
"Hiç" Kelimesinin Gücü: Farkında Olmadan Sınır Koyuyor Muyuz?
7 Ekim 2024 · 9 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Bu hafta gündelik hayatta sıkça kullandığımız "hiç" kelimesine yakından bakıyoruz. "Hiç önemli değil" derken aslında gelecekteki olasılıkları kapatıyor olabilir miyiz? 🤔 Robert K. Merton’ın kendini gerçekleştiren kehanet teorisiyle bağlantılı olarak, bu kelimenin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini konuşuyoruz bu bölümde.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar. O zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Geçen hafta bölüm gelmemişti çünkü o kadar hastaydım ki arkadaşlar.
Sesim o kadar kötü bir durumdaydı ki.
Hatta bu bölümde de sesim yine çok iyileşmiş değil.
Ama bir hafta daha bölümsüz, yeni bölümsüz en azından bırakmak istemedim.
O yüzden sesim için şimdiden çok özür dilerim.
Bu hafta yine öyle bir konuyu konuşacağız ki umarım hiç kelimesini kullandığımız için pişman olduğumuz bir hafta olmamıştır.
Zira bugün belki de gündelik hayatımızda farkında olmadan sıkça kullandığımız ama böyle düşündüğümüzde oldukça derin etkileri olabilecek bu konuyu ele alacağız.
Hiç kelimesi bana da şurada dank etti.
Geçen böyle öğle arası yemeğe çıkmıştım bir iş için aradılar.
Öğle arasında da aradık ama kusura bakmayın falan dediler.
Ben de hiç önemli değil dedim.
Sonra telefonu kapatınca bir dank etti bana.
Ya kızım dedim hiç önemli değil dedin de şu an önemli değilmiş gibi gelmiş olabilir.
Ama belki başka bir zamanda başka bir koşulda önemli olacak.
Neden hiç diyerek önünü kapatıp başka bir zamanda önemli olabileceği ihtimalini öldürüyorsun?
Neden yani? Kendimle bu anı yaşayınca direkt böyle başka anlarda kullanıp kullanmadığımı düşündüm bir.
Ve dedim ki bundan sonra hiç kelimesini kullanırken çok dikkatli ol.
Sonra da bu aydınlanmayı acayip konuştum.
Konuşmaya değer buldum. Hayatımızda hiç kelimesini ne kadar sık kullanıyoruz.
Hiç önemli değil, bu hiç sorun değil veya hiç umurumda değil gibi ifadeler dilimizin bir parçası haline gelmiş durumda.
Ancak bu küçük kelimenin arkasında aslında büyük bir anlam ve potansiyel bir etki yatıyor.
Hiç kelimesi cümleye eklendiği anlamla birlikte güçlü bir olumsuzluk ve küçümseme etkisi yaratan bir kelime.
Önemli değil demek bir şeyin şu an için öncelikli olmadığını ifade ediyorken hiç önemli değil dediğin Bu şeyin bir gün belki de önemli olma ihtimali yok ediyorsun anlamına geliyor aslında.
Bu ifade bir şeyin değerini tamamen reddeden ve gelecekteki bütün olasılıklarını da kapatan bir ifade.
Dilimiz gerçekliği şekillendiren bir araç.
Söylediğimiz her kelime düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyleri etkiliyor.
Hiç kelimesinin bu kadar güçlü bir etkisi olmasının nedeni kendini gerçekleştiren kehanetlere benzer bir biçimde.
Hani aslında asla demek bölümünde de ben bahsetmiştim bundan.
İşte söylediğimiz şeylerin düşünce yapımızı ve davranışlarımızı etkilemesinden kaynaklanıyor.
Bir şeyi hiç olarak nitelendirdiğimizde bu konuya olan bakış açımızı daraltıyor ve belki de gelecekte bu konunun bizim için daha önemli hale gelme ihtimalini de ortadan kaldırıyor.
Bu yine kendimizi sınırlayan bir dil kullanımı.
Dolayısıyla kelimelerimizle kendimize ne tür sınırlar koyduğumuzu ve bu sınırların hayatımızı nasıl şekillendirdiğini fark etmek çok önemli.
Eğer dilimizi daha dikkatli kullanırsak hem kendimiz hem de çevremiz için daha açık ve daha esnek bir...
zihniyet geliştirebiliriz.
Hiç yerine şu anda önemli değil veya bu an için öncelikli değil gibi ifadeler kullanmak gelecekteki olasılıklara kapıyı açık bırakır ve düşünce esnekliğimizi artırır.
Kelimelerimizin gücünü anlamak da bir noktada duygusal zekamızı da geliştiriyor aslında ve başkalarıyla olan iletişimimizi daha da yapıcı hale getiriyor.
Kendimize ve çevremize karşı daha nazik, daha esnek bir dil kullanmak olası çatışmaları da azaltacak bir etken ve daha sağlıklı ilişkiler kurmak.
Kendini gerçekleştiren kehanet diyoruz ya hani iki bölümdür.
Peki bu ne? Tam olarak ne anlama geliyor?
Robert Merton'ın ortaya attığı bir teori, bu kendini gerçekleştiren kehanet teorisi, bu teori bireyin bir durum veya olay hakkında beklenti ya da öngörüde bulunmasının o durumu veya olayı gerçekleşme olasılığını
arttırması anlamına geliyor aslında.
Yani bir kişi bir olayın olacağına inanırsa bu inanç ve beklenti dolayısıyla davranışları değişiyor ve sonuçta beklenen olay da...
O kaçınılmaz son geliyor yani.
Bu kavram bireyin inançlarının ya da beklentilerinin kendisinin veya başkalarının davranışları üzerinde nasıl etkili olduğunu gösteriyor.
Merton bu kavramı şu şekilde tanımlamış.
