
Selamlaaar! Bu bölümde, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü neden bu kadar düşündüğümüzü konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bi Soru podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Melisa.
Bugün biraz böyle ucundan insanların kafasının içine gireceğiz ama giremeyeceğiz.
Zaten bütün problemimiz de bu olabilir. Hatta bu bölümün bütün problemi bu olabilir.
Şimdi maalesef çok huzursuz edici bir gerçekle başlayacağım.
Şu an, bak tam olarak şu an bir yerlerde sizin hakkınızda tamamen yanlış bir şey düşünen biri olabilir.
Sizi kibirli sanıyor olabilir, soğuk sanıyor olabilir, gereğinden fazla özgüvenli buluyor olabilir.
Belki tam tersine özgüvensiz olduğunuzu düşünüyor olabilir.
Birisi sizin çok iyi niyetli olduğunuzu düşünürken başka biri aynı davranışınıza bakıp kesin bir çıkarı vardır da diyor olabilir.
Bir arkadaşınız sizinle yaşadığı bir olayı ya da sizinle ilgili bir olayı bir başkasına anlatmış olabilir.
Ve o insan hayatında sizi hiç tanımamasına rağmen şu an böyle sizinle ilgili bir fikre sahip olabilir.
Ve daha kötüsü ne biliyor musunuz?
Büyük ihtimalle bunların hiçbirinden haberiniz yok.
Siz şu an gayet normal hayatınıza devam ediyorsunuz.
Belki kahvenizi içiyorsunuz, işe gidiyorsunuz, yemek yapıyorsunuz, beni dinliyorsunuz mesela.
Bu sırada birinin kafasında sizin başka bir versiyonunuz yaşıyor.
Biraz korkunç geldi değil mi?
Ama bence bir yandan da acayip rahatlatıcı.
Çünkü bugün biraz şunu konuşmak istiyorum arkadaşlar.
Herkes bakın ama herkes istediğini düşünüyor.
Ve biz buna sandığımız kadar müdahale edemiyoruz.
Ama buna rağmen hayatımızın inanılmaz büyük bir kısmını insanların böyle bizim hakkımızda ne düşündüğünü düşünerek geçiriyoruz.
Bakın cümle bile çok yorucu.
Yani ben söylerken yoruldum.
İnsanların benim hakkımda ne düşündüğünü düşünüyorum.
Bir düşüncenin düşüncesini düşünüyoruz yani.
İnsan zihninin boş durmayınca kendine çıkardığı işlere bak.
Gerçekten inanılmaz bir yapı.
Bir yere gidiyoruz mesela.
Acaba çok mu sessiz kaldım?
Bir mesaj atıyoruz.
Acaba bunu biraz sert mi yazdım?
Ya da Instagram'a bir fotoğraf koyuyoruz.
Ay şimdi millet bunun için uğraşmış diyecek.
Ya da fotoğraf koymuyoruz.
Çok mu görünmez oldum acaba diyoruz.
Bir davete gitmiyoruz.
Kesin ayıp ettiğimi düşündüler diyoruz.
Veya gidiyoruz.
Acaba çok mu kaldım diyoruz.
İş yerinde bir şeye hayır diyoruz.
Ve sonra aklımızda hemen beliriyor.
Şimdi kesin sorun çıkaran biri olduğumu düşünüyorlar diye.
Fikrimizi söylüyoruz.
Acaba fazla mı iddialı konuştum diyoruz.
Söylemiyoruz.
Bu sefer de keşke söyleseydim.
Şimdi yetersiz olduğumu düşünmüşlerdir diyoruz.
Abi yani hiçbir türlü kazanamıyoruz ki biz bu savaşı.
Çünkü baktığımızda ortada bazen bize yöneltilmiş bir eleştiri bile yok.
Kimse hiçbir şey söylememiş, kimse yüzünü ekşitmemiş, kimse mesaj atmamış.
Ama biz ne yapmışız?
İnsanların yerine geçip kendimizi yargılamışız.
Bu bence çok enteresan bir şey.
Yani bazen insanların bizi yargılamasından yorulmuyoruz aslında.
Biz onların bizi yargılayabileceğini düşünüp onların yerine kendimizi yargılıyoruz.
