
İyi Hissetmek İçin Sürekli Bir Neden Aramayı Nasıl Bırakırım?
24 Kasım 2025 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yaris Poster'de OZAMANSANABİSORU60 koduyla sürprizler seni bekliyor. İncelemek için tıklayınız.
---
Selamlaaar! Bu bölümde, duygularımıza ne kadar anlam yüklediğimizi, her hissin bir sebebe bağlı olma zorunluluğumuzu ve bazen hiçbir neden olmadan bile iyi hissedebileceğimizi konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
---
Bu bölüm ''Yaris Poster'' hakkında reklam içerir.
Transkript
Yarıs Poster O Zaman Sana Bir Soru Podcast'i sunar.
Selamlar O Zaman Sana Bir Soru Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. İki hafta önce çok sevdiğim bir arkadaşımın doğum günü partisine katıldım.
Canım Cansu'm buradan selam olsun.
Söz verdim podcast bölümlerinden birinde senden bahsedeceğim diye.
Yoksa isim vermiyorum genelde biliyorsunuz.
Böyle bir şeyler anlatırken çok sevmiyorum hani isim vererek anlatmayı.
İzin aldım yani. Şimdi de cidden anlamlı bir yerden bahsedeceğim.
Cansu bir doğum günü konuşması yaptı.
Çok da uzatmadan özetleyeyim.
Bitirdiği yaşın aslında onun için biraz karmaşık olduğuna, pek iyi hissettirmediğine ve bunları bağladığı bazı sebeplere değindi.
Etkilendik bacım. Bravo valla.
Ama ben inanıyorum ki yeni yaşı ona dilediği bütün güzellikleri getirecek.
En azından büyük bir kısmını diyelim.
Sonra ben yine ne yaptım?
Her zaman yaptığımı yaptım tabii ki.
Aldım bunu kendime çıkardım oradan.
Üzerine de bir düşündüm.
Dedim ki iyi hissetmek için neden hep bir neden arıyoruz?
Bizim iyi hissetmemiz nedenlere mi bağlı?
Bazen bir neden olmadan da kendimizi iyi hissetme hali içerisinde olmayı beceremez miyiz?
Bak tam da burada iyice kafama dank etti.
Bizde şöyle bir şey var.
Bir şey olsun iyi hissedeyim.
Sanki iyi hissetmek kendi kendine oluşan bir his değil de hani bir sonuç, bir ödül gibi.
Hani böyle boş bir gün geçirince böyle içimizde minik bir suçluluk oluşur ya.
Ben şu an neden böyle ortalama hissediyorum, beni coşturacak bir şeyler lazım falan.
Drama arıyoruz resmen.
Ve bunu fark edince de güldüm açıkçası.
Çünkü Cansu'nun konuşmasını dinlerken herkes böyle duygulandı, alkışladı, sarıldı falan.
O sırada içsel savaş verip hala soru peşinde koşan ben.
Soru da şu. Biz iyi hissetmek için neden hep bir hikayeye ihtiyaç duyuyoruz?
Yani mesela şu sınav bitsin rahatlarım.
Maaş yatsın mutlu olurum.
Tatildeyim zaten iyi hissedeceğim.
Bir şeyler değişsin de artık iyi hissedeyim.
E değişmediğinde de demek ki sebep yok o yüzden iyi hissetmiyorum.
Ama bak sana çok komik bir şey söyleyeyim.
Geçen hafta modum inanılmaz iyiydi tamam mı?
Bir şey mi oldu da iyiydi? Yok hiçbir şey öyle hani öylesine bir iyiydi.
Hatta top günümde dışarı bile çıkmadım.
Ama içimde böyle bir ferahlık vardı.
Hiçbir şey yapmasam da var olan bir iyi hissetme hali.
Sonra dedim ki kendime. Demek ki bazen de neden aramaya o kadar odaklanıyoruz ki o anın kendisini fark etmiyoruz.
Yani belki de bir şeyin olması gerekmiyor.
İlla bir şey olmak zorunda mı?
Bazen sadece bizim olmamız yetiyor o anın içinde.
Psikolog Daniel Gilbert şöyle bir şey söylüyor.
İnsan beyni duyguları sürekli bir sebebe bağlama eğilimindedir.
Sebep bulamazsa da sebep üretir.
Aha işte bingo ya. O yüzden bugün böyle hissediyorum çünkü.
diye böyle ardı gelecek bir cümle arıyoruz sürekli.
Bazen gerçekten bir sebep yok arkadaşlar.
Bazen sinir sistemimiz böyle nötrde takılıyor ya.