Başlangıçta yanlış olan bir tanımın insanların davranışlarını değiştirmesi sonucu doğru hale gelmesi.
Yani başta yanlış veya asılsız bir beklenti ya da inanç kişinin bu doğrultuda hareket etmesi sonucunda gerçeğe dönüşüyor.
Mesela bir öğretmen öğrencilerinden birinin başarılı olacağına inanırsa bu öğrenciye daha fazla ilgi gösterebilir.
Ona destek olabilir. Bu da öğrencinin özgüvenini artırır ve daha başarılı olmasına yol açar.
Başta yalnızca bir beklenti olan başarı bu davranış değişikliği sayesinde aslında gerçekleşmeye başlar.
Ya da tam tersi bir noktada bir kişi partnerinin ona yeterince ilgi göstermediğini düşünmeye başladığında bu inançla hareket ettiğinden soğuk ve mesafeli davranır.
Bu tavır karşısında partneri de mesafeli hale gelir.
Ve böylece ilk başta yanlış olan inanç yani partnerinin ilgisiz olduğu düşüncesi doğru hale gelmiş olur.
Ben bu teoriyi hiç kelimesiyle bağdaştırdım işte biraz.
Nasıl yaptım onu da anlatayım.
Birinci bağdaşıklık noktası Olumsuz beklentiyi güçlendirme yönünde bence.
Çünkü hiç kelimesi güçlü bir olumsuzluk içeriyor ve bir şeyin değerini tamamen yok sayıyor.
Örneğin bu hiç önemli değil dediğimizde o an için önemsiz olan bir şeyi gelecekte de önemsiz hale getiriyoruz.
Bölümün başında da demiştim bunu.
Bu da olayın önem kazanabileceği bütün olasılıkları kapatıyor.
Merton'un teorisine göre bu tür bir dil kullanımı bireyin hem düşünce yapısını hem de gelecekteki davranışlarını etkiliyor.
Dolayısıyla da hiç kelimesini kullanmıyor.
kullandığımızda potansiyel olarak önemli olabilecek bir durumu bilinçli olarak yok sayıp gerçekten önemsiz hale getiriyoruz.
İkinci noktası da kendi sınırlayan düşüncelerle bağdaşıklığında.
Hiç kelimesi kullanıldığında bir durumun tamamen dışlanması veya değersizleştirilmesi söz konusu olduğundan bu da kişinin gelecekte o durumla ilgili farklı fırsatları veya belki de gelişmeleri
görmesini engelleyebiliyor.
Örneğin bu işten hiçbir sonuç alamayacağım galiba diyen biri Kendisini bu duruma inandırarak daha az çaba gösterir ve sonuçta gerçekten başarısız olur çok yüksek ihtimalle.
Bu Merton'ın teorisinde olduğu gibi kişinin dil yoluyla kendini sınırlayıcı bir kehanet yaratması aslında.
Üçüncü noktası da bence gerçekliği şekillendirme.
Dilin gerçeği algılama biçimimizi etkilediğine değinmiştik.
Merton'un teorisine göre insanlar belirli beklentilere sahip olduklarında bu beklentilere göre hareket ediyorlar ve o beklentileri gerçeğe dönüştürüyorlar.
Hiç kelimesi de benzer bir şekilde kullanıldığında bir şeyi tamamen yok saymak ya da olasılıkları sıfırlamak gelecekte bu şeyin gerçekten hiç gerçekleşmemesiyle sonuçlanan bir durum gibi gözüküyor aslında.
Örneğin bu sorun... hiç çözülemez diyerek bir meseleyi çözülmeyecek bir sorun haline getirebilirsiniz.
Çünkü bu inanç doğrultusunda çabalamaya başlarsınız.
Dördüncü ve son noktası da duygusal ve bilişsel kapanma.
Hiç kelimesi hem duygusal hem de bilişsel olarak kapalı bir tavır sergileyen bir kelime.
Merton'un teorisinde bir olumsuz beklenti bireyin bu olumsuzluğu gerçekleştirmesine neden olur.
Yani bu tür bir dil duygusal esnekliği azaltır ve bireyin farklı açılardan bu durumu değerlendirme kapasitesine kılmaktadır.
İşte tam da bu nedenlerle hiç kelimesinin kullanımını yeniden gözden geçirmek, hem kendimize hem de çevremize karşı daha sağlıklı bir iletişim kurmamızda kritik bir rol...
Kelimelerin gücü kesinlikle küçümsenmemeli arkadaşlar.
Zihnimizde ve hayatımızda açtığımız ya da kapattığımız belki de kapılar aslında bazen bu küçük kelimelerin ardında gizleniyor.
Peki ya siz? Hayatınızdaki hiçleri hiç fark ettiniz mi?
Örneğin bu hiç düzelmez ya da hiçbir şey değişmeyecek dediğiniz anlarda farkında olmadan kendinize nasıl sınırlar koyduğunuzu düşündünüz mü?
Bu bölümde bahsettiğim gibi kelimeler sadece birer ifade aracı değil.
Aynı zamanda dünyayı algılama ve ona yaklaşma biçimimizi de şekillendiriyor.
O zaman sana bir soru.
Bunu düşünmeni istiyorum biraz.
Belki de sadece dilimizi değiştirerek hayatımızdaki pek çok engele...
Evet benden bu haftalık bu kadar.
Eğer bu bölümü beğendiyseniz lütfen Spotify'dan beni takip etmeyi ve yeni bölümlerden haberdar olmayı unutmayın.
Ayrıca Instagram'dan da ya da Apple Podcast üzerinden de yorum bırakabilirsiniz.
Bu konuyla ilgili kendi deneyimlerinizi ya da farkettiğiniz hiçlerinizi paylaşmanız beni çok sevindirir.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
