
Selamlaaar! Bu bölümde hepimizin hayatında en az bir tane olan o 'her şeye karışan' insanlardan bahsediyoruz. 🤭 Biraz gülecek, biraz sorgulayacak ve belki de 'Acaba ben de mi böyleyim?' diye düşüneceksiniz! 😂 Karışmak bazen cazip gelse de, olayları akışına bırakmanın güzelliğini keşfedeceğimiz bu eğlenceli sohbete davetlisiniz. Hazırsanız, kulaklıklar takılsın! 🎧✨
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Bir dakika bir dakika.
Her şeye karışmak zorunda mısın?
Selamlar. O zaman sana bir soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa. Umuyorum ki bu hafta her alta burnunu sokan insanlarla uğraşmak zorunda kaldığınız bir hafta olmamıştır.
Zira bu hafta onlar bizim konumuz olacak.
İçeride kendilerini de bulabilirler bir ufaktan.
Hepimizin hayatında var o kişi ama değil mi?
Yani böyle ne yaparsanız yapın, her konuda fikrini belirtmekten çekinmeyen, her detaya müdahale eden biri.
Kim bilir belki de o kişi sizsinizdir.
Elimizi de bir kenara bırakmayalım yani.
Şu an içimizde böyle minik bir sesin ama bu konuda gerçekten söylemem gerekenler var dediğini duyar gibiyim.
İşte bu küçük ses bize her şeye karışma eğiten o motivasyonun kaynağı olabilir mi?
Ne dersiniz? Hadi biraz derinlemesine bakalım.
Neden her şeye karışma ihtiyacı duyulan durumların içerisinde ya da karşısında buluruz kendimizi?
Bence en temel sebebi kontrol ihtiyacımızmış gibi geliyor bana.
Hayatta belirsizlikler bizi rahatsız eder.
Ben de nefret... ederim bu arada belirsizliklerden yani.
Gerçi kim sever ki? Bu yüzden de çevremizde olup bitenleri şekillendirmeye böyle hep bir kontrol altında tutmaya çalışırız.
Mesela bir arkadaşımız yanlış bir karar almak üzere ise hemen devreye giriyoruz orada.
İşte bunu yapma bak sonuçları kötü olabilir falan diyoruz.
Yani tabii bu tavsiyeyi vermemizin ardındaki niyet iyi çoğu zaman.
Ama her zaman bu iyi niyet karşınızdaki kişi tarafından böyle algılanır mı?
İşte burada devreye ironinin güzelliği giriyor.
Bazen ne kadar iyi niyetli olursak olalım karşımızdaki kişi bu müdahaleyi hoş karşılayamaya...
Çünkü herkesin kendi hayatını kendi istediği gibi yaşama hakkı var.
Senin hayatı yaşama anlayışın ve karşılaştıklarına verdiğin tepkinle bir diğerininki aynı olmayabilir ki çoğu zaman olmuyor da.
Hepimiz farklı deneyimler yaşıyoruz, farklı yollardan geçiyoruz.
Bu yüzden bir başkasının yolunu eleştirmek ya da ona doğru yolu göstermek aslında onun bireysel deneyimlerine saygı göstermemek anlamına geliyor bence.
Çok istisnai durumların içerisine girilmediyse tabii.
Hatta bazen biz...
ne kadar karışsak da olayların bizim kontrolümüzde olmadığını fark ediyoruz.
Ve bu farkındalık belki de karışma isteğimizi bir nebze olsun frenlememize yardımcı oluyor.
Yani bazen yanlışlar da doğrulara çıkmak için büyük bir adım.
Biz hemen yanlış görünce böyle dünyanın sonuymuş ve biz de sanki o sondaki en bilir kişiymişiz gibi davranıyoruz.
Ama aslında bir akışa bıraksak yol kendiliğinden gidilecek, sorunlar çözülecek.
Hem de daha bilinçli ve sürdürülebilir şekilde.
Çünkü bir şeyi yaşayarak görmek her zaman ona ulaştığın sonucu daha iyi hatırlamanı sağlar.
Birinin sana sadece anlatması pek anlamlı gelmiyor çoğu zaman.
Hani şey vardır ya...
Annelerimiz bizi uyarır bir konu hakkında.
Çoğu zaman da asla kabul etmek istemeyiz işimize gelmediğinden.
Ama böyle başına öyle bir olay gelir ki o anneler hep haklı çıkar.
İşte o zaman anlarsın.
O noktada da işte anne gelir ve şunu der.
Ben sana dedim iş işten geçti falan.
Ama aslında iş işten geçmemiştir biliyor musunuz?
Çünkü bu senin için en doğru öğrenme yöntemi olmuştur artık.