Ve nötr de kötü bir şey değildir aslında.
Nötr eşittir sakin demek.
Nötr hal aslında sinir sisteminin hani abla bir durayım ya dediği yer.
Ama biz nötr hissedince hemen böyle bir panikliyoruz.
Niye böyleyim? Bir şey mi olacak?
Bir şey eksik. Ben niye uçmuyorum şu an?
Yani beynimiz çok iyi ve çok kötü dışında bir duygu tanımıyor sanki.
Halbuki arada kocaman bir yerpaze var.
Kötü hal, dinginlik, sıradanlık, sakinlik falan yani.
Ama biz bunu sıkıcı sanıyoruz.
Belki de sıkıcı değil sadece normal.
Ve normal olmayı unuttuk.
Hatta geçen gün Demet Evgar'ın bir konuşmasını dinlemiştim.
Orada şey diyordu işte kızı Mavi hakkında.
İşte sıkıldım anne dediği zaman şey diyormuş.
Ne kadar şanslısın Mavi.
Sıkıldığın için şu an o kadar şanslısın ki ruhun şu an bir yaratımda.
Ve sonra 3-5 dakika sonra bakıyorum işte tokaları konuşturuyor.
Bir şeyler yapıyor falan. Gerçekten bazen sıkılmamız...
da gerekiyor ya. O hale girebilmek için, o yaratıcılığa belki de ulaşabilmek için bazen sıkılmak da normal bir şey yani.
Ama bizim beynimiz dışarıdan bir uyarıcı gelmesine o kadar alışmış durumda ki.
Telefon titremeli, kapı çalmalı, biri mesaj atmalı ya da biri bizi çağırmalı ya da biri bize bir şey sormalı.
Biz o dış uyaranı ararken böyle dönüp bir içimize bakmayı unutuyoruz.
Bir de bu dış uyaranlarda ortam faktörü var tabii.
Bak inan bana bu kısım çok önemli.
Çünkü ben böyle anlarda hep bir etrafıma sararım.
Ne bileyim böyle odanın düzenine takarım, kitaplığıma takarım, çekmecelerin içine falan takarım.
Çünkü bence... Bazen duygusal alanımızı rahatlatmak için fiziksel alanımızı da değiştirmemiz gerekiyor.
Yani hislerimi düzeltmek için düşünmek yerine ortamıma dokunuyorum.
Bu benim terapim gibi bir şey.
Neyse ki bu bölümün sponsoru Yarisposter arkadaşlar.
Sen de benim gibi böyle etrafına sarıp odanı, evini, ortamını değiştirmek isteyen, daha da güzelleştirmek isteyen biriysen güzel bir haberle geldim.
O zaman sana bir soru atmış koduyla %60 indirimimiz var.
Linki ve detayları açıklamaya bırakıyorum.
Tıklayarak bir sürü güzel...
Seçenek içinden sana uygun olan poster ve çerçeveyi seçerek al, duvarına as ve o hissi fark et.
Sonra da sebepsizce iyi hissetmeye başlamanın tadını çıkar.
Yani dostlar iyi hissetmek belki de bir şey olması değil de bir şey olmamasına izin verebilmek halidir bazen de.
Ne dersiniz? Ya öyledir tabi orası kesin de biz neden her şeye sebep arıyoruz abi Allah aşkına yani.
Buna mood labeling diyorlar.
Yani duyguya bir etiket yapıştırma ihtiyacı.
Mesela bugün huzursuzum çünkü dün...
Geç yattım. Keyfim yok çünkü hava kapalı.
Neden böyleyim? Kesin PMS işte klasik vardır ya.
Bir şey olacak kesin içim sıkılıyor.
Bak hep bir şey var ama hep yani.
Hatta Harvard'da yapılan bir araştırmada insanların %70'inin nedensiz mod düşüşünü açıklamak için otomatik olarak uydurma sebepler ürettiği bulunmuş.
Bak uydurma. Yani sanki beynimiz şöyle diyor.
Dur dur ben şimdi bunu bir yere bağlayayım da yoksa bu duyguyla başa çıkamayacağım.
Kısacası beynimiz boş alanı doldurmaya çalışan bir emlakçı gibi arkadaşlar.
Duygu boş kalınca hemen bir sebep buluyor.
Çünkü dün konuştuğun şey, çünkü geçen gün aldığın haber, çünkü haftaya yoğunluk var falan.
Ya zaten imkanı yoktur ki hayatında seni etkilemeyecek şeyler yaşayasın.
İlla bir şeyler dönüyor ortada yani olumlu ya da olumsuz.
Ama şunu fark etmek lazım.
