
Kendi Yolculuğuna İstediğin Gibi Çıkmaya Bir Adım Atmaya Ne Dersin?
24 Haziran 2024 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaaar! Bu bölümde, Liz Gilbert'in "Eat, Pray, Love" filmindeki ilham verici hikayesini ve kendi içsel huzur ve mutluluğumuzu nasıl bulabileceğimizi konuşuyoruz. Liz'inİtalya, Hindistan ve Bali'deki yolculuğu, hepimize kendi hayatımızda küçük değişiklikler yaparak büyük farklar yaratma cesareti veriyor. Siz de kendi yolculuğunuza başlamaya hazır mısınız? Dinleyin ve ilham alın! 💖
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, hoş geldiniz.
Ben Melisa. Umuyorum ki bu hafta bol dinlenmeli bir haftadan sonra dönmüşüz dirişlere.
Malum, bayram haftasından geldik.
Ben yerimden pek kımıldayamadım.
Annemler geldi bu sefer yanıma.
Ters bir bayram yaşadım diyebiliriz.
Ama iyi de oldu. Bayağı yorulmuştum bu sıralar.
Böyle tekrar bir şehir değişikliğine mecalim kalmamıştı.
Hele ki bu şehir İstanbul'sa.
Yani doğup büyüdüğüm şehir ama büyüyene kadar iyiydi.
Hani sonrası yaşattığı kaos bana pek iyi gelmedi açıkçası.
Şu an böyle arada gidip geliyor olmak...
İyi geliyor ama sürekli orada yaşadığım bir versiyonu düşünmek çok zor.
Şimdi böyle dedim ya kesin zorunda kalırım.
Böyle bir dönem kitlendi bana şu an yani hissettim onu.
Neyse ben bunları bu şekilde başka birine anlatınca da hep aynı dönüşü alıyorum.
İşte ay ne kadar doyumsuzsun ya da tatminsizsin.
Ne güzel İstanbul işte herkes orada yaşamak istiyor.
İnsanların hayallerinin şehri falan.
Yani bazen her şey dışarıdan mükemmelmiş gibi gözükebiliyor.
Ama herkes de...
aynı etkiyi bırakmıyor maalesef.
İşte bu durumla da alakalı acayip kendimi gördüğüm bir film izledim geçenlerde.
Biraz bunun üstüne konuşmak istedim bu bölümde de.
Hatta bölüm de film üzerine şekillendi diyebiliriz.
Yani filmden sonra şekillenen bir bölüm oldu.
Filmimiz Eat, Pray, Love.
Yani aslında bayağıdır izlemek istediğim bir filmdi.
Ama bir türlü sıra gelmiyordu.
Yani bazen de bazı şeylerin böyle sanki istediğin zamanda olmamasının bir sebebi oluyor.
Ne dersiniz? Şu sıralar bu filmi izlemek o kadar zaman...
O kadar iyi hissettirdi ki bana.
Film New York'ta yaşayan başarılı bir yazar olan Liz Gilbert'ın hayatını anlatıyor.
Böyle Liz görünüşte mükemmel bir hayata sahip olmasına rağmen derin bir içsel tatminsizlik ve mutsuzluk hisseden bir tip.
Filmin başında evli bir karakter ama kocasının onu çok sevmesine rağmen ne kadar bencil bir insan olduğunu fark ediyor ve boşanma kararı veriyor.
Sonra tabii uzun süredir alışık olduğu bir düzenden çıkınca kendini acayip karmaşada hissediyor ve bazen...
arayışlara başlıyor. Kendi yazdığı eseri sahnelendiği bir tiyatroda genç bir oyuncu ile aşk yaşamaya başlıyor falan.
Çocuk da bir inançla kafayı kırmış böyle.
Neyse bu çocukla da olmuyor çünkü çocuk çok garip bir tip işte spritüel bir tip falan filan.
Bu yaşadıkları onda acayip bir hüsran yaratıyor ve hayatında köklü bir değişiklik yapma kararı alıp bir yıllık bir dünya turuna çıkıyor.
Bu zamana kadar yapamadıklarını ya da aslında yapmak isteyip hayatındaki başka insanlar sebebiyle yapamadıklarını yapmanın ilk durağına Bunları gerçekleştirmenin ilk durağına eat diyor.
Ve İtalya'ya gidip burada yaşamın tadını çıkararak İtalyan mutfağının o mükemmel lezzetlerini keşfediyor.
Ve kendine olan sevgisini yeniden bulmaya çalışıyor.
Çünkü aslında hepimizin hayatında birileri varken bazen o kadar fazla unutuyoruz ki ben ne istiyorum?
Şu an hayatı yaşamak istediğim gibi mi yaşıyorum?
Gibi soruları kendimize sormayı atlıyoruz.
Bazen ben de kendime diyorum ki ya şu an...