Kendi kafamızda bir jüri kurmuşuz.
Sanık da biziz, savcı da biziz, hakim de biziz.
Sonra bir de herkes benim hakkımda ne düşünüyor acaba diye geriliyoruz.
Herkes daha düşünmedi bile.
Sen herkesten önce davrandın zaten.
Şimdi tabii şunu da bir söylemek lazım.
Bunun çok insani bir tarafı da var.
Çünkü hepimiz kabul edilmek istiyoruz, sevilmek istiyoruz, yanlış anlaşılmak istemiyoruz.
Özellikle sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanların bizi iyi tanımasını istiyoruz.
Hatta sadece iyi tanımasını da değil.
Bence bazen kendimizle ilgili kafamızda oluşturduğumuz böyle belirli kimlikler var.
ve insanların da bizi tam olarak o kimliklerle görmesini istiyoruz.
Mesela ben kendimi iyi niyetli biri olarak görüyorsam
insanların da beni iyi niyetli biri olarak görmesini istiyorum.
Ya da kendimi çalışkan biri olarak görüyorsam
tembel olduğumu düşünmeleri beni rahatsız ediyor.
Veya kendimi düşünceli biri olarak görüyorsam
birinin beni bencil bulması böyle acayip sinirime dokunabiliyor.
Çünkü orada sadece beni sevmedi meselesi yok arkadaşlar bakın.
Benim kendimle ilgili bildiğim bir şeyi yanlış biliyor hissi var.
Ve insanın da tam böyle bir durumda böyle hemen gidip hayır bak aslında ben öyle biri değilim şimdi olay şöyle oldu falan diye açıklayası geliyor.
Sonra başlıyoruz böyle bir sonsuz açıklama döngüsüne.
Olayın başını anlatıyoruz orada ne hissettiğimizi anlatıyoruz niye öyle söylediğimizi anlatıyoruz.
Aslında 3 gün öncesinde neler olmuş işte başka bir şey olmuş falan onları anlatıyoruz gibi.
Karşı taraf hala ikna olmadıysa böyle bir ikinci sunuma geçiyor.
Hani powerpoint açacağız birazdan.
Bak şimdi canım burada zaman çizelgesini görüyorsun.
İnanılmaz bir açıklama perileri geliyor orada.
Ama mesele şu.
Her şeyi açıklasanız bile karşınızdaki yine istediğini düşünebilir arkadaşlar.
Çünkü insanlar davranışları sadece sizin niyetiniz üzerinden okumuyor.
Kendi deneyimleri üzerinden okuyorlar.
Kendi geçmişleri üzerinden okuyorlar.
Kendi korkuları, travmaları, beklentileri hatta değerleri üzerinden okuyorlar.
Siz aynı davranışı yapıyorsunuz tamam mı?
Bir insan size bakıp ne kadar özgüvenli diyor.
Başka biri ne kadar kibirli diyor.
Mesela sessiz bir rol aldığınızı varsayalım.
Birisi diyor ki çok sakin, ağırbaşlı bir insan.
Diğeri diyor ki çok soğuk.
Ya da sınır koyuyorsunuz.
Biri diyor ki helal olsun ya kendine saygısı var ne güzel diyor.
Başka biri de diyor ki çok bencil.
Veya işte işinizi önemsiyorsunuz.
Birine göre çok disiplinlisiniz.
Diğerine göre çok hırslısınız.
Çok çalışmıyorsunuz.
Birine göre hayatı yaşamayı biliyorsunuz.
Diğerine göre tembelsiniz.
Ya da çok sosyal oluyorsunuz.
Birine göre enerjiksiniz.
birine göre her yerde olmak zorunda hisseden bir tipsiniz.
Evde oturuyorsunuz, birine göre huzurlusunuz, birine göre asosyalsiniz.
Yani ne yapacağız biz o zaman? Hangi seyirciyi oynayacağız?
Bence sıkıntı tam burada başlıyor.
Çünkü hayatınızı insanların sizin hakkınızda doğru şeyi düşünmesini sağlayacak şekilde yaşamaya başladığınızda
doğru şey diye ortak bir şey olmadığını fark ediyorsunuz.