Bazen duygularımızın bir sebebi olmak zorunda da değil.
Biz bu sebebi olmayan hissi kabullenmekte zorlanıyoruz.
Çünkü çocukluğumuzdan beri şöyle öğretildi.
Güldün bir şey oldu. Üzüldün bir şey oldu.
Kıskandın bir şey oldu. Kötü hissettin bir şey oldu.
Yani duygu eşittir olay.
Ama büyüyünce duygu eşittir beden oluyor.
Beden bazen yoruluyor, bazen sıkılıyor, bazen nötrde kalıyor.
Bazen dışarıdaki hava bile yetiyor böyle modunu etkileyen tek şey olmaya.
Bazen hiçbir şey yetmiyor.
Ve hepsi normal. Her duygu açıklanmak zorunda değil.
Ben bu cümleyi hayatıma soktuğumdan beri vallahi çok rahatladım ya.
Çünkü şöyle bir farkındalık geldi.
Benim duygumun sebebini bilmem.
O duyguyu daha yaşanılır bir hale getirmiyor.
Ama ona izin vermem.
Ha işte o çok işe yarayan bir şey.
Çünkü ben izin verince duygu gelip geçiyor.
İzin vermeyince ne oluyor?
Kafamın içine yerleşiyor.
Aynı bir kiracı gibi böyle ya.
Kapıyı çalan yok, depozito bırakan da yok Allah kahretmesin.
Öyle kendi kendine oturuyor içimde yani.
Ama tabii şöyle bir şey oldu.
Onu da söylemeden geçmeyeyim.
Bu rahatlama ilk geldiğinde böyle biraz garipsedim.
Çünkü yıllardır duygu dediğin şeyin bir sebebi olur diye büyüdük.
Hani böyle bir şey hissedersin ve hemen arkasından ikinci bir görev gelir.
Açıkla. Duyguyu açıkla, gününü açıkla, neden böyle olduğunu açıkla, kendini açıkla, karşındakini açıkla.
Yani böyle duyguya ekmek arası anlam koymak zorundaymışız gibi bir kültür var üstümüzde.
Ama ben bir oturdum ve dedim ki bir duyguya abartarak ya da sadece yüklemiş olmak için anlam yüklemek onu daha gerçek yapmıyor.
Aksine açıklamak için zorladıkça o duygu büyüyor, dallanıyor, budaklanıyor, bir hikayeye dönüşüyor ve çoğu zaman o hikaye doğru bile olmuyor.
Bazen kötü hissetmek sadece kötü hissetmektir.
Bazen iyi hissetmek de sadece iyi hissetmektir.
Zaten şunu anladığında SS aydınlanmayı yaşıyorsun.
Duyguya yüklediğin anlam duygudan daha yorucu.
Bunu fark etmem bir gün böyle mutfakta bulaşık yıkarken oldu.
Evet hani böyle tamamen alakasız bir anda.
Bulaşık yıkıyorum böyle kafam rahat, eller köpüklü falan.
Sonra bir anda içimde böyle minik bir burukluk belirdi.
Sebep diyeceksin. Yok yani bir sebebi hani öyle.
Sadece böyle içim hafif bir ezildi.
Normal bir duygu ya.
Eski Melisa olsa hemen böyle bir soruşturma başlatırdı.
Ne oldu biri bir şey mi dedi bir şey mi hissettin yoksa fark etmeden moralini bozan bir şey mi oldu falan.
O gün kendime dedim ki tamam ya küçük bir burukluk geldi kalsın kalsın bırak elleme sonra gider.
Ve gerçekten 4 dakika sonra falan geçti yani.
Düşünmedim kazımadım kurcalamadım neden geldin diye sorgulamadım.
Gelip geçti öyle. O an dedim ki demek ki sorun duygunun kendisi değil de benim o duyguya olan takıntım.
Yani anlayacağın duygularımıza gereğinden fazla anlam yükleyip yoruluyoruz.
Ama bu yorgunluk hiç fark etmediğimiz bir yerden geliyor.
Kendimizden. Çünkü çok yüksek bir beklentimiz var.
Her an anlamlı olsun istiyoruz.
Her duygunun bir hikayesi olsun istiyoruz.
Her günümüz güzel geçsin istiyoruz.
Her modumuz dengeli olsun istiyoruz.
Ama bu insanlık dışı bir beklenti.
Ve en acıklısı da şu.
Biz bunu kendimizden bekliyoruz.
Kimse bize git duygunu kurcalak Kendine takıntı yap da gel falan demiyor yani.
Ve işte burada devreye şu giriyor.
