
Selamlaaar! Bu bölümde Osman Hamdi Bey’in 'Kaplumbağa Terbiyecisi' eserine derinlemesine bakıyoruz. Sabrın, azmin ve değişimin hikayesini keşfetmeye var mısınız? Hadi gelin, hep birlikte bu anlam yüklü yolculuğa çıkalım! 🐢✨
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Bu bölüm böyle bir karşılaşmanın tetiklemesiyle ortaya çıktı diyebilirim.
Aylar önce aldığım bir eğitimde böyle odak konusunu işlerken Kaplumbağa Terbiyesi tablosu üzerine çok güzel şeylere değinmişti hocamız.
Bunun üzerine ben de etkilenip bir miktar böyle ardı arkası nedir diye bakınmıştım.
Sonra da nedense unuttum yani niye unuttum onu da hatırlamıyorum.
Her şeyi unutmuşum. Geçenlerde de bir yerde denk geldim yine tabloya ve bir an böyle dedim ki ya ben o kadar bakmıştım araştırmıştım bunu hani neden anlatmadım ki.
Bugün de oturdum mikrofonun başına anlatacağım bunu dedim ve...
Başlıyorum şu an. Ne konuşacağız?
Başlıktan da anladığınız üzere Kaplumbağa Terbiyesi tablosunu ve tabii yaratıcısı Osman Hamdi Bey'i konuşacağız.
Şöyle bir Osmanlı dönemine gideceğiz birlikte.
Osman Hamdi Bey'in şaşırtıcı ve anlam yüklü eseri olan bu eseri, yani işte Kaplumbağa Terbiyesi'ni ve tabii ki biraz da Osman Hamdi Bey'i, işte o dönemi, bu tablonun neler anlattığını
falan incelediğimiz bir bölüm olacak.
Dışarıdan sakin ve basit bir tablo gibi görünse de Kaplumbağa terbircisi hem içerdiği sembollerle hem de tarihsel bağlamıyla büyük altyapısı olan bir tablo.
Şimdi şöyle çayımızı kahvemizi alalım arkamıza yaslanalım ve biraz da böyle keyif modumuzu açarak Osman Hamdi Bey'in hayatından başlayıp bu çarpıcı eserin hikayesine dalış yapalım.
Bir düşünün istiyorum. 1900'lerin başında bir odadasınız.
Böyle loş bir ışık odanın her köşesini dolduruyor.
Bir köşede Osmanlı dönemi giysileri içerisinde bir adam.
Elinde ney tutuyor?
Yere yayılmış kaplumbağalara bakıyor.
Bu sahne çok anlaşılabilir gibi görünse de arka planında derin anlamlar taşıyor.
Bakın bunu unutmayın.
Geleceğiz oralara çünkü. Ve bu derin anlamların ardını anlamak için Osman Hamdi Bey'in hayatına doğru bir yolculuk yapalım.
1842 yılında İstanbul'da doğuyor kendisi.
Osmanlı İmparatorluğu'nun batıya açılma çabalarının...
hızlandığı bir dönemde yetişiyor.
Babası İbrahim Ethem Paşa modernleşme yanlısı bir devlet adamı ve bu da tabi Osman Hamdi'nin hayatına yön veren önemli bir unsur.
Eğitimini Paris'te alıyor hatta hukuk eğitimi alıyor ama sonrasında sanat tutkusunu keşfettiği için ve Paris'te bunun eğitimini almak için çok uygun bir yer olduğu için tabi oradan da bir miktar devam etmiş bulunuyor.
Avrupa'nın modern sanat anlayışıyla tanışırken bir yandan da Osmanlı'nın geleneksel değerlerine bağlı kalmayı başaran bir isim kendisi.
Paris'teki eğitimi sırasında ünlü ressam Gerome'den ders alıyor.
Bu yıllar Osman Hamdi Bey'in böyle sanat anlayışını şekillendiren yıllar.
Gerome'nin, ben de Gerome diyorum ama Gerom falan büyük ihtimalle.
Gerom diyeyim bari. Çünkü gerom edemek çok garip geldi.
Neyse gerom diyelim ve devam edelim.
Gerom'un oryantalist tarzındaki etkilerini ve kendi eserlerinde tabi bunları yansıtmasıyla birlikte Batı'nın sanat tekniklerini kullanarak Doğu'nun hikayelerini anlatmak istiyor.
Bu dönemde sanatçı hem doğuyu batıya tanıtmayı hem de Osmanlı toplumuna modern sanat anlayışını aşılamayı hedefliyor aslında.
Bu arada oryantalist sanat tarzı da hani kısa bir açıklamak gerekirse nedir diye 19.
yüzyılda Batı Avrupa'da ortaya çıkan ve doğuyu büyüleyici ve bazen romantize edilmiş bir şekilde tasvir eden bir sanat akımı.
Oryantalizm terimi doğrudan böyle doğuyu incelemek veya tasvir etmek anlamına geliyor zaten.
