
Herkesin Bildiği Ama Kimsenin Söylemediği Neler Var?
6 Ocak 2025 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Selamlaaar! Herkesin bildiği ama kimsenin dile getirmediği o sessizlikleri konuşuyoruz! Toplum normlarından iş yerindeki tabulara, aile içi sessizliklerden sosyal medyadaki illüzyonlara uzanan bir tabu turuna çıkmaya hazır mısın? Bu bölümde, sessiz kabullerin ardındaki gerçekleri sorguluyor, görünmez kuralları masaya yatırıyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bir Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Bugün hep birlikte bir tabu turuna çıkalım istedim.
Hani şu herkesin bildiği ama kimsenin şu an bunu dile getirsem ortam buz keser mi diye korktuğundan dile getirmediği konular var ya.
İşte bugün o konuların tozunu alalım istedim biraz.
Evet işte böyle sessiz kabuller, tabu şeyler ve yok mu bu sessizlikçiliğin bir sonu dedirten mevzular.
Hazırsanız alın çayınızı kahvenizi hazırlanın başlayalım.
İlk durak toplum normları olsun diyorum.
Biliyorsunuz böyle yazılı olmayan ama adeta taşa kazınmış gibi hissettiren kurallarımız var bizim.
Şu an böyle çok lalet tayin bir örnek geldi aklıma mesela.
Böyle bir toplu taşıma aracında olduğunuzu düşünün.
Telefonla böyle konuşma seviyeniz belli bir decibelin üzerine çıktıysa insanlar sizi içten içe ayıplar.
Ama kimse gelip de böyle çok cesaretli biri yoksa gelip de böyle biraz sessiz olabilir misiniz falan demez.
Ya da mesela işte... Şimdi böyle bir iş hayatından düşünüyorum işte fazla mesai diyelim.
Hepimiz biliyoruz fazladan çalışmak şirket sadakatinin göstergesi gibi sunuluyor.
Ama kimse çıkıp da arkadaşlar ya hayat benim değil mi demeye cesaret edemiyor.
Mesela bir de şey var böyle çok konudan konuya atlamalı olacak bu bölüm ama birazcık böyle olsun istedim.
Çünkü hani böyle geçen gün bir düşündüm.
Daha doğrusu düşündüm derken kendi kendime böyle zihnimin içerisinde konuşuyordum.
Ya bunları hep içeriden düşünüyoruz ama dışarıya o kadar...
vurgulamıyoruz ki dediğim her şeyi bu bölümde anlatmak istedim aslında.
Şimdi de aklıma şey geldi hani böyle bizim bir lafımız var ya misafir umduğunu değil bulduğunu yer diye hani misafirlikte sofraya 10 çeşit yemek koymak yazılı bir kural değil ama yapmayınca tüm
mahalle annelerinin gizli listesine girmiş gibi hissediyoruz.
Buradan da böyle biraz aile mevzularına kayacak olursak arkadaşlar Kaç kere ben senin iyiliğin için söylüyorum cümlesini duydunuz.
Ve gerçekte bu tamamen benim bakış açım ama sana zorla kabul ettireceğim anlamına geldiğini fark ettiniz.
Bunu kimse söylemiyor ama hepimiz biliyoruz.
Bir de işte şeyler vardır ya.
Sizin için nelerden vazgeçtim ben falan hani tam bir klasik.
Aile içindeki sevgi dolu manipülasyonları ele almazsak olmaz diye düşündüm çünkü.
Tamam anneciğim, tamam babacığım siz haklısınız diyerek üzerine söyleyecek söz bırakmayınca.
Konuyu çözdük mü sanıyorsunuz ya?
Bu konu çözüldü mü yani şimdi?
Ya da hani şu aile her şeyden önemlidir falan var ya.
Ya tabii ki aile önemlidir ama hani bireysel sınırlarımız nerede başlıyor?
Nerede bitiyor? Hiç sormaz mıyız bunları kendimize?
Soramayız çünkü haksızlık gibi gelir.
Ah o sessizliklere şahit olan duvarlar.
Ah onlar neler anlatır neler.
Ya da böyle hiç haddini olmayan konulara karışan senden yaşça büyük akrabalar vardır ya.
Çok şey demek istersin ama saygısız ilan edilmemek için.
Ağzını da açamazsın çoğu zaman.
Bu senaryoyla iş hayatında karşılaşmak da mümkün yine.