Herkesin doğrusu başka, hatta bambaşka.
ve hepsini memnun etmeye çalışınca ortaya inanılmaz garip bir insan çıkıyor.
Birinin yanında fazla konuşmayan, birinin yanında fazla sessiz kalmayan,
birine hayır demeyen, bir başkasına fazla evet de demeyen,
çok iddialı olmayan ama silik de durmayan
ya da çok paylaşmayan ama gizemli de görünmeyen.
Yani insan değil de hani sanki bir kurumsal iletişim stratejisi gibi bir şeye dönüşüyorsunuz orada.
Her cümlenin öncesinde kriz iletişimi yapıyorsunuz resmen.
Bu hareketim yanlış anlaşılır mı?
E anlaşılır yani her şey yanlış anlaşılabilir.
Bu da çok rahatlatıcı bir bilgi bence.
Çünkü gerçekten her şey yanlış anlaşılabilir.
Dünyanın en iyi niyetli hareketini yapın tamam mı?
Bakın en iyi niyetli insan olun dünyanın.
Bir insan onun altında yine kötü bir niyet bulabilir.
Ya da ya da hiçbir şey yapmayın.
Bu sefer de niye hiçbir şey yapmadığınızla alakalı bir fikir üretebilir.
Dolayısıyla sıfır yanlış anlaşılmayla yaşamak diye bir ihtimal yok.
Ama tabii burada hemen diğer uca da gitmeyelim.
Hani çünkü şu kimseyi umursama herkes ne düşünürse düşünsün söylemi de bana çok gerçekçi gelmiyor.
Tabii ki önemsiyoruz.
Günün sonunda insan sosyal bir canlı.
Sevdiğimiz insanların bizim hakkımızda ne düşündüğü önemli.
Patronunuzun sizin iş performansınız hakkında ne düşündüğü bir noktada önemli.
Ya da partnerinizin sizin davranışlarınız hakkında ne hissettiği önemli.
Arkadaşınız bir davranışınızdan kırıldıysa bu da önemli.
Bana ne ya herkes istediğini düşünsün falan deyip geçmek her durumda sağlıklı bir şey değil.
Ama bence burada iki şeyi ayırmamız gerekiyor.
Bir şeyi açıklamakla kendini ispatlamaya çalışmak.
Bunlar aynı şey değil arkadaşlar.
Mesela arkadaşınız geliyor diyor ki
Geçen gün yaptığın şeye çok kırıldım beni önemsemediğini düşündüm.
O zaman dersiniz ki
Hayır ya gerçekten öyle değildi ben o gün şundan dolayı böyle davrandım seni kırdığımı fark etmedim.
İşte konuşursunuz belki özür dilersiniz belki yanlış anlaşılmayı çözersiniz.
Bu ilişkidir bu iletişimdir.
Ama siz açıklamanızı yaptıktan sonra karşı taraf hala
yok ben senin yine de bilerek yaptığını düşünüyorum diyorsa
bir noktada yani yapabileceğiniz ne var?
Hani ne yapabilirsin?
Gerçekten soruyorum.
Noter'den niyet beyanı mı çıkaracağız yani?
İşte ben Melisa 17 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirdiğim davranışta
kötü niyet taşımadığımı arz ederim falan.
Mühür, kaş, imzan yani arkadaşlar.
Bazen gerçekten bir noktada bırakmak gerekiyor ya.
Çünkü sizin sorumluluğunuz ancak şu olabilir.
Kendinizi açık ve dürüst şekilde ifade etmek.
Karşı tarafın neye inanacaksa onun sorumluluğu.
Bu özellikle ilişkiler bittikten sonra bence acayip enteresan oluyor.
Mesela bir arkadaşlığınız bitiyor diyelim.
Ya da bir ilişkiniz bitiyor.
Bir iş yerinden ayrılıyorsunuz.
Ve içinizden böyle bir merak duygusu geçebiliyor.
Acaba beni nasıl anlatıyor diye.
Aman Allah'ım işte orada ettin altına.
Yani bunun sonu yok çünkü.
Acaba arkadaşlarına ne dedi?
Acaba olayları kendi tarafından mı anlattı?
Acaba beni kötü mü gösterdi?
