası boyası bitti, ne temizliği bitti, ne eşyası bitti, ne tadilatı bitti.
Yani yine de buna şükür tabii.
Bütün dertlerimiz böyle olsun.
Neyse bu ayrı bir konu.
Şimdi ben bunları niye anlattım?
Dedim ya bir süredir arkadaşlarımda kalıyorum.
Vaziyet şu. İki valiz ve gerçekten kıt kanaati yetecek kişisel eşyalarım ve bir oda düşünün.
Ben maksimum 10 gün diye düşünürken süreç bize patladı biraya.
Bir yandan yeni iş düzenimi oturtmaya çalışıyorum.
Bir yandan kendi rutinlerimi devam ettirmeye çalışıyorum.
Bir yandan da kendi evime adam etmeye çalışıyorum yani.
Derken benim düzen alt üst oldu ve ben düzeni bozulunca inanılmaz huzursuzlaşan, verimsizleşen, çekilmez bir tipe dönüyorum böyle.
Ki gariptir bu kadar da götü kurtlu bir insan olarak benim her şeyim bellidir arkadaşlar.
Ne zaman yatarım, ne zaman kalkarım?
Ne zaman hangi öğünü yerim, ne zaman çalışırım, ne zaman kitap okurum, ne zaman temizliğimi, bakımımı yaparım, ne zaman arkadaşlarımla görüşürüm falan gibi.
He tabii araya spontane şeyler aldığımda oluyor ama genel olarak bir zemine oturmuştur yani rutinim.
Ve bu rutin gidince benden resmen altındaki dengeli kaykay sanki böyle itilmiş de ben yere çakılmışım gibi hissediyorum.
Hiçbir şey yolunda değil gibi, hayat inanılmaz aksadı gibi, yapacağım işler, başaracağım şeyler ötelendi gibi.
Yani anlayacağın... Ben düzen insanıyım abi.
O kurulu düzen ya diyen insan var ya o benim maalesef yani.
Çoğu zaman da zorlayan bir şey beni.
Hani ne olursa olsun farklı şartlarda da düzenimi devam ettirme halini arıyorum.
Tabi bazen mümkün olmayabiliyor ama hadi birkaç gün olmasın ya.
Sonra yine bir şekilde ben onu oturtmaya çalışırken buluyorum kendimi.
Ama bu süreçte de şunu fark ettim.
Zorlu koşullarda da alışkanlıklarını düzenini devam ettirmenin en azından belli bir oranda da olsa yolunu bulmak lazım.
Çünkü aslında fark ettiğim şey şu oluyor bir noktada.
Düzen dediğim şey sadece alışkanlıklarım değil.
Biraz da böyle kendimi güvende hissetme şeklim.
Yani benim o sabah kalkıp kahvemi içmem, kitabımı okumam, çalışma saatlerimin belli olması falan.
Bunlar sadece rutin değil.
Bunlar benim her şey yolunda hissim.
Ve o gidince aslında hayatım değil de o hissim gidiyor.
Mesela süreçte şunu da çok yaşadım.
Hiçbir şey yapasım gelmiyor.
Resmen hiçbir şey yapasım gelmiyor.
Ama aynı zamanda hiçbir şey yapmayınca da suçluluk hissediyorum.
Böyle bir arada kalmışlık hali yani.
Ne dinlenebiliyorsun, ne verimli olabiliyorsun.
Ve sonra diyorsun ki ben niye böyleyim ya?
Bu kadar mı düzen bağımlısıyım?
Ya da işte biraz da düzen takıntımı bahane edip kendimi zorunlu dinlenme moduna falan mı alıyorum?
Bunu düşündüğüm de oldu gerçekten bu arada.
Yani kendime ne kadar iyi davranıyorum değil mi arkadaşlar baktığımızda?
Ama sonra biraz da derinleyince şunu fark ettim.
Bu sadece hani ben düzen insanıyım meselesi de değil.
Bu bayağı bildiğin yani insan olma hallerinden, insan olduğun için düşünebileceğin şeylerden biri.
Hatta psikolojide bunun bir adı var.
Status quo bias.
Yani mevcut durumu koruma ilmi.
İnsanlar genelde bulundukları durumu değiştirmek istemiyorlar.
Çünkü değişim demek aynı zamanda bilinmezlik demek.