Hani şu toplantıda bir fikir söylersem herkes beni eleştirir mi diye sessiz kalmayı tercih ettiğimiz anlar var ya.
İş yerinde sessizlik aslında çok şey anlatır.
Mesela böyle çok yoğunum diye bir cümle vardır ya hani.
Her şey üst üste geliyor ama ben destek göremiyorum anlamına gelir bence bu.
Ama bunu açıkça söylemekten de çoğumuz çekiniriz.
Bir de şu var he bak çok önemli çok.
Maaş ya da terfi görüşmeleri.
Çoğu kişi böyle hak ettiğim bu demekten korkar.
Çünkü fazla talepkar ya da ne bileyim nankör falan gibi algılanmak istemez.
Bu sessizlik de bazen iş yerinde maalesef ki bir kültür haline gelir.
İşte ofis politikaları falan da bunun cabası yani.
Takım olarak çok iyiyiz ya, harikayız falan cümlesine hepimiz gülümseriz ama içsen içe.
Ekip iyiyse neden bu kadar çalışıyoruz abi diye sorgulamadan da edemeyiz.
Hani bu arada çok çalışmak da düzgün çalışmamanın...
Bir göstergesidir benim gözümde.
Hani 9 koca saat iştesin tamam mı?
Ama hala eve götürecek işin var be kardeşim.
Yani tamam bazı dönemler okey olabilir de sürekli bunu yapan biri beni...
Ne bileyim düşündürür yani hani gün içinde vaktini ne kadar verimsiz kullanıyor acaba diye bir düşünürüm.
Ya bu bölüm dediğim gibi çok konudan konuya atlamalık oluyor ama gerçekten böyle bir bölüm olsun istedim.
Hani böyle aklımıza gelen ya bunlara neden hiç böyle tepkiler veremiyoruz?
Beynimizde döndürüyoruz, döndürüyoruz, döndürüyoruz ama asla bu tepkiyi vermiyoruz.
Siniyoruz, kalıyoruz dediğimiz şeyler biraz daha.
Peki. Mesela sosyal medyada.
Kimse açıkça böyle like sayısıyla mutluluğumu ölçüyorum demiyor.
Ama hepimiz az çok bu oyunun bir parçasıyız.
Ben de dahil yani. O hikaye atılacak.
İşte o mükemmel an paylaşılacak.
Ama paylaşırken acaba bu kadar uğraşmasa mıydım diye düşünen vardır illaki aramızda.
Ve o an herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı şu işte sosyal medya profilleri bir nevi de kendi PR'ımız.
Yani peki bunlar hani gerçeğin ne kadarını yansıtıyor?
Böyle bakınca da gerçeklik biraz arka planda kalıyor.
Bir de arkadaşlık ilişkilerindeki böyle sessizliklerimiz var.
Mesela bir arkadaşınız size sürekli kendi sorunlarını anlatıyor tamam mı?
Ama bir kere bile peki sen nasılsın ya demiyor.
Hani bunu söyleyemiyor. Bunu söyleyip ilişkiyi bozmak istemediğimiz için de susuyoruz, dile getirmek istemiyoruz.
Ya da işte aslında bu arkadaşlık sadece geçmişten gelen bir alışkanlık mı diye kendimize bunu sormaktan bile korkuyoruz.
Hepimiz içimizde bir yerlerde bunu sorguluyoruz diye düşünüyorum ama.
Şimdi tekrar böyle bir toplumun tabu konularına dönmek istiyorum.
Özellikle Türkiye'de bazı konular var ki konuşmaya başladığınız an böyle etraf sessizleşir.
Mesela evlilik yaşı.
Kadınlar için işte evlenmedin mi daha sorusu.
Erkekler için de bu farklı bir versiyonda soruluyor tabi işte hala düzenini kuramadın mı falan bunların hepsi birer baskı ama kimse şunu sormuyor hani mutlu musun hayatın istediğin gibi mi yani bu
sorular en az diğerleri kadar önemli ama ne derse yokmuş gibi davranıyoruz.
Bir diğer tabu da bence para konuşmak.
Maaşını söyleyen biri hemen böyle şey ayıp değil mi ya paradan bahsedilir mi falan bakışlarına maruz kalır.
Ama hepimiz bir yerde ekonomik durumumuzun etkilerini yaşıyoruz özellikle şu dönemlerde.
Peki bunları konuşmak neden bu kadar zor?
Paradan konuşunca daha mı az değerli oluyoruz?