Yani büyük ihtimalle kendi tarafından anlattı.
Tabii ki kendi tarafından anlatacak.
Siz de kendi tarafınızdan anlatıyorsunuz.
Hepimiz biraz böyle kendi hikayemizin anlatıcısıyız.
Hatta bazen kötü niyet bile olmadan aynı olay iki insanın hafızasında tamamen farklı bir şekilde kalıyor.
Biri diyor ki sen bana o gün bağırdın.
Diğeri diyor ki ben bağırmadım ki sadece biraz sesimi yükselttim.
Ya da biri diyor ki beni yalnız bıraktın.
Diğeri diyor ki ben sana alan tanıdım.
Bakın aynı olay iki farklı film.
Yani bence yetişkinlikle ilgili kabullenilmesi gereken en zor şeylerden biri de şu.
Birinin hikayesinde kötü karakter olabilirsiniz.
Siz kendinizi kötü biri olarak görmeseniz bile.
Hatta gerçekten kötü bir şey yapmamış olsanız bile.
Çünkü bir insanın hikayesinde sizi nereye koyacağını tamamen kontrol edemiyorsunuz.
Bu cümle bence biraz sinir bozucu.
Yani bir noktada da ağır geliyor insana.
Ama düşündükçe bir özgürleştirici tarafı da var.
Çünkü herkesin kafasında başka bir siz var ya zaten.
İşte annenizin bildiği siz başka, babanızın bildiği siz başka,
Çocukluk arkadaşınızın bildiği siz başka
Üniversiteden arkadaşınızın bildiği siz başka
Şu an birlikte çalıştığınız insanın bildiği siz başka
Eski sevgilinizin kafasındaki siz bambaşka
Sizi sadece instagramdan takip eden insanın kafasında mesela apayrı bir karaktersiniz
Belki o insan sizin sürekli dışarı çıktığınızı falan düşünüyor
Çünkü siz sadece dışarı çıktığınız zaman story atıyorsunuz
Halbuki haftanın 5 günü evde böyle pijamayla oturuyorsunuz
Adam nereden bilsin şimdi
Belki iş arkadaşınız sizi çok ciddi biri sanıyor
Çünkü sizi sadece iş ortamında görüyor.
Ama mesela çocukluk arkadaşınız bunu duysa Melisa mı ciddi falan diye kahkaha atar.
Yani çünkü insanların gördüğü şey sizin tamamınız değil.
Sadece bir parçanız ve o parçayı kendi kafalarında tamamlıyorlar.
Burada bence en büyük yanılgımız da şu.
Biz kendimizi içeriden biliyoruz.
Okey niyetimizi biliyoruz, geçmişimizi biliyoruz, neden öyle davrandığımızı biliyoruz.
Mesela o günün başımıza ne geldiğini falan biliyoruz.
Ya da 5 yıl önce yaşadığımız bir şeyin bugünkü davranışımızı nasıl etkilediğini biliyoruz.
Ama karşımızdaki insan bunların %99'unu falan bilmiyor.
Bir davranış görüyor, bir cümle duyuyor, bir fotoğraf görüyor sonra oradan bir yorum yapıyor.
Yani aslında insanlar çoğu zaman sizi değil de sizden gördükleri parçayı değerlendiriyorlar.
O zaman hayatımızı insanların kafasındaki eksik versiyonumuzu düzeltmeye çalışarak mı geçireceğiz?
Bence sosyal medya bu konuda beynimizi gerçekten bozdu.
Yani sadece beynimizi değil bütün ayarlarımızı da bozdu hatta.
Çünkü insanlar eskiden de bizim hakkımızda düşünüyordu.
Dedikodu da vardı, yargı da vardı.
İşte ben olsam yapmazdım diyen teyzeler her çağda vardı muhtemelen.
Ama artık herkesin fikri görünür hale geldi.
Bir şey paylaşıyorsunuz, yorum geliyor, DM geliyor.
Birisi ekran görüntüsünü alıyor, arkadaşını atıyor mesela.
Birinin hayatıyla ilgili hiçbir fikri olmayan insanlar topluca
ben olsam diye başlayan cümleler kuruyor.