Duygunun sorumluluğunu almak demek değildir ki duyguyu düzeltmek.
Duyguyu kabul etmek demektir.
Bir şey daha ekleyeyim.
Bu kısım biraz daha derin.
Bazen kötü hissetmek çok güzel bir şeyin kapıda olduğunun da işareti olabiliyor.
Bazen iyi hissetmek hiçbir sebep olmadan gelebiliyor.
Bazen nötr hissetmek gelişimin en önemli dönemi olabiliyor.
Bazen hiçbir şey hissetmemek bile bir his.
Duygular böyle. Geliyorlar, gidiyorlar, değişiyorlar, oluyorlar ya da olmuyorlar.
Ve bunun hiçbiri bizim karakterimizin kalitesiyle falan ilgili değil.
İnsan olmak böyle bir şey arkadaşlar.
Bazen yağmur yağar, bazen güneş açar.
Ama yağmur yağdığı için güneş kötü değildir.
Ve güneş açtığı için yağmurun da bir anlamı eksilmez.
Duygular da aynen böyle. Ve bence burada en kritik şeylerden biri de şu.
Biz duygularımızı karakterimizin bir özeti sanıyoruz.
Mesela bir gün üzgün oluyoruz, ben kötü bir dönemden geçiyorum.
Enerji düşüyor. Ben sorunluyum.
Bir gün moralsiz uyanıyorsun.
İşte hayatım değişmeli. Hiçbir şey yapmıyorum.
Acaba ben böyle bir insan mıyım falan.
Kim her gün aynı hissediyor ki?
Kim her sabah aynı ruh haliyle kalkıyor ki?
Kim sürekli sürekli ama sürekli mutlu?
Yüksek modda yani. Ama biz kendimize zero toleransız.
Düşmeyeceksin. Şaşırmayacaksın.
Dalgalanmayacaksın. Yahu dalgalanmayan tek bir şey var.
Onu da ben size söyleyeyim. Çok net bir şey.
Ölüm çizgisi. Hayat böyle düz gitmez arkadaşlar.
Bir gün uyanıyorsun böyle hava gri ama böyle iç huzurun çok iyi.
Pembe gibi hissediyorsun falan.
Bazı gün güneşli ama modun simsiyah.
Bazı gün hiçbir şey yok ama böyle içinden kahkahalar fışkırıyor.
Bazı gün de her şey yolunda ama içini böyle koca bir boşluk kaplamış.
Ve bunların çoğunun da bir sebebi olmak zorunda değil.
Yani o kadar basit ki.
Yoksa yoktur hani. Bizim kafamızın bunu kabul etmesi çok zor biliyorum.
Çünkü beynimiz düz mantık seviyor.
Sebep sonuca gitmeli.
Sebep sonuç... Ama duygular matematik değil ki arkadaşlar.
Duygular daha çok böyle bir hava durumu gibi.
Geliyor, gidiyor, değişiyor, dönüyor.
Ve en güzeli şu hiçbir duygu kalıcı değil.
Bugün ne hissediyorsan yarın bambaşka olacak.
Bir saat sonra bile bambaşka olabilir.
Belki 10 dakika sonra bile.
Bu yüzden duyguları yönetmek değil duygulara eşlik etmek gerekiyor bazen.
Ve bence iyi hissetmek hayatım çok iyi gidiyor falan hali değil.
Kesinlikle değil. Bence iyi hissetmek hayatım şu an...
nasıl giderse gitsin, ne olursa olsun kendime eşlik ediyorum hali.
Bu çok güçlü bir his.
Bu his varsa modun düşse de toparlanıyorsun.
Kötü gün gelse de paniklemiyorsun.
Boşluk hissi gelse de tamam geçer diyorsun.
Çünkü sen kendine eşlik ediyorsun.
Sebep yok, açıklama yok, drama yok.
Sadece sen varsın ve bu çok yeterli bir şey.
Bazen sebepsiz iyi hissedersin, bazen sebepsiz kötü.
Bu dalgayı yönetmek değil mesele.
Mesele dalganın içinde boğulmadan sörf yapmayı öğrenmek.
Duygular gelir gider ama sen kalırsın.
Sen kendine iyi davranırsan duyguların da sana iyi davranır.
Sebep aramayı bırakınca sebebini anlamadığın huzurlar gelmeye başlar.
O zaman sana bir soru.
İyi hissetmek için bir sebep aramayı bırakmaya ne dersin?
Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Bölüm açıklamasına da bakın mutlaka güzel bir yarış poster indirimi size.
bekliyor. Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Yarisposter o zaman sana bir soru podcastı sundu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