İnsanlara ufak bir noktada bile olsa bağlı olmayı bırak.
Ne istiyorsan onu yap.
Bu zamanların bir daha geri gelmeyecek.
Nereyi gezmek istiyorsan gez.
Ne yemek istiyorsan ye.
Ne aktivite yapmak istiyorsan yap.
Kimlerle takılmak istiyorsan takıl.
Çünkü neden yapmadım demek yaptım ama istediğimi bulamadım demekten daha kötü bir opsiyon.
En azından denedikten sonra senlik olmadığını bilmek daha tatmin edici geliyor bana.
Çünkü bunun için gerekli enerjiyi sarf ettiğini biliyorsun.
Filmde de Liz'in her şeyi geride bırakıp böyle bir adım atması beni çok etkiledi.
Ve tam da böyle benim yapabileceğim bir şey.
Hatta bazen öyle anlarım oluyor ki böyle şey diyorum her şeyi bırakıp sadece istediklerimi yapayım yani.
Böyle bir duyguya kapılıyorum.
Tabii bunun için gerekli maddi güce sahip olmam gerektiğini unutuyorum.
Yani bu problem dışında bir problem yok.
Bir gün ben de böyle Liz gibi bunu yapacak gibi hissediyorum kendimi ama bakalım hangi gün.
Hani kaç on yıl sonra falan.
Zengin olacağım ulan sırf bunu yapayım.
Yani acayip şeye geldim böyle gaza geldim hani.
Yani helal olsun sana kız kocayı boşadın.
Başka aşklara daldın.
Baktın olmadı kalktın gittin hayallerinin peşine İtalya'ya.
Oradan Hindistan'a oradan Bali'ye.
Yani böyle tam benim deliliğin karşılayabileceği durumlar.
Elimde olsa hemen yapabileceğim tarzda şeyler.
Ha başka bir noktada da hani böyle istediğin şeyleri yapınca.
Daha doğrusu onları yapabilme özgürlüğüne ulaşınca.
Büyüsü de kayboluyor ya sanki.
Yani mesela böyle bir şey çok istiyorsun.
Hatta belki... yapamayacağım bir şeymiş gibi görünüyor.
Ama onu elde edince böyle bütün büyüsü kayboluyor.
Artık onun için eskisi kadar heyecan duymuyorsun.
Ya da işte bazen gerçekleştirme aşamasında belki huzursuzluklar yaşıyorsun.
Mesela Liz de bütün isteklerini gerçekleştirmeye başlıyor ama içinde hala huzursuz bir his.
İşte kendini bulamadığını hissetme, olduğu anlarda dengeyi yakalayamama gibi şeyler hissediyor.
İşte bu noktada içsel huzur ve spritüel aydınlanma arayışıyla kalkıyor Hindistan'a gidiyor.
Burada bir Aşram'da meditasyon ve yoga yaparak ruhsal bir yolculuğa çıkıyor.
Aşram'daki yaşam, disiplini ve ritüelleriyle Liz'in sabrı ve içsel direncini sunuyor aslında bir noktada.
Richard Jenkins'in canlandırdığı Richard from Texas karakteri bu süreçte Liz'in en büyük destekçilerinden biri oluyor.
Ona hayatı ve işte affetme konusunda önemli dersler veriyor.
Yani hayatla alakalı, hayatı affetme, yaşadıklarını affetme, bazı hissettiğin duyguları affetme konusunda gerçekten çok önemli dersler veriyor.
Aslında başta Liz bu karakterle pek anlaşamıyor.
Çünkü karakter fazla açık sözlü ve özgüvenli.
Ama sonradan fark ediyor ki ona onu yeterince tanıma şansı vermediği için yani aslında ön yargılarının etkisiyle sonradan tanımaya başlama fırsatı yarattıkça onun hayatında ne kadar önemli
bir ders yaratacağını fark ediyor.
Bir aydınlanma yaşıyor orada.
Buradan da kaptığını kaptıktan sonra kalkıyor baliğe gidiyor.
Yıllar önce gördüğü şifacı ketuta varmak ve iyileşme aşaması.
Tamamlamak için yapıyor bunu da.
Burada hem kendisiyle hem de çevresiyle barış içinde yaşamayı öğreniyor.
Ve Felipe ile tanışıyor.
Onunla yeni bir aşka yelken açıyor.
Ama hani böyle o inancını kaybettiği aşk var ya ihtimal vermediği aşk.
İşte hatta bu sebepten de bu duruma başta ayak da uyduramıyor.
Yaşadığı güven problemlerinden kaynaklı adapte olamıyor diyelim.
Bali Liz'in kendini yeniden bulması ve aşkı işte hayatı kabullenmesi üzerine odaklandığı bir nokta oluyor.
Böyle Bali'nin huzur dolu atmosferi Liz'in içsel barışını bulmasına ve aşka yeniden inanmasına yardımcı oluyor.