Ben olsam böyle giyinmezdim, ben olsam o işi yapmazdım, ben olsam ayrılmazdım, ben olsam çocuk yapmazdım, ben olsam evlenmezdim, ben olsam bunu paylaşmazdım.
Tamam ya sen değilsin zaten problem çözüldü.
Bu ben olsam cümlesi gerçekten çok komik geliyor bana.
Çünkü tabii ki sen olsan başka türlü yapardın.
Sen başka bir insansın, senin başka bir çocukluğun var, başka bir karakterin var, başka bir hayatın var, başka bir banka hesabın var ya da başka bir ilişkin, başka bir psikolojin var.
tabii ki başka türlü davranacaksın.
Ama sosyal medya bize garip bir şekilde şunu öğretti.
Birinin bizimle ilgili bir fikri varsa buna cevap vermemiz gerekiyormuş gibi hissediyoruz.
Hayır ya nereden gerekiyor?
Gerekmiyor.
Yani her yorum bir cevap talebi değildir arkadaşlar.
Her yanlış anlaşılma düzeltilmesi gereken bir kriz değildir.
Her insanın sizin hakkınızda doğru bilgiye sahip olması gerekmez.
Bu sonuncusu özellikle bence çok önemli.
her insanın, bakın her insanın sizin hakkınızda doğru bilgiye sahip olması gerekmiyor.
Çünkü bir oturup düşünsenize yani hayatınızdaki herkes için sürekli böyle bir halkla ilişkiler faaliyeti yürütmeye çalışsanız gerçekten yaşayamazsınız.
Ve bence insanların ne düşündüğünü fazla düşünmenin en kötü tarafı da burada başlıyor.
Bir noktadan sonra sadece düşünmüyorsunuz.
Kararlarınızı da ona göre almaya başlıyorsunuz.
Ki bence asıl sıkıntı bu.
Mesela bir şeyi giymek istiyorsunuz.
Bunu giysem ne derler diyorsunuz.
Ya da bir şey paylaşmak istiyorsunuz cringe bulurlar mı?
İş değiştirmek istiyorsun ailem ne düşünür?
Bir ilişkiden çıkmak istiyorsun insanlara ne diyeceğiz?
Ya da bir şey üretmek istiyorsun ya dalga geçerlerse?
Veya yeni bir şeye başlamak istiyorsun bu yaştan sonra bunu yaptığım için komik görünür müyüm?
Birine hayır demek istiyorsun mesela beni kötü insan sanarlar mı falan?
Yani bir bakıyorsun orada bile olmayan insanların hayali yorumları hayatınızla ilgili gerçek kararları vermeye başlamış.
Bu bana çok acayip geliyor.
Çünkü bazen gerçekten karşımızdaki insan hiçbir şey söylemedi bile.
Biz onu söyleyebileceği şeyi düşünüp ona göre davrandık.
Yani hayali bir eleştirmen yarattık resmen.
Sonra da hayatımızı ona göre düzenledik.
Şöyle bir şey deneyin mesela.
Hatta bence bu bölümü dinledikten sonra yapın.
Şu son bir haftada yapmadığınız bir şeyi düşünün tamam mı?
Söylemediğiniz bir şey olabilir, giymediğiniz bir kıyafet olabilir, paylaşmadığınız bir fotoğraf olabilir.
ya da birine hayır diyemediğiniz, fikrinizi söyleyemediğiniz bir an olabilir
veya bir yere gitmediniz ya da gitmek istemediğiniz halde bir yere gittiniz.
Bunları bir düşünün.
Çünkü birinin bir şey düşüneceğinden çekindiniz bunları yaparken muhtemelen
ve kendinize şu soruyu sorun.
Kimdi o biri?
Gerçekten o şeyi söyledi mi?
Yoksa siz onun söyleyebileceğini mi düşündünüz?
Ve eğer söylemediyse,
söylenmemiş bir cümlenin,
bakın söylenmemiş bir cümlenin,
hayatımızda bu kadar söz sahibi olması biraz garip değil mi?
Bence bizi kilitleyen şey çoğu zaman insanların kötü düşünmesi değil.
Kötü düşünme ihtimali.
Ve bu ihtimali tamamen ortadan kaldırmanın da tek bir yolu var.
