
Selamlaaar! Bu bölümde Kurban Bayramı’nın kökenine, Hz. İbrahim’in kıssasına, dinler tarihindeki yerine ve kurbanın sembolik anlamlarına uzanıyoruz. Mezopotamya’dan Antik Mısır’a, Truva’dan bugüne uzanan kurban ritüellerine şöyle bir bakıyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Bugün bayramın son günü dostlar.
Bütün bayram boyunca bir sürü hikaye dinledim.
Çoğunuz da dinlemişsinizdir büyük ihtimalle aynı hikayeleri.
Kurban bayramının nereden geldiğine dair söylemler, artı buradan yola çıkarak verilen dersler.
Ben de dedim ki ya her bayram aynı şeyleri dinliyorum.
Bir kere de gidip bakmadım nedir ne değildir diye.
Bu sefer oturdum bir baktım kurban olaylarına.
Kurban bayramının temeli binlerce yıl öncesine dayanıyor.
Dinler tarihinin en çarpıcı anlatılarından biriyle Hazreti İbrahim'in rüyasıyla başlıyor her şey.
Rüyasında en çok sevdiği şeyi yani oğlunu, bazı kaynaklara göre İsmail, bazılarına göre de İsa'ı Allah'a kurban etmesi isteniyor.
Ve İbrahim düşünmeden itaat ediyor.
Bu sadece bir baba için değil, bir insan için de bence tarif edilemez bir teslimiyet sınavı.
Ve o an geliyor, bıçak çekiliyor.
Tanrı onu durduruyor.
Oğlunun yerine bir koç gönderiyor.
Bu olay sadece bir kurban olayı da değil.
Aynı zamanda insanın neye, kime ve nasıl adandığının sınandığı da bir an.
İşte Kurban Bayramı'nın kalbindeki hikaye bu.
O her bayram bahsi geçen hikaye.
Sonrasında da işte bak görüyor musun nasıl bir Allah inancı, nasıl bir bağlılık.
Kaçımız bunu yapar ya biz var ya yanacağız yanacağız falan derler.
Bu hikayeden yola çıkarak ne oluyor ya bu bayram nedir, nereden çıkmıştır falan sorgularken şuradan başlayalım.
Kurban kelimesi Arapça kökenli bir kelime.
K-R-B kökü.
Yaklaşmak demek. Yani kurban bir şeyi feda ederek Tanrı'ya yaklaşmak anlamına geliyor.
Ama bu hikayedeki mesele sadece bir hayvan kesmek değil.
Asıl mesele kişinin en değerli gördüğü şeyi bırakabilme iradesi.
Adanmışlığı, sadakati.
Kurban bir sınavdır yani.
Tıpkı İbrahim için olduğu gibi.
Modern dünyada da bu soruyu kendimize şöyle sorabiliriz belki.
Ben neyimi feda edebilirim?
Hırslarımı mı? Öfkemi mi?
Kırgınlıklarımı mı? Yoksa sadece ego mu?
Şimdi bunu bayramda eve gittiğiniz büyüklere söyleyin ve taşlanmayı bekleyin.
Diyecekler ki ne alaka ne diyor bu ya?
İşin gerçeklerinden biri de kurban bütün insanlığın ortak kültürü haline gelmiş bir olay.
Neredeyse bütün dinlerde ve kültürlerde yer alan kurban ibadeti ilk çağlardan günümüze kadar kesintisiz devam eden en belirgin ibadetlerden bir tanesi.
Tarihte kurban ibadeti olmayan neredeyse hiçbir din yok.
Bu kurbana tepki gösteren bazı Hint inançları veya onu başka biçimlere dönüştüren Yahudilik veya Hristiyanlık gibi eski ve çağdaş dinler için bile geçerli.
Bazı eski inançlar zaman zaman insan kurbanı gibi vahşetlerde de bulunmuşlar.
Hayvan kurbanı genellikle tarih boyunca var olmuş ama insanlığın kendisi kadar eski olan bu gelenek dinler tarihinde birincil ve evrensel bir gerçeklik.
En eski kurbanlar Tevrat'ta ve Kur'an'da kaydedilen Hz.
Adem'in oğulları Habil ve Kabil'in kurbanlarıdır.
Kur'an'da Haç suresinin 34.
ayeti Her milleti için kurbanı meşrulaştırır ve bu bağlamda İbrahim'in kurbanı Saffat suresinin 102.
ve 105. ayetlerinde anlatılır.
O arada anlatılıyor yani.