Onu deneyimledin, birebir yaşadın artık daha da farkındasın.
Şimdi bir düşünelim. Hepimiz hayatta bir noktada başkalarının ne yaptığını izlemeye başlıyoruz.
Neden? Hiç düşündünüz mü?
Neden mesela? Belki de bizim hayatımızda eksik olan bir şeyler var mı acaba düşüncesiyle?
Başkalarının yaptıklarıyla kendi hayatımızdaki boşlukları doldurmak istiyoruz.
Ama bu ne kadar sürdürülebilir?
Bir başkasının hayatını kontrol etmek gerçekten de bizi mutlu eder mi?
Yoksa bu sadece geçici bir tatmin mi?
Mesela sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri bu karışma durumları daha da artmadı mı sizce?
Eskiden böyle sadece komşunun ne yaptığına bakarken şimdi tüm dünyanın ne yaptığını izler hale geldik.
İnstagram'da ya da Twitter'da gezinirken herkesin ne yaptığıyla alakalı hatta bazen de bunlara ne yapıldığıyla nasıl müdahaleler yapıldığıyla alakalı çok fazla şey görmek istiyoruz.
İşte ay bu elbise sana hiç olmuş mu?
Ya da işte bu yemeği öyle değil böyle yapman gerekiyor falan tarzında o kadar çok yorum görüyorum ki ben.
Yani kim nasıl istiyorsa öyle yapsın abi.
Hayat bu kadar mı ciddiye alınmalı ya?
Bilmiyorum. Bana komik geliyor yani.
Bir de işin bir aile boyutu var tabii.
Anneler, babalar, kardeşler.
Hepimizin ailesine her şeye karışan bir figür vardır bence.
Belki annenizdir, belki babanız, belki de kardeşiniz.
Bu çekirdek aile tabii. Sülaleye inersen bacım, hele orada yüzde bir milyon var o kişi yani.
Hani siz bir şey yaparken gelir böyle.
Ama böyle yapma, şöyle yap.
Böyle yapsam daha iyi olur falan der.
Ve siz içten içe neden her şeye karışıyorsun diye haykırmak istersiniz.
Ama biliyor musunuz bu bazen de bir sevgi göstergesidir.
Evet kulağa garip gelebilir ama bir düşünün insanlar genellikle en çok sevdikleri kişilere karışırlar.
Çünkü onları korumak hayatlarını kolaylaştırmak isterler.
Bu da karışmalarına sebep oluyor işte bu noktada.
Ama tabii her sevgi göstergesi gibi bu da dozu kaçırdığında can sıkıcı olabilenlerden bir tanesi.
Bir de bu ailenizden biri olduğu için hani buna sevgi göstergesi demek bu kadar kolay oluyor aslında.
Onu sana her karışan seni seviyor diye algılamamak lazım sonra.
Mesela annem bana mutfakta her karıştığında ben deliriyorum.
Nasıl karışıyor?
Yemek yapılması lazım diyelim.
Elini sıvıyorsun giriyorsun bu işe.
Sonra işte arkadan bir ses.
Onu şöyle kessen daha iyi olur.
Azıcık şu baharattan da koysan tat verir.
İşte şunları şuradan kaldırsan da daha rahat iş yaparsın falan.
Ya anam gel sen yap o zaman ya.
Hemen zaten diyorum gel yap ya da işime karışacaksan sürekli ben bırakıyorum bu işi falan.
Sonra tamam tamam deyip gidiyor.
3 dakika sonra geri geliyor tabii. Bazen de bazı şeyleri kabulleniyorsun işte içinde sevgi varsa ne yapacaksın?
Yine başka bir noktada karışmak sadece bir savunma mekanizması da olabiliyor bence.
Kendi hayatımızda kontrol edemediğimiz şeyler bizi o kadar rahatsız ediyor ki başkalarının hayatlarına müdahale ederek bir nevi rahatlama arıyoruz.
Belki de bu yüzden başkalarının hatalarını düzeltmeye çalışmak kendi hatalarımızı görmezden gelmemizi sağlıyor.
Ama unutmayın her şeye karışmak bizi daha mutlu yapmaz.
Aksine bizi daha da yorar arkadaşlar.
Yani zaten az mı yoruluyorsunuz şu hayatın telaşesi içinde Allah aşkına ya.
Bırakın hocam bu işleri bırakın artık yani.
Gerçi böyle diyorum da bazen işlerinde bile şunu fark ediyorum.
Bir şeylerin daha iyi olabileceğini düşündüğümde hemen devreye girip o küçük müdahaleyi yapmaktan çekinmiyorum.