Yani tabii ki hayır. Ama bu bir tabu olduğu için sessiz kalmayı tercih ediyoruz.
Yine sessiz kalmayı tercih ettiğimiz bir başka konulardan daha ilişkiler.
Yani böyle ilişkilerdeki bu sessiz kabuller işte ne bileyim gizli kurallar falan var ya hani kim daha çok seviyor sorusu mesela.
Herkesin kafasında ama kimse bunu yüksek sesle dinlendirmez.
Ya da şu hani var ya birbirimize her şeyi anlatıyoruz biz falan.
Ya gerçekten öyle mi ya?
Yani yoksa bazı şeyleri paylaşmamak ilişkinin sağlığı için daha mı iyi?
Herkesin bildiği ama konuşmadığı bir diğer şey de ilişkiler deyince aklıma geldi.
Kıskançlık. İlişkilerde kıskançlıkla başa çıkmak bence o kadar kolay bir şey değil.
Ama bunu dile getirdiğinizde işte güvensiz misin yaftasını yemekten çekiniyoruz hep.
Peki tüm bunların yanında hayaller ve kariyer hedefleri toplumun çizdiği sınırlarla ne kadar sınırlıız aslında farkında mısınız?
Mesela ne zaman ev alacaksın?
Ya da artık çocuk yapmanın zamanı gelmedi mi falan gibi.
Bir takım hadsizce sorular diye düşünüyorum.
Ben en azından öyle olduğunu düşünüyorum.
İnsanların bireysel hayalleri, kariyer planları hep bir toplum normu çerçevesinde değerlendiriliyor.
Oysa ki bir insanın ev almak istememesi ya da işte bir çocuk sahibi olmak istememesi ya da ne bileyim kariyerinde farklı bir yol seçmesi neden bu kadar yargılanan bir şey?
Bunu açıkça dile getirdiğimizde çoğu zaman Bencil ya da işte gerçeklerden kopuk falan damgalarını yiyoruz.
İşte bu yüzden de susuyoruz.
Ama bu sessizlik içimizde biriken bir hayal kırıklığına dönüşüyor zamanla.
Ve yine kendiniz için bir adım atıp bunu seslendirdiğinizde hayal kırıklığına dönüşen bir başka konu daha var.
Hani bu mental sağlığınızdan şüphelendiğinizde böyle cesaretlice bir adım attığınız zaman.
Ya ben terfiye gidiyorum falan dediğinizde o an böyle karşıdakinin surat ifadesi nasıl değişir değil mi?
Oysaki terapi böyle fiziksel bir rahatsızlık için doktora gitmek kadar normal bir şey.
Ama nedense bu konuda konuşmak hep bir cesaret istiyor.
Peki tam da bu noktayı değinmişken böyle biraz da işte kaygı bozukluğu, depresyon, panik atak gibi meseleler.
Çoğu kişi bu sorunlarla boğuşurken bile bir uzman yardımı almak yerine sessiz kalmayı tercih ediyor.
Çünkü bu konuları dile getirdiğimizde etiketlenmekten korkuyoruz.
Ama o sessizlik çoğu zamanda bir yardım çığlığı bence.
Şimdi gelelim böyle eğitim sistemimize birazdan.
Yani ah o herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı gerçeklerden ve gerçekten çarpıcı olanlardan bir tanesi daha.
Hani biz hep diyoruz ya sınav başarısı eşittir zeka.
Yani hep demiyoruz da daha doğrusu öyle adlandırıyoruz.
Bu denklemi sorgulamaya cesaret edebilen var mı Allah aşkına?
Ya da bir öğrenci işte bir derse geçemezse onun başarısız olduğunu ilan etmek neden bu kadar normalleşti?
Ve çocukların cesaretini neden bu kadar kırıyoruz?
Oysa ki öğrenmenin farklı yolları, ne bileyim farklı hızları vardır kişiden kişiye değişecek şekilde.
Ama bunları konuştuğumuzda sisteme karşı geliyorsun bakışlarıyla karşılaşıyoruz ve yine susuyoruz.
Bu da bizi bir pasif kabullenmeye itiyor.
Aslında bu sınav başarısının zekaya eşit olduğunu kabullenmek de bir nevi aslında oradaki sessizliklerden bir tanesi.
Ya bu tabuların her biri üzerimize giydirilmiş görünmez bir zırh gibi yani yine ben yapıyorum benzetmelerimi.
Kendi düşüncelerimizi, hislerimizi, hayallerimizi bastırmamıza neden oluyor.