Ve bizim beynimizde bilinmezliği direkt tehdit olarak algılıyor.
Buna daha önceki bölümlerde de çok sık değindiğim olmuştu.
Yani aslında benim o...
Düzen bozuldu, hayatım dağıldı hissin var ya.
Biraz da beynimin bana attığı fake bir alarm.
Diyor ki bak şu an kontrol sende değil ha.
Bak bu kötü bir şey. Hadi eski düzenine dön.
Bir de bunun yanında şöyle bir şey var.
Kayıp korkusu. Şöyle düşün.
Yeni bir şey denediğinde kazanabileceklerin var ama kaybedebileceklerin de var.
Ve biz insanlar genelde kaybetme ihtimalini kazanma ihtimalinden daha büyük hissediyoruz.
O yüzden de diyoruz ki aman kalsın ya ben bildiğim yerde kalayım.
Aslında bu sadece taşınma sürecinde de değil baktığımda.
Hayatın her yerinde var.
Sevmediğin işte kalıyorsun çünkü en azından maaşın belli.
Belki seni hiç mutlu etmeyen bir ilişkide kalıyorsun çünkü yalnız kalmak korkutucu geliyor.
Yani bazen düzen dediğimiz şey çok da iyi bir düzen değil arkadaşlar ama tanıdık.
Ve tanıdık olan şey garip bir şekilde huzur veriyor.
Benim takıntım daha çok böyle gündelik hayatımda kendi akışım için oluşturduğum düzende.
Diğer şeyler biraz daha rahat hareket edebildiğim şeyler.
Onlarda da zorlanıyorum. Ama düzenimin bir parçası oldukları için değil de bazen böyle kurduğum bağ bazen de alışkanlıklarımdan kopamadığım için.
Neyse bu şimdi baya bir derin mevzuya gider.
Ama şunu fark ettim mesela.
Benim düzen dediğim şey aslında biraz da kendimi kontrol edebildiğime inanma hali.
Yani ben sabah kalkıp kahvemi içiyorsam, kitabımı okuyorsam, işimi belirlediğim saatlerde yapabiliyorsam diyorum ki tamam hayat kontrol altında ya.
Ama o düzen gidince sanki kontrol de gidiyor.
Ve bu inanılmaz rahatsızlık.
Rahatsız edici bir his. Ama işin ilginç tarafı da şu.
Gerçekten kontrol ediyor muyuz ki yani?
Biz böyle minik minik rutinlerle kendimizi kandırıyor da olabilir miyiz?
Her şey yolunda hissini yaratıyoruz ama aslında hani hayat zaten başlı başına da belirsiz bir yer ya.
Bir de şöyle bir şey fark ettim kendimde.
Düzenim bozulunca kendime inanılmaz yükleniyorum.
Yani diyelim ki bir gün rutinim aksadı.
Direkt böyle iç sesim başlıyor.
Bak yine yapamadın, yine dağıldın.
Sen zaten böyle birisin falan.
Ya bir sakin ol ya.
Bir gün aksadın. Sadı diye insan kendini bu kadar gömer mi gerçekten?
Ama bu da yine aynı yere çıkıyor baktığımızda.
Biz düzeni sadece bir alışkanlık olarak değil de bir kimlik olarak görüyoruz.
Ben kendime düzenli bir insanım diyorsam o düzen bozulduğunda sadece planım bozulmuyor.
Kimliğim sarsılıyor. Ve bu da kimsenin isteyeceği bir şey değil sonuçta.
Ama bu süreçte beni en çok rahatlatan şey de şu oldu.
Düzen kurmak kadar düzensizlikte de kalabilmeyi öğrenmek.
Yani her şeyin tam olmadığı bir günde de Kendine tamam diyebilmek.
Mesela artık şöyle bakmaya çalışıyorum.
Bugün her şey planladığım gibi gitmedi mi?
E tamam. Bu benim dağıldığım anlamına gelmez yani.
Sadece hayatta bazen bunlar da olur yani.
Ve bence bu çok önemli bir ayrım.
Çünkü biz bazen yaşadığımız şeyi büyütüp böyle kendimizle ilgili bir sonuca bağlıyoruz.
Bir gün verimsiz olduk ya hemen yapıştır damgayı ben tembelim.