Hiçbir şey yapmamak.
Ama kötü haber hiçbir şey yapmasanız da insanlar bir şeyler düşünüyor.
Yani hiçbir şey yapmıyor oluyor bu sefer de.
Yani kaçış yok bakın gerçekten yok.
O yüzden belki hedefimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Hedef dediğimiz şey işte herkes benim hakkımda doğru şeyi düşünsün olamaz arkadaşlar.
İmkansız çünkü bu.
Belki hedef burada şu olabilir.
Ben yaptığım şeyin arkasında durabiliyor muyum?
Ya da kendi davranışımla ilgili ne düşünüyorum?
Bu karar benim değerlerime uyuyor mu?
Birini gerçekten kırdıysam bunu düzeltebilir miyim?
Hata yaptıysam kabul edebilir miyim?
Yok eğer sadece biri beni sevmeyecek diye kendimden vazgeçiyorsam da buna değer mi?
Yani insanların ne düşündüğünü hiç önemsememek bana gerçekçi gelmiyor bir noktada.
Ama herkesin ne düşündüğünü önemsemek de insanı delirtir.
Yani belki yapılması gereken şey orada biraz seçici olmak.
Hani kimin fikri benim için gerçekten önemli?
Beni tanıyan insanların mı?
Beni seven ama gerektiğinde eleştirebilen insanların mı?
Ya da konuyla ilgili gerçekten bilgisi olan insanların mı?
Yoksa hayatımın böyle %0002'sini falan görüp benimle ilgili kanaat oluşturmuş birinin mi?
Her fikir aynı ağırlıkta olmak zorunda değil.
Bakın bu çok önemli.
Bir insanın sizinle ilgili bir düşüncesinin olması o düşünceyi otomatik olarak değerli yapmıyor.
İnsan düşünebilir ya.
Düşünce bedava zaten.
hepimizin tonla var. Ben de insanlar
hakkında yanlış şeyler düşünmüşümdür.
Sonradan tanıyıp işte aa ben seni
ilk tanıdığımda çok farklı sanmıştım falan
dediğim bir sürü insan oldu. Muhtemelen
sizin de olmuştur. Ya da birini ilk gördüğümüzde
mesela soğuk bulmuşuzdur.
Sonra dünyanın en tatlı insanı çıkmıştır.
Ya da birini aşırı özgüvenli
sanmışızdır. Tanıyınca aslında
çok çekingen olduğunu anlamışızdır.
Demek ki neymiş? Bizim insanlarla
ilgili düşüncelerimiz kutsal
gerçekler değiller. O zaman
başkalarının bizimle ilgili ilk fikrini
neden bu kadar mutlak gerçekmiş gibi görüyoruz.
Belki biri sizi yanlış anladı.
Olabilir.
Yani siz de birilerini yanlış anladınız.
Belki biri sizi sevmiyor.
Olabilir.
Siz de herkesi sevmiyorsunuz.
Ya da belki biri sizin yaptığınız bir şeyi çok saçma buluyor.
Bu da olabilir.
Siz de başkalarının bazı tercihlerini saçma buluyorsunuz.
Ve hayat devam ediyor.
Bence burada insanı rahatlatan düşünce şu.
Biz herkesi ikna etmek zorunda değiliz.
Herkes tarafından anlaşılmak zorunda değiliz.
Herkesin hikayesinde iyi insan olmak zorunda değiliz.
Herkesin bizi sevmesini sağlamak zorunda hiç değiliz.
Ama kendi davranışlarımızdan sorumluyuz tabii.
Bence ayrım burada.
Herkes istediğini düşünsün deyip kötü davranmak başka bir şey.
Elinizden geleni yaptıktan, dürüst olduktan, gerektiğinde özür diledikten, gerektiğinde açıkladıktan sonra
bir insanın fikrini kontrol etmeye çalışmayı bırakmak başka bir şey.
Ve galiba ben ikincisini öğrenmeye çalışıyorum.
Çünkü gerçekten inanılmaz yorucu arkadaşlar.
Birinin ne düşündüğünü düşünmek var ya yani inanılmaz yorucu.
Sonra onun düşündüğünü düşündüğünüz şey hakkında üzülmek.