Ama oryantalist sanat genellikle...
batılı sanatçıların doğu kültürlerine böyle dışarıdan kendi algılarına ve ön yargılarına dayalı olarak yaklaştığı bir perspektifi ifade ediyor.
Yine başka bir noktada arkeolojiye olan ilgisi de onu sadece bir sanatçı değil aynı zamanda bir bilim insanı ve bir yandan da tabii bir müze kurucusu yaptı.
Osman Hamdi Bey 1881 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni kuruyor ve müzecilik alanında Türkiye'nin ilk adımlarını atıyor diyebiliriz.
Nemrut Dağı ve Sayda kazılarındaki çalışmalarıyla adından da çok büyük anlamda söz ettiriyor.
Bu alanlardaki çalışmaları Osmanlı kültür mirasını koruma konusundaki kararlılığını da tabii ortaya koyuyor.
Peki kaplumbağa terbiyecisi de bunların hepsinin yanında 1906 ve 1907 yıllarında iki farklı versiyon olarak yapılıyor.
Tabloyu böyle biraz bir hayal edecek olursak göze çarpan ilk ögelerden biri alçak bir pencereden giren gün ışığının aydınlattığı bir odada müzik aletleriyle kaplumbağaları terbiye
etmeye çalıştığı düşünülen bir adamın önündeki yaprakları yiyen 3 kaplumbağa ve arkasındaysa ağır hareketleriyle kendi dünyalarında yaşamaya devam eder şekilde yürüyen iki kaplumbağa.
Bu arada kaplumbağaların yuvarlak bir sırtı üzerinde taşımaları ve tabi uzun ömürlü olmaları gibi biyolojik ve fizyolojik özellikleri nedeniyle birçok kültürde önemli bir hayvan olarak kabul görmüş ve kutsal
sayılmışlar. Yazılı kaynaklara göre kaplumbağaların Hindu ve Çin kültüründe evreni dengede tuttuğuna inanılmış.
Bu hayvanın Türk kültüründe kutsal sayılması ve ayrıca sanat eserlerine konu olması Budizm yoluyla gerçekleşen bir şey.
Türklerin en eski kitabelerinden biri olarak bilinen Göktürk kitabelerinin dev bir kaplumbağa heykelinin üzerine oturtulması, işte devletin gücünü, koruyuculuğunu ve ölümsüzlüğünü kaplumbağaya
atfedilen biyolojik ve fizyolojik özellikler üzerinden simgelemesi demek aslında yani.
Ayrıca İslamiyet öncesi Türk kaynaklarında altın bir kaplumbağanın varlığından da bahsediliyor.
Bu hayvan dünyanın ortasında bulunan büyük bir dağı kabuğunun üstünde.
taşımaktadır ve güneş ışığından rahatsız olunca sırt üstü yatarak evrenin sonunu yani kıyameti getirdiğine de inanılmaktadır deniliyor.
Resmin ayrıntılarından devam edecek olursak izleyiciye arkasını dönmüş biçimde görünen erkek figürü yerdeki 5 adet kaplumbağanın ortasında duruyor.
Figürün üzerindeki nesneler incelendiğinde arkasına kavuşturduğu ellerinde üflemeli bir çalgı tuttuğu görülüyor.
Bu nesnelere ek olarak sırtında asılı olan bir nakkare ve buna bağlı bir mızrap da boynundan aşağı sarkıyor.
Bu nakkare dediğimiz şey de mehter takımlarında yer alan ve iki değnekle vurulan küçük bir davul gibi bir şey.
Figürün üzerindeki kıyafet incelendiğinde yaka kenarları ve etek uçları motiflerle bezeli, belinden kemerle sıkılmış doğuya özgü bir kıyafet olan kırmızı bir entari giydiği görülüyor.
Ayrıca resimdeki iç mekana ait duvardaki sıvaların ve çinilerin de yer yer döküldüğü resmedilmiş.
Pencere kemeriyle aynı eğimi simetrik olarak tamamlayan erkek figürün ışıkla buluşan yüzeyine karşın mekan böyle loş ancak ayrıntıları belirleyen bir mekan.
Hamdi Bey'in yıllar önce yaptığı ve farklı şekillerde adlandırılan bu tablosunun bugün bu isimle bilinmesindeki neden derviş görünümünü andıran insan figürünün müzik aletleri ve kırmızı entaresiyle böyle
düşünceli bir biçimde sabır isteyen ve eğitilmesi çok zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye ettiği izlenimi yaratması.
Osman Hamdi Bey bu tabloyu yapmadan yıllar önce dönemin ünlü Fransız seyahat dergilerinden biri olan Tour de Monde adlı derginin bir sayısında gördüğü Charmour de Tortoise diye okunduğunu düşündüğüm
Charmour de Tortoise falan olabilir belki.
İşte bu isimli diyelim bir gravürden esinlendiği düşünülüyor.