Yani nereden nereye be ablam?
O kadar kendine odaklandıktan sonra aşk bulunur mu ya?
Biraz tadını çıkarsaydın işte ama hayatın ironisi de burada ya.
Tam böyle kendine odaklanmışken, kimseyi hayatına almayı planlamazken karşına...
Bazı olaylar, bazı kişiler çıkıveriyor bazen.
Aslında Liz'in Felipe ile tanışması ve ona aşık olması kendi bulma yolculuğunun bir parçası oluyor bu noktada.
Bu da bize gösteriyor ki gerçek mutluluk ve tatmin sadece içsel huzurdan değil aynı zamanda hayatımıza aldığımız insanların bize kattıklarından da gelebiliyor.
Filmde Liz'in yolculuğu boyunca karşılaştığı insanlar ve yaşadığı deneyimler kendi hayatımdaki bazı şeyleri sorgulamama neden oldu açıkçası.
Gerçekten de bazen...
Hayattan ne istediğimizi ve neye ihtiyacımız olduğunu anlamak için alışkanlıklarımızı ve konforumuzu geride bırakmamız gerekiyor.
Liz'in yaptığı gibi radikal değişiklikler yapamasak bile küçük adımlarla kendi yolculuğumuzu başlatmamız gerekiyor.
Yani aslında film bana şunu hatırlattı diyebilirim.
Hayat kısa ve zamanımız sınırlı.
Bu yüzden başkalarının ne düşündüğüne ya da toplumun bizden beklediklerine göre yaşamaktansa kendi isteklerimiz ve hayallerimiz doğrultusunda hareket etmek daha anlamlı.
Liz'in hikayesi de... böyle bize kendi iç sesimizi dinlemeyi ve cesurca kendi yolumuzu çizmeyi öğretiyor diyelim.
Ve ondan biraz ilham alalım belki de bu noktada.
Şimdi diyeceksiniz ki Melisa tamam bunlar güzel ama hani uygulaması zor.
Evet haklısınız zor.
Hele bizim gibi sürekli bir koşuşturmacanın içinde olanlar için çok daha zor.
Ama belki de bu yüzden Liz'in hikayesini izlemek bana bu noktada bu kadar iyi geldi yani.
Çünkü onun hikayesinde kendi hikayemin de parçalarını bulabildim.
İşte İtalya'da yemek yemeği, Hindistan'da medita...
yapmayı ya da Bali'de aşkı bulmayı değil belki ama kendi hayatımda huzuru, mutluluğu ve dengeyi bulmayı ihmal etmemeyi bir kez daha aklıma getirdim.
Şimdi oturup düşündüğümde benim de yapmak istediğim pek çok şey var.
Mesela şu an önümde duran projeleri bir kenara bırakıp bir aylığına bir sahil kasabasına gitmek ya da uzun zamandır ertelediğim bir projeye başlamak.
Yani Liz'in cesaretinin bu noktada örnek alarak belki ben de küçük adımlarla kendi yolculuğuma başlayabilirim.
Filmde aynı zamanda çok sevdiğim bir replik vardı bu arada.
Onu da söylemeden geçmek istemiyorum.
Ruhunu bulmak için tüm dünyayı dolaşmak zorunda değilsin diyor.
Dolaşıyor belki de bir noktada ama böyle diyor.
Yani aslında ruhumuzu bulmak için bazen sadece biraz durup kendimizi dinlememiz, hayatımızdaki fazlalıklardan kurtulmamız ve gerçekten ne istediğimizi anlamamız yeterli olabilir.
Evet, Liz gibi dünyanın dört bir yanına seyahat edemeyebiliriz.
Ama kendi içsel yolculuğumuzu başlatmak için illaki uzaklara gitmemize sanki çok da gerek yok.
Belki de sadece kendimize biraz zaman ayırmak, günlük rutinlerimizden çıkıp yeni şeyler denemek bile bize bu huzuru getirebilir.
Yani işte böyle dostlar.
Bu hafta size Eat, Pray, Love filmi ve Liz'in hikayesi üzerinden böyle biraz kendinizi bulma, içsel huzurunuz ve mutluluk üzerine düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Umarım siz de bu hikayede kendinizden bir parça bulur ve kendi yolculuğunuzu...
bir adım atabilirsiniz. O zaman size bir soru.
Belki de bu hafta küçük bir değişiklik yaparak başlayabiliriz hayatımızı böyle kendi isteklerimizi doğrultusunda şekillendirmeye.
Ne dersiniz? Bu bölümü sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Sorunun cevabını benimle paylaşmanızı bekliyor olacağım.
Bunun için açıklamada Instagram hesabıma ulaşabilirsiniz.
Spotify'dan da takipte kalmayı unutmayın lütfen.
Yeni bölümlere kaçırmayın. Çok güzel bölümler gelecek.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize iyi bakın. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
