
Selamlaaar! Bu bölümde hastalıkların üzerimizde bıraktığı etkilere ve bu konuda kaçırdığımız önemli şeylere değiniyorum. Hasta olanlar ve iyileşemeyip isyanda olanlar bölüme!
---
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, o zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçen hafta bölüm atmadım dostlar.
Atmadım değil, atamadım aslında.
Çok sağlam bir hastalık geçirdim.
Yani bakınca böyle grip gibi bir şey boğazım ağrıyordu, sonra işte ateş yaptı, sonra vücut ağrıları, öksürük falan derken beynim mahvetti.
Hatta bence sesimde hala bir etkisi var.
Özür diliyorum bunun için ama bir hafta daha bölümsüz bırakmak istemedim.
Ya benim anlamadığım şey önceden de hasta olurduk biz.
Bu kadar zorlamazdı bizi ya.
Yani iki tane limon içerdik bir dinlenirdik kendimize gelirdik hemen.
Şimdi hastalık öyle bir ağırlaştırıyor ki insanı.
Yataktan kalkacak halin bile olmuyor.
Ama mecbur kalkıyorsun tabii.
Tek yaşamanın da bazı zorlukları var işte.
Sen kendine bakamazsın, bakacak kimsen yok falan.
Yani böyle biraz da editasyon.
Şaka bir yana insan böyle anlarda yanında birilerini arıyor ya.
Yani bine azlanmak istiyorsun, bir bir şeyler yapılsın, önüne konsun istiyorsun falan.
Ben çorbayı söyledim dışarıdan.
Yemeği söyledim dışarıdan.
Ne istesem dışarıdan.
Çok seçeneğim de yok zaten burada.
Dışarı çıkacak bir mecalim de yoktu açıkçası.
Bir doktora gitmek için çıktım.
Ona da çıkmasam da olurmuş yani.
O kadar bir işe yaramadı.
Neyimin olduğunu bile anlamadan eve geri döndüm.
Hani bakın o kadar inanılmaz çalışıyor bir sistem yani.
Neyse söylenecek çok şey var da ağzımızın tadı kaçmasın arkadaşlar.
Ben kendi kendimi iyileştirmeye çalıştım işte anlayacağınız.
Çok da başarısız olmadım bence.
Kendime annelik yaptım resmen.
Bir ara başımı okşadığımı falan hatırlıyorum.
Yani içimden bize şey dedi delirdin mi lan falan.
Ama bence çok tatlıydı.
Kendime duyduğum o şefkat beni sakinleştirdi açıkçası.
Böyle anlamlı şeyleri kendimiz için yapmayı o kadar atlıyoruz ki aslında.
Başkasına vermeye açık, verici, şefkat dolu, sevgi dolu, paylaşımcı bir bünye taşıyorum baktığımda.
Ama bunu kendime çok efektif bir şekilde yapamıyorum.
Özücü geliyor açıkçası.
O yüzden ben artık kendime de yapıyorum.
Kendime de şefkat göstermeye, o şefkat sayesinde de sakinleşmeye çalışıyorum.
Çok garip bu. Yani beni inanılmaz duygusallaştıran bir şey.
Ya zaten genel olarak şefkat beni duygusallaştıran bir şey de hani buna sahip olmak ve çevrende buna sahip olan insanlara sahip olmak inanılmaz güzel ve güvende hissettiriyor bence.
Yaşadığım en samimi, en gerçekçi, beni böyle en kendim gibi hissettiren duygulardan biridir benim için şefkatli olmak.
Neyse bunu daha detaylı sonra başka bir bölümde konuşalım.
Ya ben buraya biraz sinirli gelmiştim aslında da.
Şefkat deyince böyle tatlı tatlı konuşunca yumuşadım hemen.
Ya neden sinirliydim peki?
İşte bu geçmek bilmeyen, üzerimden etkisini atamadığım hastalığa sinirliydim.
Dedim ya önceden iki nane limon içerdik, bir dinlenirdik geçerdi falan diye.
Şimdi geçmiyor. Ve insanın hayat düzeninin içine ediyor yani.
Ben de böyle planları bozulunca işte işleri aksayınca falan böyle acayip agresyona bürünen bir tipim.
Yani o yüzden de haliyle içimde bir sinir yarattı bu hastalık hali.
Ben de oturdum bir baktım yani hani ne oldu da değişti bu bu kadar biz niye böyle olduk falan diye.
Gerçekten merak ettim.
Ne değişti bu kadar? Biz mi zayıfladık?
Virüsler mi güçlendi? Yoksa hayat mı ağırlaştı?
Sonra fark ettim ki bu soru sadece benim kafamda dönmüyormuş.
Aslında son yıllarda tam olarak bunu konuşuyormuş.
Ve burada ilk öğrendiğim şey beni gerçekten şaşırttı.
Meğer mesele virüslerin aşırı güçlenmesi falan değilmiş.
Yani hani eskiden grip hafifti şimdi böyle bir mutant oldu falan gibi bir durum yok.
Ama iyileşme süresi işte o uzamış.