Bir gün planımız bozuldu ya hemen yapıştır gelsin ben düzensizim.
Ama hayır yani sadece bir gün bu.
Bu kadar mı toleransın yok kendine?
Milletin nelerini alttan aldığını görmezden geldiğini hatırla diyorum ben böyle durumlarda kendime.
Biraz da gıcık oluyorum açıkçası.
Şu bir aylık savrulma serüvenimde aslında en önemlisi de şunun farkına vardım.
Düzenini kaybettiğinde kendini kaybetmemek.
Çünkü hayat gerçekten böyle bir şey arkadaşlar.
Taşınırsın, bir şey olur, planın değişir.
Hep bir şeyler araya girebilir.
Yani o mükemmel her şeyin tıkır tıkır işlediği hayat var ya.
O çoğu zaman yok. Yani en azından sürekli yok.
Ama biz sürekli onu bekliyoruz.
Her şey düzene girsin o zaman başlayacağım.
Şu iş de hallolsun o zaman rahatlayacağım.
Ama o tam hali hiçbir zaman gelmiyor.
Ki ben gerçekten düzen içerisindeyken de böyle her şeyini halledebilen, rayına oturtabilen bir insan olarak direkt bir şeyler olmuyorsa sanki düzensizliğin getirisiymiş gibi düşünmeye başlıyorum.
O yüzden bu tarz durumlarda kalınca yapılması gereken en önemli şey her şey tam değilken de devam edebilmek ya.
Ben mesela şu an hala yerleşemedim eve.
Hala yerleşmeye çalışıyorum.
Hala bazı şeyler eksik, tam oturmuş değil.
Ama kelime şunu demiyorum.
Her şey bitince başlayacağım falan.
Diyorum ki bu haliyle de yaşayabilirim ya.
Ve bu cümle var ya gerçekten çok şey değiştiriyor.
Çünkü aslında biz hayatı erteliyoruz biraz.
Şu da olsun, bu da tamam olsun.
Her şey yerli yerine otursun.
O zaman ben de başlayacağım.
O zaman rahatlayacağım. Ama o her şeyin tamam olduğu nokta var ya.
Yok yani gerçekten yok.
Çünkü hayat sürekli hareket halinde.
Sen bir şeyi hallediyorsan başka bir şey çıkıyor.
halledemiyorsan yine başka bir şey çıkıyor.
Ve biz bu döngünün içinde tamamlanmış bir an yakalamaya çalışıyoruz.
Ama o an hiç gelmiyor.
Yani düşününce ben düzenliyken böyle kendimi çok güçlü hissediyorum evet.
Ama düzenim bozulunca da tam tersi zapsayıf hissediyorum.
Ve bu çok tehlikeli bir şey aslında.
Çünkü gücümü dış bir şeye bağlıyorum.
Yani düzen varsa ben iyiyim, düzen yoksa ben kötüyüm gibi bir noktadan.
Ama bu da çok kırılgan bir sistem gibi geliyor bana.
O yüzden belki de biraz şunu öğrenmek gerekiyor.
Kendi iç düzenini kurabilmek.
Yani dışarıdaki şartlar ne olursa olsun içeride kendini sabitleyebilmek.
Bu arada bunu söylemesi çok kolay, yaşaması zor gerçekten.
Ama en azından fark etmek bile bir şey diye düşünüyorum.
Hani dedim ya belki de biz düzeni bu kadar sevmiyoruz.
Belki de kontrol hissini kaybetmekten korkuyoruz.
Çünkü kontrol yoksa belirsizlik var.
Belirsizlik varsa korku var diye.
Ama şöyle bir gerçek var.
Hayattaki en güzel şeylerin çoğu o belirsizliğin içinde oluyor.
Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir insan.
Bunların hepsi belirsizlik arkadaşlar.
Ama aynı zamanda hepsi de birer ihtimal.
O yüzden belki de mesele şu.
Düzeni tamamen bırakmak değil de ona bu kadar bağımlı olmamak.
Yani düzen olsun ama sen onsuz da var olabildiğini bil.
O zaman sana bir soru.
Gerçekten düzenli bir insan olduğun için mi böyle yaşıyorsun?
Yoksa düzen olmadığında ne yapacağını bilmediğin için mi?
Bölümü sonuna kadar dinlediğim için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğüm bir arkadaşımla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