Ama bu zırh bir yandan da ağır bir şey.
Çünkü içimizde bir yerlerde o sessizliği bozmak ve bu görünmez kuralları sorgulamak istiyoruz.
İşte bu noktada küçük bir adım bile büyük bir fark yaratabilir.
İşin aslında tüm bu sessizlikler bizi bir yere götürüyor.
Tam olarak kendimize götürüyor.
Kendi sınırlarımız, korkularımız ve kabullerimiz üzerine düşünmeye götürüyor.
Bu sessizlikleri bozmak önce kendimize bu gerçekten doğru mu?
Ve bunun hakkında ne kadar konuşmalıyım diye sormakla başlıyor.
İşte tam bu noktada farkındalık devreye giriyor.
Çünkü bu sorular bizi sadece toplumla değil kendimizle de yüzleşmeye zorlayan sorular.
Sessizlikleri bozmanın ilk adımı belki de bu farkındalık.
Ama bu kolay bir süreç değil.
Çoğu zaman sessizlikleri bozmak çok büyük cesaret gerektiriyor.
Çünkü bu cesaret başkalarının eleştirilerini, ön yargılarını göze almayı da içeren bir şey.
Ama unutmayın sessizliğin içinde yaşamak kendi doğrularımızdan uzaklaşmak demek maalesef.
Peki bu sessizlikleri nasıl bozacağız?
Küçük adımlarla başlayacağız mesela ya.
Öncelikle kendimize karşı dürüst olacağız.
Hayatımızda neyin eksik olduğunu, neyin bizi rahatsız ettiğini anlamaya çalışacağız.
Bu bir arkadaşımıza belki de hani sen nasılsın diye sormakla ya da beni bu konuda yalnız bırakıyorsun destek olmanı isterim demekle bile başlayabilir.
Sonra çevremizdekilere karşı daha açık olmayı deneyeceğiz.
Ama bu açıklık hani illaki her şeyi paylaşmak demek de değildir.
Buradan oversharing bölümüne gidebilirsiniz diyormuşum.
Bazen sessizlikleri bozmak yalnızca doğru yerde, doğru kişilere kendi sınırlarımızı anlatmak oluyor.
Mesela bir toplantıda fikirlerimizi dile getirmek.
Ya da bir arkadaşımıza bu konu beni rahatsız ediyor diyebilmek.
Küçük gibi görünen bu adımlar hayatımızda gerçekten büyük değişiklikler yaratabilir.
Ben bunu deneyimledim ve gördüm de bu arada.
Yaratıyor, yaratmaya da devam ediyor.
Bir de şu var tabularla yüzleşmek her zaman başkalarını değiştirmekle ilgili değildir.
Bunu da kabullenmek lazım.
Bazen kendimizi de sorgulamamız gerekiyor.
Hatta bazen asıl kendimizi sorgulamamız gerekiyor.
Mesela biz de bazen başkalarının sessizliklerini destekliyor olabilir miyiz?
Onların sessizliklerini fark etmiyor ya da rahatsızlıklarını görmezden geliyor olabilir miyiz?
Belki de değişim empatiyle başlıyordur ki belki de değil bence çok yüksek oranda empatiyle başlıyor.
Çevremizdeki insanların seslerini duymak, onlara alan açmak, bu döngüyü kırmanın önemli bir yolu olabilir.
Son olarak unutmamalıyız ki sessizlikleri bozmak bir özgürleşme süreci en nihayetinde.
Hayatımızda bize ait olmayan yükleri taşımaktan vazgeçmek, görünmez kuralları sorgulamak ve kendi doğrularımızı bulmak.
Bizi her zaman daha güçlü kılacak bir şey.
Bu süreç böyle biraz sancılı ama sonunda daha özgür, daha gerçek bir hayat.
Sizi bekler. Evet, bugün böyle bir tabu turu yaptık.
Konudan konuya atladık biraz da değişik bir bölüm oldu bence.
Ama şunu unutmayın ki sessizlikler konuşuldukça azalır.
Korkular dile getirildikçe küçülür.
Eğer bugün bu bölümde size ilham verecek bir şey bulduysanız bu harika bir başlangıç demektir.
O zaman sana bir soru diyorum.
Hayatında hiç dile getirmekten çekindiğin bir tabu ya da işte ne bileyim bir sessizlik oldu mu?
Eğer fırsatın olsaydı ne söylemek isterdin?
Bu bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takipte kalmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