Eminim siz de öylesinizdir.
Ben de yapıyorum çünkü yani bunu.
Bazen her ne kadar kendimi frenlemeye çalışsam da.
Ama işte burada yine bir ironi var.
Bazen bir şeyi ne kadar çok kontrol etmeye çalışırsak o kadar da kontrol edemiyoruz aslında.
İşler sarpa sarıyor çünkü.
Her şeyin mükemmel olmasını istemek aslında o mükemmelliği yok eden şeylerden biri.
O yüzden belki de biraz geri çekilip olayları doğal akışına bırakmak hem bizim Hem de çevremizdekilerin iyiliğine olabilir.
Peki bu noktada ne yapmalıyız?
Her şeye karışmak yerine bir adım geri atıp olayları izlemek daha mı doğru olur mesela?
Belki de bazen hiçbir şey yapmamak en iyi çözümdür.
Olayların doğal akışını kabul etmek hayatı daha az stresli hale getirir.
Unutmayın şunu. Hayat biz onu kontrol etmeye çalışırken başımıza gelenlerden ibaret.
Evet bu sözün başka bir doğru versiyonu da olabilir.
Siz şu an buna odaklanın.
Bırakın bazen her şey kendi kendine hallolsun.
Bazen sadece izlemek, dinlemek ve anın tadını çıkarmak en iyisi olabilir.
Herkesin kendi sahnesinde oynayacağı bir rolü var.
Ve biz başkalarının sahnelerinde figüran olmaya çalışmak yerine kendi hayatımızın başrolünde olmayı tercih etmeliyiz.
Sonuç olarak her şeye karışmak bizi daha bilgili, daha güçlü ya da daha kontrol sahibi yapmıyor.
Aksine daha yorgun, daha stresli ve çoğu zamanda daha mutsuz yapıyor.
Bazen sadece kendi yolumuza odaklanmak, başkalarının hayatlarına müdahale etmeden izlemek ve kendi hatalarımızla yüzleşmek en iyi çözüm olabilir.
Evet karışmak bazen çekici olabiliyor, farkındayım.
Ben bu işi daha iyi biliyorum ya da işte bu konuda deneyimim var bu yüzden müdahale etmeliyim diye düşünebiliyoruz.
Ancak bu düşünceler bizi yalnızca yüzeysel bir tatmin duygusuyla bırakır.
Gerçek tatmin başkalarının hayatlarına saygı duymaktan, kendi yolunu çizmekten ve kendini geliştirerek daha bilinçli bir hayat sürmekten gelir.
Bunu yapmak hayatımızı daha az stresli, daha huzurlu ve daha anlamlı hale getiriyor emin olun.
Evet, herkesin fikrini söylemeye hakkı var ama her şeyin bir sınırı var.
olduğunu da unutmamak lazım.
Hayat başkalarının ne yaptığını kontrol etmekten çok kendi yolumuzu bulmak ve o yolda ilerlemekle ilgili.
Bu yüzden bir dahaki sefere birinin hayatına müdahale etme isteği duyduğumuzda bir durup düşünün.
Bu müdahale gerçekten gerekli mi?
Yoksa sadece kendi hayatımızdaki belirsizliklerle başa çıkma çabamızın bir yansıması mı?
Derin bir nefes alıp geri çekilerek olayları doğal akışına mı bırakmalıyım?
Bu soruları lütfen sorun kendinize.
Hayat bazen kontrolümüz dışında gelişir ve bu gayet normaldir.
Bırakın bazen rüzgar sizi istediği yere götürsün.
Bazen de sadece izleyici koltuğunda oturup olayların nasıl şekillendiğini görün.
Belki de en güzel anlar bizim hiç müdahale etmediğimiz sadece izlediğimiz anlar olabilir.
Evet, bugünlük benden bu kadar.
Geldik yine bölümümüzün sonuna.
Umarım bu bölümde kendinizden, hayatınızdan bir şeyler bulmuşsunuzdur ve sizlere farklı bir bakış açısı kazandırmıştır.
Karışmak her zaman çözüm değil.
Bazen sadece izlemek kâfi demek istiyorum.
O zaman size bir soru.
Her şeye karışmak zorunda mısın diye sorduklarınıza bu bölümü dinletmeye ne dersiniz?
Bu bölümü sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Her bölümden sonra Instagram'da bölüm görselini paylaşıyorum.
Onun altına yorumlarınızı, önerilerinizi ya da sorularınızı beklerim.
Spotify'dan da takipte kalmayı unutmayın lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendinize çok çok iyi bakın ve hayatın tadını çıkarıp her şeyi karışmak zorunda olmadığınızı unutmayın.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