Söz konusu bu gravürde yaşlı bir adamın tef ya da davul görünümlü bir çalgı eşliğinde önündeki kaplumbağalara sıra halinde yürümeyi öğrettiği görülüyor.
Fakat iki eserin benzerlikleri kadar farklılıkları da göz önüne çarpan bir durum.
Örneğin kimin yaptığı henüz bilinmeyen bu gravürdeki figürün elindeki tef veya işte benzeri bir çalgıyla kaplumbağaları sıra halinde hareket ettirdiği görülüyor.
Osman Hamdi Bey'in yaptığı kaplumbağa terbiyecisi tablosundaysa derviş görünümlü figürün elinde tuttuğu ney ve üzerinde asılı olan diğer çalgı kaplumbağaları arkasını dönmüş ve düşünceli bir biçimde resmedilmiş.
Gerçekte ne tür bir hikayenin anlatıldığı tam olarak bilinmeyen bu eser böyle hakkında çok fazla spekülatif yorum içeriyor açıkçası.
Örneğin bu eserde Osman Hamdi Bey'in ülkesindeki dönemin koşullarını ya da işte toplumdaki eğitilemeyen insanları kaplumbağa figürüyle eleştirdiği düşünülüyor.
Tabloya ilk bakışta göze çarpan kaplumbağa figürleri yavaş ve sert kabuklu özelliklere sahip bir hayvan olmalarından dolayı bu tabloda eğitilme sürecindeki zorlukları temsil ediyor.
Onları eğitmenin... zorluğu karşısındaysa gönüllü olan dervişin belinin eğik bir biçimde resmedilmesi, bu sorumlulukla baş etmesi gerektiğini ve aslında bir noktada da umutsuzluğunu izleyiciye
hissettirir nitelikte.
Osman Hamdi Bey toplumun değişimlere olan direnci karşısında yaşadığı işte bu.
hayal kırıklıklarını kaplumbağa terbiyecisi tablosunda kaplumbağaları alegorik bir biçimde kullanarak betimlemiştir diyen görüşler var.
Ki bence bunlar böyle çok da makul, çok da mantıklı görüşler gibi geliyor bana.
Bir diğer taraftan da Osman Hamdi Bey'in böyle bir tabloyu yapmasındaki esas nedenin ne olduğu tam anlamıyla da bilinemiyor.
Geri kalmış bir toplumu uygarlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun duruşunu tasvir etmeye çalıştığı da söyleniyor.
Resimdeki kompozisyon tam üzerinde yer alan ve Türkçe çevirisi kalplerin şifası sevgiyle buluşmaktır sözü yazıyor.
Osman Hamdi Bey'in böyle bir sözü resmin içine yerleştirmesindeki nedenin kaplumbağa terbiyecisinin kaplumbağalara aktarmak istediği bilgi ve bilgeliğin özü olduğu düşünülüyor.
Ayrıca yazının kompozisyonda her şeyin üstünde yer alması yazıya atfedilen kutsallığında bir simgesi bence.
Çok etkileyici bir söz.
Bu araştırmayı yaparken beni bayağı bir düşündürtmüştü.
Kalbin şifası demek.
Vay be falan demiştim.
Hani ne kadar doğru bir sevgi tanımımız var acaba?
Ne kadar saf ve kalbe iyi gelecek sevgi nedir'in tanımını biliyoruz?
Ya çok derin düşünceler bunlar.
Belki de bu...
Başka bir bölümün konusu olur ne dersiniz?
Konumuza dönecek olursak Kaplumbağa Terbilcisi zamanının çok ötesinde bir eser olarak bugün de etkisini sürdürmeye devam ediyor.
Modern dünyada toplumsal değişimlerin hala sancılı ve yavaş ilerlediğini görüyoruz maalesef.
Osman Hamdi Bey'in bu eseri sabır ve azimle hareket etmenin önemini anlatıyor bizlere.
Bu tablo sadece bir sanat eseri değil aynı zamanda bir tarih belgesi.
Osmanlı modernleşme hareketlerini, dönemin toplumsal yapısını ve bir sanatçının bu yapıya bakışını anlamak için çok güzel bir araç.
Bugün hala bu tabloya bakarak sabrın ve emeğin önemini yeniden keşfetmek mümkün.
O zaman sana bir soru.
Bu tabloya hiç bu gözle bakmış mıydın?
Bu kadar derin anlamlar teşhiyebileceğini düşünmüş müydün?
Şahsen ben hiç bu kadar derinleşeceğini düşünmemiştim.
İşte bölümün başında bahsettiğim eğitimde de ne kadar derinleşebileceğimizi konuşurken çok etkileyici bir örnek olmuştu bu tablo.
Ve sizlerle de paylaşmak istedim.
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Bu tabloyu bu şekilde keşfetse çok hoşuna gider dediğim bir arkadaşına bölümü göndermeyi unutma lütfen.
Ve yeni bölümleri de kaçırmamak için arkadaşınla birlikte kanalı takibe alıp zilleri aç.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