Ben biraz daha şey beklemiştim hani virüsler güçlendi artık falan.
Öyle olmadığını görmek de bana şunu düşündürdü.
Hani demek ki sorun hastalıkta değil.
Bizde değişen bir şey var.
Pandemi sonrası literatüre giren bir kavram var bağışıklık borcu diye.
Çok basit şöyle anlatayım.
Uzun süre mikroplarla daha az karşılaştık ya maske, izolasyon, mesafe falan derken işte haliyle de bağışıklık sistemi bir nevi pratikten düştü.
Sonra hayat normale dönünce virüsler geri geldi.
Ama sistem... Biraz antrenmansız yakalandı.
O yüzden özellikle 2021 sonrası ilk enfeksiyonlar daha ağır hissediliyor.
İyileşme daha yavaş oluyor diyorlar.
Ama iş burada bitmiyor tabii.
Çünkü okudukça şunu da gördüm.
Artık çoğu zaman tek bir virüsle hasta olmuyoruz.
Bu özellikle Nature Medicine ve The Lancet'te yayınlanan çalışmalarda çok net vurgulanmış.
Virüsler artık çoğu zaman tek başına gelmiyorlar.
Yani vücut bir virüsü atlatmaya çalışırken arka arkaya ya da eş zamanlı başka bir virüsle karşılaşıyor.
Bilimsel adıyla da co-infection ya da sequential infection deniliyormuş buna.
Mesela influenza geçiriyorsun.
Tam da böyle hani oh iyiyim dediğim bir noktada rino virüs falan ekleniyor.
Ya da işte covid geçiriyorsun.
Üstüne adenovirüs gibi başka bir şey biniyor.
Bunları böyle çok bildiğimden değil yani öyle okudum diye anlatıyorum.
Araştırdığımı anlatıyorum yani.
Yanlışım varsa düzeltebilirsiniz.
Ben doktor değilim arkadaşlar.
Yanlış bir şey söyleyeyim. Ölüyorsam lütfen kızmayın yani.
Velhasıl bu peş peşe virüsler de şuna yol açıyor.
Bitmeyen bir halsizlik, tekrarlayan semptomlar ve o çok tanıdık cümle ben tam iyileşmiş hissedemiyorum.
Eskiden bu tabloya çok rahat psikolojik derlerdi.
Yani artık hani bu psikolojiktir, sen öyle düşünüyorsundur falan gibi bir noktadan.
Ama artık denmiyor. Daha doğrusu tam da denemiyor yani.
Çünkü bu durum özellikle Nature Medicine'da yayınlanan makalelerde net biçimde tanımlanmış durumda.
Adı da var. Post Viral Fatigue Sendrom ya da Post-acute viral sendrom.
Yani hastalık bitiyor ama vücut hala kendini toparlamaya uğraşıyor.
Bir de tabii olayın bir stres boyutu var.
Bu da özellikle World Health Organization'da böyle oradaki raporlarda yani çok net söylenen bir şey.
Kronik stres arttıkça kortzol yükseliyor.
Kortzol yükseldikçe bağışıklık hücreleri baskılanıyor.
Ve enfeksiyonun temizlenmesi de haliyle uzuyor.
Bu ilişki sadece teori değil bu arada.
Kan değerleriyle ölçülmüş, uyku süreleriyle karşılaştırılmış, klinik olarak gösterilmiş.
bir şey yani. Uyku meselesi de yine aynı şekilde.
Uyku artık hani iyi olur kategorisinde değil.
Yani tamamen tedavinin kendisi olarak görülüyor.
Çünkü uyku sırasında bağışıklık sistemi yeniden organize oluyor.
Stökin dengesi kuruluyor.
Vücut gerçekten iyileşiyor.
Ben bunları okuyunca şunu fark ettim açıkçası.
Biz aslında hasta olunca vücudun iyileşme sürecini değil de hayatın hızını korumaya çalışıyoruz.
Yani ateşimiz var ama meyiller durmuyor.
İşte boğazımız yanıyor ama bir toplantıya gireyim çıkayım falan diyoruz.
Yani kendimizi Toparlamaya değil de hani sanki böyle bir şeyleri aksatmamaya odaklanıyoruz gibi.
E sonra ne oluyor? Hastalık geçiyor gibi oluyor ama etkisi kalıyor.
Bir de tabii bu işin bir psikolojik tarafı var ama hani psikolojik derken şey gibi değil yanlış anlaşılmasın kafanda gibi.
bir anlamda değil. Daha çok şu hani sürekli tetikte olmak, sürekli yetişmek, sürekli güçlü görünmek bütün bunlar vücudun tamam artık iyileşiyorum demesine izin vermeyen şeyler.
Yine Dünya Sağlık Örgütü raporlarında özellikle şuna dikkat çekiliyor.
Uzun süreli stres altında olan kişilerde enfeksiyon sonrası toparlanma süresi belirgin şekilde uzuyor.
Yani mesele sadece mikrobu yenmek değil.
O mikroptan sonra bedeni tekrar güvenli moda almak.
Ben doktordan çıkınca sinir olmuştum.