Sonra bir de kafanızda ona cevap vermek.
Adamın haberi yok adam uyuyor öyle.
Siz saat gece iki buçukta hayali tartışma kazanıyorsunuz.
Bunu da çok yapıyoruz bu arada.
Böyle duşta falan bir anda konuşma başlıyor.
Bir daha bana böyle derse var ya ona şunu diyeceğim falan.
Kim ne dedi ya?
Üç ay önce bir şey dedi konu kapanmış bitmiş gitmiş.
Sen hala ikinci sezonun senaryosunu yazıyorsun.
O yüzden bölümün başında söylediğim şeye geri döneyim tam da burada.
Şu an bir yerlerde sizin hakkınızda yanlış düşünen biri olabilir.
Belki sizi bencil buluyordur, belki ukala olduğunuzu düşünüyordur,
belki bir kararınızı aşırı saçma buluyordur,
belki bir hikayede olayları tamamen başka türlü anlatıyordur
ve siz bütün bunları hiçbir zaman öğrenemeyebilirsiniz.
Eskiden bu fikir beni çok rahatsız ederdi.
Şimdi ise şöyle düşünüyorum.
Belki öğrenmemem zaten daha iyi.
Çünkü bilmediğim bir düşünce bana ne yapabilir ki?
Asıl soru da şu.
Ben gidip onu kafamın ta böyle içine içine taşıyacak mıyım?
Çünkü herkes istediğini düşünüyor zaten.
Bunu durduramıyoruz.
İnsanlar bizi beğenecek, beğenmeyecek, yanlış anlayacak, doğru anlayacak, sevecek, sinir olacak, takdir edecek, kıskanacak, umursamayacak.
Yani bunların büyük bir kısmı bizim kontrol alanımızın dışında.
Bizim kontrol edebildiğimiz şey şu.
İnsanların kafasının içinde yaşamak yerine kendi hayatımızın içinde ne kadar kalabildiğimiz.
Çünkü başkasının sizin hakkınızda ne düşündüğünüzü saatlerce düşününce aslında çok garip bir şey oluyor.
O insan fiziksel olarak hayatınızda olmasa bile zihinsel olarak odanın ortasına resmen bir sandalye çekip oturuyor.
Her kararınızda peki bu ne der diye ona bakıyorsunuz.
Belki artık o sandalyeyi böyle bir kaldırmak lazım.
Herkes istediğini düşünsün ya.
Gerçekten yani birileri sizi yanlış anlasın, birileri beğenmesin, birileri ben olsam yapmazdım desin.
Tamam canım tamam sen olsan yapmazdın ben yaptım.
Çünkü ben benim hani.
Günün sonunda benim için önemli olan soru onlar benim hakkımda ne düşünüyor değil de ben kendi hayatımla ilgili ne düşünüyorum.
Çünkü herkesin kafasındaki versiyonumu yönetmeye çalışırsam var ya kendi versiyonumu yaşamaya vakit kalmıyor arkadaşlar.
O yüzden bu hafta size de bana da küçük bir ödev olsun.
Bir şey yaparken içinizden aman ne düşünürler diye geçtiğinde yani bu soru böyle içinizde bir canlandığında bir saniye bir durup sorun.
Kim yani gerçekten böyle mi düşünüyor?
Düşünse ne olacak?
ve bu insanın fikri gerçekten hayatımı değiştirecek kadar önemli mi?
Belki bazen cevaplar evet de olabilir.
Onu o zaman değerlendiririz.
Ama çoğu zaman bence cevap düşündüğümüzden çok daha fazla hayır çıkıyor.
Yani herkes istediğini düşünüyor.
Biz de biraz daha kendi istediğimizi düşünsek sanki hiç fena olmayacak gibi.
Bugünlük benim kafamdan bunlar çıktı açıkçası.
Sizin de böyle başkalarının ne düşündüğünü fazla düşündüğünüz durumlar varsa
bana yazmanızı çok isterim.
Özellikle o kafamızda kurduğumuz ve karşı tarafın muhtemelen haberinin bile olmadığı senaryolar var ya.
Onları acayip merak ediyorum.
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğüm bir arkadaşınla paylaşmayı
ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