Hac suresinin 34. ayetinde şöyle diyor.
Biz her ümmete bir kurban ibadeti belirledik ki kendilerine rızık olarak verdiğimiz hayvanları kurban ederken üzerlerine Allah'ın adını alsınlar.
Şunu iyi bilin ki sizin ilahınız tek bir ilahtır.
Öyleyse artık ona teslim olun.
her ümmete ifadesiyle sadece Müslümanlara değil daha önceki toplumlara da kurban ibadetinin verildiği vurgulanmış.
Kurban kesmenin amacı Allah'ın adını anmak olarak açıklanmış burada.
Yani kurbanın özü bir et kesme değil bir şükran ve teslimiyet eylemi.
Ayet insanlara verilmiş rızıklar işte hayvanlardan büyük ihtimalle bahsediyor üzerinden Allah'ın önemini işaret ediyor ve yine ilahınız tek bir ilahtır diyerek de tevhid inancını pekiştiriyor.
Bu ibadetin özü Tüm ilahi dinlerde aynıdır mesajı verilmiş.
Peki bu başta anlattığım İbrahim hikayesi Kur'an'da nasıl geçiyor?
Saffat suresinin 102.
ayetinden başlıyor. Diyor ki o yani çocuk babasıyla birlikte yürüyüp çalışacak çağa gelince İbrahim ona demiş ki yavrucuğum rüyamda seni boğazladığımı görüyorum.
Bir düşün ne dersin?
Oğlu da diyor ki babacım emrolunduğun şeyi yap.
İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.
Yani İbrahim Allah'tan gelen bir rüyada oğlunu kurban ettiğini görüyor.
Bu bir peygamber vahyi olduğu için tereddüt etmeden yerine getirmeye yöneliyor.
Oğluyla çoğu müfessire göre dediğim gibi İsmail bu oğul bu konuyu paylaşıyor.
Oğlu da bu teslimiyeti onaylıyor.
İkisinin de itaatteki gönüllülüğü vurgulanıyor aslında.
Geçiyoruz 103. ayete.
İkisi de Allah'a teslim olup Onu alnı üzerine yatırınca diyor bak bu işte itaatin zirvesi artık.
Baba da oğul da rıza göstermiş.
Kurban olma ve kurban etme niyeti eyleme dönüşmüş burada.
Kur'an bu anı son derece sade bir dille anlatıyor ama bence bayağı sarsıcı bir şey.
104. ayette şöyle diyor.
Biz ona seslendik ey İbrahim diyor.
İlahi müdahale burada gerçekleşiyor işte.
Allah bu sadakatin artık bir eyleme dönüşmesine gerek kalmadığını bildiriyor.
105. ayette de rüyayı gerçekten yerine getirdin, şüphesiz biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz diyor.
İbrahim'in niyeti ve adanışı kabul ediliyor böylelikle.
Asıl olan eylem değil, sadakat ve teslimiyettir anlamı vurgulanıyor ve kurban artık sembolik bir hale geliyor.
Allah için yapılan şeyin samimiyeti esastır anlamını taşıyor yani.
Aslında anlatılan hikaye de Kur'an'da anlatılandan sapmış bir hikaye değil.
Yani bu bayramda anlatılandan bahsediyorum.
Aşağı yukarı bu şekilde anlatılıyor bölümün başında da söylediğim gibi.
Ama tabi abartılı haykırış biçimleri var.
Fakat dönüp tarihe bir bakış attığımızda kurban kesme geleneği İslam dininin doğuşundan çok önceki çağlara kadar uzanıyor.
Erken paleolitik dönemden itibaren.
Çeşitli kültürlerde kurban ibadetinin farklı uygulamaları ortaya çıkmış.
Çok eski doğa dinlerinde işte Mezopotamya, Anadolu, Mısır, İran, Orta Asya ve İbrani dinlerinde olduğu gibi yılın belirli aylarında dini törenlerle hayvan kurban etme ve bunu kutlama
geleneği varmış. Tanrılara ve tanrı krallara törensel kurbanlar değişmez bir gelenekmiş.
Hayvanlar, insanlar ve adaklar kötülüğe karşı kurban olarak sunulurmuş.
Kısacası kurban insanlık tarihi boyunca günümüze kadar hemen hemen her dinde mevcut olmuş.
Ancak amacı, biçimi ve özünde bazı farklılıklar var tabii.
Kurbanın en önemli kısmı kan dökmek.