Dinlenmekten başka yapabileceğim bir şey yok dedi diye bana.
Şimdi anlıyorum ki aslında bütün bu araştırmaların özetini yapmış.
Yine de neyim olduğunu bilsem iyiydi.
Orası ayrı. Yani çünkü bu çağda iyileşmek için bazen daha fazla çabalamak değil de daha yumuşak olmak gerekiyor sanki.
Ve belki de en zor olanı başta da söylediğim kendine başkasına gösterdiğin şefkati gösterme kapasitenin olması.
Ben hastayken başımı okşadığım o anı anlatmıştım ya.
Yani şaka gibi geliyor kulağa ama bence vücut tam da bunu istiyor.
Tamam güvendesin durabilirsin.
Şimdi toparlanabilirsin.
Çünkü vücut sadece virüsle değil.
Aynı anda hayatla da savaşıyor.
Ve sen durmadıkça o savaş bitmiyor maalesef.
Ben bunu fark edince de şunu düşündüm.
Belki de bizim asıl sorunumuz hasta olmamız değil.
Hasta olunca bile kendimize izin vermememiz.
Yani vücut dur diyor. Biz hala bir dakika falan diyoruz.
Şunu da halledeyim. Bunu da aksatmayayım.
Biraz daha dayanayım. Ama vücut dayanmak istemiyor kardeşim.
Anlasana yani toparlanmak istiyor.
O yüzden ben bu hastalıktan sonra kendime gerçekten küçük bir söz...
verdim. Hasta olacağımı hissettiğim an bir es vereceğim.
Bir şeyim yok diye kendimi ikna etmeye çalışmayacağım.
Durmam gerekiyorsa duracağım.
Yavaşlamam gerekiyorsa yavaşlayacağım.
Kendimle kavga etmeyeceğim yani.
Çünkü bu bölüm boyunca anlattığım her şey bana şunu gösterdi.
İyileşmek bir şeyleri daha çok yapmakla değil de bazı şeyleri daha az zorlamakla ilgili bir şey.
Daha az hız, daha az baskı, daha az dayan kelimesi.
Biraz daha alan istiyoruz yani.
Biraz daha uyku, biraz daha şefkat istiyoruz.
Çünkü bunları yapmadıkça başıma gelenin ya da geleceğin çarpı iki şiddette falan geleceğini gördüm.
Geleceğin de değil, geldiğini gördüm.
Direkt yani yaşadım bizzat.
önceki hastalık değil. Sen önceki Melisa değilsin.
İnsanın değişen sistemlere ayak uydurma zorunluluğu vardır arkadaşlar.
Bu da değişen bir sistem.
Ayak uydurmazsan içeride böyle kaybolur gidersin.
Galiba zor olan kısmı da bu işte.
Hani bu değişimi kabullenmek.
Yani hastalık eski hastalık değil.
Sen de eski sen değilsin.
Ama biz hala eski reflekslerle yaşıyoruz.
Ben mesela işte hala iki nane limonla ayağa kalkmayı bekliyorum falan.
Hala bir şeyim yok deyip devam etmeye çalışıyorum.
Oysa sistem değişmiş.
Vücut başka bir şey istiyor.
Hayat başka bir yerden akıyor.
Ayak uydurmazsan ne oluyor biliyor musun?
İçeride kalıyorsun. Sürekli yorgun, sürekli yarım, sürekli bir şeyler yolunda değil hissiyle.
Ben bunu yaşadım. O yüzden aslında bu bölümde anlatıyorum.
Bu bir kendine iyi bak nasihati de değil bu arada.
Bu bir farkındalık. Artık daha net konuşuyor, daha sert uyarıyor.
Dur dediğinde gerçekten durmanı bekliyor.
Bu çağda güçlü olmak her şeye rağmen devam etmek değil.
Bazen güçlü olmak, kendi yarı yolda durdurabilmek.
Ve bunu bir başarısızlık değil bir ihtiyaç olarak görebilmek.
O zaman sana bir soru.
En son hasta olduğundan nasıl hissettin?
Sadece fiziksel olarak değil bu arada.
İşte zihnin nasıldı? Kendinle konuşma şeklin nasıldı?
Kendine anlayışlı mıydın?
Yoksa yine dayan işte biraz daha falan mı dedin?
Yani bu bölümde anlattıklarımın cevabı bende şu oldu açıkçası.
Bazen iyileşemememizin sebebi hastalığın şiddeti değil de kendimize verdiğimiz o yarattığımız daha doğrusu sertlik.
O yüzden bunu... tavsiye gibi değil, bir hatırlatma gibi bırakmak istiyorum buraya.
Vücudun yavaşlamak istediğinde onu ikna etmeye çalışma.
Susturmaya çalışma.
Yarıştırma. Belki de bu çağda iyileşmek daha güçlü olmaktan değil de daha nazik olmaktan, biraz durmaktan geçiyor.
Ben bunu yeni yeni öğreniyorum.
Belki sen de buradan sonra bir tık daha erken durursun.
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İhtiyacı olduğunu düşündüğüm bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutmayın.
unutma lütfen. Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