Zamanla kurban kanı hayatın özü olarak görülmeye başlanmış ve daha sonra bazı din liderleri onu kutsal bir madde haline getirmişler.
İslamiyet öncesi dinlerde kurban kültüründe bireysel kurban etme düşüncesi mevcut olsa da genelde topluca sınıfların gelişmesiyle işte ailenin babası, kabile reisi ya da işte ruhban sınıfına
mensup bir rahip falan tarafından gerçekleştirilen bir törenmiş.
Antik Mısır'da kurban ritüelleri rahipler tarafından yönetiliyormuş.
Tanrılara adanmış dinsel uygulamalar olarak ve tanrılar için bir beslenme biçimi olarak kabul edilmiş tabii.
Kurbanlar üç gruba ayrılıyor burada.
İnsan, hayvan ve kansız.
İşte burada tuzsuz ekmek falan diyorlar.
Firavunların ölümünden sonra hizmetkarların onlarla birlikte gömülmesi, Nile bakire kızların adanması gibi insan kurbanları özellikle ölümden sonraki yaşama olan inançla ilişkilendirilen bir şey.
Hayvan kurbanları tanrılar, isis ve oziris onuruna gerçekleştiriliyormuş.
Boğa gibi kutsal hayvanlar parçalanarak ortaya sunuluyormuş.
Kurban törenleri işte oruç, dua, kurbanın kanının akıtılması, sunuğa şarap dökülmesi ve ardından etin tüketilmesiyle tamamlanan şeyler.
Tarımın ve Nil'in kutsallığı nedeniyle bu ritüeller hem bolluk umudunu hem de ilahi olana yakınlığı sembolize ediyor.
Eski Mısır'da tanrılara kansız bir kurban olarak sunulan tuzsuz ekmeğin, az önce de dedim ya, Yahudilerdeki mayısız ekmek geleneğini de etkilemiş olabileceğini düşünüyorlar hatta.
Yine antik Yunan'da da kurban ibadete hem dini hem de mitolojik olarak çok önemli bir yer tutmuş.
Özellikle kanlı kurbanlar yaygın olarak uygulanmış.
Zaman zaman bitkiler de kurban olarak sunulmuş.
Diğer bazı ilkel dinlerde olduğu gibi insan ve hatta çocuk kurbanları da gözlemlenmiş.
Örneğin Truva savaşları sırasında Agamemnon denizi yatıştırmak için kızı İphigenia'yı...
kurban etmek istemiş. Ancak tanrıça Artemis son anda bir geyik göndermiş.
Bir başka efsanede kıtlığı durdurmak amacıyla kral Atamas'a oğlu Pikiros'u kurban etmesi söylenmiş.
Fakat gökten inen altın poslu bir koç çocuğu kurtarmış.
Kurban hikayesi Hazreti Adem'in oğulları Kabil ve Habil'in kıssasında da yer alıyor.
Bundan yine bahsetmiştim.
İkisi aynı kızla evlenmek istiyorlar.
Allah'a kurban sunuyorlar ve hangisinin kurbanı kabul edilirse onunla evlenecek diyorlar.
Bu olaylar kurbanın sadece dini bir ibadet değil, aynı zamanda toplumsal düzeni ve kaderi belirleyen böyle sembolik bir ritüel olarak işlev gördüğünü de gösteriyor.
Peki tüm bu tarihsel örnekler bize ne soracak?
söylüyor. Aslında şunu söylüyor.
Kurban sadece bir hayvan kesme meselesi değil.
Binlerce yıldır insanın kendi sınırlarını, bağlılıklarını hatta korkularını test ettiği bir ritüel.
Kimisi tarihi memnun etmek için kurban etmiş.
Kimisi kurbanla doğaya şükran sunmuş.
Kimisi de bir başka dünyaya yatırım yapmış.
Ama her seferinde bir fedakarlık, bir veriş, bir ben bunu yapabiliyorum deme hali var.
İslam'daki kurban bayramı da işte bu tarihsel ve sembolik mirasın en barışçıl belki de en paylaşım odaklı Bunlar
sadece birer gelenek değil.
Aslında toplumsal onarım araçları da hepimizin kırıldığı yerlerden birazcık onarılmaya ihtiyacı var ya.
İşte bayram tam da bunun için bir fırsat belki de.
O zaman sana bir soru.
Kurban olayının hiç bu kadar boyutlu olabileceğini düşünmüş müydün?
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Bunları bilse iyi olur diye düşündüm.
Düşündüğünüz bir arkadaşınıza bölümü göndermeyi unutmayın.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
